Aşkın mezarı 2. kitap 10. bölüm

Kız ve erkek odada yalnız kaldıkları zaman ilk konuşan erkek olmuştu. Konuşmak ona daha kolay gelmişti aslında. Önceki konuşmalarında her kelimeden önce ne söylemesi gerektiğini düşünüyordu. Ayrıca konuşmaya başlamadan önce ana hatları ile konuyu belirlemesi gerekiyordu. Eskiden bu şekilde yapmazdı. Aklına gelen herhangi bir kelimeyi söyleyebilirdi ama şimdi yanlış bir kelime söylemekten kaçınıyordu. Belki de söyleyecekleri çok bir şey değiştirmeyebilirdi ama yine de dikkatli olmak zorunda hissediyordu kendini. Ayrıca nedense o kızla konuşmak önceki tüm konuşmalarından daha zordu.

"Demek yeteneklerimizi kullanmak bu şekildeymiş. Ben böyle bir yeteneğimin olacağını hiçbir zaman düşünmezdim."

"Bende aynı şekilde. Diğerlerinden bir farkım olacağını düşünmezdim. Bir farkım olduğunu hissederdim ama bu kadar büyük bir farkı tahmin bile edemezdim."

"Acaba şimdi ne olacak? Yeteneklerimizi nasıl kullacağız?"

"Bende bilmiyorum ama şapkalı adam bir yolunu biliyor olmalı. Yoksa hiçbir zaman öğrenemeyebilirdik."

"Kesinlikle öyle." Cümlesini bitirdiği zaman erkek birkaç an kadar sustu. Şimdi ne söylemesi gerekiyordu? Konuşmaya devam etmek istiyordu ama konuşmaya nasıl devam edeceğini bilmiyordu. 

Kızda aynı anda susmuştu. Sadece hafif bir şekilde gülümsüyor ve erkeğe doğrudan bakmamaya çalışıyordu. Bu davranışının nedenini kendisi de bilmiyordu ama içindeki seslerden birisi düşüncelerinin okunmasından çekiniyor gibiydi.

İkisi de şanslıydılar ki şapkalı adam sessizliği bıçak gibi bölerek içeriye girdi ve hızlı bir biçimde konuşmaya başladı. "Şimdi neler olacağını anlatayım size. İlk olarak birisi gelecek ve yetenekleriniz hakkında daha detaylı bilgi verecek. Ben sadece duyduklarımı anlattım size sizin gibi yetenekli birisi olmadığım için detayları bilmiyorum. Daha sonra da başka birisi daha gelecek ve yeteneklerinizi kullanabileceğiniz bir simülasyon yaratacak. İlk gelene yerinde duramayan diyoruz biz. İkinci gelecek olana da plancı diyoruz. Geldikleri zaman ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaksınız. Sanırım birazdan birisi gelecek." Şapkalı adam cümlesini bitirdiği zaman başını diğer tarafa çevirdi ve rahat bir şekilde oturdu. Aradan geçen birkaç an boyunca hiçbir şey olmadı ama geçen anlardan hemen sonra bir anda odanın ortasında birisi belirdi. Erkek ve kız bir an şaşkınlık içinde kaldı. Şaşırmalarının bir sebebi bir anda odanın ortasında birisinin belirmesiydi diğer sebebi gelen kişinin sarışın küçük bir çocuk olmasıydı.

"Merhaba, sizi korkuttuğum için özür dilerim. Neden burada olduğumu biliyorsunuz sanırım. Size anlatacaklarım olacak ve sonrasında yeteneklerinize daha hakim olacaksınız. Anlatmaya yeteneğin ne olduğu ile başlayacağım ve neden sizde olduğu ile." gelen çocuk tiz ve neşeli ses tonu ile konuşuyordu. Daha çok küçük diye geçirdi içinden erkek, belki de neşesi bu sebeptendi.

"Bu yeteneklere sahip olmanızın birkaç sebebi var. Hangisinin gerçek sebep olduğunu bilemeyeceğim için size genel anlamda yeteneklerin ne olduğunu anlatacağım. İlk olarak yetenekleriniz sizin beyninizin çalışması ile alakalı olduğunu bilmeniz gerekiyor. Zaten onlara dair birkaç şey duymuş olmalısınız. Beynininiz diğerlerinden daha fazla çalışıyor bu bir, ikincisi ise beyniniz diğer insanlardan daha farklı çalışıyor."

"Farklı derken!" erkek hızlı bir biçimde araya girdi, o çocuktan herşeyi öğrenmek istiyordu.

"Bildiğiniz üzere herkesin beyninde belirli sayıda hücre vardır ve her hücre başka hücrelerle birbirine bağlıdır. Aralarında benim sayamayacağım kadar çok bağlantı vardır. Ayrıca beyninizdeki her hücreyi aktif olarak kullanamadığımızı da biliyorsunuz. Onları da kullanabilsek varya şimdi neler neler yapardık neyse sizin kullanabildiğiniz hücre sayısı diğerlerinden daha fazla bu bir. Sonra sizin hücreler arasında daha farklı bağlar var. Bu bağlar yüzünden başkalarının yapamadıklarını siz yapabiliyorsunuz."

"Neden farklıyız biz?" bu sefer kız konuşmustu. Yeni bilgiler öğrenmek istiyordu o da.

Çocuk gülümseyerek konuşmaya devam ediyordu "Çünkü siz özel olarak yetiştirildiniz. Sistem bazı çocukları kendisi için özel yetiştirir. Bu çocuklar özel yetenekleri ile sisteme birçok konuda yardımcı olur. Aynı sizin gibi aynı benim gibi çocuklar daha dünyaya gelmeden önce seçilirler ancak sistem bu seçim aşamasında her zaman başarılı olamaz çünkü o çocukların hayatlarında olacak herşeye sistem karar veremez. Sonrasında aşkın koruyucuları bizi farkeder ve biz diğerlerinden ayrılırız. Bu soruya da cevap verdiğime göre anlatmaya devam edebilirim.

Şimdi yeteneklerinizi nasıl kullabileceğiniz konusuna gelelim. Bence en eğlenceli bölüm burası çünkü başka kimsenin yapamadıklarını yapabiliyorsunuz. Gerçekten çok eğlencelidir, daha fazla yaptıkça daha fazla anlayacaksınız. Yeteneklernizin bir organınız gibi olduğunu söylemişlerdir size.  Onu nasıl kullanacağınızı göstermek istiyorum. Şimdi beni çok iyi takip etmenizi istiyorum ve sesli bir şekilde üçe kadar sayın." 

İkisi birlikte üçe kadar saydılar ve üç dedikleri anda çocuk cümlesini bitirdiği an ortadan kayboldu. Birkaç an boyunca ikisi de nereye gittiğini anlamak için etrafa baktılar ve iki an daha geçtikten sonra çocuk eski durduğu yerde tekrardan göründü.

"Şimdi bilmeniz gereken ilk şeyi söylüyorum size yetenekleri kullanırken birşeyi yapmak isterseniz onu yapamazsınız. Benim yeteneğim iki nokta arasında istediğim gibi yolculuk yapabilmek. Gittiğim yerde şuradaki karanlık yerde. Oraya giderken gitmeyi düşünmedim veya istemedim. Sadece gittim. Üçüncü bit kol örneği bu noktada çok doğru oluyor çünkü siz iki kol ile yaşadınız hep. Kollarınızı hareket ettirirken düşünmüyorsunuz değil mi? Sadece hareket ettirirsiniz. Şimdi biraz eğlenelim hep beraber. Hadi yeteneklerimizi kullanalım." Çocuk cümlesini bitirdiği zaman erkeğin yanına gitti ve "Hadi bana ne düşündüğümü söyle. Biliyorum ki düşünceleri okuyabiliyorsun. Kolay bir şey düşünüyorum merak etme."

"Dondurmamı düşünüyorsun?"

"Elbette dondurma düşüneceğim ben. Dondurmayı çok severim. Hayatım boyunca hep dondurma yiyebilirim." Daha sonra kıza doğru döndü ve "Şimdi sıra sende zamanı yavaşlatabildiğini biliyorum. Tam olarak anlayamasamda yine de ikinizinki de çok özel yetenekler. Şimdi elimdeki bu camı havaya atacağım ve o yere düşüp kırılmadan onu kurtarmanı isteyeceğim. Evet, o cam az önce elimde değildi ve evet onu ileriden alıp geldim ve bunu o kadar hızlı yaptım ki fark edemediniz. Çok eğlenceli değil mi?"

Çocuk elindeki camı havaya fırlattı ve cam tam yere düşmeye başladığı sırada kız ileriye doğru birkaç adım attı. O adımların sonunda kız yere yavaşça düşen camı sağ eliyle tuttu ve yere bıraktı. Daha sonra çocuğun arkasına doğru yürümeye başladı. Onu şaşırtmak istiyordu. Çocuğun yanına geldiği zaman kafasına taktığı şapkayı aldı ve kendi kafasına geçirdi. Çocuğun arkasındaki yere geldiğinde ise hafifçe gülümsedi ve omuzuna dokundu.

Çocuk kafasını çevirdiği zaman karşısında kızı gördü ve "Harikasın ve hey o benim şapkam değil mi? Kimse sana ait olmayan şeyleri alamayacağını söylemedi galiba." Çocuğun neşesi iyice artmıştı "Şimdi birbirleriyle bağlantılı birkaç şey düşüneceğim ve onlarını bulmanı isteyeceğim ama bak şimdiden söyleyeyim yeteneğini kullanabilirsin, onda uzmanlaşırsın falan benim düşüncelerimi okumak yok sonra."

"Geçmişinle alakalı bir şey düşündün aslında onu düşünmek istemedin ama burada gördüğün bir şey onu düşünmeni sağladı. Hatta ondaki bir şeyi o düşünceye itti seni. Asıl düşünmek istediğin şey yediğin ilk dondurmaydı ama nedense o an yanımdaki kıza baktın ve seninle aynı okulda olan bir kızı düşündün. Hatta ben bu sözleri söylerken sen düşünmeye devam ediyorsun. O kızla aynı yerdeydiniz, büyük bir yerde, karanlıktı biraz ve soğuktu. Sonra onu aldılar yanından neden olduğunu bilmiyors..."

"Yuh ama herşeyi öğren demedim ki sana. Sadece yediğim ilk dondurmayı düşünüyordum ve onunla bağlantılı olarak da dondurmanın neli olduğunu söyleyecektin bana. Başka deneme yok size." Cümlesini bitirdiği zaman gülümsemeye devam ediyordu. İkisi de gülümsemenin bu kadar yakıştığı birini daha önce görmemişti. "Şimdi beraberce düşünmek istiyorum. Mesela senin yeteneğin ilerlediğinde neler olabilir diye düşünüyorum. Bence birden fazla insanın düşüncelerini aynı anda okuyabilirsin. Bu süper muhteşem bir şey olur düşünsene kalabalığın önündesin ve herkesin ne düşündüğünü biliyorsun, harika bu. Sana gelince de zamanı yavaşlatabiliyorsun bu muhteşem. Peki yavaşlayan zamanda burda hareket etmektense zamanın kendisinde hareket edebilsen. Düşünsene geçmişe gidip kendine yediği yemeği yememesini söyleyebilirsin. Geleceğe de gidebilirsin mesela. Bunlar harika valla düşünürken bile heyecanlandım şimdi. Hey şapkalı dondurmam hazır mı benim? Bak yalan söylemek yok biliyorsun."

"Sana asla yalan söylemeyeceğimi biliyorsun. Dondurman yandaki odada masanın üzerinde duruyor, alabilirsin."

"Harika o zaman, daha sonra görüşürüz beni bekleyen bir dondurma var sonuçta fazla beklerse çok üzülür."






Aşkın mezarı 2. kitap 9. bölüm

Kız yataktan hiç kalkmadı zaten bir süre sonra kendini uykuya teslim etmişti. Erkek ise yatığında uykunun yolunu aramaya devam ediyordu. Uykunun yolunu bulmak onun için güç olurdu. Özellikle son birkaç senedir, uykuyu hayatında oldukça gerilere atmıştı. Avize bir keresinde ona "Bu hayattan kaçamayacaksın." demişti. Kaçış olarak uykuyu kastettiğini çok iyi biliyordu. Avize ile inatlaşmasının sonucu olarak uykuyu bile hayatından çıkartmıştı.

Göz kapaklarını kapatmıştı. Hala nerede olduğu biliyordu ve hala herşeyi hatırlıyordu. Demek ki uyumamıştı daha. Uyumadan da devam edebilirdi aslında o ama biraz yaşadıklarından uzaklaşmak istiyordu. Bir süre boyunca o kadar yavaş nefes aldı ki kendi nefes alışverişlerini bile duymadı. Mutlak bir sessizliğin içindeydi ve bu sessizlik içinde kendini düşüncelerinden ayırmayı başarmıştı.

Bir süre sonra ki ne kadar süre sonra olduğu asla öğrenemeyecekti, siyah bir dünyada hareket etmeye başladı. Hiçbir ses çıkmıyordu ve o siyah bir yerde hangi tarafa gideceğini bilmeden ilerliyordu. Hangi yöne giderse gitsin değişen bir şey olmuyordu. Hatta bulunduğu yerde yönlerin olduğundan bile emin değildi.

Bir süre boyunca daha ilerledi. Biraz daha ilerledikten sonra bazı siyah şeylerin ona doğru hareket ettiğini fark etti. Başlarda onlardan kenara çekilerek kaçabiliyordu ama zaman ilerledikçe siyah şeylerin hızı artmıştı ve ona çarpmaya başlamışlardı. Ona çarpan siyah şeyler canını yakıyor ve dengesini bozuyordu.

Yaşadıklarının ilginç tarafı ise etrafında herşey siyah olmasına rağmen etrafını görebiliyor olmasıydı. Ona doğru hareket eden siyah şeyleri görüyor ve birçoğundan kaçmayı başarıyordu. Ayrıca bulunduğu yerin sonsuz büyüklükte olduğunu da görebiliyordu. Bu da onun orada sonsuza kadar kalabileceğini gösteriyordu. Eğer sonsuza kadar vakti olsaydı orada kalmayı düşünebilirdi ama onun yetişmesi gereken bir yer vardı.

Siyahın içinde siyah şeylerden kaçarken bir anda önünde siyah bir kapı belirdi ve kapının yanına gitti. Sanki birisi kapıya hızlı bir şekilde vuruyordu. Birisi gelmiş olmalıydı. Bir an için kapıyı açıp açmama arasında kaldıktan sonra kapıyı açtı ve kendini yatağında buldu. Kapıyı açtığında karşısında şapkalı adamı gördü. Şapkalı adam ona "Sabah oldu, yapacak çok işimiz var" dedikten sonra kızın odasına doğru ilerledi. Kızın kapısına yaklaştığı sırada başını geriye doğru çevirip "İyi uyuyabildin mi?" diye sordu.

Erkek cevap vermek istemedi sadece başını evet anlamında hafifçe salladı. Zaten o hiçbir zaman iyi uyuyamamıştı. O gününde farklı olmasını beklemiyordu.

Şapkalı adam kızın kapısını çaldıktan kısa bir süre sonra kız kapıyı açtı ve dışarıya çıktı. İkisi bir an için göz göze gelselerde bu çok uzun sürmedi. Kız kendi gecesini, erkek ise kendi gecesin düşünerek ilerledi ve şapkalı adamla birlikte bir masaya oturdular. Masada birkaç kapsül vardı, o kapsüllerden yemek onları akşama kadar tok tutabilirdi aslında. Hepsi kapsüllerini daha kolay yutabilmek için bir bardak suyla beraber içtiler.

"Şimdi ne yapıyoruz?" diye sordu erkek.

"Hazır olduğumuza göre yeteneklerinizi anlamaya çalışabiliriz. İlk olarak yeteneklerinizi anlayacağız ve ondan sonra onları nasıl kullacağınızı öğreneceğiz."

"Bana anlattığınıza göre ikinizinde çok özel yetenekleri var. Zamanı yavaşlatabilmek sıradışı bir yetenek, düşünce okumak da aynen öyle. Şimdi bilindiği kadarıyla yetenekleriniz istemli veya istemsiz şekilde ortaya çıkabilir. İstemsiz bir şekilde daha önce yeteneklerinizi kullandınız, şimdi sıra yeteneklerinizi kontrol etmeyi öğrenmenizde."

"Ben gece boyunca uğraştım ama hiçbir şey olmadı."

"Yeteneklerinizi fazladan bir organınız gibi düşünün. Kolunuzu kaldırmak istediğiniz zaman kolunuz hareket etmez. Sadece kolunuzu kaldırırsınız ve o kalkar. Düşünmek yeterli gelmiyor genelde. Yeteneklerinizle ilk tanıştığınız zamanı düşünün, siz onları bilmiyordunuz bile. Sadece yaptınız. Yetenekleri ortaya çıkarmanın iki tane yolu vardır. İlki sizin onlarla ilk tanışmanızda olduğu gibi yoğun korku, çaresizlik ve yüksek adrenalin miktarı bir araya geldiği zaman o kendiliğinden ortaya çıkar. Siz farkına varmasanız bile onun varlığı beyninizde kayıtlı durumdadır. İkinci yol ise daha önce söylediğim gibi kendinizi rahat bırakmanız ve sadece yapmanız. Ona daha önce gözlerini bir an için kapamasını ve tüm düşünceleri uzaklaştırmasını söylemiştim. Bu şekilde daha kolay bir şekilde onlara ulaşabilirsiniz."

"Evet, ikinci kerede bu şekilde yaptım ama yeteneklerimizi nasıl fazladan bir organımız gibi düşüneceğimizi tam olarak anlayamadım."

"Şöyle düşünün iki tane kolunuz var ve iki tane eliniz. İki tane eliniz olduğu için aynı anda iki nesneyi kaldırabilirsiniz ama 3 tane eliniz olsaydı ne olurdu? Yetenekleriniz de sizin üçüncü eliniz gibi. Sen o el ile zamanı yavaşlatabiliyorsun, sense o el ile başka insanların düşüncelerini okuyabiliyorsun. Aslında sizin 4 tane eliniz var. Dördüncü eliniz sende yavaşlayan zamanda hareket etmeye sende ise kişinin tüm olası düşüncelerini öğrenmene yarıyor."

"O zaman ben düşünce okumaya başlayayım mı?"

"Başla ve benim ne düşündüğümü söyle!"

Erkek bir anlığına gözlerini kapattı ve tüm düşüncelerinden kendini uzaklaştırdı. Daha sonra üçüncü kolunu uzattı ve şapkalı adamın zihninin içine soktu. İlk başta düşüncelerine ulaşamadı, daha sonra ise düşünceleri parçalar halinde gördü. Ancak parçaları birleştiremiyordu. Bu esnada kendini tüketmeye başladığının farkında değildi ama devam etti taki "yeteneğini en son bizim üzerimizde denemelisin." sözünü duydu ve gözlerini açtı. Dişlerini sıkmış bir şekilde şapkalı adama bakarken o ise gülümsüyordu.

"Güzel bir denemeydi, zihin koruma üzerine eğitim aldığım için seni büyük oranda engellemeyi başardım ama gerçekten zorlandığımı söylemeliyim." Şapkalı adam cümlesini bitirdiği zaman kıza döndü ve "Şimdi sıra sende." dedi.

"Bir tane cam bardak alacağım ve ileriye fırlatacağım. Sende zamanı yavaşlatıp onun kırılmasını önleyeceksin. Elbette cam kırıklarını ikiniz temizleyeceksiniz."

"Şapkalı adam cam bir bardak aldı ve onu tüm gücüyle ileriye doğru fırlattı. Kız bardak şapkalı adamın elinden çıkarken zamanı yavaşlattı ve ileriye doğru koşmaya başladı. Bardak biraz ilerledikten sonra kız onu tuttu ve zaman normal hızına geri döndü. Ancak şapkalı adam gülümseyerek başka bir bardak daha fırlattı. Kız bardak şapkalı adamın elinden çıktığı anda zamanı tekrar yavaşlattı ve havadaki bardağı aldı ve elindeki iki bardağı yere koydu.

Şapkalı adam başka bir bardağı sağ eline aldı ve sol eline başka bir bardağı. Daha sonra iki bardağı farklı yönlere doğru fırlattı. Kız zamanı tekrardan yavaşlatıp önce bir bardağı aldı. Onu aldıktan sonra diğer bardağa doğru yöneldiği sırada nefes almakta güçlük çektiğini fark etti ve bardak büyük bir gürültü ile paramparça oldu.

"Harikaydın, ikinizi de tebrik ederim. Tahmin ettiğimden daha başarılısınız. Yeteneklerinizi 3. bir kolunuz gibi düşünmenizi söylemiştim size ancak onları kullanmaya yeni başladınız ve 3. kollarınız çok güçsüz. Onları kullandıkça daha da güçleneceksiniz. Sen benim düşüncelerimi kolaylıkla okuyabileceksin, sense aynı anda çok sayıda bardağı kurtarabileceksin. Harikaydınız."

"Şimdi çok daha iyi anlıyorum." dedi erkek, yüzünde düşünceli bir gülümseme yapmaya çalışırken.

"Şunu da söylemeliyim size şu anda gördüğünüz yeteneğinizin en temel hali, onu geliştirdikçe daha farklı yönlerini de fark edeceksiniz."

"Ne gibi mesela?"

"Mesela sen zamanda ileri veya geri hareket edebilirsin kısa zaman aralıklarında olsa da. O ise bir kişinin değil birden fazla kişinin düşüncesini aynı anda okuyabilir veya başka şeyler de olabilir. İlk olarak yapmanız gereken yeni organlarınıza alışmanız. Onlara alıştıktan sonra onları kullanmanız kolunuz kadar kolay olacak."

"Devam edecek miyiz?"

"Biraz ara verelim. Siz anlattıklarımı biraz düşünün ve yeni organlarınızı hissetmeye çalışın. Hareket ettirmeyin ama. Sadece istediğiniz zaman hareket ettirebileceğinizi bilin. Ben biraz izninizi istiyorum, geldiğim zaman kaldığımız yerden devam ederiz."

Şapkalı adam ikisine de başıyla selam verip daha önce görmedikleri bir kapıdan geçti ve daha önce gitmedikleri bir yere gitti. Geriye kalan ikisi ise bir süre boyunca birbirlerine baktılar. Sahi ilk konuşan kim olacaktı.


Aşkın mezarı 2. kitap 8. bölüm

Erkek sürekli olarak düşünüyordu. İçinden karşısında birisi olmasını istiyordu. Bu sayede yeteneğini deneyebilir ve onu öğrenebilirdi. Aslında kız ile konuşurken veya şapkalı adamın karşısındayken bunu yapabilirdi ama ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Yeteneğinin nasıl ortaya çıktığını düşünerek bayağı zaman geçirdi. Aslında yorgundu ama düşünmesi gerekiyordu. Siyahlı adamların elinden nasıl sağ kurtulmuştu. Bunu şapkalı adama sormalıydı neden onu da diğerleri gibi silmemişlerdi.

...

Kız ise soluk bir rüya görüyordu. Kurumuş ve parçalanmış toprakların olduğu bir yerdeydi. Güneş tam tepedeydi demek ki öğle saati gelmişti. Nereye gideceğini bilmiyordu tek bildiği şey güneşin tenini yaktığıydı. Bir süre boyunca kurumuş toprak parçalarının üzerinde yürüdü. Etrafında başka hiçbir şeyin olmaması dikkatini çekmişti. Neredeydi ki orada hiçbir şey yoktu?

Biraz daha yürüdükten sonra bir yol ayrımına gelmişti. Bir yol ilerideki yeşilliklerin olduğu bir yere doğru ilerliyordu diğerinde ise sarı toprak aynı şekilde devam ediyordu. Ne yapması gerektiğini bir süre boyunca düşündü. Yeşil yere doğru ilerlerse bir şeyler bulabilirdi ama diğer yolda hiçbir şey yoktu. Ne olmuştu oraya öyle? Neden hiçbir şey yoktu? Cevapları bulması gerekiyordu ve kurumuş toprakların olduğu yerden yürümeye devam etti.

Biraz daha ilerledikten sonra susuzluktan daha fazla ilerleyemeyeceğini fark etti ve yere çöktü. Güneş yüzünü de yakmasın diye kollarıyla yüzünü kapattı. Bu esnada bir ses duyduğunu sandı ve saklamaya çalıştığı başını kaldırdı. Karşısında bir erkek duruyor ve ona su uzatıyordu. Kız erkeğin uzattığı suyu içti ve sonrasında nerede olduğunu sordu.

Erkeğin cevabı soğuktu, "Her şeyin sonundasın."

"Nasıl yani?"

"Her şey yok oldu? Sistem kazandı."

"Bu nasıl olabilir? O kazanmasın diye uğraşıyorduk biz?"

Adam cevap vermeye çalıştığı sırada yer sarsılmaya başladı ve ikisi de yere düştü. Bir an sonra sarsıntı şiddetlendi. Sarsıntı şiddetlendikçe topraktaki çatlaklar derinleşti ve bir kaç an sonra kız ile erkek arasında toprak ikiye bölündü. Birkaç an sonra ikisinin arasındaki mesafe giderek açılıyordu. O an kız erkeği tanıdığını hatırladı ve "Senden ayrılamam!" diye bağırdı. Bir an kadar kadar sonra kız koşmaya başladı ve uzaklaşan erkeğe doğru zıpladı. Havadaydı ve karşıya geçip geçemeyeceğini bilmiyordu ama umurunda bile değildi.

Tam erkeğin uzatmış olduğu eli tutacakken terler içinde uyandı. Nereye gelmişti. Etrafına baktığı zaman şapkalı adamın yanında odada olduğunu hatırladı. Erkek diğer odadaydı. Acaba uyumuş mudur diye düşündü sonra onun rahatsız etmek istemediği için bu düşünceden vazgeçti. Gördüğü rüyayı ona anlatmalıydı ama. Uyumuşsa ne olacaktı? En iyisi daha sonra anlatmak olurdu. Belki biraz daha uyuyabilirdi. Hem şapkalı adama da anlatırdı belki o rüyanın ne anlama geldiğini biliyor olabilirdi. Erkek uyumuştur mutlaka, keşke uyumasaydı diye geçirdi içinden onu görmek güzel olurdu. 

...

Erkek ise olanlardan habersiz bir şekilde tavanı seyrediyordu. Aynı sorular kafasının içinde tekrar ve tekrar dolaşıyordu. Neden onu bırakmışlardı? Oradan nasıl kaçmıştı ve neden yetenekleri vardı? Belki de en önemli soru buydu, neden yetenekleri vardı? İkinci en önemli soru ise yeteneklerini nasıl kullanacağıydı. Onu şapkalı adam anlatabilirdi belki sebepleri de verebilirdi ama onun sorunu başkaydı. Kız onu kurtarmayı göze almışken, zamanı durdurmuşken o ne yapmıştı. İçinden bir ses sorunun yanlış olduğunu söylese de aynı soru zihninde dolanıp duruyordu. Belki şimdiye kadar bir şey yapmamış olabilirdi ama ileride yapardı. Zaten kızın yaptıklarının aynısını onun da yapması mı gerekirdi? Neden böyle olmuş, onca şey yaşadıktan sonra neden buna takılmıştı.

Düşüncelerinden kaçmak için önce sağa dönüp yatmayı denedi, sonra sola dönerek yatmayı denedi. Ters yatmayı denese de yine olmadı, bacaklarını karnına doğru çekmek de işe yaramamıştı. Acaba kız ne yapıyor diye düşündü. Uyumuştur dedi kendine, evet kesin uyumuştur. Uyumuş olmasaydı onu görmek güzel olurdu diye düşündü. Neden güzel olabileceğini bilmiyordu. Hatta hiçbir fikri yoktu. Sadece onu siyahlı adamlardan kurtaran düşüncelerden birisi kızı tekrar görmekti. Aynı düşünce şu anda da devam ediyordu. Diğer düşünce ise aşkı kurtarmaktı. Aşkı kurtarmak çok daha önemliydi ama kız olmadan onu başaramazdı. Acaba kızı görmek istemesinin sebebi bu muydu? Belki de sadece ona iyi olduğunu söylemek istiyordu? Zaten kız onu görmüştü, tekrar söylemesine gerek yoktu. O zaman dışarı çıkarsa ve kız uyumamışsa ona ne söyleyecekti? Belki aşk hakkında konuşurlardı, belki yetenekleri ile alakalı. Başka ne vardı bilmiyordu. Şarkılar ve yazı da olabilirdi ama ya başka.

İçinden bir ses kapıyı açıp dışarıya çıkmasını söylüyordu. Sonra kafasını kızın kapısına yaslar ve ses varmı yokmu diye dinlerdi. Eğer ses varsa kapıyı çalardı ama ses yoksa yatağına geri dönerdi. Bu çok mantıklı olurdu aslında hem kızı da uyandırmamış olurdu. Neden uyuyamamıştı ki o? Uyusaydı bunları hiç düşünmemiş olacaktı. Sessiz bir biçimde odanın kapısına doğru yürüdü ve yine çok sessiz bir biçimde kapıyı açmak için kapının kolunu tuttu. Neden böyle hissettiğini bilmiyordu ama nefes almak ona çok zor geliyordu. Sanki aldığı nefesi sonsuza kadar içinde tutmak istiyormuş gibi hissediyordu. Acaba yatağına geri dönse daha iyi mi olurdu? Hem kızı uyandırmamış olurdu ama kızı uyandırmamak için planını yapmıştı. Fakat ya kapıya yaklaştığı sırada dengesini kaybedip düşerse ve kapıya çarparsa kız uyanır ve korkardı. Bunu hiç istemiyordu. En iyisi kapıyı açıp dışarıya bakmak ve sonra geri gelmekti.

Ancak kapıyı hiçbir zaman açmadı sebebini bilmiyordu ama sanki dışarıya çıkması yasaklanmıştı. Aslınca yasaklayan kimse olmamıştı ama yine de dışarıya çıkmak istemedi. Bunun sebebinin dışarıya çıkıp onu görürse ne söyleyeceğini bilmemesi olabilirdi elbette ne yapacağını bilmemesi de olabilirdi. Aslında kızın düşüncelerini okusa güzel olurdu ama düşüncelerini okuyup ne öğrenecekti veya ne öğrenmek istiyordu. Bu yüzden düşüncelerini okumaması için daha iyi dedi kendine ve yatakta önce sağa bir süre sonra sola döndü. Biraz daha zaman geçtikten sonra yüz üstü yatmayı denedi ve yine de uyuyamadı.

Kız ise kapının önüne kadar gelmiş, elini kapının kolunun üzerine koymuş bir şekilde bekliyordu. Ne yapacağını düşündü bir süre boyunca daha sonra geriye dönüp yatağına yattı. Belki de böylesi daha iyi olabilirdi. Bir süre boyunca olduğu yerde birkaç tur attı ancak anlamı yoktu bunun ve kıpırmadaktan vazgeçti ve düşünmemeye çabaladı. Bir an için her yer kararmıştı sanki oysa o göz kapaklarını bile kapatmamıştı.


Aşkın mezarı 2. kitap 7. bölüm

Bir kaç an boyunca gözlerini kapattı erkek ve nefes almadı. Bir kaç an geçtikten sonra heyecanlı ve şaşkın bir şekilde anlatmaya başladı. "Sen pencereden atladıktan sonra ben siyahlı adamlarla karşı karşıya kalmıştım. Biraz zaman kazanmak ve kaçman için bir fırsat oluşturmak için yere çöktüm ve ellerimi havaya kaldırdım. Bu teslim olduğum anlamına geliyordu. Hiçbir şey söylemeden ellerimi bağladılar ve kafama bir şey geçirdiler. Bu esnada en son olarak birisinin (Kız gitmiş) dediğini duydum. Daha sonra bir şey koklattılar ve sonrasını hatırlamıyorum."

"Seni bayıltmışlar" dedi şapkalı adam ve kız "Anlat daha sonra neler oldu" diye ekledi hızlı bir şekilde.

Devam ediyorum "Kendime geldiğimde küçük ve karanlık bir odadaydım. Yanımda bir adam bekliyordu. Yüzü bir maske ile kapatılmıştı ve sadece gözlerini görebiliyordum. Gözleri gerçekten korkutucuydu. Ancak benim korkma sebebim o değildi" kıza doğru dönerek "başına bir şey gelmesinden korktum ben. Neyse bana bir kaç tane soru sordu. Orada ne işim olduğunu, kaçan kızın kim olduğunu, neyi saklamaya çalıştığımızı mesela. O an her şeyin karıştığı zamandı aslında. Orada ne işim olduğunu sorduğunda sanki onun düşüncelerinin işinde dolaşıyordum. O soruyu neden sorduğunu anladım ve hangi cevapların iyi, hangilerinin kötü olduğunu. Bu sayede vereceğim cevapları kestirebiliyordum ama tabi başlarda bu kadar ilerlememişti. Onunla olan konuşmamızın sonlarına doğru artık o bir soru sorduğunda istediği cevapları, hangi cevaba nasıl tepki vereceğini ve onun tepkilerine benim tepkilerimin nasıl olması gerektiğini biliyordum."

"Düşünceleri okuyabiliyorsun. Bu çok özel bir yetenek." dedi şapkalı adam hafif bir gülümseme ile.

"Ama nasıl olduğunu bilmiyorum. Keşke bilseydim."

"Öğreneceksin merak etme. Hadi sen anlatmaya devam et."

"Evet, onun düşüncelerini bu kadar detaylı bir şekilde bilmek başlarda çok zordu ancak kısa bir süre sonra alışmıştım. Bana aşkın koruyucularını sorduğunda aşkın ne olduğunu sordum. Bu esnada mimiklerimi de onun düşüncelerine göre şekillendiriyordum. Aşkın korucularını bilmediğimi söyledim, öyle bir şeyi hiç duymadığımı. Cevabıma inandığını düşünmüştüm ama sanırım emin olmak için beni bir makineye bağladı. Onun düşüncelerine göre hareket ederek makinayı da inandırdım.

Ancak bu yeterli gelmiyordu ve bana sürekli sorular soruyordu. Bir süre sonra masanın üzerine bir bardak ve bir şişe su koydu. Ona doğruları söyleyene kadar tek bir damla bile içemeyeceğimi söyledi ki bir damla su için her şeyi yapabilirdim. Bir ara başka birisi geldi ve benim kafamı tekrardan kapattılar. Sadece şunu duyabildim (Kahin bizimle olsaydı gerçeği öğrenmemiz daha kolay olacaktı.) Bir kaç an sonra kapı kapandı ve başımdaki örtüyü çıkarttılar. Beni kaldırıp başka bir koltuğa geçirdi. Eğer yalan söylersem beni elektrik çarpacağını bu yüzden doğruyu söylemem gerektiğini ekledi. İşin garibi beni hiç elektrik çarpmadı. Bu yöntem de işe yaramayınca kafamı su dolu bir kabın içine soktu. Su hem soğuktu hem de nefes alamıyordum. Bir kaç kere kafamı suya sokup çıkardılar. Beni konuşturmaya çalışıyorlardı ama tek bir kelime bile söylemedim onlara ve en sonunda (Bu hiçbir şey bilmiyor) diyerek beni çıkarttılar. Kafamı yine kapattılar ve bir yere bıraktılar beni. Sonra bir süre sonra ellerim çözüldü ve kafamdakini çıkarttım. Takip edilme ihtimaline karşılık eve geçtim ve bir süre sonra karanlılardan ilerleyerek buraya geldim."

"Yani biz senin tutulduğun yere geldiğimizde sen gitmiştin?"

"Oraya mı geldiniz siz?"

"Tabi ki oraya geldik! Seni onlara bırakacağımızı mı sandın?"

"Daha önce kimse benim için böyle bir şey yapmamıştı. Ne söyleyeceğimi bilemiyorum."

"Neden bize daha önce haber vermedin? Eve geçtiğinde mesela, bir bilgi gönderebilirdin mesela."

"Denedim ama hiçbir şekilde ulaşamadım size. Senin iletişim aygıtını buldum ve ona bir yazı gönderdim ama onu görmedin sen. Bende hepimiz için güvenli olsun diye bekledim."

"Evet, oraya giderken yanımıza almamıştık."

"Hadi yeter tartışmayı bırakalım. Sen tekrardan aramıza geldi ve yeni bir yeteneğin var. Yani ikinizde belirli yeteneklere sahipsiziniz. Bu yetenekleri birlikte geliştireceğiz. Kız sana yeteneğin ne oldu anlatacaktır temel olarak. Şimdi bu gece çok yorulduk ve ikiniz de dinlenin. Yarın olunca yapacak çok işimiz var." dedi şapkalı adam.

Hemen ardından kız ve erkek şapkalı adamın işaret ettiği yerde daha önce orada olmayan iki tane odaya girdiler. Uyumaları gerekiyordu ama ikisi de uyumak yerine konuşmak ve hissettikleri korkuyu anlatmak istiyordu. Ancak uyku o an için daha öncemliydi. Önce kız ve daha sonra erkek uyudu.

Uykuya dalmaları biraz zaman almıştı. Erkeğin uyuması kıza göre daha zor olmuştu.. Yaşadıkları aklından çıkamıyordu. Siyahlı adamlara o kadar yakın olmayı, ona acı çektiren o adamı ve boğulma hissini unutamıyordu. Kızı kaybetmiş olma ihtimali ise hepsinden kötüydü. Hala orada neler yaptığına inanmakta zorlanıyordu. O nasıl bir insanın zihninden geçen düşünceleri okuyabiliyordu. Aslında son dönemde yaşadıkları hesaba katılırsa şaşırmaması gerekiyordu ancak bu mümkün değildi. Demek ki ikisi de özel insanlardı. İkisinin de özel yetenekleri vardı ve bu bilgi onun aşkı bulmaya dair inancını arttırıyordu.

Kız ise uykuya dalmadan önce erkeğin yokluğunu düşündü. Hala ne olduğunu bilmese de sanki bir parçası eksikmiş gibi hisettiğini düşündü ancak hangi parçanın eksik olduğunu bilemiyordu. Bu aşkı bulamama düşüncesinden gelen bir durum muydu yoksa başka bir şey miydi bilmiyordu ama onu tekrar görmek çok iyi hissettirmişti. Tamamlanmış gibi değil de sanki eskisinden daha fazlalaşmış gibi hissediyordu. Bu durum da oldukça farklıydı ama sorgulamadı. Bunun yerine kendini huzurlu bir uykunun kollarına bıraktı.


Aşkın mezarı 2. kitap 6. bölüm

Siyahlı kız ve şapkalı adam geldikleri yoldan geriye doğru dönerken bir süre boyunca duman soludular. Duman solmak zararlıydı bu yüzden şapkalı adamın ona vermiş olduğu bez parçası ile ağzını kaplamıştı. Şapkalı adama göre bu dumanın zehirleme süresini biraz daha arttırabilirdi.

İlerledikçe dumanın azalmasından dolayı şanslılardı. İkiside dumanlı havayı gereğinden fazla solumak istemedikleri için fazla konuşmuyorlardı. Zaten geri döndükleri zaman konuşacak çok fazla şeyleri olacaktı.

Biraz daha ilerledikten sonra duman azalmaya başlamıştı ve ilk kız konuşmuştu "Neden onu bulamadık?"

"Bilmiyorum orada olması gerekiyordu. Olasılıkçının şimdiye kadar hiç hata yaptığını görmedim. Bu işin içinde başka bir şeyler var ve hepsi ortaya çıkar."

"Daha fazla beklemek istemiyorum, bir an önce onu bulmalıyım ve.." bir an için kız cümleyi nasıl devam ettireceğini bilemedi. Onu bulup ne yapmak istiyordu ki büyük bir hırsla söylediği cümlesi bir anda yok olup gitmişti. Bir an boyunca duraksadı ve "onu bulup beraber aşkı bulacağız elbette" dedi, cümlesinin bitiminde derin bir soluk verdi sanki büyük bir yükten kurtulmuş gibi.

"Merak etme ona bir şey olmayacak. Orada olmadığına göre birkaç ihtimal var. İlki onu başka bir yere götürdüler ama neden. Bu ihtimal hiç mantıklı değil. İkinci ihtimal bir şekilde oradan kaçtığı ama bunu da gösteren hiçbir işaret yok. Eğer orada başına bir şey gelmiş olsa zaten orada olurdu. O zaman onun iyi yolduğunu farz etmek isterim. Eğer başına başka bir şey gelmediyse."

"Ne gelebilir ki onun başına? Daha kötü ne olabilir?"

"Daha kötüsü her zaman olabilir ama şu an bunu düşünmeye gerek yok. Bir an önce geri dönüp neler olduğunu bulalım."

Bir süre daha ilerledikten sonra tekrardan yerin üstüne çıktılar. Temiz hava almak bir an için kıza iyi gelmişti. Bir an sonra "hadi gidelim." dedi şapkalı adama bakmadan, kesin ve emredici bir tondan. Onun bu şekilde konuşması oldukça yeniydi.

İkisi birlikte içi dışından daha büyük olan yerin kapısından içeriye girdiler. Buranın bir ismi olması lazım diye düşündü kız. Onu bulduktan sonra kesinlikle buranın ismini öğrenmesi gerekiyordu.

İçeriye girdikleri zaman olasılıkçı bir masaya oturmuş ve hesap yapıyordu. Onun ne yaptığına aldırmadan kız konuşmaya başladık "Onu bulamadık, orada yoktu."

Olasılıklı başını kağıtla doğru eğdi ve sayfaları çevirmeye başladı. "Hayır, onun orada olması gerekiyordu. Başka bir yerde olamaz, başına da bir şey gelmiş olamaz."

"O zaman nereye kayboldu o? Neden onu bulamadık?"

"Tamam sakin ol, o hesaplamaları tekrardan yapsın. Biz de bu arada biraz oturalım ve neler olabileceğini düşünelim."

"Oturmak istemiyorum."

"Bazen oturmak en iyi seçenektir. Aklımıza gelmeyen bir şey olmuş olmalı ve onu bulmalıyız."

İkisi birlikte daha önce erkekle birlikte oturdukları koltukların oraya geçtiler ve kız yine geçen sefer oturduğu yere oturdu. "Aklımıza gelmeyen ne olabilir ki? Her şeyi düşündük!" kız konuşurken ses telleri normalden daha fazla titreşmeye başlamıştı ve sanki bir şey boğazının üstüne baskı yapıyordu.

"Sakin ol. Eğer onu yakalamış olsalardı orada olması gerekirdi. Demek ki onlardan kaçmış olma ihtimali var ama onlardan kaçmış olsaydı buraya gelirdi. Demek ki hala kaçmaya devam ediyor veya başka bir yerde saklanıyor. Veya ağır bir şekilde yaralandı ve onu yaralıların olduğu yere götürdüler. Bu ihtimal bana çok mantıklı geldi. Olasılıkçı bu durum üzerine hesaplar yapmaya başla ve olası bir herekatta kaç kişiye ihtiyacımız olacağını söyle."

Olasılıkçı hiç bir ses vermeden başka sayfalar aldı ve tekrardan yazmaya başladı.

"Şimdi ne olacak?"

"Bekleyeceğiz, fazla beklemeyeceğimizi düşünüyorum ama."

Onlar farklı yönlere doğru bakıp düşünmeye çalışırlarken mekanik bir ses duydular. "Kim gelmiş olabilir?" dedi şapkalı adam biraz şaşkın bir tonda. Daha sonra koltuğunun yan tarafında duran bir ekranı yukarıya kaldırdı ve "o geldi" dedi.

Bir an kadar sonra kapı kendiliğinden açıldı ve erkeğin içeriye giren silueti gözüktü. Bu kızın koltuktan fırlayıp erkeğe doğru koşmaya başladığı andı. Kısa bir süre sonra iki karşı karşıya kalmıştı ve ikisi de ne yapacaklarını bilemiyordu. Bir kaç an sessizlik içinde geçtikten sonra şapkalı adam konuştu yüksek sayılabilecek bir ses tonuyla "Nedeydin sen?"

"Hepsini açıklayacağım ama çok karışık şeyler oldu ve nasıl anlatacağımı bile bilmiyorum. Bir şeyler içmeliyim sanırım çünkü ağzım kurudu ve biraz da nefes almalıyım. Erkek kız ile birlikte koltuğa oturdular ve biraz nefes aldı. Bir kaç an sonra ise konuşmaya başladı "Kaçtım."

"Bunu tahmin ediyordum da kaçmayı nasıl başardın?"

"İşte karışık olan bölüm burası. Biraz kafamı toparlamam lazım."

Aşkın mezarı 2 kitap, 5. bölüm

Siyahlı kız ipe tırmanmayı bitirdikten sonra birkaç el silah sesi duydu. Silah sesleri gelmeye başladığı anda büyüğün daha hızlı hareket ettiğini fark etmişti, büyük ihtimalle çatışmaya katılmak istiyordu. Kendisi ise onun aksine daha normal bir hızla yükseliyordu. Ateş seslerinin iki farklı taraftan gelmesi ise patlamadan sağ çıkanların olduğunu gösteriyordu. İpe tırmanmaya devam ederken derin bir nefes aldı ve zihnini boşaltmaya çabaladı. Başarıp başaramadığından emin olabilmek için tekrar ve tekrar denedi.

Büyüğün yukarı çıkması kolay olmuştu ancak ipin zeminle buluştuğu yere geldiklerinde kız kendini yukarıya çekemiyordu. Nasıl yapacağını bilmiyordu demek ki bu işler için yeteri kadar güçlü değildi. Tam orada asılı kaldığını düşündüğü sırada bir elin ona doğru uzandığını fark etti. Eli tuttuğu anda kendini yukarıda yerde uzanmış bir şekilde buldu.

Etrafa hızlı bir şekilde baktığı zaman ilk dikkatini çeken şey havadaki toz bulutuydu. İkinci olarak da etrafa saçılmış durumda olan siyahlı adam parçalarıydı. Onlarla kanının aynı renkte olması ve o kanın her yere saçılmış olması ne kadar da ironikti. Şimdi bunları bırakıp biraz daha etrafı incelemeliydi. İleride 3 kişi sayabildi ve onlar hala ateş etmeye devam ediyorlardı. Parçalara ayrılanların kaç kişi olduklarını sayamayacağına göre en az 3 kişi olduğunu düşündü.

Şimdi onun gösteri zamanı gelmişti. Büyük bir gösteri yapmak istiyordu. Bir an içinde siyahlı adamların hepsini ortadan kaldırıp onu kurtarmayı planlamıştı. Ona "senin için geldim" demeyi çok fazla istiyordu. Bu isteğin sebebini bilmiyordu aslında ama ona tekrardan ulaşmaktan başka bir amacı yoktu. Başka türlü aşka asla ulaşamazdı.

Şapkalı adamın söylediklerini düşündü bir süre boyunca. Önce gözlerini kapatacaktı ve sonra nefesini tutacaktı. Zihnini boşaltıp tüm düşünceleri uzaklaştıracaktı kendinden. Gözlerini açtığında havada asılı duran kurşunların çok ağır bir şekilde hareket ettiğini gördü. Demek ki ateş etmeye başlamışlardı. Onlar ateş etmeye başladıkları zaman eğilen siyahlı kızın saçları hala hareketinin etkisiyle oluşan rüzgarda sallanıyordu. Onların yere doğru yolculuk yapmalarına biraz daha vardı.

Büyük ise ateş etmeye devam ediyordu. Silahından peşi sıra çıkan kurşunları seyretti bir andan daha az bir süre boyunca. Daha sonra kurşunların alt bölümünün silahtan fırlamasını ve yere doğru düşmelerini seyretti. Şimdi onun zamanıydı ve ayağa kalkıp koşmaya başladı. Kurşunların arasından geçerken ki toplamda 7 tane kurşun saymıştı, kaç tane siyahlı adam olduğunu anlamaya çabaladı. Sayabildiği kadarı ile toplamda 5 kişi vardı. Her birinin yanına yaklaştığı zaman silahının ucunu alnına dayıyor ve parmağı ile tetiğe basıyordu.

Tetiğe bastığı andan hemen sonra ise silahın ucundan çıkan kurşunun yaavş yolculuğu başlıyordu. Üçüncü siyahlı adama geldiği zaman geriye dönüp baktığında ilk kurşunun ilk siyahlı adamın kafasının içine yeni girdiğini görebiliyordu. Dördüncü siyalı adamın yanına geldiğinde ise kurşunun geldiği yerden bir miktar kan fışkırmaya başlamıştı. Beşinci siyah adamın yanına gidip ateş ettikten sonra geriye dönüp baktığında havaya doğru yayılan kırmızı bir bulut gördü ve umursamaz bir şekilde omuzlarını silkti.

Üç tane odanın olduğunu söylemişlerdi. Sıra ile onlara gitmesi gerekiyordu. Tekrardan koşmaya başladı ve ilk odaya girdi. Odaya girdiği zaman bir adam garip bir makineye bağladığı başka bir adamın yanında duruyordu. Makineye bağlı olan adamın yüzünde ve elbiselerinde kan vardı. Ayakta duranın sorgulayıcılardan birisi olduğunu anlamıştı. Silahını ona doğru kaldırdı ve tetiğe birkaç kere bastı.

Acaba o adam orada ne yapmıştı diye düşünürken fazla zamanının kalmadığını düşündü ve diğer odaya geçti. Bu sefer odada başka bir adam başka bir makineye bağlanmıştı ve bağlanan adamın parmakların 3 tanesi yanındaki masasının üzerinde duruyordu. Kana bulanmış bir bıçak ise adamın hemen yanında duran sorgulayıcının elinde duruyordu. Bu görüntüyü gördüğü anda silahını kaldırdı ve ateş etmeye başladı. Bu sefer kafasını hedef almamıştı. Her bacağına bir kurşun gönderdi ve ardından her koluna bir tane. Daha sonra ise bir tane karnına ve iki tane ciğerlerine. Onun yavaş ölmesini istiyordu ve öyle olacaktı. En son kurşun ise yine kafasını hedef almıştı.

Geriye son bir oda kaldığına göre onu o odada bulacaktı. Bu yüzden hızlı bir şekilde o odaya girdi ancak odaya girdiği zaman içeride kimsenin olmadığını gördü. Etrafta kan izi de bulunuyordu. Sorgulayıcı da yoktu. Bir an için tüm olasılıkları düşünmeye başladı ve o düşünmeye başladığı anda zaman normale döndü.

"Neler oldu burada" içeriye girdikleri yerde bir ses duymuştu. Sesin sahibi şapkalı adam olmalıydı. O an kimin konuştuğunu anlaması oldukça güçtü. Umurunda da değildi, ona ne olmuştu.

"Onların hepsi benimdi, neden oyuncaklarımı benden aldınız."

Konuşan büyük olmalıydı ama emin olamıyordu. Konuşmasını bitirdiği zaman arka taraftan gelen ayak sesleri duydu. Koşuyor olmalıydılar ve onlar yanına gelene kadar yüzünü onlara doğru çevirmeyi zoraki başarabildi.

"O yok!"

"Burada olmalıydı"

"Hiç mi getirmediler acaba, başka bir yerde mi yoksa?"

"Hayır burada olması gerekli onun. Aldığımız tüm bilgiler bunu doğruluyor."

"O zaman neden burada yok?"

"Bilmiyorum ama öğreneceğiz. Şimdi geriye dönelim. Araştırma işi siyahlı kızda. Büyük sen biraz dinlen ve bizde geriye dönelim."

Şapkalı adam konuşmayı bitirdiği zaman ayrıldılar ve geriye kız ile şapkalı adam kaldı. Onlarda geldikleri yoldan geri döndüler. İzleri kalmaması için yukarıya doğru attıkları okları çektiler. Yürümeye başladıkları sırada alevlerin konusu her yeri kaplamaya başladı ve tüm boşluklara duman doldu. Demek ki büyük sonunda bir yerleri yakmayı başarmıştı.

Aşkın mezarı 2. kitap 4.bölüm

Bir süre daha beklediler. Bu esnada şapkalı adamın yüzüne hafif bir gülümseme yerleşmiş, parmaklarını masaya vurarak bir ritm tuturmuştu. Kız ise hızlı ve kısa soluk alıyordu. Bunun gergin olmasının bir göstergesi olduğunu düşünmedi bile. O an erkeği kurtarmaktan başka bir şey düşünemiyordu. Ancak şapkalı adama göre sakin olması gerekiyordu eğer sakin olmazsa yeteneğini kullanamaz ve belki de onu asla kurtaramazdı.

Kız hala hızlı ve kısa soluk almaya devam ederken içeriye bir gürültü eşliğinde büyük geldi. "Silahlarınız hazır. Bunlara dokunmak yok hepsi benim."

"Benim seçimimi biliyorsun zaten" dedi şapkalı adam ve sağ elinden biraz daha büyük metal bir silah aldı.

"Ben zaten benimkini aldım. Bak şimdi bunu da senin için ayarladım. Hem hafiftir hem de kullanması daha kolaydır." dedi siyahlı kız.

"Şimdi burdan nişan alıyorsun. Mesela büyüğe ateş etmek istersen önce ön tarafını oda doğru çevir. Sonra vurmak istediğin bölgesine nişan al. Bence kalbine nişan al, beynine diyecektım ama olmayan bir şeyi vuramazsın."

"Sözlerine dikkat et siyahlı. Hele o parmağı tetiğe bir yaklaşsın."

"Evet şimdi parmağını tetiğin üzerine koy. Parmağını geriye doğru çektiğin zaman ateş edersin. Geri tepmesi fazla olmadığı için vurma ihtimalin artacaktır."

"Bana bak siyahlı, eğer silahı hemen bırakmazsa neler yapacağımı biliyorum ben." büyük konuşurken iki elini yumruk yapıp masaya vurmuştu. Çıkan büyük gürültünün ardından şapkalı adam elini kaldırdı ve "sakin ol büyük. Silahta zaten kurşun yok, bu kadar korkak olma."

"Bana korkak diyene bak. Hep en önde giden ben olurum, hep savaşan ben olurum, hep ben vurulurum ama korkak yine benim."

"Şaka yapıyoruz sadece büyük. Senin ne kadar cesur olduğunu bilmeyen yoktur zaten. Şimdi silahlara kurşunları takalım ve yola çıkalım. Kurtaracak bir dost oldunu unutmayalım lütfen."

Şapkalı adam cümlesini bitirdikten sonra herkes silahına şarjörü takmaya başladı. Büyüğün silah sayısı fazla olduğu için onun işleri biraz daha uzun sürmüştü. İki elinde iki tane büyük silah tutuyordu ki kız onların ne işe yaradığını bile bilmiyordu. Boynuna astığı diğer silah daha tanıdıktı. Siyahlı kızda olanla aynıydı o silah ve belindeki silah da şapkalı adamın silahına benziyordu. Hala onların ne işe yaradığını bilmesede kendi içlerinde sınıflandırmayı başarmıştı.

Dışarıya doğrı giderken büyük önce gidiyor ve onu siyahlı kız takip ediyordu. Siyahlı kızı, kız takip ediyor ve en arkadan şapkalı adam geliyordu. Olasılıkçı geride kalmayı seçmişti. Büyüklüğünü asla bilemeyeceği odadan çıktıktan sonra biraz ilerlediler ve ilk soldan içeriye girdiler. İçine girdikleri binada 3.odaya geçtiler ve kapıyı açıp içeri girdiler. İçeriye girdikten sonra bir odaya girdiler ve şapkalı adam elini duvarda bulunan birkaç noktaya koydu. Bir an kadar sonra duvarın bir bölümü sola doğru kaydı ve onlara geçecek bir yol açtı.

"Devam ediyoruz."

Aynı dizilimde yürümeye devam ettiler. Yol boyunca hiç konuşmuyorlardı. Kız ne zaman konuşmak istese içindeki bir ses ona susmasını söylüyordu ve o konuşmamayı seçiyordu. Yerin altında ilerliyorlardı. Yine bastıkları zemin zemliydi. Buraya benzer bir yerden daha önce geçmişti kız. Bu nedenle bulunduğu yeri çok sorgulamadı. Sadece her ihtimale karşılık yaptıkları her dönüşü hatırlamaya çabaladı. "Sol, Sol, Sağ, Sol, ikinci sağ"

Biraz daha yürüdükten sonra siyahlı kız "geldik" dedi ve orada durdular. "Hadi patlayıcıları yerleştirelim."

"Ben yaparım hepsini, burayı havaya uçurucam." büyük konuşurken bir anda heyecanlanmış ve elindeki silahları yere bırakmıştı."

"Hayır, sen burayı havaya uçurursun ve hepimiz burada ölürüz. Kontrol sende siyahlı kız."

Daha sonra siyahlı kız ile büyük bir çantayı açtılar ve çantadan çıkardıkları dikdörtgen şeklindeki bir şeyleri duvarın belirli yerlerine yerleştirdiler. Daha sonra siyahlı kız onların hepsini kablolar ile birbirine bağladı.

"Hazırız, şimdi geri çekilelim." siyahlı kız konuştuğunda hepsi geri çekilmeye başlamıştı "Büyük sen en geride kal ki patlamadan korursun bizi."

Hepsi birlikte tam 93 adım kadar geldikleri yöne doğru gitmişlerdi. Şapkalı adam elinde üzerinde kırmızı bir tuş olan siyah bir kutu tutuyordu. "Bir, İki, Üç" dediği anda ileriden büyük bir ses yankılandı ve oluşan basınç onların hepsini yere düşürmeye yetti. Sadece büyük dengesini kaybetmemişti. "Hadi şimdi gidiyoruz" diye bağırdı siyahlı adam ve hepsi birlikte koşmaya başladılar.

Patlamanın olduğu yere geldikleri zaman siyahlı kız cebinden bir şey çıkardı ve onu yıkılmış olan yere doğru tuttu. Parmağını hareket ettirdiği zaman yukarıdaki bir yere doğru dört tane ok yola çıktı ve oklara bağlı olan ipler. Okların duvara çarma sesini duydukları zaman siyahlı kız ipe tırmanmaya başladı. Onu büyük takip ediyordu üçüncü olarak kız geliyordu.

Aşkın mezarı 2.kitap 3.bölüm

Herkes masaya oturmuştu ki o masanın veya o odanın nereden çıktığını bilmiyordu. O şapkalı adamın yanındaydı. Hemen karşısında siyahlı kız ve iri adam vardı. Masanın diğer tarafında ise olasılıkçı oturuyordu. İlk konuşan şapkalı adam olmuştu "Neler bulduk?"

Olasılıkçı konuşmak için yeltense de siyahlı kız onun sözünü kesti ve konuşmaya başladı. "Daha önce konuştuğum gibi planımızı uygulayabiliriz. Yerin altındaki kanallardan onu tuttukları yerin altına geleceğiz ve patlayıcıları yerleştireceğiz. Orası tutulduğu yerin ilk girişi oluyor ve genellikle sorgucular hariç kalan herkes orada bulunur ve silahlıdırlar. Patlamanın ardından tahminimize göre 5 veya 6 siyahlı adamı orada yok ederiz. Daha sonra.."

Bu sefer araya giren olasılıkçı olmuştu "Hesaplamalarıma göre 8 veya 9 tane silahlı adam var. Bu ekip için de 3 veya 4 tane sorgucu. Siyahlı adamlar güvenliği sağladığı için sorgucularda silah bulunmaz. Patlama anında ilk şok anında ikimiz içeriye girip kalanları temizleyeceğiz. Sonra sorgucuları da bitirdikten sonra onu kurtarabiliriz. Ancak bazı riskler bulunuyor. Bu risk ise siyahlı adamların girişin farklı yerlerine dağılmış olması. Bunun olma olasılığı da yüzde 37,71. Bunu engellemek için patlayıcıları daha geniş bir alana yerleştirebiliriz ancak bu durumda tavanın çökme ve bizim yolumuzu kapatma ihtimali yüzde 73.57. Bence ilk durum daha garanti gibi duruyor. İki ihtimale göre onu kurtarma olasılığımız ise birinci durumda %79.7, ikinci durumda ise yüzde 53.1 olacaktır."

"Teşekkür ederim olasılıkçı" dedi siyahlı adam. "Bu duruma göre ilk plan çok daha uygun. Onu yapacağız. Nelere ihtiyacınız var?"

"Silah! Daha çok silah ve patlayıcı" iri yarı adam bir anda yerinden kalkmış ve büyük bir heyecan ile konuşmuşu. Kız o an gözlerinin içinde yanan bir ateş gördüğüne yemin edebilirdi.

"Tamam büyük, İstediğin silahları vereceğiz sana ve patlayıcı yerleştirme işini sen yapacaksın. Bence her ihtimale karşılık bir kaç küçük bomba bulundursak iyi olur."

"Evet bombalara bayılırım. Çok fazla bomba alalım."

"Sakin ol büyük, sana yeteri kadar bomba vereceğiz ama orayı havaya uçurmak yok."

Şapkalı adam konuştuktan sonra iri yarı adamın yani şapkalı adamın deyimiyle büyüğün yüzünde bir üzüntü belirtisi oluştu. Bunun üzerine şapkalı adam hemen araya girerek "hemen canını sıkma onu kurtardıktan sonra istediğini yapabilirsin."

Kız ise bu konuşmaları şaşkınlıkla izliyordu. Birileri öldürme fikri hala ona hoş gelmiyordu ama onu kurtarmak için yapılması gerekliydi. Onu yüzde bilmem kaç ihtimalle kurtarabilirlerdi ama gerekirse eğer yeteneğini nasıl kullanacaktı. "Bir şey sorucam, buraya bakarmısınız. Şimdi orayı patlattığımız zaman sistemin dikkatini çekmiş olmayacak mıyız?"

"Güzel bir soru oldu bu. Orayı patlatırken kullanacağımız patlayıcılar ve silahlar siyahlı adamların ki ile aynı. Yani sistem patlamanın kendi kendine olduğunu düşünecek." dedi siyahlı kız.

"Peki ya kurşun izleri?"

"Onlar da yangın sonucunda ısınan kurşunların ateş alması ile olacak."

"Yaşasın yangın çıkartacağız."

"Evet büyük, senin için her yeri yakacağız."

"İşte bu harika bir haber. Hadi hemen yakalım."

"Önce siyahlı kız ile birlikte gidin ve silahları alın. Onun için de bir kaç silah getirin. Sonuçta silah kullanmayı biliyor artık." dedi kızı işaret ederek.

"Yeteneğimi kullanmam gerekirse nasıl yapacağımı bilmiyorum ve sürekli bunu düşünüp duruyorum. Hele yeteneğimi kullanmayı bilseydim belki erkeği kurtarabilirdim ve bu düşünce beni bitiriyor."

"Merak etme. Sen yapman gerekenleri yaptın şimdi sıra bizde. Kendini ne kadar sakin tutarsan yeteneğini kullanma ihtimalin o kadar artar. Benzer bir durum oluştuğu zaman derin bir nefes al ve gözlerini kapat. Aynı daha önce yaptığın gibi. Eğer başarılı olursan orayı temizlemek sana düşecek. Bu sebeple patlamanın hemen ardından üçüncü olarak sen çıkacaksın. "

"Dediğin gibi yapacağım. Hiçbir şey düşünmemeye çalışacağım"

"Harika şimdi diğerlerinin gelmesini bekleyelim ve yola çıkalım. Siyahlı kız silahların nasıl kullanacağını gösterecek sana."







Aşkın mezarı 2.kitap 2. bölüm

Diğer odaya göre daha küçük bir odaya girmişlerdi. Oda duvardaki görünmeyen ışıklarla aydınlatılıyordu. İki tane siyah koltuğa neredeyse eş zamanlı olarak oturdular. İçeriye girdikleri andan öncesinde dayanan bir süredir kızın aklı erkekteydi. Sadece onu kurtarmak istediğini biliyordu. "Aşk için" diyordu kendine. "O olmazsa aşkı asla bulamam." Ancak bu düşünce ona eksik geliyordu fakat o eksikliği nasıl tamamlayacağını da bilmiyordu.

 Kısa bir süre boyunca bakıştılar. Kız ne söyleyeceğini bilmiyordu bu nedenle ilk konuşan erkek olmuştu "Yeteneğinle ilgili her şeyi anlat bana'"

Kız bir an süresi boyunca ne söylemesi gerektiğini düşündü. Daha sonra yaşadıklarının ne kadarını cümlelere dökebileceğini merak etti. Bir an kadar daha geçtikten sonra şapkalı adamı ilk kez sabırsızlanırken görmüştü. Geçen ikinci anın sonunda her şeyi anlatmaya karar verdi ve siyahlı kızla olan yolculuklarından başlayarak anlatmaya başladı. Daha sonra sırası ile yüzeye çıktıklarını ve çatışmanın arasında kaldıklarını anlattı. Ardından yanlarına düşen küreyi ve erkeğin onu geri atmak için hamle yapmasını anlattı. İşte her şey bu anda olmuştu. Ona göre zaman yavaşlamıştı. O an için pek dillendirmese de zamandan daha hızlı hareket ettiğiydi ancak bu kuramı düşünecek fazla vakit bulamamıştı. Son olarak dokunduğu nesnelerin de onunla aynı zamanda aktığını söyledi. İşte bu durum onun anlama sınırlarının oldukça ötesindeydi.

"Anladım" dedi şapkalı adam.

Nasıl anlayabilirdi ki o? Daha anlaşılabilecek bir durum bile ortada yokken o nasıl anlayabilirdi. Kurşunlardan daha hızlı hareket etmesini nasıl anlayabilirdi? Bu ve bir çok başka düşünce bir an boyunca zihnin içine çarpıp durdu. Ancak onlardan hiçbirini söylemedi. Çünkü o an nasıl sorusu için yeteri kadar vakit yoktu ve asıl sorması gereken soru olan "Ne anladın?" diye sordu.

"Hemen anlatayım sana. Bazılarında özel yetenekler bulunur. Mesela kimisi çok hızlı koşarken kimisi ise çok güçlüdür. Kimisi zihinlerde yolculuk yapabilirken bazılarının başka yetenekleri vardır. Bu yetenekler çok nadir görülür. Genellikle sistemin kendisi için yetiştirdiklerinde vardır. Senin de onlardan birisi olduğunu hesaba kattığımız zaman böyle bir yeteneğin ortaya çıkması şaşırtıcı olmuyor. Bu noktada ilerleyen zamanlarda o yeteneğini nasıl ortaya çıkartabileceğimizi bulmamız gerekiyor."

"Nasıl yani?" diye sordu kız şaşkınlık içerisinde "Beni sistem özel mi yetiştirdi?"

"Kesinlikle öyle. Eğer benimle tanışmasaydın sistemin yanında yer alacaktın ve aşkı öldürenlerden birisi olacaktın."

Bu düşünce bile kızın yüzünün asılmasına sebep oldu. O anlık durumunun etkisiyle derin bir nefes aldı ve bir süre boyunca aldığı nefesi geri vermedi.

"Yeteneğini nasıl tetikleyebileceğin hakkında bazı düşüncelerim var ancak bunlar için daha zaman var. Şimdi en temel tetikleyiciyi bulmamız gerekiyor. Tahminime göre o an yaşadığın heyecan veya onu kaybetme korkusu sebep olmuş olabilir. Şu aşamada bunu bilmemiz bile yeterli bizim için."

"Başka yetenekleri olanlar da var demiştin. Onların hepsi sistemin elinde mi?"

"Hayır elbette ama bir çoğu onun elinde ve bu ona büyük bir güç veriyor. Onu yenmek için bu gücü elinden almamız gerekecek ama buna da daha zaman var. Sözü fazla uzatmadan, yetenekli insanların bazıları da bizimle birlikte. Ancak sistemin elindekilere göre sayıları oldukça az. Sistem nasıl onlara sahip oldukları için güçlü oluyorsa bizde onlara sahip olduğumuz için güçlüyüz."

"Tam olarak anlayamadım ama sanırım anlamama gerek yok şu anda. Ne zaman onu kurtarmaya gideceğiz?"

"Siyahlı kızı keşif için dışarıya gönderdim onun gelmesini bekliyoruz. Olasılıkçı ise daha detaylı hesaplamalar yapıyor. Ben de fazladan birisine ihtiyacımız olacak mı diye düşündüm. Bir kaç saat içinde hazırlıklar bitmiş olur. Plana göre gidip onu alacağız."

"Peki ona bir şey olursa?" diye sordu kız konuşurken aralarda duraksamış ve sesi harf arası boşluklarda kısılmıştı. Neden böyle olduğunu da bilmiyordu ama önemli değildi. Zaten herşeyi bilmediğini anlamıştı.

"Onu ilk olarak sorguya alacaklardır. Ancak kalabalık olduğunu için detaylı sorguya hemen başlayamazlar. İlk başlangıçta onu fazla zorlamazlar. Bu esnada her birisi için bir sorguyu görevlendirilir. Eğer o başarısız olursa daha acımasızı gelir ve bu şekilde istedikleri bilgiyi almış olurlar."

"O zaman bir an önce harekete geçmemiz lazım." kız yine heyecanlanmış ve ayağa kalkmıştı. Ona kalsa tek başına bütün bir sistemi yok edebilirdi. Ancak şapkalı adam elini kaldırdı ve ona oturmasını işaret etti.

"Şimdi çıkarsak hepimiz ölürüz!"

Şapkalı adam son sözünü söyledikten sonra derin bir sessizlik oldu ve bir süre boyunca bakıştılar. Bu esnada kız soracak milyonlarca sorusu varken susuyor ve hepsini ileriki zamanlarda sorulmak üzere sıraya diziyordu. Tahminine göre bütün soruları sorabilecek kadar uzun yaşamayacaktı. Yani kimse o kadar uzun yaşayamazdı.

Şapkalı adam ise her zaman olduğu gibi sakin bir duruş sergiliyordu. Koltuğa rahat bir şekilde oturmuş ve kollarını iki yana doğru atmıştı. Bu esnada sağ bacağını sol bacağının üzerine koymuştu ve onun bu sinir bozucu rahatlığı kızı deli ediyordu ama yine hiçbir şey söylemedi. Konuşmanın zamanı gelmemişti. Aklındaki en büyük soru "Acaba o bunların olacağını da biliyor muyduydu."

Bir süre sonra ki kız geçen zamanı saymaya başlamıştı, aradan tam 7135 saniye geçmişti. Bu o an için var olan en uzun zamandı.

"Hazırız sizi toplantı odasında bekliyoruz." dedi siyahlı kız aynı soğukkanlı ses tonuyla.

"Nasıl yani başka bir oda daha mı var?" aslında bunu söylemek istememişti. Ancak o garip yerde başka bir odanın daha olmasını ona hiç mantıklı gelmiyordu. Hele bulundukları yer imkansız bir yerse eğer mantığı orada çalışmıyordu.

Siyahlı kız çıktıktan sonra şapkalı adam ayağa kalktı ve kız onu takip etti. Dar sayılabilecek ama aslında oldukça geniş bir koridordan geçtikten sonra karşılarına çıkan bir merdivenden aşağıya indiler ve soldan 3. kapıya girdiler. Bu esnada şapkalı adam hafifçe gülerek "Burada kaç tane oda olduğunu ben bile bilmiyorum" dedi.

Kız içeriye girdiğinde kocaman bir masanın üzerinde çizili kağıtlar vardı. Ayrıca masanın üzerinde garip aletler bulunuyordu. Bu aletlerin ne işe yaradığını iri yarı adamın kafasına taktığını görene kadar anlamamıştı. Demek ki kafaya takılma işine yarıyordu.


Aşkın mezarı 2. kitap 1.bölüm

Erkeği kaybetmek kızın nefes almasını engelliyordu. Onu geri getiremezse eğer aşkı hiçbir zaman yaşatamayacaktı ancak bir başka sebep daha vardı ve pnun ne olduğu bilemiyordu. Onu bu duruma düşürdüğü için kendini suçluyordu aslında. Neden zamanı tekrardan yavaşlatamamıştı. Eğer bunu yapabilseydi erkeği kolaylıkla kurtarabilirdi. Bu suçlama ile karşı karşıya kalmak oldukça zordu. Hele kapı açılıp içeriye 3 kişi girene kadar.

En önde siyahlı kız bulunuyordu. Onun arkasında iki erkek geliyordu. Erkeklerden birisi oldukça iri yapılıydı. Boyu normal birine göre oldukça uzun, vucut yapısı ise normal birine göre oldukça genişti. Diğer erkek ise ötekine göre daha ince yapılıydı. İlk edindiği izlenime göre zayıf olan diğerine göre çok daha zekiydi. İçeriye gelen son kişi ise siyahlı kız olmuştu. Onun hakkında çok fazla şey bilmese de yine karakteri hakkında ipuçlarına sahipti. Odada bir de şapkalı adam vardı ve o odadaki diğer herkestn daha fazla gizem barındırıyordu. Onun kim olduğunu bilmiyordu ama aşka giden yolda ilerleyebilmek için sormaya cesaret edemiyordu.

Kapı açılıp 3 kişi içeriye girdikten sonra şapkalı adam eliyle koltukları işaret etti. Siyahlı kız, kızın yanına diğer ikisi de boş koltuğa oturmuştu.

İlk konuşan siyahlı kız olmuştu "Bu kadar acil ne oldu?"

Şapkalı adam konuşmaya yeltense de kız kelimelerini onun boğazına tıkarak konuşmaya başladı "Onu kaçırdılar."

İki adam kimden bahsedildiğini anlamak için birbirlerine boş gözlerle baktılar. Bu esnada şapkalı adam konuşmaya devam etti "Onu kaçırdılar ve eğer onu kurtaramazsak her şey yok olacak."

"Nasıl yapacağız bunu?" konuşan zayıf adam olmuştu.

"Sizi bu nedenle buraya çağırdım. Onu götürdükleri birkaç farklı yer olabilir. Bu yeri bulmak senin işin olasılıkçı. Sen zaten bizim savaş gücümüzü oluşturacaksın." dedi şapkalı adam iri yarı adamı işaret ederek.

Konuşmasına fazla bir ara vermeden siyahlı kıza dönüp "Ne kadar zamanımız var?"

"Onun bildiği her şeyi öğrenmeleri genelde bir kaç saat sürer. Bunun için neler yaptıklarını ikimizde biliyoruz ve şu anda bunları konuşarak zaman kaybedemeyiz. Onu tanıdığım kadarıyla konuşması 5 veya 6 saat kadar sürecektir. Eğer acıya dayanıklı ise bu süre uzayacaktır."

"O herşeye dayanacaktır." diyerek araya girdi kız. "Onu kurtarana kadar hiçbir şey söylemeyecektir."

Kısa bir süre boyunca sessizlik oldu. Ardından olasılıkçı şapkalı adamın yanına gitti ve beraber bir haritayı incelemeye başladılar. Daha sonra olasılıkçı haritayı alıp eski yerine oturdu.

Konuşma sırası tekrardan şapkalı adamdaydı. "Sence ona nasıl davranırlar?"

"Bence ellerinde hiçbir delil yok. Bu yüzden çok sert davranmayacaklardır. Zaten bu nedenle 5, 6 saat gibi bir zaman verdim. Ufak delilleri öğrenmeye çalışacaklar. Bana gelen bilgiye göre benzer alımlar çokça yapıldı. Bu ise onun tek başına olmadığını ve ona fazla zaman ayıramayacaklarını gösteriyor" dedi siyahlı kız.

"Demek ki bolca vaktimiz var. Neler buldun olasılıkçı?"

"Elimdeki belgelere göre onu götürebilecekleri en fazla 3 yer var. Birinci mekana götürme olasılıkları yüzde 57.73 ki bence büyük ihtimalle buradadır. İkinci yere götürme olasılıkları 29.1 ve sonuncu yerin olasılığı ise yüzde 13.17. Bu açıdan bakıldığı zaman her kadr ilk yerde olduğu ortaya çıksada. Mekan büyüklüğü ve yakalanan herkesin 3 yakın bölge arasında dağıtıldığını da hesaplara eklersek ve içeriye giren siyahlı adam sayısı gibi faktörleri de eklersek hem yakın hem de güvenli bir yere gitmeleri gerekir çünkü onun elindeki diskleri bulmuş olma ihtimalleri veya o şarkıları duymuş olma ihtimalleri onu önemli bir şüpheli yapacaktır. Bu nedenle 3. yere götürüldü diyebilirim" dedi olasılıkçı yüzünde yarın bir gülümseme ile.

"Söz sende siyahlı kız. Orada bizi neler bekliyor?"

"İçeride tahminen "15 civarında siyahlı adam vardır. Yerin 3 kat altında ve yolun yan tarafında gizli bir girişi olan bir mağaradalar. Bu mağaranın en büyük özelliği içeriye başka bir girişin olmaması ve içeriye giren herkesin rahatlıkla görülebilmesidir."

"Bence oraya başka bir yol bulabiliriz. Olasılıklara göre oranın altınadn geçen bir kanalizasyon var. Eğer doğru noktanın altına doğru miktar patlayıcı yerleştirirsek sığınağın alt bölümü çökecektir ve bizde yukarıya çıkabiliriz. Yine olasılık hesaplarıma ve siyahlı kızın söylediklerine göre 15 kişilik bir gurubun içinde 1 tane sorgucu vardır. Orada 3 tane gözaltı odası olduğunu biliyoruz. Demek ki bir veya kişi de odaların orada nöbet tutuyorlardır. Bir kişinin de işkenceci olduğunu hesaba katarsak eğer geri kalanları girişte bekliyor olacaklardır. Buna göre yüzde 79, 3 olasılıkla giriştekilerin Yüzde 73,1'i kadarı patlamanın etkisiyle ya ölecekler yada çok ağır bir biçimde yaralanacaklardır. İçeride nöbet tutanlar ve diğerleri bu sesin şokunu atlattıktan sonra oraya geleceklerdir. O ölçüde bir patlamanın yarattığı şok 13 ile 17 saniye kadar sürmektedir. Bu esnada bizim yukarıya çıkmamız ve hazırlanmamız için yakşalık 8 saniyemiz olacak. Sonrasında gelenlerin işini orada bitirip adamımızı kurtarabiliriz." dedi olasılıkçı.

Kız ise adamın bu hesaplamaları nasıl yaptığını merak etti. Demek ki bu nedenle ona olasılıkçı diyorlardı. Peki oradaki iyi adamın görevi ne olacaktı. Şapkalı adam her ne kadar açıklamış olsa da tam olarak anlayamamıştı. "Onun görevi ne olacak?" diye sordu kız.

Cevap veren şapkalı adam olmuştu "Onun adı yumruk. Normal bir insana göre çok daha güçlü ve dayanıklıdır. Siyahlı kız silahıyla uzaktan ateş ederken yumruk yakın dövüşle kalanları bizden uzak tutacak. Aynı zamanda ben de uzaktan onlara destek olacağım."

"Peki ya ben?"

"Sen en arkada duracaksın ve her an yeteneğini kullanmak için hazır olacaksın."

"Nasıl kullanacağımı bilmiyorum ki!"

"Diğerleri plan üzerinde çalışırken biz ikimiz yeteneğin üzerine biraz konuşacağız. Hadi gel diğer odaya gidelim."

İkisi beraber ayağa kalkıp yürümeye başladılar. Duvara yaklaştıkları sırada şapkalı adam elini havaya kaldırdı ve eliyle havaya garip bir şekil çizdi. Şekli çizmeyi bitirdiği sırada duvarın bir bölümü ortadan kayboldu ve ikisi açılan yarıktan içeriye geçtiler.


Aşkın mezarı 45 (distopya romanı)

Ayak sesleri yaklaşırken kısık bir sesle kapıların kırıldığını duydular. İnsanların bağırmaları ve çığlıkları her yerde yankılanıyordu. Onlar ise panik halinde konuşamıyorlardı. Bunun yerine birbirleri bakmaya devam ettiler. Hala gülümsemeye çabalıyorlardı.

Ayak sesleri ve kırılan kapı sesleri giderek yaklaşıyordu. Demek ki ikinci kata çıkmışlardı. Merdivenlerden gelen sesler duyulmaya başladığı sırada ikinci kata çıktıklarını anladılar. Sıra ile gelecek olurlarsa yedinci kapı onların yanına açılıyordu. Erkek gelme hızlarını hesaba kattığında fazla zamanları kalmadığını anladı. Saklanabilecek bir yerleri yoktu. Erkek hızlı bir biçimde bilgisayarına bağlı olan diskin parçalarını söktü. Daha sonra diskleri koltuğun alt tarafına sokuşturdu. Birkaç an içerisinde bilgisayarını kapattı.

İki kapı daha kırılmıştı ve geriye 5 kapı kalmıştı. siyahlı adamlar bir sonraki kapıya gidene kadar ne yapacaklarını konuştular. Erkek kızın kaçması yönünde ısrar ediyordu. Kız ise erkeğin kaçması için aynı baskıyı yapıyordu.

Erkek "Hadi git şimdi, pencereden aşağıdaki çalılıklara atla. Daha yavaş düşersin."

Kız "Hayır beraber kaçalım."

"Olmaz birimizin burada kalması ve onları yavaşlatması gerek. Hem siyahlı kız delil bırakmadığını söylemişti."

"Seni bırakamam."

"Bunu yapmak zorundasın. Şapkalı adama söyle o beni kurtarmanın bir yolunu bulur."

Geriye sadece 2 kapı kalmıştı. "Hadi git şimdi."

Kapıya metal bir şeyin hızlı bir biçimde çarptığını hissettiler. Tahta kapı bu çarpmalara fazla dayamazdı. Kız "Tekrar görüşeceğiz dedi ve camdan atladı."

Camdan atlarken kapının parçalandığını duydu. Yere düştüğü zaman çalılara düşüşünü yavaşlattığı için teşerkkür etti. Şansına etrafta hiç siyahlı adam yoktu ve koşmaya başladı.

Yol boyunca erkeğe ne olduğunu düşünüyordu. O kadar düşünüyordu ki bir kaç kere kaldırımlara takıldı ve düşme tehlikesi atlattı. İlk önce sahilde şapkalı adamı gördüğü yere gitti ve o bankın üzerinde oturup bir süre boyunca bekledi. Şapkalı adamın olaylardan haberi yoktu. Ancak çok hızlı atan kalbini yavaşlatması gerekiyordu. Erkeğe ne olmuş olabilirdi ki. Onu da öldürmüşlermiydi acaba? Yoksa onu sorgulamak için götürmüşler miydi?

Ama o onlara istedikleri söylemezdi ama siyahlı adamlar ona işkence yaparsa ne olacaktı? Bir çözüm bulmaları gerekiyordu. Bu yüzden şapkalı adama ulaşmalıydı. Ancak o yardımcı olabilirdi ona.

Belki de erkeğin yanında kalmalı ve her ne olacaksa beraber yüzleşmeleri gerekiyordu. Ancak bunu yapsaydı aşkı hiçbir zaman bulamazlardı. Aşkı bulamazlarsa hiç bir anlamı kamazdı hayatın. Peki ya erkeğe ne olacaktı? Düşünceler beyninin çeperlerine o kadar hızlı çarpıyordu ki canının yandığını düşündü. Elleri titriyor ve ne yapacağını bilemiyordu.

İlk olarak içerisi dışından daha büyük o yere gitmeliydi. Şapkalı adam orada olabilirdi belki. Cebinden oranın adresinin yazılı olduğu kağıdı çıkarttı ve adrese doğru ilerlemeye başladı. Artık dikkat çekmemek için koşmuyordu. Erkeğe ne olmuştu, neden hiç tanımadığı birisi için böyle hissediyordu? Neden içindeki bir ses hep onu aradığını söylüyordu ona? Ona bir şey olursa aşkı hiçbir zaman bulamayacaktı o. Neden bunların hepsi gerekleşmişti? Şapkalı kız onlara güvende olduklarını söylemişti oysa, onada mı güvenemeyecekti?

İçi dışından daha büyük olan odaya gittiğinde kapıyı hızlı bir biçimde çaldı ve kapı açıldı. Nefes nefese kalmış bir şekilde içeriye girdiğinde çok hızlı bir biçimde konuştu "Onu yakaladılar."

Şapkalı adam oturduğu yerden ayağa kalkmış ve kızın yanına doğru yaklaşmıştı "Kim yakaladı onu? Nasıl? Çabuk anlat!"

Kız neler olduğunu hızlı bir biçimde anlattırken şapkalı adamı ilk kez endişeli bir ifadeyle gördü. "Onu kurtarmamız gerekiyor?"

"Onu sorgu yerlerinden birisine götürürler. Sorgucuların gelmesi ve anlattığına göre diğerlerinin sorgusunun bitmesi bize biraz zaman tanıyabilir. Şimdi gel otur, bir plan yapmalıyız. Elindeki bir cihazdan birkaç tuşa bastı. Birazdan siyahlı kız ve diğerleri gelmiş olur. Önümüzde birkaç saat zamanımız var. Tahmin ettiğime birden fazla kişiyi gözaltına aldılar ve bu bize biraz daha süre tanıyacak."

Şapkalı adam koltuğa doğru ilerlerken kız ayakta durmaya devam ediyor ve konuşuyordu "Başka kimler gelecek."

"Geldikleri zaman göreceksin. Merak etme onu ne pahasına olursa olsun kurtaracağız. Şimdi biraz sakinleşmen gerekiyor. Tahmin ettiğinden daha büyük bir gücümüz var."

Kız diğer koltuğa oturduğu sırada bu koltuğa ilk oturduğu zamanı düşündü. Erkeği ilk kez orada görmüştü ve onu düşündü. İçindeki öfke giderek artıyordu. Uzun sayılabilecek tırnakları yumruk yaptığı elinin avuç içine batıyordu ama hiç acı hissetmiyordu. Erkeği kurtarması gerekiyordu. Ne olursa olsun onu kurtarmalıydı. Neden o anda da zaman yavaşlamamıştı ki.

"Siyahlı kızla birlikte giderken bir şey oldu biz saklanmıştık ama siyahlılardan birisi bir küre attı bize doğru ve o köre çok yakınımıza düştü. O küreye doğru atladığında ben ne yapacağımı bilemiyordum. Çaresiz bir şekilde beklerken zaman yavaşladı ve ben küreyi aldım. Dokunduğun her şey benim gibi hareket ediyordu. Hava süzülen kurşunları görebiliyordum. Daha sonra onu tuttum ve saklandığımız yere kadar çektim ama onun evindeyken zaman yavaşlamadı. Neden böyle oldu?"

"Bilmiyorum ama bunu da araştıracağız. Şimdi sakinleşmeli ve onu kurtarmaya hazırlamalısın kendini. Aramızdan bazı insanların özel yetenekleri olur. Demek ki onlardan birisi de sensin ve yeteneğinin ne olduğunu öğreneceğiz."

Şapkalı adam konuşmasına devam ederken kapı birkaç kere çaldı. Şapkalı adam ise bir kaç tuşa bastı ve içeriye 3 kişi girdi. Birisi siyahlı kızdı ve iki tane erkek daha vardı. Erkeklerden birisi oldukça iriceydi, diğeri ise ona nazaran daha inceydi.

İlk konuşan şapkalı adam olmuştu "Bir plan yapmalıyız. Oturun hemen fazla vaktimiz yok."...

Aşkın mezarı 44 (distopya romanı)

"Aşk başka bir dünyaya açılan bir kapı olabilir belki ama bunun gerçek anlamda olduğunu sanmıyorum." dedi erkek. Şarkıları düşünüyor kızın anlattıklarını onlara ekliyordu. Düşünceleri ancak bu şekilde tamamlanabilirdi. "Bence aşık olduğu zaman herşey daha güzel, daha renkli geliyor. Belki de herşey daha gerçek geliyor olabilir."

"Bence aşk anlatılması mümkün olmayan bir şey. Bir yazıda bir adam kızı görmüştü ve sonra her yerde onu aramaya başlamıştı. O adam aşık değildi bence, yarımdı. O kızı bulabilirse ancak o zaman tamanlanacaktı." dedi kız hafifçe gülümseyerek.

"O adam yarımsa biz neyiz peki? Yarımın da yarısı mı?"

"Belki onun da yarısı belki çok daha yarısı. Ama önceki halimi düşünüyorum da o kadar eksiktim ki ben sadece nefes alıp veriyordum."

"Ben de aynıydım. Herkes gibi yaşamaya çalışıyor ama yapamıyordum. Bir şey eksikti ve neyin eksik olduğunu bilmiyordum."

"Aynı benim gibi desene. Sonra yazıları okudukça tamamlanmaya başladım. Tabi eksikliğimi fark ettikçe büyordu içimde."

"Biliyorum nasıl olduğunu. Sen nasıl başladın bu yolculğa?"

"Çok küçükken kaçmıştım ve sokakta dolaşıyordum. Sonra bir adam yazı okuyordu. Çok etkilendim ondan. Daha yıllar geçti ve ben o yazıyı unuttum ama hep aklımdaydı. Bir gün şapkalı adam yanıma geldi ve bana bir yazı verdi. Sonra iki yazı daha buldum. Ya sen?"

"Benimki de benzer bir şekilde başladı. Çocukken bir şarkı dinledim ve hep başka bir şarkı aradım. Bulamadım tabi, daha sonra bir süre önce şapkalı adam yanıma geldi ve bana bir disk verdi. Diskin üzerinde bilgiler olduğunu düşündüm ve onu yazılıma çevirdim ve bu sayede dinleyebildim."

"Benzer hikayelerimiz varmış. Acaba daha önce neden karşılaşmadık."

"Karşılaşsaydık bile birbirimizi tanıyamazdık ki. Herkes aynıydı benim için ve sende aynılığın bir parçası olacaktın."

"Haklısın, en doğru zamanda tanışmışız."

"Aşkı neden öldürdüklerini merak ediyorum" dedi erkek.

Kız ise "bildiğim kadarıyla aşk sistemin herşeyi geçirmesinde bir engeldi ve bu yüzden onu yok etti. DNAmdaki bir geçmişe yolculuk ettim. Orada sistemin herşeyi ele geçirdiği savaşı gördüm ve aşkın nasıl öldüğünü. Daha sonra başka bir yere gittim. Orada yazı yazan bir adamla karşılaştım. Aslında sistemin planı bundan çok uzun yıllar önce başlamış." diyerek devam ettirdi konuşmayı

"Ben de rüyalarda dolaştım, siyah ay ile konuştum. Bunca zaman onunla konuşmaya çalıştıktan sonra cevap verdi bana. Bana seninle karşılaşacağımı söyledi biliyor musun? Çok yakında dedi bana ve öyle oldu."

"Ben de yalnız olamayacağımı düşündüm. Aşkı benim gibi arayan başka birisi olması gerekirdi. Sonrasını biliyorsun zaten."

"Peki aşkı nasıl bulacağız bir fikrin var mı? Aşkın mezarı nerede olabilir ki?"

"Zamanı geldiğince onu da bulacağımızı düşünüyorum. Hem şapkalı adam bize yardımcı olur. Hem aşkın koruyucuları da var. Belki onlar yerini biliyor olabilir."

"Zamanı gelince göreceğiz sanırım."

Cümleleri bittiği zaman ikisi bir süre boyunca birbirlerine baktı. Konuşmadılar ama. Fakat ilginçtir ki birbirlerini anlıyorlardı. Bunu açıklaması oldukça güçtü. Konuşmadan insanlar nasıl anlaşabilirdi ki? Hele konuşarak bile anlaşamayan insanları düşündükleri zaman bunun olasılık dışı olduğunu biliyorlardı. Ancak bu bilgi onları yanlış bir yere götürüyordu. İkisi de konuşmamalarına rağmen aynı anda gülümsemeye başladılar.

Daha sonra ilk konuşan kız olmuştu "Peki 3000 yıl önce yaşayan birisi bu günü nasıl tahmin edebilir. Olacakları nasıl bu kadar kesin bilebilir."

"Bilmiyorum belki bir zaman makinesi ile geleceğe bakmış ve ona göre kendi zamanını şekillendirmiştir."

"Zaman makinesi olabilir mi diyorsun yani?"

"Bilmiyorum sadece aklıma gelen bir düşünceydi ama ölmek üzere olan bir adamın rüyalarına girebiliyorsam neden olmasın diyorum kendime."

İkisi tekrardan sözgöze geldiklerinde yine gülümesediler. Bu sefer gülümsemeleri daha büyük ve daha gerçekti. İkisi de ne olduğunu bilmiyordu ama içlerinde adını bilemedikleri yeni bir duygu ortaya çıkıyordu.

Bir süre boyunca konuşmadılar. Konuşmak yerine birbirlerini incelediler. Gülümsediler ama geçen zamanın tamamı boyunca gülümsediler.

Derken açık penceren bir aracın evin altında durduğunu duydular. Erkek pencereden baktığında siyah bir aracın gelmiş olduğunu gördü ve "geliyorlar" dedi endişeli bir tonda.

Bir kaç an boyunca birbirlerine baktılar ama ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Bir kaç an daha geçtikten sonra merdivende ayak seslerini duydular. Artık çok az zamanları kalmıştı...

Aşkın mezarı 43 (distopya romanı)

Girdikleri odadan çıktıktan sonra geldikleri yoldan geri dönmediler. Bunun yerine farklı dönüşler yapıp daha farklı yerlerden geçtiler. Binaların altında bu kadar büyük bir yer olduğunu bilmeleri ikisini de şaşırtmıştı.

Bir süre daha devam ettikten sonra erkek ilk konuşan oldu "Peki, bundan sonra ne olacak?"

Siyahlı kız cevap verirken sesi eskisi kadar sert değildi. Bunun yerine daha yumuşak ve anlayışlı bir ses tonuyla konuşmuştu "Ben sadece sizi erkeğin evine çok yakın bir yere bırakacağım. Daha sonra saklanacaksınız. Benim bıraktığım ip uçları onları başka bir adrese götürecek ve eğer her şey planladığımız gibi giderse bu tehlikeyi atlatmış olacağız."

"Peki her şey planladığınız gibi gitmezse ne olacak? Bizi kolaylıkla bulabilecekleri evimize gitmek yerine neden başka bir yerde saklanmıyoruz"  dedi kız biraz korku biraz endişe içinde.

"Çünkü evinize gitmeniz gerektiği söylendi. Bir çok şeyin planı çok önceden yapıldı ve bize sadece bu planı gerçekleştirmek düşüyor. Bu yüzden bazen sorgulamamak daha iyi oluyor." siyahlı kız konuşurken daha anlayıslı bir hale bürünmüştü.

"Öyle olsun" dedi erkek. "Sanki planlanan bir hayatı yaşıyormuşuz gibime geliyor son zamanlarda."

"Aslında yapmak ve yapmamak size kalmış. Bu yüzden planlı bir hayat söz konusu değil." dedi siyahlı kız. Konuşurken bir süre boyunca gözü uzaklara doğru dalmıştı.

Bir süre boyunca konuşmadılar. Bu esnada kız ne kadar gittilerini ölçebilmek için daha önce adımlarını saymaya başladı ve hangi yöne döndülerini. Önce sol sonra tekrar sol ve sağ. Bu şekilde veya başka sırayla devam ediyorlardı yolculuklarına.

Biraz daha ilerledikten sonra -ki kıza göre toplamda 73 adım atmışlardı- siyahlı kız onlara doğru dönerek gülümsemeye başladı ve "Siz ikiniz çok şanslısınız. Eğer başarırsanız aşkı siz yaşatacaksınız."

Erkek ve kız aynı anda konuşmaya başladı "Evet.." Daha sonra ikisi bir anlığına sustu ve erkek elini kaldırıp kızı işaret etti. Konuşma önceliğini ona vermekti amacı ve kız konuşmaya başladı "İnan ikimizde bunun için ve aşkı öğrenmek için yaşıyoruz." Cümlesini bitirdiğinde ikisi de gülümsedi ve erkek kızın söylemek istediği cümleyi söylemesine oldukça şaşırdı.

Bir süre sonra siyahlı kız bir merdivenin önünde durdu. "Bu merdiven sizi onun evinin arka sokağına çıkartacak. Bir süre boyunca saklanın ve hiç ses çıkarmayın. Ben kameralarda görünmüş olma ihtimaline karşılık bir süre ortalıkta görünmeyeceğim." Kolunu üzerindeki siyah giysiyi biraz yukarıya kardılarak karnındaki bandajı onlara gösterdi. "Aramızda kalsın benim kaybolmamı kaçırılma sanabilirler bu sebeple güvende olacağım. Kendinize dikkat edin ve saklanmayı unutmayın."

Kız ve erkek merdivenlerden çıktılar. Önce kız çıktı ve ardından erkek. Erkek kızın düşme ihtimaline karşılık arkada kalmıştı. Ancak kimse düşmedi. Merdivenin sonuna geldiklerinde metal kapağa uzandı kız. Normalde oldukça ağır olması gereken kapak oldukça hafifti ve kolaylıkla onu kaldırıp ilerlediler. Kıza göre 137 adım sonra erkeğin evine gelmişlerdi. 3. kata çıktılar ve 29 numaralı odaya girdiler.

İçeriye girdiklerinde erkek koltuğu işaret ederek "Rahatına bak" dedi. "Bir şeyler içmek ister misin?"

"Sadece su istiyorum. Sonra kahve içeriz belki."

"Söylediğim gibi sen rahatına bak."

Bir kaç an sonra erkek elinde bir bardak su ile geri geldi ve bardağı kıza uzattı.

Kız sudan birkaç yudum aldıktan sonra erkek sabırsız bir biçimde "Orada neler oldu öyle. Ben tam açığa çıkmıştım bir an kadar sonra kendimi yerde buldum. Böyle bir şey nasıl mümkün olabilir?"

"Bende bilmiyorum. Daha önce de anlattım sanki zaman yavaşlamış gibiydi. Sanki normalin yüzbin de biri gibiydi ama ben normal bir şekilde hareket edebiliyordum. İlk önce attıkları siyah küreyi yerden aldım ve geri fırlattım. Küreye dokunduğumda o benimle aynı hızda hareket etti ve onu geri fırlattım. Sana doğru gelmekte olan bir kurşun gördüğümde seni yere attım ve seni hiç bırakmadan saklandığımız yere kadar sürükledim. Sonrasını biliyorsun zaten. Bunun nasıl olduğunu bilmiyorum inan bana."

"Sana inanıyorum ama olanları kabul etmem oldukça zor. Neyse elbet bir gün neler olduğunu öğreneceğiz."

İkisi birbirine bakıp gülümsediler. Aslında ilk gülümseyen erkek olmuştu amacı konuyu değiştirmekti ancak kız da aynı şekilde karşılık verdiğinde gülümsemeleri biraz daha büyümüştü ikiside birbirlerine baktıklarında ilk kez gerçek bir gülümseme gördüler.

"Sen neler buldun bakalım" diye sordu erkek.

"Ben 3 tane yazı buldum. Yazılar yanımda değil ama aklımdakileri anlatabilirim."

"Ben de 3 tane disk buldum. Biraz uğraşarak onları çalıştırdım. İstersen sana dinletebilirim sen anlatırken."

Kız başını evet anlamında öne eğince erkek bilgisayarının yanına gitti ve diskleri çalmaya başladı. Gelip yerine oturduğu zaman kız okuduğu yazıları aklında kaldığı kadarıyla anlattı. Aslında her harfi anlatmak istiyordu ama onları yeteri kadar okuyamamıştı. Her şey çok hızlı gelirmişti.

Kız anlatmayı bitirdiği zaman erkek disklerde neler hissettiğini anlattı.

En önemli gündem maddesi aşkın ne olduğuydu.

"Aşk sende ne?" diye sordu kız.

"Bence aşk" dedi erkek "birisindan ayrılmayı göze alamamaktır. Onun yokluğu, sana şarkılardaki gibi hissettirebilir. Dikkat edersen bazı bölümlerde farklı duygular var. Diğer bölümlerde aşkın yokluğunu hissederken o bölümlerde aşkın varlığını hissediyorsun. Bak burayı iyi dinle inanılmaz bir şey. Hiç söz yok ama sanki içinde bir dünya var."

Kız şarkıyı dinlerken gözlerini kapattı. O an diğer herşey kayboldu sanki şarkının içinde başka bir dünya vardı ve o dünyadaydı. Şarkı bittiği zaman ise konuşma sırası kızdaydı "Bende yazılarda anlattıklarını düşündüm. Sevmek diye bir kelime var anlamını hala tam olarak bilmiyorum ama bir insanın kalan herşeyden önemli olması gibi sanki. Aşkı beklemek var mesela, ona ulaşmaya çalışmak. Aşkı beklemek acı verici ama onun yokluğu çok daha fazla acı veriyor bu nedenle aşk için tüm acılara dayanabiliyorsun. Sanki aşık olunca bu dünyanın içinde başka bir dünyada daha yaşamaya başlıyorsun ve o başka dünya bu dünyadan çok daha güzel."


Find Us On Facebook