Hangi silah vurabilir imanı

15 Temmuz darbe girişiminin ardından yaklaşık 1 ayda bitirebildigim şiirimi sizlerle paylaşmak istedim.

İmanla dolu bir yürek yıkılır mı sanırsın,
Bin bir zorlukla kazanılmış bu vatan bırakılır mı sanirsin,
İnsan özlemez mi sanırsın toprak altında yatanı,
Yoksa bir adam tankları durdurabiliyorsa,
Yaşlılar kurşunlara siper etmişse göğsünü,
Ya Allah bismillah allahuekber eşliğinde yürüyorsa insanlar,
Soyle ey gafil hangi silah delebilir imanı.

İnsanlar ölüme kollarını açıp yürüyorsa,
Fatih benim atamdır diyorlarsa,
Bastiklari toprak titriyorsa,
Allah oyun bozanlarin en büyüğüdür diyorlarsa,
Soyle ey gafil hangi silah vurabilir imanı.

Bir ümmet bir olmuşsa,
Tek atıyorsa tüm kalpler,
Tüm hainleri ezmeye yeminliyse gönüller,
Bu vatanı hainlere vermeyeceğiz diyorlarsa,
Soyle ey gafil hangi kurşun delebilir imanı.

Korkma diye başlayan bir marşla büyüyen çocuklar,
Tanktan, tüfekten korkar mı sandın,
Sen bilmez misin ey gafil,
Uçağı üstüne atlayarak düşürmeye çalışanı,
Söyle ey gafil hangi uçak vurabilir imanı.

Sen bizi bir avuç insan mı sanırsın,
Bizim silahlarimiz yok mu sanırsın,
Bizim gökte ordularimiz vardır bilmez misin ey gafil,
Evlatlari ölen anaların vatan sağolsun dediklerini duymaz misin,
Sokağa çıkan milyonların şehit olmak için yürüdüğünü görmez misin,
Soyle ey gafil hangi ordu yenebilir imanı.

Sen vatan nedir bilmezsin,
Anlamazsın vatan aşkını,
Bilmezsin imanın gücünü,
Tankları tek bir adam durdurur,
Yaşlı bir teyze bir orduya kafa tutar,
Sen bilmez misin ey gafil allah aşkının verdiği gücü.

Sahte bir peygambere kanmış,
Paranın köpeği olmuşsun sen,
Bu vatanda değil kalacak yerin,
Bir parça ekmeğin yoktur senin,
Biz asker doğduk, asker ölürüz,
Bilmez misin ey gafil,
Bu vatanın bir karış parçasını değil bir kum tanesini vermeyiz kimseye,
Sen bilmez misin ey gafil bu milletin ne destanlar yazdığını,
Sen bilmez misin ey gafil gökteki ordunun vurulamayacagini.


Aşkın mezarı 2. kitap 8. bölüm

Erkek sürekli olarak düşünüyordu. İçinden karşısında birisi olmasını istiyordu. Bu sayede yeteneğini deneyebilir ve onu öğrenebilirdi. Aslında kız ile konuşurken veya şapkalı adamın karşısındayken bunu yapabilirdi ama ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Yeteneğinin nasıl ortaya çıktığını düşünerek bayağı zaman geçirdi. Aslında yorgundu ama düşünmesi gerekiyordu. Siyahlı adamların elinden nasıl sağ kurtulmuştu. Bunu şapkalı adama sormalıydı neden onu da diğerleri gibi silmemişlerdi.

...

Kız ise soluk bir rüya görüyordu. Kurumuş ve parçalanmış toprakların olduğu bir yerdeydi. Güneş tam tepedeydi demek ki öğle saati gelmişti. Nereye gideceğini bilmiyordu tek bildiği şey güneşin tenini yaktığıydı. Bir süre boyunca kurumuş toprak parçalarının üzerinde yürüdü. Etrafında başka hiçbir şeyin olmaması dikkatini çekmişti. Neredeydi ki orada hiçbir şey yoktu?

Biraz daha yürüdükten sonra bir yol ayrımına gelmişti. Bir yol ilerideki yeşilliklerin olduğu bir yere doğru ilerliyordu diğerinde ise sarı toprak aynı şekilde devam ediyordu. Ne yapması gerektiğini bir süre boyunca düşündü. Yeşil yere doğru ilerlerse bir şeyler bulabilirdi ama diğer yolda hiçbir şey yoktu. Ne olmuştu oraya öyle? Neden hiçbir şey yoktu? Cevapları bulması gerekiyordu ve kurumuş toprakların olduğu yerden yürümeye devam etti.

Biraz daha ilerledikten sonra susuzluktan daha fazla ilerleyemeyeceğini fark etti ve yere çöktü. Güneş yüzünü de yakmasın diye kollarıyla yüzünü kapattı. Bu esnada bir ses duyduğunu sandı ve saklamaya çalıştığı başını kaldırdı. Karşısında bir erkek duruyor ve ona su uzatıyordu. Kız erkeğin uzattığı suyu içti ve sonrasında nerede olduğunu sordu.

Erkeğin cevabı soğuktu, "Her şeyin sonundasın."

"Nasıl yani?"

"Her şey yok oldu? Sistem kazandı."

"Bu nasıl olabilir? O kazanmasın diye uğraşıyorduk biz?"

Adam cevap vermeye çalıştığı sırada yer sarsılmaya başladı ve ikisi de yere düştü. Bir an sonra sarsıntı şiddetlendi. Sarsıntı şiddetlendikçe topraktaki çatlaklar derinleşti ve bir kaç an sonra kız ile erkek arasında toprak ikiye bölündü. Birkaç an sonra ikisinin arasındaki mesafe giderek açılıyordu. O an kız erkeği tanıdığını hatırladı ve "Senden ayrılamam!" diye bağırdı. Bir an kadar kadar sonra kız koşmaya başladı ve uzaklaşan erkeğe doğru zıpladı. Havadaydı ve karşıya geçip geçemeyeceğini bilmiyordu ama umurunda bile değildi.

Tam erkeğin uzatmış olduğu eli tutacakken terler içinde uyandı. Nereye gelmişti. Etrafına baktığı zaman şapkalı adamın yanında odada olduğunu hatırladı. Erkek diğer odadaydı. Acaba uyumuş mudur diye düşündü sonra onun rahatsız etmek istemediği için bu düşünceden vazgeçti. Gördüğü rüyayı ona anlatmalıydı ama. Uyumuşsa ne olacaktı? En iyisi daha sonra anlatmak olurdu. Belki biraz daha uyuyabilirdi. Hem şapkalı adama da anlatırdı belki o rüyanın ne anlama geldiğini biliyor olabilirdi. Erkek uyumuştur mutlaka, keşke uyumasaydı diye geçirdi içinden onu görmek güzel olurdu. 

...

Erkek ise olanlardan habersiz bir şekilde tavanı seyrediyordu. Aynı sorular kafasının içinde tekrar ve tekrar dolaşıyordu. Neden onu bırakmışlardı? Oradan nasıl kaçmıştı ve neden yetenekleri vardı? Belki de en önemli soru buydu, neden yetenekleri vardı? İkinci en önemli soru ise yeteneklerini nasıl kullanacağıydı. Onu şapkalı adam anlatabilirdi belki sebepleri de verebilirdi ama onun sorunu başkaydı. Kız onu kurtarmayı göze almışken, zamanı durdurmuşken o ne yapmıştı. İçinden bir ses sorunun yanlış olduğunu söylese de aynı soru zihninde dolanıp duruyordu. Belki şimdiye kadar bir şey yapmamış olabilirdi ama ileride yapardı. Zaten kızın yaptıklarının aynısını onun da yapması mı gerekirdi? Neden böyle olmuş, onca şey yaşadıktan sonra neden buna takılmıştı.

Düşüncelerinden kaçmak için önce sağa dönüp yatmayı denedi, sonra sola dönerek yatmayı denedi. Ters yatmayı denese de yine olmadı, bacaklarını karnına doğru çekmek de işe yaramamıştı. Acaba kız ne yapıyor diye düşündü. Uyumuştur dedi kendine, evet kesin uyumuştur. Uyumuş olmasaydı onu görmek güzel olurdu diye düşündü. Neden güzel olabileceğini bilmiyordu. Hatta hiçbir fikri yoktu. Sadece onu siyahlı adamlardan kurtaran düşüncelerden birisi kızı tekrar görmekti. Aynı düşünce şu anda da devam ediyordu. Diğer düşünce ise aşkı kurtarmaktı. Aşkı kurtarmak çok daha önemliydi ama kız olmadan onu başaramazdı. Acaba kızı görmek istemesinin sebebi bu muydu? Belki de sadece ona iyi olduğunu söylemek istiyordu? Zaten kız onu görmüştü, tekrar söylemesine gerek yoktu. O zaman dışarı çıkarsa ve kız uyumamışsa ona ne söyleyecekti? Belki aşk hakkında konuşurlardı, belki yetenekleri ile alakalı. Başka ne vardı bilmiyordu. Şarkılar ve yazı da olabilirdi ama ya başka.

İçinden bir ses kapıyı açıp dışarıya çıkmasını söylüyordu. Sonra kafasını kızın kapısına yaslar ve ses varmı yokmu diye dinlerdi. Eğer ses varsa kapıyı çalardı ama ses yoksa yatağına geri dönerdi. Bu çok mantıklı olurdu aslında hem kızı da uyandırmamış olurdu. Neden uyuyamamıştı ki o? Uyusaydı bunları hiç düşünmemiş olacaktı. Sessiz bir biçimde odanın kapısına doğru yürüdü ve yine çok sessiz bir biçimde kapıyı açmak için kapının kolunu tuttu. Neden böyle hissettiğini bilmiyordu ama nefes almak ona çok zor geliyordu. Sanki aldığı nefesi sonsuza kadar içinde tutmak istiyormuş gibi hissediyordu. Acaba yatağına geri dönse daha iyi mi olurdu? Hem kızı uyandırmamış olurdu ama kızı uyandırmamak için planını yapmıştı. Fakat ya kapıya yaklaştığı sırada dengesini kaybedip düşerse ve kapıya çarparsa kız uyanır ve korkardı. Bunu hiç istemiyordu. En iyisi kapıyı açıp dışarıya bakmak ve sonra geri gelmekti.

Ancak kapıyı hiçbir zaman açmadı sebebini bilmiyordu ama sanki dışarıya çıkması yasaklanmıştı. Aslınca yasaklayan kimse olmamıştı ama yine de dışarıya çıkmak istemedi. Bunun sebebinin dışarıya çıkıp onu görürse ne söyleyeceğini bilmemesi olabilirdi elbette ne yapacağını bilmemesi de olabilirdi. Aslında kızın düşüncelerini okusa güzel olurdu ama düşüncelerini okuyup ne öğrenecekti veya ne öğrenmek istiyordu. Bu yüzden düşüncelerini okumaması için daha iyi dedi kendine ve yatakta önce sağa bir süre sonra sola döndü. Biraz daha zaman geçtikten sonra yüz üstü yatmayı denedi ve yine de uyuyamadı.

Aşkın mezarı 2. kitap 7. bölüm

Bir kaç an boyunca gözlerini kapattı erkek ve nefes almadı. Bir kaç an geçtikten sonra heyecanlı ve şaşkın bir şekilde anlatmaya başladı. "Sen pencereden atladıktan sonra ben siyahlı adamlarla karşı karşıya kalmıştım. Biraz zaman kazanmak ve kaçman için bir fırsat oluşturmak için yere çöktüm ve ellerimi havaya kaldırdım. Bu teslim olduğum anlamına geliyordu. Hiçbir şey söylemeden ellerimi bağladılar ve kafama bir şey geçirdiler. Bu esnada en son olarak birisinin (Kız gitmiş) dediğini duydum. Daha sonra bir şey koklattılar ve sonrasını hatırlamıyorum."

"Seni bayıltmışlar" dedi şapkalı adam ve kız "Anlat daha sonra neler oldu" diye ekledi hızlı bir şekilde.

Devam ediyorum "Kendime geldiğimde küçük ve karanlık bir odadaydım. Yanımda bir adam bekliyordu. Yüzü bir maske ile kapatılmıştı ve sadece gözlerini görebiliyordum. Gözleri gerçekten korkutucuydu. Ancak benim korkma sebebim o değildi" kıza doğru dönerek "başına bir şey gelmesinden korktum ben. Neyse bana bir kaç tane soru sordu. Orada ne işim olduğunu, kaçan kızın kim olduğunu, neyi saklamaya çalıştığımızı mesela. O an her şeyin karıştığı zamandı aslında. Orada ne işim olduğunu sorduğunda sanki onun düşüncelerinin işinde dolaşıyordum. O soruyu neden sorduğunu anladım ve hangi cevapların iyi, hangilerinin kötü olduğunu. Bu sayede vereceğim cevapları kestirebiliyordum ama tabi başlarda bu kadar ilerlememişti. Onunla olan konuşmamızın sonlarına doğru artık o bir soru sorduğunda istediği cevapları, hangi cevaba nasıl tepki vereceğini ve onun tepkilerine benim tepkilerimin nasıl olması gerektiğini biliyordum."

"Düşünceleri okuyabiliyorsun. Bu çok özel bir yetenek." dedi şapkalı adam hafif bir gülümseme ile.

"Ama nasıl olduğunu bilmiyorum. Keşke bilseydim."

"Öğreneceksin merak etme. Hadi sen anlatmaya devam et."

"Evet, onun düşüncelerini bu kadar detaylı bir şekilde bilmek başlarda çok zordu ancak kısa bir süre sonra alışmıştım. Bana aşkın koruyucularını sorduğunda aşkın ne olduğunu sordum. Bu esnada mimiklerimi de onun düşüncelerine göre şekillendiriyordum. Aşkın korucularını bilmediğimi söyledim, öyle bir şeyi hiç duymadığımı. Cevabıma inandığını düşünmüştüm ama sanırım emin olmak için beni bir makineye bağladı. Onun düşüncelerine göre hareket ederek makinayı da inandırdım.

Ancak bu yeterli gelmiyordu ve bana sürekli sorular soruyordu. Bir süre sonra masanın üzerine bir bardak ve bir şişe su koydu. Ona doğruları söyleyene kadar tek bir damla bile içemeyeceğimi söyledi ki bir damla su için her şeyi yapabilirdim. Bir ara başka birisi geldi ve benim kafamı tekrardan kapattılar. Sadece şunu duyabildim (Kahin bizimle olsaydı gerçeği öğrenmemiz daha kolay olacaktı.) Bir kaç an sonra kapı kapandı ve başımdaki örtüyü çıkarttılar. Beni kaldırıp başka bir koltuğa geçirdi. Eğer yalan söylersem beni elektrik çarpacağını bu yüzden doğruyu söylemem gerektiğini ekledi. İşin garibi beni hiç elektrik çarpmadı. Bu yöntem de işe yaramayınca kafamı su dolu bir kabın içine soktu. Su hem soğuktu hem de nefes alamıyordum. Bir kaç kere kafamı suya sokup çıkardılar. Beni konuşturmaya çalışıyorlardı ama tek bir kelime bile söylemedim onlara ve en sonunda (Bu hiçbir şey bilmiyor) diyerek beni çıkarttılar. Kafamı yine kapattılar ve bir yere bıraktılar beni. Sonra bir süre sonra ellerim çözüldü ve kafamdakini çıkarttım. Takip edilme ihtimaline karşılık eve geçtim ve bir süre sonra karanlılardan ilerleyerek buraya geldim."

"Yani biz senin tutulduğun yere geldiğimizde sen gitmiştin?"

"Oraya mı geldiniz siz?"

"Tabi ki oraya geldik! Seni onlara bırakacağımızı mı sandın?"

"Daha önce kimse benim için böyle bir şey yapmamıştı. Ne söyleyeceğimi bilemiyorum."

"Neden bize daha önce haber vermedin? Eve geçtiğinde mesela, bir bilgi gönderebilirdin mesela."

"Denedim ama hiçbir şekilde ulaşamadım size. Senin iletişim aygıtını buldum ve ona bir yazı gönderdim ama onu görmedin sen. Bende hepimiz için güvenli olsun diye bekledim."

"Evet, oraya giderken yanımıza almamıştık."

"Hadi yeter tartışmayı bırakalım. Sen tekrardan aramıza geldi ve yeni bir yeteneğin var. Yani ikinizde belirli yeteneklere sahipsiziniz. Bu yetenekleri birlikte geliştireceğiz. Kız sana yeteneğin ne oldu anlatacaktır temel olarak. Şimdi bu gece çok yorulduk ve ikiniz de dinlenin. Yarın olunca yapacak çok işimiz var." dedi şapkalı adam.

Hemen ardından kız ve erkek şapkalı adamın işaret ettiği yerde daha önce orada olmayan iki tane odaya girdiler. Uyumaları gerekiyordu ama ikisi de uyumak yerine konuşmak ve hissettikleri korkuyu anlatmak istiyordu. Ancak uyku o an için daha öncemliydi. Önce kız ve daha sonra erkek uyudu.

Uykuya dalmaları biraz zaman almıştı. Erkeğin uyuması kıza göre daha zor olmuştu.. Yaşadıkları aklından çıkamıyordu. Siyahlı adamlara o kadar yakın olmayı, ona acı çektiren o adamı ve boğulma hissini unutamıyordu. Kızı kaybetmiş olma ihtimali ise hepsinden kötüydü. Hala orada neler yaptığına inanmakta zorlanıyordu. O nasıl bir insanın zihninden geçen düşünceleri okuyabiliyordu. Aslında son dönemde yaşadıkları hesaba katılırsa şaşırmaması gerekiyordu ancak bu mümkün değildi. Demek ki ikisi de özel insanlardı. İkisinin de özel yetenekleri vardı ve bu bilgi onun aşkı bulmaya dair inancını arttırıyordu.

Kız ise uykuya dalmadan önce erkeğin yokluğunu düşündü. Hala ne olduğunu bilmese de sanki bir parçası eksikmiş gibi hisettiğini düşündü ancak hangi parçanın eksik olduğunu bilemiyordu. Bu aşkı bulamama düşüncesinden gelen bir durum muydu yoksa başka bir şey miydi bilmiyordu ama onu tekrar görmek çok iyi hissettirmişti. Tamamlanmış gibi değil de sanki eskisinden daha fazlalaşmış gibi hissediyordu. Bu durum da oldukça farklıydı ama sorgulamadı. Bunun yerine kendini huzurlu bir uykunun kollarına bıraktı.


Aşkın mezarı 2. kitap 6. bölüm

Siyahlı kız ve şapkalı adam geldikleri yoldan geriye doğru dönerken bir süre boyunca duman soludular. Duman solmak zararlıydı bu yüzden şapkalı adamın ona vermiş olduğu bez parçası ile ağzını kaplamıştı. Şapkalı adama göre bu dumanın zehirleme süresini biraz daha arttırabilirdi.

İlerledikçe dumanın azalmasından dolayı şanslılardı. İkiside dumanlı havayı gereğinden fazla solumak istemedikleri için fazla konuşmuyorlardı. Zaten geri döndükleri zaman konuşacak çok fazla şeyleri olacaktı.

Biraz daha ilerledikten sonra duman azalmaya başlamıştı ve ilk kız konuşmuştu "Neden onu bulamadık?"

"Bilmiyorum orada olması gerekiyordu. Olasılıkçının şimdiye kadar hiç hata yaptığını görmedim. Bu işin içinde başka bir şeyler var ve hepsi ortaya çıkar."

"Daha fazla beklemek istemiyorum, bir an önce onu bulmalıyım ve.." bir an için kız cümleyi nasıl devam ettireceğini bilemedi. Onu bulup ne yapmak istiyordu ki büyük bir hırsla söylediği cümlesi bir anda yok olup gitmişti. Bir an boyunca duraksadı ve "onu bulup beraber aşkı bulacağız elbette" dedi, cümlesinin bitiminde derin bir soluk verdi sanki büyük bir yükten kurtulmuş gibi.

"Merak etme ona bir şey olmayacak. Orada olmadığına göre birkaç ihtimal var. İlki onu başka bir yere götürdüler ama neden. Bu ihtimal hiç mantıklı değil. İkinci ihtimal bir şekilde oradan kaçtığı ama bunu da gösteren hiçbir işaret yok. Eğer orada başına bir şey gelmiş olsa zaten orada olurdu. O zaman onun iyi yolduğunu farz etmek isterim. Eğer başına başka bir şey gelmediyse."

"Ne gelebilir ki onun başına? Daha kötü ne olabilir?"

"Daha kötüsü her zaman olabilir ama şu an bunu düşünmeye gerek yok. Bir an önce geri dönüp neler olduğunu bulalım."

Bir süre daha ilerledikten sonra tekrardan yerin üstüne çıktılar. Temiz hava almak bir an için kıza iyi gelmişti. Bir an sonra "hadi gidelim." dedi şapkalı adama bakmadan, kesin ve emredici bir tondan. Onun bu şekilde konuşması oldukça yeniydi.

İkisi birlikte içi dışından daha büyük olan yerin kapısından içeriye girdiler. Buranın bir ismi olması lazım diye düşündü kız. Onu bulduktan sonra kesinlikle buranın ismini öğrenmesi gerekiyordu.

İçeriye girdikleri zaman olasılıkçı bir masaya oturmuş ve hesap yapıyordu. Onun ne yaptığına aldırmadan kız konuşmaya başladık "Onu bulamadık, orada yoktu."

Olasılıklı başını kağıtla doğru eğdi ve sayfaları çevirmeye başladı. "Hayır, onun orada olması gerekiyordu. Başka bir yerde olamaz, başına da bir şey gelmiş olamaz."

"O zaman nereye kayboldu o? Neden onu bulamadık?"

"Tamam sakin ol, o hesaplamaları tekrardan yapsın. Biz de bu arada biraz oturalım ve neler olabileceğini düşünelim."

"Oturmak istemiyorum."

"Bazen oturmak en iyi seçenektir. Aklımıza gelmeyen bir şey olmuş olmalı ve onu bulmalıyız."

İkisi birlikte daha önce erkekle birlikte oturdukları koltukların oraya geçtiler ve kız yine geçen sefer oturduğu yere oturdu. "Aklımıza gelmeyen ne olabilir ki? Her şeyi düşündük!" kız konuşurken ses telleri normalden daha fazla titreşmeye başlamıştı ve sanki bir şey boğazının üstüne baskı yapıyordu.

"Sakin ol. Eğer onu yakalamış olsalardı orada olması gerekirdi. Demek ki onlardan kaçmış olma ihtimali var ama onlardan kaçmış olsaydı buraya gelirdi. Demek ki hala kaçmaya devam ediyor veya başka bir yerde saklanıyor. Veya ağır bir şekilde yaralandı ve onu yaralıların olduğu yere götürdüler. Bu ihtimal bana çok mantıklı geldi. Olasılıkçı bu durum üzerine hesaplar yapmaya başla ve olası bir herekatta kaç kişiye ihtiyacımız olacağını söyle."

Olasılıkçı hiç bir ses vermeden başka sayfalar aldı ve tekrardan yazmaya başladı.

"Şimdi ne olacak?"

"Bekleyeceğiz, fazla beklemeyeceğimizi düşünüyorum ama."

Onlar farklı yönlere doğru bakıp düşünmeye çalışırlarken mekanik bir ses duydular. "Kim gelmiş olabilir?" dedi şapkalı adam biraz şaşkın bir tonda. Daha sonra koltuğunun yan tarafında duran bir ekranı yukarıya kaldırdı ve "o geldi" dedi.

Bir an kadar sonra kapı kendiliğinden açıldı ve erkeğin içeriye giren silueti gözüktü. Bu kızın koltuktan fırlayıp erkeğe doğru koşmaya başladığı andı. Kısa bir süre sonra iki karşı karşıya kalmıştı ve ikisi de ne yapacaklarını bilemiyordu. Bir kaç an sessizlik içinde geçtikten sonra şapkalı adam konuştu yüksek sayılabilecek bir ses tonuyla "Nedeydin sen?"

"Hepsini açıklayacağım ama çok karışık şeyler oldu ve nasıl anlatacağımı bile bilmiyorum. Bir şeyler içmeliyim sanırım çünkü ağzım kurudu ve biraz da nefes almalıyım. Erkek kız ile birlikte koltuğa oturdular ve biraz nefes aldı. Bir kaç an sonra ise konuşmaya başladı "Kaçtım."

"Bunu tahmin ediyordum da kaçmayı nasıl başardın?"

"İşte karışık olan bölüm burası. Biraz kafamı toparlamam lazım."

Aşkın mezarı 2 kitap, 5. bölüm

Siyahlı kız ipe tırmanmayı bitirdikten sonra birkaç el silah sesi duydu. Silah sesleri gelmeye başladığı anda büyüğün daha hızlı hareket ettiğini fark etmişti, büyük ihtimalle çatışmaya katılmak istiyordu. Kendisi ise onun aksine daha normal bir hızla yükseliyordu. Ateş seslerinin iki farklı taraftan gelmesi ise patlamadan sağ çıkanların olduğunu gösteriyordu. İpe tırmanmaya devam ederken derin bir nefes aldı ve zihnini boşaltmaya çabaladı. Başarıp başaramadığından emin olabilmek için tekrar ve tekrar denedi.

Büyüğün yukarı çıkması kolay olmuştu ancak ipin zeminle buluştuğu yere geldiklerinde kız kendini yukarıya çekemiyordu. Nasıl yapacağını bilmiyordu demek ki bu işler için yeteri kadar güçlü değildi. Tam orada asılı kaldığını düşündüğü sırada bir elin ona doğru uzandığını fark etti. Eli tuttuğu anda kendini yukarıda yerde uzanmış bir şekilde buldu.

Etrafa hızlı bir şekilde baktığı zaman ilk dikkatini çeken şey havadaki toz bulutuydu. İkinci olarak da etrafa saçılmış durumda olan siyahlı adam parçalarıydı. Onlarla kanının aynı renkte olması ve o kanın her yere saçılmış olması ne kadar da ironikti. Şimdi bunları bırakıp biraz daha etrafı incelemeliydi. İleride 3 kişi sayabildi ve onlar hala ateş etmeye devam ediyorlardı. Parçalara ayrılanların kaç kişi olduklarını sayamayacağına göre en az 3 kişi olduğunu düşündü.

Şimdi onun gösteri zamanı gelmişti. Büyük bir gösteri yapmak istiyordu. Bir an içinde siyahlı adamların hepsini ortadan kaldırıp onu kurtarmayı planlamıştı. Ona "senin için geldim" demeyi çok fazla istiyordu. Bu isteğin sebebini bilmiyordu aslında ama ona tekrardan ulaşmaktan başka bir amacı yoktu. Başka türlü aşka asla ulaşamazdı.

Şapkalı adamın söylediklerini düşündü bir süre boyunca. Önce gözlerini kapatacaktı ve sonra nefesini tutacaktı. Zihnini boşaltıp tüm düşünceleri uzaklaştıracaktı kendinden. Gözlerini açtığında havada asılı duran kurşunların çok ağır bir şekilde hareket ettiğini gördü. Demek ki ateş etmeye başlamışlardı. Onlar ateş etmeye başladıkları zaman eğilen siyahlı kızın saçları hala hareketinin etkisiyle oluşan rüzgarda sallanıyordu. Onların yere doğru yolculuk yapmalarına biraz daha vardı.

Büyük ise ateş etmeye devam ediyordu. Silahından peşi sıra çıkan kurşunları seyretti bir andan daha az bir süre boyunca. Daha sonra kurşunların alt bölümünün silahtan fırlamasını ve yere doğru düşmelerini seyretti. Şimdi onun zamanıydı ve ayağa kalkıp koşmaya başladı. Kurşunların arasından geçerken ki toplamda 7 tane kurşun saymıştı, kaç tane siyahlı adam olduğunu anlamaya çabaladı. Sayabildiği kadarı ile toplamda 5 kişi vardı. Her birinin yanına yaklaştığı zaman silahının ucunu alnına dayıyor ve parmağı ile tetiğe basıyordu.

Tetiğe bastığı andan hemen sonra ise silahın ucundan çıkan kurşunun yaavş yolculuğu başlıyordu. Üçüncü siyahlı adama geldiği zaman geriye dönüp baktığında ilk kurşunun ilk siyahlı adamın kafasının içine yeni girdiğini görebiliyordu. Dördüncü siyalı adamın yanına geldiğinde ise kurşunun geldiği yerden bir miktar kan fışkırmaya başlamıştı. Beşinci siyah adamın yanına gidip ateş ettikten sonra geriye dönüp baktığında havaya doğru yayılan kırmızı bir bulut gördü ve umursamaz bir şekilde omuzlarını silkti.

Üç tane odanın olduğunu söylemişlerdi. Sıra ile onlara gitmesi gerekiyordu. Tekrardan koşmaya başladı ve ilk odaya girdi. Odaya girdiği zaman bir adam garip bir makineye bağladığı başka bir adamın yanında duruyordu. Makineye bağlı olan adamın yüzünde ve elbiselerinde kan vardı. Ayakta duranın sorgulayıcılardan birisi olduğunu anlamıştı. Silahını ona doğru kaldırdı ve tetiğe birkaç kere bastı.

Acaba o adam orada ne yapmıştı diye düşünürken fazla zamanının kalmadığını düşündü ve diğer odaya geçti. Bu sefer odada başka bir adam başka bir makineye bağlanmıştı ve bağlanan adamın parmakların 3 tanesi yanındaki masasının üzerinde duruyordu. Kana bulanmış bir bıçak ise adamın hemen yanında duran sorgulayıcının elinde duruyordu. Bu görüntüyü gördüğü anda silahını kaldırdı ve ateş etmeye başladı. Bu sefer kafasını hedef almamıştı. Her bacağına bir kurşun gönderdi ve ardından her koluna bir tane. Daha sonra ise bir tane karnına ve iki tane ciğerlerine. Onun yavaş ölmesini istiyordu ve öyle olacaktı. En son kurşun ise yine kafasını hedef almıştı.

Geriye son bir oda kaldığına göre onu o odada bulacaktı. Bu yüzden hızlı bir şekilde o odaya girdi ancak odaya girdiği zaman içeride kimsenin olmadığını gördü. Etrafta kan izi de bulunuyordu. Sorgulayıcı da yoktu. Bir an için tüm olasılıkları düşünmeye başladı ve o düşünmeye başladığı anda zaman normale döndü.

"Neler oldu burada" içeriye girdikleri yerde bir ses duymuştu. Sesin sahibi şapkalı adam olmalıydı. O an kimin konuştuğunu anlaması oldukça güçtü. Umurunda da değildi, ona ne olmuştu.

"Onların hepsi benimdi, neden oyuncaklarımı benden aldınız."

Konuşan büyük olmalıydı ama emin olamıyordu. Konuşmasını bitirdiği zaman arka taraftan gelen ayak sesleri duydu. Koşuyor olmalıydılar ve onlar yanına gelene kadar yüzünü onlara doğru çevirmeyi zoraki başarabildi.

"O yok!"

"Burada olmalıydı"

"Hiç mi getirmediler acaba, başka bir yerde mi yoksa?"

"Hayır burada olması gerekli onun. Aldığımız tüm bilgiler bunu doğruluyor."

"O zaman neden burada yok?"

"Bilmiyorum ama öğreneceğiz. Şimdi geriye dönelim. Araştırma işi siyahlı kızda. Büyük sen biraz dinlen ve bizde geriye dönelim."

Şapkalı adam konuşmayı bitirdiği zaman ayrıldılar ve geriye kız ile şapkalı adam kaldı. Onlarda geldikleri yoldan geri döndüler. İzleri kalmaması için yukarıya doğru attıkları okları çektiler. Yürümeye başladıkları sırada alevlerin konusu her yeri kaplamaya başladı ve tüm boşluklara duman doldu. Demek ki büyük sonunda bir yerleri yakmayı başarmıştı.

Aşkın mezarı 2. kitap 4.bölüm

Bir süre daha beklediler. Bu esnada şapkalı adamın yüzüne hafif bir gülümseme yerleşmiş, parmaklarını masaya vurarak bir ritm tuturmuştu. Kız ise hızlı ve kısa soluk alıyordu. Bunun gergin olmasının bir göstergesi olduğunu düşünmedi bile. O an erkeği kurtarmaktan başka bir şey düşünemiyordu. Ancak şapkalı adama göre sakin olması gerekiyordu eğer sakin olmazsa yeteneğini kullanamaz ve belki de onu asla kurtaramazdı.

Kız hala hızlı ve kısa soluk almaya devam ederken içeriye bir gürültü eşliğinde büyük geldi. "Silahlarınız hazır. Bunlara dokunmak yok hepsi benim."

"Benim seçimimi biliyorsun zaten" dedi şapkalı adam ve sağ elinden biraz daha büyük metal bir silah aldı.

"Ben zaten benimkini aldım. Bak şimdi bunu da senin için ayarladım. Hem hafiftir hem de kullanması daha kolaydır." dedi siyahlı kız.

"Şimdi burdan nişan alıyorsun. Mesela büyüğe ateş etmek istersen önce ön tarafını oda doğru çevir. Sonra vurmak istediğin bölgesine nişan al. Bence kalbine nişan al, beynine diyecektım ama olmayan bir şeyi vuramazsın."

"Sözlerine dikkat et siyahlı. Hele o parmağı tetiğe bir yaklaşsın."

"Evet şimdi parmağını tetiğin üzerine koy. Parmağını geriye doğru çektiğin zaman ateş edersin. Geri tepmesi fazla olmadığı için vurma ihtimalin artacaktır."

"Bana bak siyahlı, eğer silahı hemen bırakmazsa neler yapacağımı biliyorum ben." büyük konuşurken iki elini yumruk yapıp masaya vurmuştu. Çıkan büyük gürültünün ardından şapkalı adam elini kaldırdı ve "sakin ol büyük. Silahta zaten kurşun yok, bu kadar korkak olma."

"Bana korkak diyene bak. Hep en önde giden ben olurum, hep savaşan ben olurum, hep ben vurulurum ama korkak yine benim."

"Şaka yapıyoruz sadece büyük. Senin ne kadar cesur olduğunu bilmeyen yoktur zaten. Şimdi silahlara kurşunları takalım ve yola çıkalım. Kurtaracak bir dost oldunu unutmayalım lütfen."

Şapkalı adam cümlesini bitirdikten sonra herkes silahına şarjörü takmaya başladı. Büyüğün silah sayısı fazla olduğu için onun işleri biraz daha uzun sürmüştü. İki elinde iki tane büyük silah tutuyordu ki kız onların ne işe yaradığını bile bilmiyordu. Boynuna astığı diğer silah daha tanıdıktı. Siyahlı kızda olanla aynıydı o silah ve belindeki silah da şapkalı adamın silahına benziyordu. Hala onların ne işe yaradığını bilmesede kendi içlerinde sınıflandırmayı başarmıştı.

Dışarıya doğrı giderken büyük önce gidiyor ve onu siyahlı kız takip ediyordu. Siyahlı kızı, kız takip ediyor ve en arkadan şapkalı adam geliyordu. Olasılıkçı geride kalmayı seçmişti. Büyüklüğünü asla bilemeyeceği odadan çıktıktan sonra biraz ilerlediler ve ilk soldan içeriye girdiler. İçine girdikleri binada 3.odaya geçtiler ve kapıyı açıp içeri girdiler. İçeriye girdikten sonra bir odaya girdiler ve şapkalı adam elini duvarda bulunan birkaç noktaya koydu. Bir an kadar sonra duvarın bir bölümü sola doğru kaydı ve onlara geçecek bir yol açtı.

"Devam ediyoruz."

Aynı dizilimde yürümeye devam ettiler. Yol boyunca hiç konuşmuyorlardı. Kız ne zaman konuşmak istese içindeki bir ses ona susmasını söylüyordu ve o konuşmamayı seçiyordu. Yerin altında ilerliyorlardı. Yine bastıkları zemin zemliydi. Buraya benzer bir yerden daha önce geçmişti kız. Bu nedenle bulunduğu yeri çok sorgulamadı. Sadece her ihtimale karşılık yaptıkları her dönüşü hatırlamaya çabaladı. "Sol, Sol, Sağ, Sol, ikinci sağ"

Biraz daha yürüdükten sonra siyahlı kız "geldik" dedi ve orada durdular. "Hadi patlayıcıları yerleştirelim."

"Ben yaparım hepsini, burayı havaya uçurucam." büyük konuşurken bir anda heyecanlanmış ve elindeki silahları yere bırakmıştı."

"Hayır, sen burayı havaya uçurursun ve hepimiz burada ölürüz. Kontrol sende siyahlı kız."

Daha sonra siyahlı kız ile büyük bir çantayı açtılar ve çantadan çıkardıkları dikdörtgen şeklindeki bir şeyleri duvarın belirli yerlerine yerleştirdiler. Daha sonra siyahlı kız onların hepsini kablolar ile birbirine bağladı.

"Hazırız, şimdi geri çekilelim." siyahlı kız konuştuğunda hepsi geri çekilmeye başlamıştı "Büyük sen en geride kal ki patlamadan korursun bizi."

Hepsi birlikte tam 93 adım kadar geldikleri yöne doğru gitmişlerdi. Şapkalı adam elinde üzerinde kırmızı bir tuş olan siyah bir kutu tutuyordu. "Bir, İki, Üç" dediği anda ileriden büyük bir ses yankılandı ve oluşan basınç onların hepsini yere düşürmeye yetti. Sadece büyük dengesini kaybetmemişti. "Hadi şimdi gidiyoruz" diye bağırdı siyahlı adam ve hepsi birlikte koşmaya başladılar.

Patlamanın olduğu yere geldikleri zaman siyahlı kız cebinden bir şey çıkardı ve onu yıkılmış olan yere doğru tuttu. Parmağını hareket ettirdiği zaman yukarıdaki bir yere doğru dört tane ok yola çıktı ve oklara bağlı olan ipler. Okların duvara çarma sesini duydukları zaman siyahlı kız ipe tırmanmaya başladı. Onu büyük takip ediyordu üçüncü olarak kız geliyordu.

Aşkın mezarı 2.kitap 3.bölüm

Herkes masaya oturmuştu ki o masanın veya o odanın nereden çıktığını bilmiyordu. O şapkalı adamın yanındaydı. Hemen karşısında siyahlı kız ve iri adam vardı. Masanın diğer tarafında ise olasılıkçı oturuyordu. İlk konuşan şapkalı adam olmuştu "Neler bulduk?"

Olasılıkçı konuşmak için yeltense de siyahlı kız onun sözünü kesti ve konuşmaya başladı. "Daha önce konuştuğum gibi planımızı uygulayabiliriz. Yerin altındaki kanallardan onu tuttukları yerin altına geleceğiz ve patlayıcıları yerleştireceğiz. Orası tutulduğu yerin ilk girişi oluyor ve genellikle sorgucular hariç kalan herkes orada bulunur ve silahlıdırlar. Patlamanın ardından tahminimize göre 5 veya 6 siyahlı adamı orada yok ederiz. Daha sonra.."

Bu sefer araya giren olasılıkçı olmuştu "Hesaplamalarıma göre 8 veya 9 tane silahlı adam var. Bu ekip için de 3 veya 4 tane sorgucu. Siyahlı adamlar güvenliği sağladığı için sorgucularda silah bulunmaz. Patlama anında ilk şok anında ikimiz içeriye girip kalanları temizleyeceğiz. Sonra sorgucuları da bitirdikten sonra onu kurtarabiliriz. Ancak bazı riskler bulunuyor. Bu risk ise siyahlı adamların girişin farklı yerlerine dağılmış olması. Bunun olma olasılığı da yüzde 37,71. Bunu engellemek için patlayıcıları daha geniş bir alana yerleştirebiliriz ancak bu durumda tavanın çökme ve bizim yolumuzu kapatma ihtimali yüzde 73.57. Bence ilk durum daha garanti gibi duruyor. İki ihtimale göre onu kurtarma olasılığımız ise birinci durumda %79.7, ikinci durumda ise yüzde 53.1 olacaktır."

"Teşekkür ederim olasılıkçı" dedi siyahlı adam. "Bu duruma göre ilk plan çok daha uygun. Onu yapacağız. Nelere ihtiyacınız var?"

"Silah! Daha çok silah ve patlayıcı" iri yarı adam bir anda yerinden kalkmış ve büyük bir heyecan ile konuşmuşu. Kız o an gözlerinin içinde yanan bir ateş gördüğüne yemin edebilirdi.

"Tamam büyük, İstediğin silahları vereceğiz sana ve patlayıcı yerleştirme işini sen yapacaksın. Bence her ihtimale karşılık bir kaç küçük bomba bulundursak iyi olur."

"Evet bombalara bayılırım. Çok fazla bomba alalım."

"Sakin ol büyük, sana yeteri kadar bomba vereceğiz ama orayı havaya uçurmak yok."

Şapkalı adam konuştuktan sonra iri yarı adamın yani şapkalı adamın deyimiyle büyüğün yüzünde bir üzüntü belirtisi oluştu. Bunun üzerine şapkalı adam hemen araya girerek "hemen canını sıkma onu kurtardıktan sonra istediğini yapabilirsin."

Kız ise bu konuşmaları şaşkınlıkla izliyordu. Birileri öldürme fikri hala ona hoş gelmiyordu ama onu kurtarmak için yapılması gerekliydi. Onu yüzde bilmem kaç ihtimalle kurtarabilirlerdi ama gerekirse eğer yeteneğini nasıl kullanacaktı. "Bir şey sorucam, buraya bakarmısınız. Şimdi orayı patlattığımız zaman sistemin dikkatini çekmiş olmayacak mıyız?"

"Güzel bir soru oldu bu. Orayı patlatırken kullanacağımız patlayıcılar ve silahlar siyahlı adamların ki ile aynı. Yani sistem patlamanın kendi kendine olduğunu düşünecek." dedi siyahlı kız.

"Peki ya kurşun izleri?"

"Onlar da yangın sonucunda ısınan kurşunların ateş alması ile olacak."

"Yaşasın yangın çıkartacağız."

"Evet büyük, senin için her yeri yakacağız."

"İşte bu harika bir haber. Hadi hemen yakalım."

"Önce siyahlı kız ile birlikte gidin ve silahları alın. Onun için de bir kaç silah getirin. Sonuçta silah kullanmayı biliyor artık." dedi kızı işaret ederek.

"Yeteneğimi kullanmam gerekirse nasıl yapacağımı bilmiyorum ve sürekli bunu düşünüp duruyorum. Hele yeteneğimi kullanmayı bilseydim belki erkeği kurtarabilirdim ve bu düşünce beni bitiriyor."

"Merak etme. Sen yapman gerekenleri yaptın şimdi sıra bizde. Kendini ne kadar sakin tutarsan yeteneğini kullanma ihtimalin o kadar artar. Benzer bir durum oluştuğu zaman derin bir nefes al ve gözlerini kapat. Aynı daha önce yaptığın gibi. Eğer başarılı olursan orayı temizlemek sana düşecek. Bu sebeple patlamanın hemen ardından üçüncü olarak sen çıkacaksın. "

"Dediğin gibi yapacağım. Hiçbir şey düşünmemeye çalışacağım"

"Harika şimdi diğerlerinin gelmesini bekleyelim ve yola çıkalım. Siyahlı kız silahların nasıl kullanacağını gösterecek sana."







Aşkın mezarı 2.kitap 2. bölüm

Diğer odaya göre daha küçük bir odaya girmişlerdi. Oda duvardaki görünmeyen ışıklarla aydınlatılıyordu. İki tane siyah koltuğa neredeyse eş zamanlı olarak oturdular. İçeriye girdikleri andan öncesinde dayanan bir süredir kızın aklı erkekteydi. Sadece onu kurtarmak istediğini biliyordu. "Aşk için" diyordu kendine. "O olmazsa aşkı asla bulamam." Ancak bu düşünce ona eksik geliyordu fakat o eksikliği nasıl tamamlayacağını da bilmiyordu.

 Kısa bir süre boyunca bakıştılar. Kız ne söyleyeceğini bilmiyordu bu nedenle ilk konuşan erkek olmuştu "Yeteneğinle ilgili her şeyi anlat bana'"

Kız bir an süresi boyunca ne söylemesi gerektiğini düşündü. Daha sonra yaşadıklarının ne kadarını cümlelere dökebileceğini merak etti. Bir an kadar daha geçtikten sonra şapkalı adamı ilk kez sabırsızlanırken görmüştü. Geçen ikinci anın sonunda her şeyi anlatmaya karar verdi ve siyahlı kızla olan yolculuklarından başlayarak anlatmaya başladı. Daha sonra sırası ile yüzeye çıktıklarını ve çatışmanın arasında kaldıklarını anlattı. Ardından yanlarına düşen küreyi ve erkeğin onu geri atmak için hamle yapmasını anlattı. İşte her şey bu anda olmuştu. Ona göre zaman yavaşlamıştı. O an için pek dillendirmese de zamandan daha hızlı hareket ettiğiydi ancak bu kuramı düşünecek fazla vakit bulamamıştı. Son olarak dokunduğu nesnelerin de onunla aynı zamanda aktığını söyledi. İşte bu durum onun anlama sınırlarının oldukça ötesindeydi.

"Anladım" dedi şapkalı adam.

Nasıl anlayabilirdi ki o? Daha anlaşılabilecek bir durum bile ortada yokken o nasıl anlayabilirdi. Kurşunlardan daha hızlı hareket etmesini nasıl anlayabilirdi? Bu ve bir çok başka düşünce bir an boyunca zihnin içine çarpıp durdu. Ancak onlardan hiçbirini söylemedi. Çünkü o an nasıl sorusu için yeteri kadar vakit yoktu ve asıl sorması gereken soru olan "Ne anladın?" diye sordu.

"Hemen anlatayım sana. Bazılarında özel yetenekler bulunur. Mesela kimisi çok hızlı koşarken kimisi ise çok güçlüdür. Kimisi zihinlerde yolculuk yapabilirken bazılarının başka yetenekleri vardır. Bu yetenekler çok nadir görülür. Genellikle sistemin kendisi için yetiştirdiklerinde vardır. Senin de onlardan birisi olduğunu hesaba kattığımız zaman böyle bir yeteneğin ortaya çıkması şaşırtıcı olmuyor. Bu noktada ilerleyen zamanlarda o yeteneğini nasıl ortaya çıkartabileceğimizi bulmamız gerekiyor."

"Nasıl yani?" diye sordu kız şaşkınlık içerisinde "Beni sistem özel mi yetiştirdi?"

"Kesinlikle öyle. Eğer benimle tanışmasaydın sistemin yanında yer alacaktın ve aşkı öldürenlerden birisi olacaktın."

Bu düşünce bile kızın yüzünün asılmasına sebep oldu. O anlık durumunun etkisiyle derin bir nefes aldı ve bir süre boyunca aldığı nefesi geri vermedi.

"Yeteneğini nasıl tetikleyebileceğin hakkında bazı düşüncelerim var ancak bunlar için daha zaman var. Şimdi en temel tetikleyiciyi bulmamız gerekiyor. Tahminime göre o an yaşadığın heyecan veya onu kaybetme korkusu sebep olmuş olabilir. Şu aşamada bunu bilmemiz bile yeterli bizim için."

"Başka yetenekleri olanlar da var demiştin. Onların hepsi sistemin elinde mi?"

"Hayır elbette ama bir çoğu onun elinde ve bu ona büyük bir güç veriyor. Onu yenmek için bu gücü elinden almamız gerekecek ama buna da daha zaman var. Sözü fazla uzatmadan, yetenekli insanların bazıları da bizimle birlikte. Ancak sistemin elindekilere göre sayıları oldukça az. Sistem nasıl onlara sahip oldukları için güçlü oluyorsa bizde onlara sahip olduğumuz için güçlüyüz."

"Tam olarak anlayamadım ama sanırım anlamama gerek yok şu anda. Ne zaman onu kurtarmaya gideceğiz?"

"Siyahlı kızı keşif için dışarıya gönderdim onun gelmesini bekliyoruz. Olasılıkçı ise daha detaylı hesaplamalar yapıyor. Ben de fazladan birisine ihtiyacımız olacak mı diye düşündüm. Bir kaç saat içinde hazırlıklar bitmiş olur. Plana göre gidip onu alacağız."

"Peki ona bir şey olursa?" diye sordu kız konuşurken aralarda duraksamış ve sesi harf arası boşluklarda kısılmıştı. Neden böyle olduğunu da bilmiyordu ama önemli değildi. Zaten herşeyi bilmediğini anlamıştı.

"Onu ilk olarak sorguya alacaklardır. Ancak kalabalık olduğunu için detaylı sorguya hemen başlayamazlar. İlk başlangıçta onu fazla zorlamazlar. Bu esnada her birisi için bir sorguyu görevlendirilir. Eğer o başarısız olursa daha acımasızı gelir ve bu şekilde istedikleri bilgiyi almış olurlar."

"O zaman bir an önce harekete geçmemiz lazım." kız yine heyecanlanmış ve ayağa kalkmıştı. Ona kalsa tek başına bütün bir sistemi yok edebilirdi. Ancak şapkalı adam elini kaldırdı ve ona oturmasını işaret etti.

"Şimdi çıkarsak hepimiz ölürüz!"

Şapkalı adam son sözünü söyledikten sonra derin bir sessizlik oldu ve bir süre boyunca bakıştılar. Bu esnada kız soracak milyonlarca sorusu varken susuyor ve hepsini ileriki zamanlarda sorulmak üzere sıraya diziyordu. Tahminine göre bütün soruları sorabilecek kadar uzun yaşamayacaktı. Yani kimse o kadar uzun yaşayamazdı.

Şapkalı adam ise her zaman olduğu gibi sakin bir duruş sergiliyordu. Koltuğa rahat bir şekilde oturmuş ve kollarını iki yana doğru atmıştı. Bu esnada sağ bacağını sol bacağının üzerine koymuştu ve onun bu sinir bozucu rahatlığı kızı deli ediyordu ama yine hiçbir şey söylemedi. Konuşmanın zamanı gelmemişti. Aklındaki en büyük soru "Acaba o bunların olacağını da biliyor muyduydu."

Bir süre sonra ki kız geçen zamanı saymaya başlamıştı, aradan tam 7135 saniye geçmişti. Bu o an için var olan en uzun zamandı.

"Hazırız sizi toplantı odasında bekliyoruz." dedi siyahlı kız aynı soğukkanlı ses tonuyla.

"Nasıl yani başka bir oda daha mı var?" aslında bunu söylemek istememişti. Ancak o garip yerde başka bir odanın daha olmasını ona hiç mantıklı gelmiyordu. Hele bulundukları yer imkansız bir yerse eğer mantığı orada çalışmıyordu.

Siyahlı kız çıktıktan sonra şapkalı adam ayağa kalktı ve kız onu takip etti. Dar sayılabilecek ama aslında oldukça geniş bir koridordan geçtikten sonra karşılarına çıkan bir merdivenden aşağıya indiler ve soldan 3. kapıya girdiler. Bu esnada şapkalı adam hafifçe gülerek "Burada kaç tane oda olduğunu ben bile bilmiyorum" dedi.

Kız içeriye girdiğinde kocaman bir masanın üzerinde çizili kağıtlar vardı. Ayrıca masanın üzerinde garip aletler bulunuyordu. Bu aletlerin ne işe yaradığını iri yarı adamın kafasına taktığını görene kadar anlamamıştı. Demek ki kafaya takılma işine yarıyordu.


Aşkın mezarı 2. kitap 1.bölüm

Erkeği kaybetmek kızın nefes almasını engelliyordu. Onu geri getiremezse eğer aşkı hiçbir zaman yaşatamayacaktı ancak bir başka sebep daha vardı ve pnun ne olduğu bilemiyordu. Onu bu duruma düşürdüğü için kendini suçluyordu aslında. Neden zamanı tekrardan yavaşlatamamıştı. Eğer bunu yapabilseydi erkeği kolaylıkla kurtarabilirdi. Bu suçlama ile karşı karşıya kalmak oldukça zordu. Hele kapı açılıp içeriye 3 kişi girene kadar.

En önde siyahlı kız bulunuyordu. Onun arkasında iki erkek geliyordu. Erkeklerden birisi oldukça iri yapılıydı. Boyu normal birine göre oldukça uzun, vucut yapısı ise normal birine göre oldukça genişti. Diğer erkek ise ötekine göre daha ince yapılıydı. İlk edindiği izlenime göre zayıf olan diğerine göre çok daha zekiydi. İçeriye gelen son kişi ise siyahlı kız olmuştu. Onun hakkında çok fazla şey bilmese de yine karakteri hakkında ipuçlarına sahipti. Odada bir de şapkalı adam vardı ve o odadaki diğer herkestn daha fazla gizem barındırıyordu. Onun kim olduğunu bilmiyordu ama aşka giden yolda ilerleyebilmek için sormaya cesaret edemiyordu.

Kapı açılıp 3 kişi içeriye girdikten sonra şapkalı adam eliyle koltukları işaret etti. Siyahlı kız, kızın yanına diğer ikisi de boş koltuğa oturmuştu.

İlk konuşan siyahlı kız olmuştu "Bu kadar acil ne oldu?"

Şapkalı adam konuşmaya yeltense de kız kelimelerini onun boğazına tıkarak konuşmaya başladı "Onu kaçırdılar."

İki adam kimden bahsedildiğini anlamak için birbirlerine boş gözlerle baktılar. Bu esnada şapkalı adam konuşmaya devam etti "Onu kaçırdılar ve eğer onu kurtaramazsak her şey yok olacak."

"Nasıl yapacağız bunu?" konuşan zayıf adam olmuştu.

"Sizi bu nedenle buraya çağırdım. Onu götürdükleri birkaç farklı yer olabilir. Bu yeri bulmak senin işin olasılıkçı. Sen zaten bizim savaş gücümüzü oluşturacaksın." dedi şapkalı adam iri yarı adamı işaret ederek.

Konuşmasına fazla bir ara vermeden siyahlı kıza dönüp "Ne kadar zamanımız var?"

"Onun bildiği her şeyi öğrenmeleri genelde bir kaç saat sürer. Bunun için neler yaptıklarını ikimizde biliyoruz ve şu anda bunları konuşarak zaman kaybedemeyiz. Onu tanıdığım kadarıyla konuşması 5 veya 6 saat kadar sürecektir. Eğer acıya dayanıklı ise bu süre uzayacaktır."

"O herşeye dayanacaktır." diyerek araya girdi kız. "Onu kurtarana kadar hiçbir şey söylemeyecektir."

Kısa bir süre boyunca sessizlik oldu. Ardından olasılıkçı şapkalı adamın yanına gitti ve beraber bir haritayı incelemeye başladılar. Daha sonra olasılıkçı haritayı alıp eski yerine oturdu.

Konuşma sırası tekrardan şapkalı adamdaydı. "Sence ona nasıl davranırlar?"

"Bence ellerinde hiçbir delil yok. Bu yüzden çok sert davranmayacaklardır. Zaten bu nedenle 5, 6 saat gibi bir zaman verdim. Ufak delilleri öğrenmeye çalışacaklar. Bana gelen bilgiye göre benzer alımlar çokça yapıldı. Bu ise onun tek başına olmadığını ve ona fazla zaman ayıramayacaklarını gösteriyor" dedi siyahlı kız.

"Demek ki bolca vaktimiz var. Neler buldun olasılıkçı?"

"Elimdeki belgelere göre onu götürebilecekleri en fazla 3 yer var. Birinci mekana götürme olasılıkları yüzde 57.73 ki bence büyük ihtimalle buradadır. İkinci yere götürme olasılıkları 29.1 ve sonuncu yerin olasılığı ise yüzde 13.17. Bu açıdan bakıldığı zaman her kadr ilk yerde olduğu ortaya çıksada. Mekan büyüklüğü ve yakalanan herkesin 3 yakın bölge arasında dağıtıldığını da hesaplara eklersek ve içeriye giren siyahlı adam sayısı gibi faktörleri de eklersek hem yakın hem de güvenli bir yere gitmeleri gerekir çünkü onun elindeki diskleri bulmuş olma ihtimalleri veya o şarkıları duymuş olma ihtimalleri onu önemli bir şüpheli yapacaktır. Bu nedenle 3. yere götürüldü diyebilirim" dedi olasılıkçı yüzünde yarın bir gülümseme ile.

"Söz sende siyahlı kız. Orada bizi neler bekliyor?"

"İçeride tahminen "15 civarında siyahlı adam vardır. Yerin 3 kat altında ve yolun yan tarafında gizli bir girişi olan bir mağaradalar. Bu mağaranın en büyük özelliği içeriye başka bir girişin olmaması ve içeriye giren herkesin rahatlıkla görülebilmesidir."

"Bence oraya başka bir yol bulabiliriz. Olasılıklara göre oranın altınadn geçen bir kanalizasyon var. Eğer doğru noktanın altına doğru miktar patlayıcı yerleştirirsek sığınağın alt bölümü çökecektir ve bizde yukarıya çıkabiliriz. Yine olasılık hesaplarıma ve siyahlı kızın söylediklerine göre 15 kişilik bir gurubun içinde 1 tane sorgucu vardır. Orada 3 tane gözaltı odası olduğunu biliyoruz. Demek ki bir veya kişi de odaların orada nöbet tutuyorlardır. Bir kişinin de işkenceci olduğunu hesaba katarsak eğer geri kalanları girişte bekliyor olacaklardır. Buna göre yüzde 79, 3 olasılıkla giriştekilerin Yüzde 73,1'i kadarı patlamanın etkisiyle ya ölecekler yada çok ağır bir biçimde yaralanacaklardır. İçeride nöbet tutanlar ve diğerleri bu sesin şokunu atlattıktan sonra oraya geleceklerdir. O ölçüde bir patlamanın yarattığı şok 13 ile 17 saniye kadar sürmektedir. Bu esnada bizim yukarıya çıkmamız ve hazırlanmamız için yakşalık 8 saniyemiz olacak. Sonrasında gelenlerin işini orada bitirip adamımızı kurtarabiliriz." dedi olasılıkçı.

Kız ise adamın bu hesaplamaları nasıl yaptığını merak etti. Demek ki bu nedenle ona olasılıkçı diyorlardı. Peki oradaki iyi adamın görevi ne olacaktı. Şapkalı adam her ne kadar açıklamış olsa da tam olarak anlayamamıştı. "Onun görevi ne olacak?" diye sordu kız.

Cevap veren şapkalı adam olmuştu "Onun adı yumruk. Normal bir insana göre çok daha güçlü ve dayanıklıdır. Siyahlı kız silahıyla uzaktan ateş ederken yumruk yakın dövüşle kalanları bizden uzak tutacak. Aynı zamanda ben de uzaktan onlara destek olacağım."

"Peki ya ben?"

"Sen en arkada duracaksın ve her an yeteneğini kullanmak için hazır olacaksın."

"Nasıl kullanacağımı bilmiyorum ki!"

"Diğerleri plan üzerinde çalışırken biz ikimiz yeteneğin üzerine biraz konuşacağız. Hadi gel diğer odaya gidelim."

İkisi beraber ayağa kalkıp yürümeye başladılar. Duvara yaklaştıkları sırada şapkalı adam elini havaya kaldırdı ve eliyle havaya garip bir şekil çizdi. Şekli çizmeyi bitirdiği sırada duvarın bir bölümü ortadan kayboldu ve ikisi açılan yarıktan içeriye geçtiler.


Aşkın mezarı 45 (distopya romanı)

Ayak sesleri yaklaşırken kısık bir sesle kapıların kırıldığını duydular. İnsanların bağırmaları ve çığlıkları her yerde yankılanıyordu. Onlar ise panik halinde konuşamıyorlardı. Bunun yerine birbirleri bakmaya devam ettiler. Hala gülümsemeye çabalıyorlardı.

Ayak sesleri ve kırılan kapı sesleri giderek yaklaşıyordu. Demek ki ikinci kata çıkmışlardı. Merdivenlerden gelen sesler duyulmaya başladığı sırada ikinci kata çıktıklarını anladılar. Sıra ile gelecek olurlarsa yedinci kapı onların yanına açılıyordu. Erkek gelme hızlarını hesaba kattığında fazla zamanları kalmadığını anladı. Saklanabilecek bir yerleri yoktu. Erkek hızlı bir biçimde bilgisayarına bağlı olan diskin parçalarını söktü. Daha sonra diskleri koltuğun alt tarafına sokuşturdu. Birkaç an içerisinde bilgisayarını kapattı.

İki kapı daha kırılmıştı ve geriye 5 kapı kalmıştı. siyahlı adamlar bir sonraki kapıya gidene kadar ne yapacaklarını konuştular. Erkek kızın kaçması yönünde ısrar ediyordu. Kız ise erkeğin kaçması için aynı baskıyı yapıyordu.

Erkek "Hadi git şimdi, pencereden aşağıdaki çalılıklara atla. Daha yavaş düşersin."

Kız "Hayır beraber kaçalım."

"Olmaz birimizin burada kalması ve onları yavaşlatması gerek. Hem siyahlı kız delil bırakmadığını söylemişti."

"Seni bırakamam."

"Bunu yapmak zorundasın. Şapkalı adama söyle o beni kurtarmanın bir yolunu bulur."

Geriye sadece 2 kapı kalmıştı. "Hadi git şimdi."

Kapıya metal bir şeyin hızlı bir biçimde çarptığını hissettiler. Tahta kapı bu çarpmalara fazla dayamazdı. Kız "Tekrar görüşeceğiz dedi ve camdan atladı."

Camdan atlarken kapının parçalandığını duydu. Yere düştüğü zaman çalılara düşüşünü yavaşlattığı için teşerkkür etti. Şansına etrafta hiç siyahlı adam yoktu ve koşmaya başladı.

Yol boyunca erkeğe ne olduğunu düşünüyordu. O kadar düşünüyordu ki bir kaç kere kaldırımlara takıldı ve düşme tehlikesi atlattı. İlk önce sahilde şapkalı adamı gördüğü yere gitti ve o bankın üzerinde oturup bir süre boyunca bekledi. Şapkalı adamın olaylardan haberi yoktu. Ancak çok hızlı atan kalbini yavaşlatması gerekiyordu. Erkeğe ne olmuş olabilirdi ki. Onu da öldürmüşlermiydi acaba? Yoksa onu sorgulamak için götürmüşler miydi?

Ama o onlara istedikleri söylemezdi ama siyahlı adamlar ona işkence yaparsa ne olacaktı? Bir çözüm bulmaları gerekiyordu. Bu yüzden şapkalı adama ulaşmalıydı. Ancak o yardımcı olabilirdi ona.

Belki de erkeğin yanında kalmalı ve her ne olacaksa beraber yüzleşmeleri gerekiyordu. Ancak bunu yapsaydı aşkı hiçbir zaman bulamazlardı. Aşkı bulamazlarsa hiç bir anlamı kamazdı hayatın. Peki ya erkeğe ne olacaktı? Düşünceler beyninin çeperlerine o kadar hızlı çarpıyordu ki canının yandığını düşündü. Elleri titriyor ve ne yapacağını bilemiyordu.

İlk olarak içerisi dışından daha büyük o yere gitmeliydi. Şapkalı adam orada olabilirdi belki. Cebinden oranın adresinin yazılı olduğu kağıdı çıkarttı ve adrese doğru ilerlemeye başladı. Artık dikkat çekmemek için koşmuyordu. Erkeğe ne olmuştu, neden hiç tanımadığı birisi için böyle hissediyordu? Neden içindeki bir ses hep onu aradığını söylüyordu ona? Ona bir şey olursa aşkı hiçbir zaman bulamayacaktı o. Neden bunların hepsi gerekleşmişti? Şapkalı kız onlara güvende olduklarını söylemişti oysa, onada mı güvenemeyecekti?

İçi dışından daha büyük olan odaya gittiğinde kapıyı hızlı bir biçimde çaldı ve kapı açıldı. Nefes nefese kalmış bir şekilde içeriye girdiğinde çok hızlı bir biçimde konuştu "Onu yakaladılar."

Şapkalı adam oturduğu yerden ayağa kalkmış ve kızın yanına doğru yaklaşmıştı "Kim yakaladı onu? Nasıl? Çabuk anlat!"

Kız neler olduğunu hızlı bir biçimde anlattırken şapkalı adamı ilk kez endişeli bir ifadeyle gördü. "Onu kurtarmamız gerekiyor?"

"Onu sorgu yerlerinden birisine götürürler. Sorgucuların gelmesi ve anlattığına göre diğerlerinin sorgusunun bitmesi bize biraz zaman tanıyabilir. Şimdi gel otur, bir plan yapmalıyız. Elindeki bir cihazdan birkaç tuşa bastı. Birazdan siyahlı kız ve diğerleri gelmiş olur. Önümüzde birkaç saat zamanımız var. Tahmin ettiğime birden fazla kişiyi gözaltına aldılar ve bu bize biraz daha süre tanıyacak."

Şapkalı adam koltuğa doğru ilerlerken kız ayakta durmaya devam ediyor ve konuşuyordu "Başka kimler gelecek."

"Geldikleri zaman göreceksin. Merak etme onu ne pahasına olursa olsun kurtaracağız. Şimdi biraz sakinleşmen gerekiyor. Tahmin ettiğinden daha büyük bir gücümüz var."

Kız diğer koltuğa oturduğu sırada bu koltuğa ilk oturduğu zamanı düşündü. Erkeği ilk kez orada görmüştü ve onu düşündü. İçindeki öfke giderek artıyordu. Uzun sayılabilecek tırnakları yumruk yaptığı elinin avuç içine batıyordu ama hiç acı hissetmiyordu. Erkeği kurtarması gerekiyordu. Ne olursa olsun onu kurtarmalıydı. Neden o anda da zaman yavaşlamamıştı ki.

"Siyahlı kızla birlikte giderken bir şey oldu biz saklanmıştık ama siyahlılardan birisi bir küre attı bize doğru ve o köre çok yakınımıza düştü. O küreye doğru atladığında ben ne yapacağımı bilemiyordum. Çaresiz bir şekilde beklerken zaman yavaşladı ve ben küreyi aldım. Dokunduğun her şey benim gibi hareket ediyordu. Hava süzülen kurşunları görebiliyordum. Daha sonra onu tuttum ve saklandığımız yere kadar çektim ama onun evindeyken zaman yavaşlamadı. Neden böyle oldu?"

"Bilmiyorum ama bunu da araştıracağız. Şimdi sakinleşmeli ve onu kurtarmaya hazırlamalısın kendini. Aramızdan bazı insanların özel yetenekleri olur. Demek ki onlardan birisi de sensin ve yeteneğinin ne olduğunu öğreneceğiz."

Şapkalı adam konuşmasına devam ederken kapı birkaç kere çaldı. Şapkalı adam ise bir kaç tuşa bastı ve içeriye 3 kişi girdi. Birisi siyahlı kızdı ve iki tane erkek daha vardı. Erkeklerden birisi oldukça iriceydi, diğeri ise ona nazaran daha inceydi.

İlk konuşan şapkalı adam olmuştu "Bir plan yapmalıyız. Oturun hemen fazla vaktimiz yok."...

Aşkın mezarı 44 (distopya romanı)

"Aşk başka bir dünyaya açılan bir kapı olabilir belki ama bunun gerçek anlamda olduğunu sanmıyorum." dedi erkek. Şarkıları düşünüyor kızın anlattıklarını onlara ekliyordu. Düşünceleri ancak bu şekilde tamamlanabilirdi. "Bence aşık olduğu zaman herşey daha güzel, daha renkli geliyor. Belki de herşey daha gerçek geliyor olabilir."

"Bence aşk anlatılması mümkün olmayan bir şey. Bir yazıda bir adam kızı görmüştü ve sonra her yerde onu aramaya başlamıştı. O adam aşık değildi bence, yarımdı. O kızı bulabilirse ancak o zaman tamanlanacaktı." dedi kız hafifçe gülümseyerek.

"O adam yarımsa biz neyiz peki? Yarımın da yarısı mı?"

"Belki onun da yarısı belki çok daha yarısı. Ama önceki halimi düşünüyorum da o kadar eksiktim ki ben sadece nefes alıp veriyordum."

"Ben de aynıydım. Herkes gibi yaşamaya çalışıyor ama yapamıyordum. Bir şey eksikti ve neyin eksik olduğunu bilmiyordum."

"Aynı benim gibi desene. Sonra yazıları okudukça tamamlanmaya başladım. Tabi eksikliğimi fark ettikçe büyordu içimde."

"Biliyorum nasıl olduğunu. Sen nasıl başladın bu yolculğa?"

"Çok küçükken kaçmıştım ve sokakta dolaşıyordum. Sonra bir adam yazı okuyordu. Çok etkilendim ondan. Daha yıllar geçti ve ben o yazıyı unuttum ama hep aklımdaydı. Bir gün şapkalı adam yanıma geldi ve bana bir yazı verdi. Sonra iki yazı daha buldum. Ya sen?"

"Benimki de benzer bir şekilde başladı. Çocukken bir şarkı dinledim ve hep başka bir şarkı aradım. Bulamadım tabi, daha sonra bir süre önce şapkalı adam yanıma geldi ve bana bir disk verdi. Diskin üzerinde bilgiler olduğunu düşündüm ve onu yazılıma çevirdim ve bu sayede dinleyebildim."

"Benzer hikayelerimiz varmış. Acaba daha önce neden karşılaşmadık."

"Karşılaşsaydık bile birbirimizi tanıyamazdık ki. Herkes aynıydı benim için ve sende aynılığın bir parçası olacaktın."

"Haklısın, en doğru zamanda tanışmışız."

"Aşkı neden öldürdüklerini merak ediyorum" dedi erkek.

Kız ise "bildiğim kadarıyla aşk sistemin herşeyi geçirmesinde bir engeldi ve bu yüzden onu yok etti. DNAmdaki bir geçmişe yolculuk ettim. Orada sistemin herşeyi ele geçirdiği savaşı gördüm ve aşkın nasıl öldüğünü. Daha sonra başka bir yere gittim. Orada yazı yazan bir adamla karşılaştım. Aslında sistemin planı bundan çok uzun yıllar önce başlamış." diyerek devam ettirdi konuşmayı

"Ben de rüyalarda dolaştım, siyah ay ile konuştum. Bunca zaman onunla konuşmaya çalıştıktan sonra cevap verdi bana. Bana seninle karşılaşacağımı söyledi biliyor musun? Çok yakında dedi bana ve öyle oldu."

"Ben de yalnız olamayacağımı düşündüm. Aşkı benim gibi arayan başka birisi olması gerekirdi. Sonrasını biliyorsun zaten."

"Peki aşkı nasıl bulacağız bir fikrin var mı? Aşkın mezarı nerede olabilir ki?"

"Zamanı geldiğince onu da bulacağımızı düşünüyorum. Hem şapkalı adam bize yardımcı olur. Hem aşkın koruyucuları da var. Belki onlar yerini biliyor olabilir."

"Zamanı gelince göreceğiz sanırım."

Cümleleri bittiği zaman ikisi bir süre boyunca birbirlerine baktı. Konuşmadılar ama. Fakat ilginçtir ki birbirlerini anlıyorlardı. Bunu açıklaması oldukça güçtü. Konuşmadan insanlar nasıl anlaşabilirdi ki? Hele konuşarak bile anlaşamayan insanları düşündükleri zaman bunun olasılık dışı olduğunu biliyorlardı. Ancak bu bilgi onları yanlış bir yere götürüyordu. İkisi de konuşmamalarına rağmen aynı anda gülümsemeye başladılar.

Daha sonra ilk konuşan kız olmuştu "Peki 3000 yıl önce yaşayan birisi bu günü nasıl tahmin edebilir. Olacakları nasıl bu kadar kesin bilebilir."

"Bilmiyorum belki bir zaman makinesi ile geleceğe bakmış ve ona göre kendi zamanını şekillendirmiştir."

"Zaman makinesi olabilir mi diyorsun yani?"

"Bilmiyorum sadece aklıma gelen bir düşünceydi ama ölmek üzere olan bir adamın rüyalarına girebiliyorsam neden olmasın diyorum kendime."

İkisi tekrardan sözgöze geldiklerinde yine gülümesediler. Bu sefer gülümsemeleri daha büyük ve daha gerçekti. İkisi de ne olduğunu bilmiyordu ama içlerinde adını bilemedikleri yeni bir duygu ortaya çıkıyordu.

Bir süre boyunca konuşmadılar. Konuşmak yerine birbirlerini incelediler. Gülümsediler ama geçen zamanın tamamı boyunca gülümsediler.

Derken açık penceren bir aracın evin altında durduğunu duydular. Erkek pencereden baktığında siyah bir aracın gelmiş olduğunu gördü ve "geliyorlar" dedi endişeli bir tonda.

Bir kaç an boyunca birbirlerine baktılar ama ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Bir kaç an daha geçtikten sonra merdivende ayak seslerini duydular. Artık çok az zamanları kalmıştı...

Aşkın mezarı 43 (distopya romanı)

Girdikleri odadan çıktıktan sonra geldikleri yoldan geri dönmediler. Bunun yerine farklı dönüşler yapıp daha farklı yerlerden geçtiler. Binaların altında bu kadar büyük bir yer olduğunu bilmeleri ikisini de şaşırtmıştı.

Bir süre daha devam ettikten sonra erkek ilk konuşan oldu "Peki, bundan sonra ne olacak?"

Siyahlı kız cevap verirken sesi eskisi kadar sert değildi. Bunun yerine daha yumuşak ve anlayışlı bir ses tonuyla konuşmuştu "Ben sadece sizi erkeğin evine çok yakın bir yere bırakacağım. Daha sonra saklanacaksınız. Benim bıraktığım ip uçları onları başka bir adrese götürecek ve eğer her şey planladığımız gibi giderse bu tehlikeyi atlatmış olacağız."

"Peki her şey planladığınız gibi gitmezse ne olacak? Bizi kolaylıkla bulabilecekleri evimize gitmek yerine neden başka bir yerde saklanmıyoruz"  dedi kız biraz korku biraz endişe içinde.

"Çünkü evinize gitmeniz gerektiği söylendi. Bir çok şeyin planı çok önceden yapıldı ve bize sadece bu planı gerçekleştirmek düşüyor. Bu yüzden bazen sorgulamamak daha iyi oluyor." siyahlı kız konuşurken daha anlayıslı bir hale bürünmüştü.

"Öyle olsun" dedi erkek. "Sanki planlanan bir hayatı yaşıyormuşuz gibime geliyor son zamanlarda."

"Aslında yapmak ve yapmamak size kalmış. Bu yüzden planlı bir hayat söz konusu değil." dedi siyahlı kız. Konuşurken bir süre boyunca gözü uzaklara doğru dalmıştı.

Bir süre boyunca konuşmadılar. Bu esnada kız ne kadar gittilerini ölçebilmek için daha önce adımlarını saymaya başladı ve hangi yöne döndülerini. Önce sol sonra tekrar sol ve sağ. Bu şekilde veya başka sırayla devam ediyorlardı yolculuklarına.

Biraz daha ilerledikten sonra -ki kıza göre toplamda 73 adım atmışlardı- siyahlı kız onlara doğru dönerek gülümsemeye başladı ve "Siz ikiniz çok şanslısınız. Eğer başarırsanız aşkı siz yaşatacaksınız."

Erkek ve kız aynı anda konuşmaya başladı "Evet.." Daha sonra ikisi bir anlığına sustu ve erkek elini kaldırıp kızı işaret etti. Konuşma önceliğini ona vermekti amacı ve kız konuşmaya başladı "İnan ikimizde bunun için ve aşkı öğrenmek için yaşıyoruz." Cümlesini bitirdiğinde ikisi de gülümsedi ve erkek kızın söylemek istediği cümleyi söylemesine oldukça şaşırdı.

Bir süre sonra siyahlı kız bir merdivenin önünde durdu. "Bu merdiven sizi onun evinin arka sokağına çıkartacak. Bir süre boyunca saklanın ve hiç ses çıkarmayın. Ben kameralarda görünmüş olma ihtimaline karşılık bir süre ortalıkta görünmeyeceğim." Kolunu üzerindeki siyah giysiyi biraz yukarıya kardılarak karnındaki bandajı onlara gösterdi. "Aramızda kalsın benim kaybolmamı kaçırılma sanabilirler bu sebeple güvende olacağım. Kendinize dikkat edin ve saklanmayı unutmayın."

Kız ve erkek merdivenlerden çıktılar. Önce kız çıktı ve ardından erkek. Erkek kızın düşme ihtimaline karşılık arkada kalmıştı. Ancak kimse düşmedi. Merdivenin sonuna geldiklerinde metal kapağa uzandı kız. Normalde oldukça ağır olması gereken kapak oldukça hafifti ve kolaylıkla onu kaldırıp ilerlediler. Kıza göre 137 adım sonra erkeğin evine gelmişlerdi. 3. kata çıktılar ve 29 numaralı odaya girdiler.

İçeriye girdiklerinde erkek koltuğu işaret ederek "Rahatına bak" dedi. "Bir şeyler içmek ister misin?"

"Sadece su istiyorum. Sonra kahve içeriz belki."

"Söylediğim gibi sen rahatına bak."

Bir kaç an sonra erkek elinde bir bardak su ile geri geldi ve bardağı kıza uzattı.

Kız sudan birkaç yudum aldıktan sonra erkek sabırsız bir biçimde "Orada neler oldu öyle. Ben tam açığa çıkmıştım bir an kadar sonra kendimi yerde buldum. Böyle bir şey nasıl mümkün olabilir?"

"Bende bilmiyorum. Daha önce de anlattım sanki zaman yavaşlamış gibiydi. Sanki normalin yüzbin de biri gibiydi ama ben normal bir şekilde hareket edebiliyordum. İlk önce attıkları siyah küreyi yerden aldım ve geri fırlattım. Küreye dokunduğumda o benimle aynı hızda hareket etti ve onu geri fırlattım. Sana doğru gelmekte olan bir kurşun gördüğümde seni yere attım ve seni hiç bırakmadan saklandığımız yere kadar sürükledim. Sonrasını biliyorsun zaten. Bunun nasıl olduğunu bilmiyorum inan bana."

"Sana inanıyorum ama olanları kabul etmem oldukça zor. Neyse elbet bir gün neler olduğunu öğreneceğiz."

İkisi birbirine bakıp gülümsediler. Aslında ilk gülümseyen erkek olmuştu amacı konuyu değiştirmekti ancak kız da aynı şekilde karşılık verdiğinde gülümsemeleri biraz daha büyümüştü ikiside birbirlerine baktıklarında ilk kez gerçek bir gülümseme gördüler.

"Sen neler buldun bakalım" diye sordu erkek.

"Ben 3 tane yazı buldum. Yazılar yanımda değil ama aklımdakileri anlatabilirim."

"Ben de 3 tane disk buldum. Biraz uğraşarak onları çalıştırdım. İstersen sana dinletebilirim sen anlatırken."

Kız başını evet anlamında öne eğince erkek bilgisayarının yanına gitti ve diskleri çalmaya başladı. Gelip yerine oturduğu zaman kız okuduğu yazıları aklında kaldığı kadarıyla anlattı. Aslında her harfi anlatmak istiyordu ama onları yeteri kadar okuyamamıştı. Her şey çok hızlı gelirmişti.

Kız anlatmayı bitirdiği zaman erkek disklerde neler hissettiğini anlattı.

En önemli gündem maddesi aşkın ne olduğuydu.

"Aşk sende ne?" diye sordu kız.

"Bence aşk" dedi erkek "birisindan ayrılmayı göze alamamaktır. Onun yokluğu, sana şarkılardaki gibi hissettirebilir. Dikkat edersen bazı bölümlerde farklı duygular var. Diğer bölümlerde aşkın yokluğunu hissederken o bölümlerde aşkın varlığını hissediyorsun. Bak burayı iyi dinle inanılmaz bir şey. Hiç söz yok ama sanki içinde bir dünya var."

Kız şarkıyı dinlerken gözlerini kapattı. O an diğer herşey kayboldu sanki şarkının içinde başka bir dünya vardı ve o dünyadaydı. Şarkı bittiği zaman ise konuşma sırası kızdaydı "Bende yazılarda anlattıklarını düşündüm. Sevmek diye bir kelime var anlamını hala tam olarak bilmiyorum ama bir insanın kalan herşeyden önemli olması gibi sanki. Aşkı beklemek var mesela, ona ulaşmaya çalışmak. Aşkı beklemek acı verici ama onun yokluğu çok daha fazla acı veriyor bu nedenle aşk için tüm acılara dayanabiliyorsun. Sanki aşık olunca bu dünyanın içinde başka bir dünyada daha yaşamaya başlıyorsun ve o başka dünya bu dünyadan çok daha güzel."


Aşkın mezarı 42 roman

Parçalanmış cesetlerin üzerinden geçtikten sonra siyahlı kız ayakkabılarını silmelerini söyledi. Nedenini söylemese de ikisi de ayak izlerinden nereye doğru gittiklerini göstermemek için olduğunu anladı. Kız kendini kirlenmiş hissediyordu. Belki aşkı bulmak için yapmaları gerekeni yapmıştı ama yine de kendini kötü hissediyordu. Bir diğer taraftan ise siyahlı adamların binlerce yılda öldürdüğü insanları düşündüğü zaman az bile yaptıklarını düşündü.

Erkek ise parçalanan bedenlere bakmamıştı bile. Siyahlı adamların iç organları ilgisini çekmiyordu. Ellerine fırsat geçtiği zaman yapabileceklerini düşündü. Ancak aklını asıl kurcalayan şey ise çatışmanın orta yerinde ilerlerken bir anda kendini kızın kollarında nasıl bulduğuydu. Dahası onlara ateş eden siyahlı adamlar nasıl bir anda ölmüştü ve ayaklarının önüne düşen küre nasıl bir anda yok olmuş ve siyahlı adamlar patlamıştı. Bu soruların cevaplarını bulmak istiyordu ama cevaplar için doğru zaman değildi.

Siyahlı kızın gösterdiği yoldan ilerlediler. Önce sağa sonra sola döndüler. O kadar fazla dönüş yaptılar ki nerede olduklarını kaybetmişlerdi. Bir süre sonra siyahlı kız yolun ortasındaki bir kapağı açtı ve beni takip edin dedi. Etrafta hiç kameranın olmaması erkeğin dikkatini çekti ve kızın ardından metal merdivenlerden indiler.

Metal merdivenlerden indikten sonra duvarlardaki koş ışıkla aydınlanan bir yerde buldular kendilerini. Yürüdükleri yolun sol tarafı metal parmaklıkla çevrilmişti ve parmaklığın sol tarafında bir oluktan su akıyordu. Etraflarındaki kokuyu düşündükleri zaman suyun çok temiz olmadıklarını düşündüler. Siyahlı kızı bir süre daha takip ettiler.

Bir süre sonra yol ikiye ayrıldı ve onlar sol taraftan devam ettiler. Biraz daha yürüdükten sonra karşılarında demir bir kapı buldular ve siyahlı kız kapıyı açıp içeriyi işaret etti.

İçeri girdiklerinde küçük sayılabilecek bir oda ile karşılaştılar. Odanın içerisinde 3 tane bank bulunuyordu. Duvarlar ise loş ışıkla aydınlanıyor, ışığın aydınlattığı bölgelerde ise örümcekler duvarlara ağlarını örmüştü.

İlk konuşan siyahlı kız oldu sesi sert ve şaşkındı "Orada ne oldu?"

Siyahlı çok kısa bir cümle kurmuştu ama cümlesini uzun bir sessizlik takip etti.

Erkek "Bilmiyorum" diyerek cevapladı.

İkisi de kıza doğru bakıyorlardı. İkisi de bir açıklama bekliyorlardı ama kız suskun kalmayı tercih etti. Bu geçen birkaç anlık zamanda kafasındaki düşünceleri toparlamaya çalıştı ama nasıl yapacağını bilmiyordu ancak anlatması gerekliydi.

Birkaç an daha sessiz kaldıktan sonra konuşmaya başladı. "O" dedi erkeği işaret ederek "siyah küre önüne düştüğü zaman bir anda her şey yavaşladı. Havada asılı olan kurşunlar yavaşladı o kadar yavaşladı ki onların hareket edişini görür hale geldim. Daha sonra benim bu yavaşlığın içinde normal bir biçimde hareket edebildiğimi fark ettim ve yerdeki küreyi alıp geriye fırlattım. Daha sonra onu tuttum ve geriye doğru çekerek saklandığımız yere götürdüm. O anda zaman tekrardan hızlandı ve patlama oldu. Ancak bunların neden olduğunu bilmiyorum."

Kızın açıklması karşısında erkek ne diyeceğini bilemedi. Siyahlı kız ise "Ne olduysa oldu şu an bunları konuşmanın zamanı değil. Şimdi size ne olacağını anlatayım. Siyahlı adamların bulması için bazı ipuçları bıraktım ve o ipuçları siyahlı adamları başka bir siyahlı adama ve başka birisine yönlendirecek. Onları ne yapacakları çok önemli değil ama bir süre sonra ortalık sakinleşmiş olacak. Sizi onun evine yakın bir yere götüreceğim" dedi erkeği işaret ederek.

"Şimdi bana biraz izin verin, halletmem gereken işlerim var" siyahlı kız konuştuktan sonra demir kapıyı açarak dışarıya çıktı.

Erkek ve kız karşılıklı iki banka oturuyorlardı ve ikisi de neler olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Özellikle kız üzerindeki şaşkınlığı atmakta zorlanıyordu. Öyle ki konuşmak değil düşünmek bile oldukça zordu onun için.

Bir süre boyunca bakıştılar. Bu esnada birbilerini incelediler. Erkeğin açık kahverengi gözleri ve beyaz bir teni vardı. Fazla uzun olmayan sakalı yüzünü kaplıyordu. Kemikli sayılabilecek bir yüzü vardı. Parmakları uzun ve kemikliydi. Ne çok zayıf ne de çok kiloluydu. Kızın ise uzun kırmızı saçları vardı. Gözleri loş ışıkta çok belli olmasa da daha koyu kahverengi gözleri vardı. Belirgin bir çenenin yanında dolgun yanaklara sahipti. Kızıl saçları kısa kesilmişti.

İlk konuşan erkek olmuştu "Ne olduğunu bilmememe anlamama sağmen yaşamımı sana borçluyum."

"Ben bir şey yapmadım ki hatta ne yaptığımı bile bilmiyorum. Sadece o an yapmam gerekeni yaptım.

"Önemli değil sanırım."

Bir süre boyunca daha sustular. Erkek hala olayın saşkınlığını yaşarken kız ise garip bir biçimde başka bir konuyu düşünüyordu. Evet o hayatı boyunca ilk kez birisine sarılmıştı. Neden bunu düşündüğü de bilmiyordu ancak nedense düşünmek daha iyi hissetmesini sağlıyordu.

Bir süre daha bakıştıktan sonra siyahlı kız kapıyı açtı ve "Hadi gidiyoruz." dedi.

Find Us On Facebook