Nikahta keramet vardır!


Garip şeyler oluyor hayatımda, iki hafta önce dedem vefat etti. Yıkıldık ailecek, ağla(ya)madım her zaman olduğu gibi, dik durmak insanların morallerini düzeltmem gerekiyordu. Eh en güzelinden yaptık tabi elimizden gelenleri. Ölenle ölünmüyor tabi, hayat devam ediyor vs vs.. "Huzur içinde uyu dedecim, mekanın cennet olsun"

Hayatın neler getirdiğini, neler götürürken ayakta kalmamız için neler yaptığından bahsetmek istedim biraz. Geçen hafta bi yayıneviyle konuştum telefonda olumlu cevap aldım hatta, gel konuşalım dediler tamam dedim haftaya görüşürüz(yani bu hafta. İşte bu haftada onlarla konuştum. Fakat bu haberi anneme verince ağlarken gülmeye başladı, köydeki herkes de aynı şekilde mutlu oldu. Hayat devam ediyor tabi biz her ne kadar durdurmak, saatlerce ağlamak istesek de o devam ediyor. Ya yeni bir şeyler veriyor, ya da bir şeyler götürüyor bizden.

İşte çarşamba günü yayınevine gittim, sıcak insanlar 3 saat falan sohbet ettik. Kriz var dedik kim neden kitap alsın hem bu zamanda kitap çıkarılmaz, 2009 da daha ayrıntılı konuşalım dedik bu konuları. Şartlar uygun olunca yayınlarız, güzel ve verimli bir sohbetti. Türk kızlarının sorunlu olduğu düşünen birisiyle daha karşılaştım vs..

Gelelim bugüne küçük amcamın düğünü vardı, giydik elbiselerimizi gelin arabası ne olcak nasıl gidilcek, traş olalım berbere gidelim fotoğraf çekelim derken bir de baktık nikah salonundayız. Herkes giymiş takımları, saçlar jöleli. "evet" "evet" dediler alkışladık. Sonrasında bana nikah şekerlerini dağıtma görevi düştü kabul ediyorum çok kutsal bir görevdi. Bi tane daha ver diye elini uzatmış gözlerini kocaman açmış küçük çocuklarla doluydu, işte orda da iş bitti. Haydi yemek yiyelim dedik. Büyük Çamlıcada bi lokanta, orda da güzel vakit geçirdik yemekler harikaydı. Tabi yine bolca "abi işler nasıl?" "kriz var koçum ya!" "kriz" 40 yıl öncede varmış hala var, ve bu gidişle var olmaya devam edecek. Eh herşeyle yaşamaya alışıyoruz, krizle de yaşamaya alışalım. Neyse amcam evlendi bütün gözler kuzene döndü o da evlenir bir seneyi bulmaz ve bütün ailenin ilgisi bana dönecek. Artık kaçabildiğimiz kadar kaçmaya devam.

Öyle yada böyle hayat devam ediyor, kayıplarımız var, büyük kayıplarımız, geceleri gözlerimin dolmasına sebep olan, içimde buruk bir acı ve asla dinmeyecek bir özlemi de beraberinde getiren bir kayıp. Diğer bir taraftan da hayata tutunmamızı sağlayan bir çok şey de var; evlilikler, mutluluklar bizde kalanlarla yetinebilmek işte kendimizi avutuyoruz işte. Hayat devam ediyor içinde biz olsak da olmasak da. Bir durmak istesek de istemesek de...

*Huzur içinde yat dedeciğim, mekanın cennet olsun.

Oğuz Marangoz
Farklı anlatılarım olacak bu gece

Farklı anlatılarım olacak bu gece

Farklı anlatılarım olacak bu gece, büyük ihtimalle duyduğunuzda umursamayacaksınız. Bazılarınız son cümleye kadar dayanamayacak. Amacım sadece anlatmak, yanlışları, pişmanlıkları ve elbette anlamsızlıkları açıklamak.

Şimdi her şeye en başından başlayalım..

Birisi bir kızı sevmişti, hani o da erkeği sevdiğini söylüyordu ya. Anlatımın orta yeri burası gerisinde farklı insanlar ve aynı kelimeler var ve sonrasında yeniden farklı insanlar ve aynı kelimeler. Bunun neresi anlatılmaya değer diyebilirsiniz, anlayışla karşılarım. Peki ya kelimeler, bir gece ansızın gelip boğazına yapışmazlar mı sizin? Hani olur ya bir gün sizden köşe bucak saklanmaz mı?

Birisi ayrılır ve sonrasında diğerinin bir parçasını öldürdüğünü söyler. Hepimiz söylemişizdir, “kalbimi kırdı” gibi cümleler sarf ederiz, “Bana yalan söyledi”. Elbette söylemiştir, zaten hayatın kendisi yalan. Ancak her şey karşılıklıdır yani öldüren ve ölen vardır bazen iki kişi bir silah kullanır veya benim çok sevdiğim kabzası olmayan hançerler vardır. Yeminler edilir karşılıklı ve ihanetler karanlık köşelere yerleşir.

Sonra bütün bu olanların aksine birisi çıkar birisinin karşısına. Farklı olur o işte diğerlerinden. Bir hırsız bir şey çaldığında ona ait bir şeyi de geride bırakır, “onurunu”. Benzer bir şekilde birisi başka birinin kalbini parçalayıp bir kısmını çaldıysa diğeri de ondan bir şey çalmıştır. Yani yama kalpler kalır geriye!

Ancak o beklenen farklı olan için fazla günahkâr sayılır yaşananlar. Kelimeler usulca damarları keser sırasıyla, o boşa harcanan “özel” sözcükler geri gelmez işte. Sonra o gider. Geriye ne kalır bilir misiniz? Yapayalnız bir ömür!

Benden son bir söz size; “siz, siz olun kelimeleri kirletmeyin çünkü onları temizleyecek hiçbir şey yok şu dünyada. Her ne kadar bazı reklamlar kirlenmek güzeldir dese de!”

Biraz zaman geçsin ve devam edelim burada “öteki” üzerine birkaç cümle yazayım. Her gün uzun bir yolcuğun parçası oluyoruz aslında. Benim ki de öyle her sabah kalk Beykoz, Üsküdar arası sonra geri gel. Uzun bir yolculuk hele kimseyi tanımıyorsanız, Allah’tan dolmuşlar hızlı da yol çabuk bitiyor. İşte bir gün eve dönüş yolundayım, dolmuşlar 2.5 Ytl alıyor bu hızlı yalnızlığın karşılığında. Bilirsiniz işte herkes parasını öne uzatır ve varsa para üstünü alır.

Cam kenarlarını çok severim en azından uyuma imkânı verir insana ama o gün cam kenarları kapılmıştı. Ne yapalım diyerek yerime oturdum. Sonra yanıma birisi oturdu; çok güzel değildi en baştan söylemek gerekirse. Ona baktığımda içimde bir şeyler de kopmadı, kafatasıma herhangi bir kurşun saplanmadı. Her şey normaldi anlayacağınız üzere. Sonra dolmuş harekete başladı, bozuk param olmadığı için bütün çıkardım. Şansa bakın ki onda ise metal vardı. Avucunu açtı ve parasını bana uzattı, büyük kolaylık oluyordu bu şekilde. Ben iki kişi diyecek ve uzatacaktım. Hani birbirimizi tanıyormuş gibi, sonra teşekkür edecek ve farklı yönlere bakacaktık yeniden. İşte ben ne diyeceğimi bilemedim, “iki kişi” mi demeliydim yoksa “iki tane uzatır mısınız?” ama ben onu tanımıyordum “iki kişi ama birbirimizi tanımıyoruz, tanışma ihtimalimiz de yok pek. Bu yüzden ayrı alın siz.” Normalde pek konuşmayı sevmem ama çenem düşmüştü, sanırım bir saniye falan bolca gevezelik yaptım. Duydu mu bilemiyorum, belki de duymuştur. “İki kişi” desem, “ben seni tanımıyorum terbiyesiz” diyerek bağırma hakkına sahipti. Tek kelime bile söyleyemezdim onun karşısında.

Bir süre bakıştık, gözlerinin rengi mi yoksa yüzündeki ufak gülümseme miydi beni etkileyen bilemiyorum ama kasılıp kalmıştım. Belki onu tanısaydım “iki kişi” diyebilirdim, belki “iki kişi” deseydim onu tanıyabilirdim ama biz “ötekiydik” birbirimize. Biz “ötekiydik” dünyaya.

Bir soru ile bitirelim “ Biz aynı topraklarda yaşarken birbirimizden bu kadar ayrı kalmamızın sebebi nedir? Neden biz biriz diyemiyoruz, damarlarımızda aynı kan dolaşsa bile?” Sadece merak ettim işte.

Kelimeler boğazımı sıkıyor son zamanlarda, size de oluyor mu arada sırada?

Oğuz Marangoz

Hatıralar bu günkü yalnızlığın çıkış noktasını oluştursun ama elbette her zaman olduğu gibi yaralardan ölçüyoruz yalanların derecesini. Bir şeyleri mutlaka ölçmemiz gerekir ya hani, yalanları da ölçelim bu cümle bitene kadar, sonra boyutu ömürleri aşanları anlatalım. Sanki hepsi farklıymış gibi, yalanları gümüş tepside sunalım aperatif niyetine. Varsın böyle olsun aslında, en azından geçmişe bakıp bir şeyler kaldı diyebiliriz.

Çocukken de çok farklı değildir hani, ne zaman dizlerimizde güzel yaralar oluşsa koparıp kanamasını seyrederdik. Sonra o yaralar giderek büyür ve yıllar sonraya bile işaretler bırakır ve bizde yaşlandıkça yara izlerimizle övünürüz. Geçmiş yara izleridir bir bakıma ama övünemediğimiz yaralar ne olacak? Hani boyutlarını ölçemediğimiz yalanlar?

Eğer yaralarımızla övünüyorsak sebepleri nelerdir merak ediyorum. Hani “bir kız vardı, ne yalanlar söylemiş” veya “şerefsizin biri çıktı o herif ama biliyordum böyle olacağını” denir mesela sonrasında “olsun vurdum tekmeyi gitti!” deriz sanki yalanlar bize değil de başkasına söylenmiştir. Hatta övünürüz bazen uğradığımız durak sayısından, kötüdür gerçekten. Hani bazı şeyler söyleriz sonra “böyle olacağını biliyordum” deriz mesela.

Yaralarla övünmek pek inandırıcı gelmiyor bana ama hayat da bunu öğütlüyor işte. Güzel günler değil de kötüleri hatırlanır ya gerçekler değil yalanlar akılda kalır. Paramparça olan gururdan mıdır bilinmez ama yaraları çok normal karşılarız, düştükten sonra saatlerce ağlamayan bir çocuk varmış gibi!

Sahi eğer yaralar canımızı yakmıyorsa, ne anlamı kalır ki yaşamanın?

Bugün başka bir konuyu benzer bir anlatım kullanarak aktaracağım “Parçalar”. Geçenlerde oynattığım oyundaki bir karakter bu satırları yazmamı sağladı. Oyuncak bir bebek çalınan parçalarını arıyordu, aslında bir zamanlar insan olan oyuncak bir bebek. Sonrasında kaybolan parçaları yüzünden insanlığını kaybetmişti ve en sonunda eksik parçalarını kaçırdığı insanlardan temin ediyordu. İnsanlıktan çıktığını söylemiştim zaten. Canlandırırken büyük zevk aldığım bir karakterdi ama beni düşüncelere sürükledi işte.

Hepimizin bir şeyleri çalındı, parçalara ayrılıp sürüklendik bir yerden başka bir yere doğru ve parçalarımız dört bir yanına dağıldı hayatın. Biz ise aynı oyuncak bebeğin yaptığını yapıp başkalarından çaldık kayıplarımızı veya çalmaya çalıştık. Başarılı olabildik mi, inanmıyorum! Sadece insan kavramını yitirdik yavaşça, çalınan umudumuzu geri alabilmek için başkalarının umutlarından beslendik. Hazin bir sonla biten aşkları başkalarının ilişkilerini bitirerek tamamlamaya çabaladık sadece kaybettiğimiz “aşk” kavramını yeniden tadabilmek için. Oyuncak bebek’e benzedikçe onun yaptıklarını da yapıyoruz. Sonrasında ise etrafımız yavaşça plastik bebeklerle doluyor, insanlık kavramı ise içler acısı durumda.

Soru ile bitirmek gelenek olsun yazıları,

“Sizce insanı insan yapan şey nedir?” Biraz da bunu düşünelim, ne dersiniz?

Uzun zamandır yazmıyordum buraya ancak daha fazla dayanamadım yine benzer bir konudan yani insanlardan bahsedeceğim size ama bu sefer farklı bir açıdan bakacağız. Bugün anlaşılabilme korkusunu irdelemek istiyorum. Hani daha önce mutlaka bahsetmişimdir insan gariptir diye eğer söylemediysem bu ilk olsun. İnsan gariptir işte bir taraftan kimse beni anlamıyor diye yakınırken diğer taraftan da insanların bizi anlayamaması için çabalar dururuz.

Sebepler her zaman vardır kişinin kendini saklamasında ama garip işte! Düşünsenize kişi dışarıdan çok kendisiyle konuşur bolca gevezelik yapar, kendisini belli etmemek için kaçar. Sebep olarak çekilen acılar örnek gösterilebilir ama bu ne kadar yeterli gelebilir? Büyük bir tartışma konusu!

Bazen de iki insan arasında uçurumlar olur, kelimelerin arasında sessizlikler ve pişmanlıklar yaşar. Gözler her şeyi anlatır derler ama bazen gözler bile yalan söylemeye zorlanır veya sadece kişi gerçekliği değiştirmeye çabalıyordur.

İlk olarak unutur, unutabilmek için de susar, sanırım bu yüzdendir derin sessizlikler. Bazen de konuşur hiç durmaksızın sadece içindekileri bastırabilmek için konuşur çünkü iç ses hep can yakar aynı dışarıdan gelen sesler gibi.

Sanırım insanlar anlaşılabilmek için yanıp tutuşurken anlaşılamamak için çabalar. Bence bu noktada tek bir soru var o da katilimizin kim olmasını istediğimizle alakalı “kendimiz mi? yoksa başkaları mı?”

Elbette pek sorulmayan ikinci bir soru daha var biraz cesaret gerektiriyor ama sormalı ve bu yazıyı bitirmeliyim “ Peki ya o başkaları katil değilse?”

Oğuz Marangoz

Sensizlikte kanar bütün satırlar..


Sensizlikte kanar bütün satırlar..

Yazmak anlatmak istediğim öyle çok şey var ki hayalim, ah bir bilsen! İstediklerini yapmaya hayatıma devam etmeye çalışıyorum, gerçekten bunu yapabileceğime inandın mı? Seni ilk gördüğüm yerde geçiyor ömrüm, seni düşünmek, seni yaşamak. Anlıyorsundur umarım. Yanımda olsan da ayaklarına kapansam, yanımda olsan da saatlerce yakarsam! Ne kadar uzağımdasın onu bile bilmiyorum söyle ne yapmalıyım. Sensiz geçen gecelerin hesabını kime sormalıyım, söyle kim suçlu?

Yüzsüz dolaşıyorum sokaklarda, sessizce ağlıyorum. Kim bilir? Belki, elbet… Taşıdığım umutlar sana dair olduğu sürece hayalim, ben ne yapayım bu satırlarda. Mülteciyim… Senden uzakta bir garibim. Güçlü olmalıyım haklısın, istediklerin için elimden geleni yapıyorum ama söyle lütfen senden başka kimi sevebilir bu gönül. Senden başka kim tutar ellerimden. Söyle hayalim lütfen söyle.

Gel düşünelim biraz beraberce, kaç ömür daha beklememiz gerek. Sadece bir zaman söyle gün, ay, yıl fark etmez sadece umuduma biraz güç ver. Kitabın hala sana ulaşma yolunda ilerliyor, bir yol bulmam lazım hayal. Seni sana anlatabilmeliyim, ellerinden tutup yanıma çekmeliyim. Gerçek olmalısın artık, hayalim, umudum. Başka sıfatlar var elbette gereksiz kullanıp kirlettiğim, sana layık olmayan.

Evi olmayan bir garip yolcuyum şimdi.

Bazı hayatların boşa yaşanmışlığını anlatan hikâyeler vardı ve hikâyelerden yoksun geçip giden ömürler. Bazı hikâyeler vardı, satırlarda hep yarım kalan. Bazı yazarlar vardı elbette ayak izi bırakmadan giderlerdi hayattan, sessizce.

Hani yükler vardır ya hayatta, taşıyamazsın sırtında büyür, yüreğinden hiç eksik olmaz. Anlaşılamıyorum dimi onca şey söyleyip onca şey yaşadıktan sonra kapını araştırıyorum yeniden. Kızma lütfen bana, yokluğun en büyük çaresizlik. Yelkensiz bir gemi gibi, akıntı nereye sürüklerse.

Yüreğime kar yağıyor, üşüyorum yatağımda. Kendimdeyim, ayaktayım da istediğin gibi. Zor ama çok zor! Bil istedim sadece, yokluğunun nelere kadir olduğu bil. Sayfaya bakıp da hiçbir şey yazamamanın nasıl bir şey olduğu anlatmam gerekiyor. İşte benim acizliğim! Yazmayı en çok istediğim hikâyelerin yakınından bile geçemiyor kalemim. Üşüyorum, kâğıdı kalemi yakasım geliyor bazen, bütün ağaçları kesip çölleştirmek istiyorum hayatı. Bir tek zamandan ne ölçüde nefret ettiğimi biliyorum, yanlış anlama “sensiz geçen her zaman” ruhumun karanlığı. Rüyalarıma konuk ol bu gece. lütfen gel..

“bir varmış bir yokmuş” aynı Senin gibi, bir varsın bir yok. Aynı benim gibi bir var bir yok. Yazdıkça, okudukça seni hissetmek canımı yakıyor, sensizlik geziniyor damarlarımda. Seni hatırlamak bile ömürler götürüyor ama ben gözlerin hariç hiçbir şey bilmiyorum. Alkolü bıraktım, şarap içmiyorum daha fazla. Hem sensiz nasıl doldururum kadehimi dimi sevgili. Ah boşu boşuna kullandığım şu sıfatlar, bilgisayarımı açıp seni her okuduğum da canım yanıyor. Zaten eski defterlere bakamaz oldum, kapağını açtığımda öykülerimin telefonum çalsa, arayan da sen olsan. Bir evren uzağındayım desen, beklesem sabırla.

İşte yine tükeniyor kelimelerim, anlayamıyorum sevgili! Neden içinde seni barındırmayan öyküler anlatabilirken, sana gelince neden tükensin cümlelerim. Belki layığını bulamıyorumdur, belki ama belki senin olmadığın gibi seni anlatacak kelimeler de bulunmamıştır tarihte ama ya varsan ve ben o tek dizeyi bulduğumda karşıma çıkacaksan. ”boşuna bir çaba” diyor bütün dış sesler, boşuna bir yaşam ama sen yaşamalısın diyorsun, “bensiz yaşamalısın”! Sensiz gülmemi istiyorsun sevgili, sensiz üzülmememi istiyorsun!

Birisini hiç bulmadan kaybetmek nedir bilir misin? Yaşamak nedir böyle zamanlar da bilir misin sevgili? Yoksa sende göçüp gittin mi umutlardan?

Sahi nerde, hangi yalnızlıkta kayıpsın?

Çok konuşuyorum yeniden haklısın ama sessizlik sensizliğin tamamlayanı işte. İkisini de istemiyorum biliyorsun ama isteklerimiz neleri değiştirebildi şimdiye kadar.

Hoşça kal sevgili, hoşça kal Hayal…

01.02.2008

lucian..

Aradan sekiz sensiz gün geçmesine rağmen bende değişen hiçbir şey yok sevgili. Hala aynı yerde aynı zamandayım, geceleri uyuyamıyorum adını sayıklamaktan. Belki gölgeni tekrardan görebilirim diye saatlerce bekliyorum. Sonra sesler duyuyorum, senin sesin veya kendimle konuşuyorum o saatlerde. Senin yokluğunda sessizlik tek ses oluyor işte, başımı hangi yöne çevirsem de yaşam hep aynı. Anlık mutluluklar uzun süreli acıları iç ceplerinde saklıyor hep. Hayat buymuş demek, dinlediğimiz o güzel masallarda olduğu gibi değilmiş aslında. Biz kuklalarız sevgili, kukla oynatmaktan anlamayanların kuklaları.

Cümlelerim bitiyor yeniden, oysa öyle çok şey var ki anlatmak istediğim. Senin yokluğunda bile hala bir umut var içinde, zaman zaman sönmeye yüz tutsa da mum bitene kadarmış bütün aydınlıklar. Özlüyorum, seninle geçirebileceğim zamanları arıyorum takvimlerde ama sen hangi zamanda benimlesin onu bile bilemiyorum. Gözlerimi kapadığımda seni bulamıyorum, düşlerimde köşe bucak arıyorum seni. Yoksa düşlerimden de mi göçtün sevgili, umutlarımdan da mı gittin?

Gitmem gerek şimdi, yazacağım kelimelerin yokluğundan değil aslında yaşamamı istediğin hayatın boşluğundan gidiyorum. Sevgili seni hiç unutmadım, hayatıma kim girdiyse senin gölgende yaşadı. Lütfen kızma bana, hiç kimse senin gibi olamaz biliyorsun.

Hoşça kal sevgili, hoşça kal ve lütfen bu gece konuk ol düşlerime…

Söyle kim suçlu?

lucian

08.02.2008

Bir hafta geçti aradan, her gün sana sayfalarca yazmak istesem de engel oldum kendime işte. Bazen susmayı seçeriz, kelimelerden bile kaçarız uzunca bir süre. Cümleler bana Seni vermiyorsa eğer susmak gerekir değil mi? Zamanı anlamsız işlere ayırmak, bolca uyumak belki ama hiçbiri bana seni vaat etmiyor. Yazamıyorum sevgili, biraz da yaşayamıyorum son günlerde. Zaman çok hızlı geçiyor, buna da anlam veremiyorum ya neyse. Belki Sensiz günlerimin bir çırpıda geçmesi daha iyidir düşünsene bir süre sonra aklımda sen hariç pek de bir şey kalmaz. Merak etme ayaktayım hala, aynı söz verdiğim gibi.

Hava soğuk, kar yağıyor hafiften. Biz hiç karda el ele yürümedik dimi sevgili, biz hiç karda yuvarlanmadık saatlerce. Ellerin çabuk üşürdü senin, ruhumu sen ısıtırdın ama bunların hiçbiri olmadı dimi sevgili? Ben hiç elini tutmadım, yeşil gözlerini hiç görmedim. Güneş hiç doğmadı dimi bizim için? Yoksa bunlar birer kâbus mu, yani ben hiç sensiz olmadım dimi sevgili? Yanımdan hiç ayrılmadın!

Gözlerimizin içine bakardık uzun saatlerce, sonra tek kelime bile konuşmaz başımı omzuna yaslardım. Yokluğunda duvarlar hep canımı acıttı, hangi duvara yaslansam o anda yıkıldı. Altında kaldım enkazların, kimse gelmedi yardımıma. Bir sen vardın, bir sen yoktun. Aynı masallar gibi sevgili bir varmış bir yokmuş..

16.02.2008

Oğuz Marangoz

Yavaşça sokuldum yanına, sen uyanma diye, sen görme diye sevgili. Sen bilme diye, bir düş gibi hayatından çıkmayayım diye. Sessizce yürüdüm ahşap parkelerde, yavaşça adım adım. Sonra sen kıpırdamaya başladın, uyandırabilir miydim ben seni. Sonra bir rüzgâr esti ve ben gittim, hayatına girmeye cesaretim var mıydı benim?

Ertesi gece odana geldiğimde gözlerin açıktı, yaklaşamadım bile, kokunu öyle özlemişim ki! Geri dönmek her zaman zordur sevgili, hele seni görüp, dokunmadan dönmek! Hele seni ne kadar sevdiğimi söyleyemeden dönmek! Sessizliği hep pelerin niyetine giydim. Sensizlik ayaklarımda prangalar oldu ve ben yürümeyi unuttum.

Her gece ama istinasız her gece, kapını çaldım yıllarca. Kaç sabah kapının önünde uyukladım, sonra boynu bükük martılar gibi gittim? Gitmek zordur sevgili, her gece gideceğini bilerek kapına kadar gelip, hiçbir şey olmamış gibi geri dönmek. Hele ki senden gitmek!

Senden gidip gerçekle yüzleşmek, işte en zoru da buydu sevgili. Sensiz bir hayata nasıl gerçek derim ben, bir süre kapında yatmadım evet. Pencerelerine siyah perdeler çekilmiş, kapın en az 3 kere kilitli. Oysa ben sadece görmek, sadece sevmek istemiştim.

Üşüyorum sevgili, ne kadar kalın giyinirsem giyineyim. Hayatımda ne olursa olsun üşümeme engel olamadı işte. Bir sen vardın, kapını çaldığımda açmadın. Bir sen vardır, yalvarsam da duyamadın.

Zaten bir sen vardın…

Oğuz Marangoz.. 18.02.2008

Yitik bir gün doğdu sensizliğime yeniden, ne ben zevk alabildim gördüklerimden ne de hayat. Yavaşça eriyorum, bir suçlu yok elbette ama hiçbir şey yapmak gelmiyor içimden. Lütfen kızma, ne olur yapma bunu. Zor zamanlar insanlar için vardır o halde zorda kalana üzülmemek de gerekir. Sonuçta her güçlük sonundaki güzelliği anlatabilmek için vardır ve bana da katlanmak düşüyor ama bir şikâyetim olduğu söylenemez.

Sensiz geçen koca bir ömre katlanmak. Yazamıyorum şu günlerde bir mektupların var o kadar fazlasında gözüm yok zaten. Bilmiyorum hangi güzelliktesin, burada havalar soğuk üşüyorum. Anlıyorsun değil mi sevgilim? Anlıyorsun dimi bir tanem, canım benim..

Keşke yanımda olsan da tekrar görebilsem seni. Keşke hiç gitmesen, olmadı rüyalarıma konuk olsan ama gelsen yanıma. Sessizce gelsen, hani seni beklemediğim bir an olsa o zaman gel diyeceğim ama kusura bakma sevgilim ama öyle bir zamana hiç tanıklık etmedim. Hayat gelip geçiyor, bir mola verdik yol devam edecek.

Mola da olmazsan, sonrasında bulurum seni veya sen beni bulursun. Nasıl bulabilirim hiçbir fikrim yok ama olsun. Bu arada kitabın için hala haber gelmedi, bekliyorum boşuna ama emin ol bir yolunu bulacağım her şeyin. Sadece güven bana, buna ihtiyacım var.

Başka bir zamanda görüşmek üzere, acaba bir gün bu satırları okuyabilecek misin? Karamsar olmamalıyım sevgilim, sonra okurken gözlerinin ıslanmasını istemem elbette.

Görüşmek üzere,

Oğuz Marangoz, 22.02.08 15:33

İki gün daha geçti yazmayacağım diyorum ama olmuyor işte, yazmazsam eğer eksik kalıyorum. Belki bir parçam tamamlanır diye sevgili, belki çıkıp gelirsin diye dumanlardan. Küçük bir umut işte, küçük bir kelimenin beraberinde taşıdığı ufak bir umut. Sahi başka ne kaldı ki senden bana, biraz gözyaşı, yastığımın üzerinde biraz sülfür ve sol avucumda başlangıcı olmayan bir iz.

Bahar kapıda, havalar ısınıyor yavaşça. Eski günlerde olduğu gibi ısıtmıyor ama güneş, rüzgarlar alıp götüremiyor yalnızlığı. Algımın önünde garip bir pus var, görsem işitmiyorum, işitsem hissedemiyorum. Yavaşça yatağıma uzanıp bekliyorum, sensizliğin içinde barındırdığı her acıyı tadıyorum. Neden bilmiyorum ama içinde sen olduğun sürece sensizlik mutlu ediyor beni. Merak etme sevgili küskün değilim hayata, sadece kırgınım biraz.

Anlıyorsun değil mi sevgili? Hiç seni görmemiş olsam ben olamazdım, seni bulamayınca da eksik kalıyorum, sahi repliklerim mi karışıyor? Nedendir anlamıyorum? Bir elmanın iki yarısıyız ama bıçak ortadan bölünce o elmayı, nasıl birleşebiliriz bilemiyorum. O lanet çeliğin izi kalacak boyunlarımızda.

Hala ayaktayım merak etme sakın sadece bugün hava karanlık biraz. Geçen hafta kar yağıyordu aslında üşümüyordum, ama şimdi çok soğuk. Beni benden alan çaresizlikten başka bir şey değil zaten, merak etme alışırım. Nede olsa sadece basit bir insanım değil mi?

Ben şimdi gitmeliyim sevgili. Sadece gölgen yanımda kalmaya devam etsin. Fazlasında gözüm yok..

Oğuz Marangoz, 24.02.2008 14.06

Havalar ısınmaya devam ediyor ama yalancı bahar deniyor haberlerde. Yalanın yer almadığı bir yer var mı diye merak ediyorum aslında, öyle bir yer olsa neye benzerdi? Yalancı bahar, ikiyüzlü yaz! Yoksa evrende insanlara mı ayak uyduruyor ne dersin sevgili? Neden böyle bir giriş yaptım bilemiyorum ama elbet bir yerlere bağlanır satırlarım.

Belki yorgunluktandır her şey. Gerçeği söylemek gerekirse dün gece uyumadım, uyuyamadım değil uyumadım işte. O saatler süren karanlığı görmek istemiyorum daha fazla. Lütfen sevgili kızma bana, yorgunluğum hayattan dolayı değil ki uyuduğumda geçsin. Yaşlanıyorum galiba hiçbir şey yapmak istemiyorum şu günlerde. Bahar gelmiş, komik bir yalan sadece.

Ben her ne kadar içime kapansam da sevgili, hayat buna ne kadar izin verir tartışma konusu. Evimden çıkacağım yeniden, uzun yollar aşıp, akşam geri geleceğim. Değişen şey ne olacak biliyor musun? Sensizlik biraz daha çökecek omuzlarıma sonra kamburum biraz daha büyüyecek. Gölgem yeniden kanamaya başlayacak ama dudaklarından ne bir kelime duyacağım ne de..

Merak etme toparlarım kendimi, zaten yeşil gözlerini hayal ettiğim süre boyunca aksi ne kadar mümkün? Hadi üzülme, yalanları sevmiyorum ondandır hüznüm endişelenme. Sahi her nerdeysen oralarda yalanlar yoktur şimdi, beni de alsan yanına! Güzel olurdu değil mi?

Olmuyor ama ben ne kadar yakarsam, ne kadar yalvarsam, ne kadar arzulasam bazı gerçekler asla değişmiyor işte. Ben mutlu olamıyor, sensiz yapamıyorum ama sen unut beni! Satırlarım nasıl olsa ulaşamaz sana, eksikliğimin farkına varmazsın belki beni hatırlamazsın. Mutlu ol sevgili, hayalini sakın benden ama sen umutlu kal. Belki o bir gün asla gelmeyecek, belki asla gerçek olamayacaksın.

Zaten sana layık olamayacak kadar günahkârım, yalvarmam bir işe yaramaz. Şimdi gidiyorum, Satırlardan bir süre mülteci yaşamak istiyorum. Söz verdiğim gibi hayatıma devam etmem gerek! Sensiz hayat ne anlama geliyorsa, bir duble daha ondan!

Hoşça kal..

Oğuz Marangoz..

Garip bir gün bugün sevgilim, üstüme sinen hüzün bu satırları yazmaya zorladı beni. Olmuyor işte, yazmadan olmuyor hayat. Sana yazmayı bıraktığımda bütün kelimelerim terk etti beni, çırılçıplak kaldım. Olmuyor işte, olmuyor! Yapamıyorum! İçinde Seni barındırmayan bir güne bile tahammül edemiyorum.

Tekrar buradayım işte, aradan aylar hatta yıllar geçti ben madalyonun bu yüzünde yıprandım yavaşça. Yıprandık belki bilemiyorum. Hayat garip be sevgili! İnsanlar, sokaklar, şehir çok garip. Onları da anlayamıyorum ya önemli değil aslında. İnan ki denedim, şu hayata tutunmayı çok denedim ama olmadı. Bu ev, bu yaşam, bu hatıralarla yapamıyorum.

Ve artık gidiyorum! Nereye ve nasıl bilmiyorum ama sadece gitmek istiyorum bu şehirden, belki çok uzaklara. Başıboş bir yolcuyum şimdi, rüzgâr nereye sürüklerse artık. Sana ulaşamıyorum, denemediğim kaç yol kaldı bilemiyorum. Satırlardan, öykülerden, insanlardan! Bir Senden gidemiyorum işte! sakın pişman olduğumu düşünme sevgili. Bu bizim kaderimizmiş, böyle yazılmış, böyle çizilmiş.

Sen bu şehirde olabilirsin diye bazı mektuplarımı bırakıyorum ardımda. Hiçbir sevgi boşlukla sallandırılmalı değil mi sevgili? Hiçbiri! Belki bir gün sana ulaşabilirler diye ümit ediyorum. Zaten eğer burada değilsen, izlerini takip etmek için gidiyorum. Keşke yürürken ardında ayak izlerin kalsaydı ama önemli değil artık.

Şimdi izninle gittim!

Hoşça kal.

Oğuz Marangoz…

başlangıç

başlangıç

neden burada olduğuma dair en ufak bir fikrim olmamasına rağmen burada olmak ve bir şeyler yazabilmek için sebepler bulacağıma inanmaktayım. sanırım daha önce başka bir yere yazdığım gibi kelimelerimin yalnız kalmaması amacım. bir kelime, bir cümle, bir öykü yalnız kalırsa eğer işte bu bir çok şeyin sonu demektir. yalnızlık insanlara teğellidir, öyküler yalnız kalmamalı, onlar üşümemeli, onlar silinmemeli hayattan. rüyalar gibi, masallar gibi onlar olmazsa, yaşam olmaz, umut olmaz! gelecek olmaz!

belki gitmeli belki kalmalıyım ama bunu anca zaman gösterir...

sevgiyle, öyküyle kalın

Oğuz Marangoz

Find Us On Facebook