Discworld, the Color of Magic



Geçenlerde nette gezinirken mükemmel Diskworld serisinin filmine rastladım. Nasıl olmuştur acaba diye düşünürken izledim. Çok eğlenceliydi öncelikle bunu söylemeliyim, hele ki kitaplarını okumuş frpsini oynatmış, türkçeleştirmiş internet sitesi hazırlamış birisi olarak filmden fazlasıyla memnun kaldığımı söylemek istiyorum. Efektler, oyuncu kadrosu ve ölüm kesinlikle harikaydı. Hazır fırsat bulmuşken biraz Discworld neden bukadar özeldir, bundan bahsetmek istiyorum.

Discworld dediğimiz seri aslında bütün fantastik kurguyla dalga geçen bu ensada da okuyucuya gülme krizleri yaşatan birseridir. Terry Pratchett tarafından yazılmaya başlanmış olan seri onlarca kitaptan oluşmakta ve her birisinde ayrı bir heyacan, ayrı bir tat taşımaktadır. Zaten aşağıda frp sistemi için hazırladığım sitenin linkini veriyorum fakat diskdünya hakkında biraz daha konuşmak istedim. İsteyen siteye geçerek ordan devam edebilir. =)

Devasa bir kaplumbağanın sırtında dönen dört filin üzerinde duran disk şeklinde bir dünya düşünün, işte diskdünyamızda bu oluyor. Birçokları bu dünyanın genç, yaramaz tanrıların canları sıkıldığı için yaratmış olduğu bir oyuncak olduğunu düşünüyor olabilir ancak disk bunun çok daha ötesindedir. Amaçsızlığı amaç edinmiş insanların yaşadığı bu diyarda, her türlü imkansızlıkların gerçekleşebildiğine tanıklık edilmiştir. "Gerçekte böyle bir dünya yoktur çünkü yaşlı ve bilge tanrılar genç tanrılara ders olsun diye yok etmiştir uzunca bir süre sonunda veya en kısa zamanda yok edeceklerdir" der astrozoologlar -astronomi ve zoolojinin bir bileşeni olarak türemiş bilim dalı. Astronomi evrenle ilgilendiği için, zooloji de kaplumbağayla alakalı olduğu için-. "Bu sebepledir Büyük A'Tuin'in ebedi yolculuğu. O yaşlı tanrıların bu oyunun farketmiş ve bu sebeple devamlı kaçmaktadır." diyenlere de rastlamışlardır fakat diskte inanç pek yaygın olmadığı için bu teoriler pek ciddiye alınmamıştır. Ancak bu anlatılanlar diskin kendisi kadar gerçektir. Böyle bir dünyada kıyamet üzerine de çalışmalar yapılmıştır ki bu çalışmalar kaplumbağanın cinsiyetini öğrenmeyi gerektirmektedir :)

Diskdünya böyledir işte, ben okuyun derim sonra filmi izleyin. Garanti veriyorum ki çok eğlenirsiniz.

IMDB linki: http://www.imdb.com/title/tt1079959/

Hazırladığım Diskdünya sitesi: http://naserious.googlepages.com/discworld

Frp i,,çevirilerimi yayınladığım sitem: http://naserious.googlepages.com/home

Changeling The Lost


Ruhu frp içerisinde şekillenmiş birisi olarak uzun zamandır uzaklaşıyordum frpden.Fırsat olmuyor, zaman olmuyor, imkan olmuyor vs ama oynayamıyorum. Neyse yıllarımı bu işe ayırdıktan sonra insan eksik kalıyor o olmayınca. Hatta insan kendini kısıtlanmış hissediyor, kapatılmış gibi hissediyorsun bir alışkanlığa dur demeye kalkışınca. Sürekli olarak oyunlar yazan, oynatan, oynayan devamlı bu heyacan içerisinde olan ben için bu süreç çok kötüydü. Derken sağolsun canım arkadaşım birkaç gün önce "abi oyun oynayalım, sen iyi Changeling gm'isin.".. "eskiden senin oyunda böyle böyle olmuştu" diyerek kanıma girdi ve ben kendimi ÜDS ye iki gün kala kitapların arasında buldum. Tekrar o eski günlere dönmeye başladım sonra, düşünsene blog sadece bu sistem için 1000' in üzerinde sayfa okumuşum. Bir dönem sadece bununla yaşıyorduk arkadaşla. Sağolsun tam ihtiyacım olduğu anda tekrardan damarlarıma enjekte etti Changeling'i. Şimdi yeni bir oyun hazırlıklarına başladım bile, ÜDS de bile aklımda senaryolar dolaşıyordu. Seviyorum ben bu oyunu, hatta ötesi var. Bir süre sanırım onun içerisinde yaşayacağım ve bu süre benim için mutluluk verici olacak. Heyecanlı olcak acaba yarattığım karakterleri nasıl canlandırcaklar, uzun betimlemeler yapcam, ses tonum üzerinde çalışcam sonra diğer karakterleri tasarlayacağım onların geçmişleri detayları, çevresel faktörler, oyuna eşlik edecek şarkıları ayarlıcam. Seviyorum ben bu işi :))

Zaten Changeling The Lost ile ilgilenirken her kuralın üzerine bir oyun yazmak istiyor, bir süre sonra bakkal Mustafa amca, otobüs şöförü Abdül dayı gibi insanları birer Changeling gibi görmeye başlıyorsun ve asıl eğlencede böyle başlıyor.

Changeling nedir sorusunu soracak olursa eğer http://www.white-wolf.com/changeling/index.php adresini veririm. Daha fazla bilgi isteyen olursa eğer ilerleyen vakitlerde bir tanıtım yazısı yazabilirim elbette.

http://www.white-wolf.com/changeling/index.php
Yeni müzik grupları

Yeni müzik grupları

Yeniliklere ihtiyacım olduğu bir gerçek, bu yenilikleri hayatımın her alanına girmesi gerekiyordu. Bazı zamanlarda böyle hissederim ve yeni gruplar aramaya başlarım, şu sıralarda bu arayışın içerisindeyim. Genel olarak Power ve Progressive Metal üzerinde araştırmalarım sonucunda keşiflerimi paylaşmak istiyorum, gerçekten hepsi de dinlenesi gruplar.

DGM: İtalyan Power&Progressive grubu, şimdiye kadar 4 albüm çıkarmışlar. Gerek vokal olsun gerek elektro soloları olsun, gerekse şarkı sözlerindeki başarıları olsun dinlenmeyi hakkediyorlar. Power ritmine yakın progressive yapan grupları sevmişimdir hep, hem alışılmış olanı hissettirirler hemde yenilikler barındırırlar içerisinde. Frame albümlerini dinledim ve çok güzel vakit geçirdim bu süreçte.

http://www.lastfm.com.tr/music/DGM

Awake: Progressive metal yapan Almanya kökenli bir grup. 8 albüm yapmışlar. Dinlerken bana Evergrey'i anımsattı özellikle vokalin ses tonu Evergrey ve Pain of Salvationdan güzel çağrışımlar yaptırdı. Bunun haricinde bas davul ritimlerinin ağırlıkta olması ve karanlık ses tonuyla vokal güzel bir uyum oluşturmuş. Illumination albümlerini dinledim ve shadows isimli şarkılarına bayıldım. Tavsiye ediyorum

http://www.lastfm.com.tr/music/Awake

Spheric Universe Experience: Fransız progressive metal grubu, daha öncede dinlemiştim kendilerini. Digital efeklere yer vermeleri beni rahatsız etsede, dinlerken keyif aldığım bir grup. Metal müzikte digital ses efektlerini pek sevemedim daha doğrusu. Ancak yinede kaliteli, güzel müzik yapıyorlar. Tavsiye ederim. Prog metal için önemli gruplardan

http://www.lastfm.com.tr/music/Spheric+Universe+Experience

Birazda yeni çıkan albümlerden bahsedip bitireyim, daha sonra devam ederim nasıl olsa.

Hammerfall - No Sacrifice No Victory (2009): Hammerfall power, heavy metalde efsaneler arasında yer alır zaten. Ancak önceki albümlerinden çok keyif aldığımı söyleyemem ama bu sefer daha fazla ben vardı içinde, belki ben değiştim ama güzeldi ketif aldım. Dinleyin :)

http://www.lastfm.com.tr/music/HammerFall/No+Sacrifice%2C+No+Victory

Elvenking - Two Tragedy Poets (2008): Bu arkadaşları ilk dinlediğimde İtalyan folk metali yapıyorlardı, inanılmaz eğlenceli ve hareketli bir müzikleri vardı. Daha sonra bilmediğim bir nedenden ötürü biz heavy ağırlıklı müzik yapacağız dediler ve the Scythe isimli albümlerini çıkardılar. Güzeldi ancak benim beklediğim bu değildi değişiklik yapmışlardı ama hoşuma gittiğini pek söyleyemezdim. Derken onlarda hatalarının farkına varmış olmalılar ki eskiye bir dönüş yapmışlar. İyiki de yapmışlar bir hayal kırıklığını daha kaldıramazdım.

http://www.lastfm.com.tr/music/Elvenking

Pain Of Salvation - Ending Themes (On The Two Deaths Of Pain Of Salvation): Bir konser albümü bu kadar mı mükemmel olur. Hele içinde öyle bir undertow yorumu varki, insanı alıyor, ayaklarını yerden kesiyor yükseltiyor güzelce. Sonra öyle bir çarpıyorsun ki gerçekliğe, beklenmedik anda. sonra tekrar yükseltiyor senden arta kalanları ama sen deli gibi düşmek istiyorsun fakat sen en yüksekteyken bitiyor şarkı. Tekrar dinleyip, defalarca kez düşüyorsun. Dinleyin dememe gerek yok herhalde.

http://www.lastfm.com.tr/music/Pain+of+Salvation

Nickelback - Dark Horse (2008): Chad amcamızın içinde bulunduğu her şarkıyı severim ben. Bu yüzden Nickelback albümlerini büyük keyifle dinlerim ancak bu albüm ayrı bir güzeldi, ayrı bir hoştu. Tavsiye ederim zaten =))

http://www.lastfm.com.tr/music/Nickelback

Bu günlük de bu kadar, aralarda yeni keşfettiğim grupları yazmaya devam etme kararı aldım. Böylece hem dünya müzik piyasasına katkım olur hemde, yeni müzik grupları keşfetme sürecime bir anlam daha eklenir...

hadi sağlıcakla kalın

google translate imana mı geldi acaba

buyrun arkadaşlar rusça bir sitede dolaşırken karşılaştığım google translate çevirisi :D insanın aklına google translate imana mı geldi sorusu geliyor :D başka türlü "in the name of god", "Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla" şeklinde çevrilmez :D büyük görmek için tıklayınız lütfen :))

"kader bize hiç gülmedi..."

"kader bize hiç gülmedi..."

Dün arkadaşla konuşurken hayatın bize yaptıklarından bahsediyorduk "kader bize hiç gülmedi" dedi kendisi "güldüysede götüyle güldü" diye ekledim. Gerçekten de birisine kendimizi anlatırken bu cümleyi söylemek yeterli gelebilir diye düşünüyorum, "bu kadar abi ne bakıyorsun, yok hobi falan!" diyebiliriz mesela karşımızdaki her kim olursa olsun. İnsanı betimleyen bir cümle oldu, "hayatta neler yaşadın" sorusuna cevap olarak kullanılabilir mesela, karşı taraf ne anlarsa artık. Daha güzel böylesi, bu cümleyi "yılın anlam ve önem bakımdan en kullanışlı cümlesi" seçtik. İhtiyacı olanlar için onların da kullanımına açıyorum, herkes faydalanabilsın diye.

haydi sağlıcakla kalın...

Vektörler

evet bir süredir vektörel çizimlerle uğraşıyorum, onları paylaşmak istedim daha alacak çok yolum var ama olsun umutluyum kendimden =))


geçen gün dua ederken de dediğim gibi şükürler olsun soluduğum her sefese, attığım her adıma ve kalbimin her atımına, şükürler olsun... mutluyum...

not: daha büyük olarak görmek istiyorsanız lütfen tıklayınız, çekinmeyiniz :D
kısa bir günün özeti ve W.Shakespeare'den bir yazı

kısa bir günün özeti ve W.Shakespeare'den bir yazı

Bugün biraz durgunum belki ÜDS için bolca soru çözmenin yarattığı bir etkidir. Hatta bizim ormana girip ağaçlarımızı birisinin kesitiğini duyduktan sonra ciple peşine takılmamız bile bu durgunluğumu gideremedim. Kesinlikle çok eğlenceli, bol adrenalinliydi ama bitti. Bu noktada anlamadığım bir çok şey var, sen kimsin ki benim arazime girerek ağaçlarımı kesiyorsun? Onları sapçılara satıp para kazanacak aklı sıra, bunun önüne de geçemiyorsun. Adam gece gelip kesiyor, ben uyurken gelip kesiyor demekki bu adam başka şeyler de yapabilir. Yinede bir süre boyunca geleceğini zannetmiyorum, sevgili blog öyle bir kaçıyordu ki çok eğlendim. Diğer bir taraftan da anlayamadığım insanların yapmak zorunda olduğu şeyleri yapmaması beni deli ediyor. Misal sen eğer kiracıysan ev, işyeri sahibine kiranı zamanında ödemekle yükümlüsün ama ödemiyorlar, şerefsizlik değilde nedir bu. Şeytan çok konuşuyor insanın içinde ama olmuyor, o na kötü dediğimiz için dediklerini yapmamaya gayret gözteriyoruz. Belki de en iyi bir gurup insanı güzel bir şekilde pataklamak ve akıllanmalarını ummaktır, başka bir şey işe yaramıyor çünkü!

Yine konu dışına çıktım ve hemen toparlıyorum, mutluyum son iki haftadır. Gözlerimin için gülüyor aileme göre, onlarda şaşırdılar buna ama anlatmak istediğim konuda bu değil. Bir süredir üniversitede yaptığım çalışmalara bakıyorum, onlara sunum, ödevler, bitirme projeleri (iki tane yaptım ben birini ilk dönem yaptım sonra hocam amerikaya gitti, geçersiz oldu o), araştırmalar ve birçok şey daha var. Sunumlarımdan birisinde W.Shakespeare'in bu yazısına rastladım, Nelson Mandela sunumumun sonuna eklemişim. Oldukça etkilendim tekrardan okuduğumda, sonra dedim ki kendimi böyle olmaması için neler yapmak gerek? Korkmadan yaşamak için neler gerekir? Sonra yazıyı sizinlede paylaşayım dedim, beğenirsiniz umarım. Bu arada ben mutluyum, gözlerimin içi gülüyor gerçektende, ailemi bu farkındalıkları için tebrik etmek istiyorum. :))

Artık sizi büyük üstad ile başbaşa bırakayım

Saglıcakla kalın...



"İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.

Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.

Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.

Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.

Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.

Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.

Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.

Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.

W.Shakespeare"

Hayat ve sıradanlığın ötesi üzerine...

Hayat ve sıradanlığın ötesi üzerine...

Bir süredir yazmıyorum buraya, biraz ikinci plana attım sanırım. Bu süreçte hayatımda değişmeyen, hep aynı kalan ve beni hayattan bezdiren olaylar mevcudiyetini korumakta. Baş ağrım yeniden başladı ve geçmek bilmiyor ama zaten bunları, sebepleri daha önceleri anlatmıştım. Anlatmadıysam da şu anda anlatmaya hiç niyetim yok. Hayatımda birkaç yenilik ve değişiklik var, bunlar bu geçen süreyi daha yaşanılabilir, hatta eğlenilebilir, mutlu olunabilir kılıyor. Şimdi ise bu değişiklikleri en önemsizden, en önemliye doğru yazacağım.

1) Vektör çizimleri yapmaya başladım, her ne kadar resim yapamasamda vektörlerle çizim yapmak hoşuma gitti. Sadece henüz kafamdakileri anlatabilecek seviyede değilim ama ileride olabilir.

2) Yazmaya devam ediyorum, hikayeler kurguluyorum bu süreçte kafatasımın parçalanmasına sebep olsada bu düşünceler, eğleniyorum. Kurguladıkça yaşadığımı hissediyorum aslında, yazmam zaten yaşamakla eş değer benim için.

3) Boş vakitlerimde ÜDS ye çalışıyorum, bu sayede kendimi kemirmeyi bırakabiliyorum bu süreçte.

4) Geçen hafta 1 ay sonra berbere gittim ve bu sayede biraz daha insana benzedim, sakalım güzel oldu, sevdim, değişiklik oldu, mutluyum.

5) Günde 4 saat civarında uyuyorum bu şekilde düşünmeye, yaratmaya daha fazla zamanım oluyor.

6) Bütün bu saydıklarımdan sonra sanırım şimdi sıra hayatımdaki en önemli ve en güzel değişikliği anlatmaya. Sanırım sadece bu maddeyi anlatabilmek için kitaplar dolusu yazmalı, resimler çizmeli, fotoğraflar çekmeli ve bolca şarkı yazmalıyım. Yazı yazmak ve fotoğraf çekmek haricindekileri yapamadığımdan dolayıdır ki kendimi eksik ve beceriksiz hissediyorum. Hani uzağa baktığımızda bazen birisinin de o uzaklardan size doğru baktığınızı düşünürsünüz, hani o birisi size dokunduğunuz zaman bütün yaralarınız kapanır. Bütün acılarınız diner o anda, yaşadıklarınız, hüzünleriniz ne olursa olsun o anda unutursunuz. Hani öyle bir şeydir ki bu, mesafeler bir anda kısalır onu gördüğünüzde. İçinizde kimsenin görmediği , bilemediği hatta umursamadığı şeyler vardır ya sizi siz yapar onlar ve o gelir, geldiğinde herşeyi öğrenir. Herşeyi bilir, siz birşey söylemezsiniz, sanki daha önce tanımıştır sizi. Sanki siz onu daha önce görmüşsünüzdür, o susar sustuğunda söylediği cümleleri bilirsiniz. Konuşmaya başladığında neleri söylemediğini anlarsınız veya o sizin cümlelerinizdeki eksikleri görür, öykülerinizin derinliklerinden sizin bile bilmediğiniz cümleleri çıkarır. Sonra şaşırırsınız aranızda oluşan bu bağın kuvvetinden, korkarsınız belki. Onun karşısında çırılçıplak kalakalmışsınızdır, bütün savunmalarınız yıkılır ama bu endişendirmez sizi. Konuşurken kelimeleriniz önce ona bulanır beyninizde sonra dünyayı daha güzel algılamaya başlarsınız. Bu algı farklılığın sebebi dünyanın güzelleşmesi değildir ama bunu çok iyi bilirsiniz. Uyumak istemezsiniz, sadece onu daha fazla düşünebilmek için. Ben böyle birisini buldum, veya o beni buldu bilemiyorum ama şu anda dünyanın en şanslı insanı olarak görüyorum kendimi. Bu noktada zaten eskilerin değimiyle içimin içime sığmaması sendromu başlıyor, iç organlarımın yer değiştirmesi takip ediyor sonrasında. En büyük ve en güzel değişiklik bu galiba...

Teşekkür ederim herşey için, söyleyecek daha çok fazla cümlem var ama ne kadar yazarsam o kadar eksik kalacağım ve ne kadar eksik kalırsam da o kadar çaresiz hissedeceğim kendimi karşında. İyiki varsın...

Find Us On Facebook