...

Ve elveda diyorum hayata, düşlerim karabasan!

Ellerimde ipler, giyotinime bağlı,

Biraz daha asılıyorum kendime doğru, bıçaklar boynumdan aşağı.

Mutlu ölümler diliyorum hayata,

Yeni doğum arifesinde düşlerim karabasan artık.

Kurşungeçirmez zırhların bir açığı varmış,

Nedendir bilinmez ama ben hep 12den vuruldum!

Yakarışı hüzündür adımın,

Sanrılarıma tutunuyorum her şey sahte.

Namlusu gülümsemedir yalanın.

Tabuta mahkûm yatalak kalp sancısı,

Kalemim tutuklaşmış ölüme.

Dezenfektanlar temizleyemez günahları,

Üzgünüm, aşk arayan konserve reyonuna baksın.


Altın yumurtlayan tavuk idam yolcusu.

Farklılık giderici ilaçlar karanlık kaldırımlarda.

Hayatın kuklası, bez bebeklerin kuklacısıymışım daha neler!

23 bin metre düşüyorum, yaşanmamışlığındayım hayatın!

15 dakika ihtiyaç molası, hediyelik kefenler kredi kartına 8 taksit!


Şarap şişelerinde kemikten gemiler yapmışım haberim yok!

Parmak boğumlarım ölümlerimin kanıtı.

Jiletlerle çiziyorum avuç içi haritamı.

Ve elveda diyorum hayata, düşlerim karabasan artık!


Oğuz Marangoz

2006


not: başka eski bir şiirim bu sefer olduğu gibi değitirmeden, nefretimle, öfkemle birlikte

...



Gidiyorum
tüm yalanları ardımda bırakıp
geride bir şehir yanıyor sanrılarında
Susuyorum,
sessizlik katilim oluyor,
zehrin işliyor yüreğime damla damla
en son öyküm vereme kurban
gözlerinin büyüsü cadı ağacında asılı

başlanmamalıydım bugüne,
sensiz geçen her güne,
düne,
bugüne
tüm şarkıları unutup sensizliği bestelemek,

unutamadığım, unutupda hatırlayamadığım
her hırsız gün, tüm katil zamanlar adına,
mutlusun, öyleyse yaşıyorum

dalıp dalıp gidiyorum gözlerine,
teninde geziniyor umutlarım,
ben nefes almıyorum
gülümsüyorsun,
ben gülümsüyorum
sen gidiyorsun
dudakların kelimelerimin karşılığı
ama sen gidiyorsun

yoksun öyleyse yokum!

Oğuz Marangoz
21.06.2008

not: defterimi açıp yazmaya başlayacağım sırada eski sarı bir kağıtta yazan bu şiiri buldum, biraz değiştirip paylaşmak istedim. değiştirdiğim şey sadece içinden hayata ve insanlara olan öfkemi çıkarmak oldu, geriye kalanlardır asıl önemli olan...
yeni müzik grupları ve albümler

yeni müzik grupları ve albümler

Gruplar

Farewell to Freeway:
Bu arkadaşları henüz dinledim. Hızlı elektro ritimlerinin üzerinde brutal vokal ile kurulu bir müzikleri var. İlk giriş bölümünden sonra duruma göre erkek veya kadın clean vokal ile bas ritmlerine geçiş yapıyorlar. Bu hem ritim hem de vokal geçişleri farklı kıldı onları bende. 5kişilik bir grupta 4 ünün de vokallik yapması şaşırttı doğrusu beni. Oldukça zevk aldım dinlerken, şimdi yeni albümler ide varmış onu da dinlemek lazım. http://www.myspace.com/farewelltofreeway

Tyr: Prog, viking olarak tanıtsalarda kendilerini bence power viking daha güzel anlatıyor yaptıları müziği. Daha doğrusu şarkı sözleri klasik power örgüsünde ama müziği dikkata aldığımızda powerın ötesine geçiyorlar, vokaller de koro bölümlerinde viking havası seziliyor. Keyifli bir grup, dinlendiği zaman pişmanlık duymuyor insan. http://www.tyr.net/

Eden: Keyifli bir ispanyol power metal grubu, her ne kadar sözleri benim için bir çıkmaz olsa da dinlerken fazlasıyla eğlenim. Keşke davul biraz daha baskın olsa dedim kendime ama bu birşeyi değiştirmedi pek güzel elektro soloları var. http://dark-side-of-the-metal.blogspot.com/2009/05/eden-esp-polvo-de-diamantes-2005.html

Tarchon Fist: Güzel bir grup hele "blessing rain" diye bir şarkıları var ki tek başına yeterli. O derece başarılı ayrıca "it's my world" de aynı kalitededir. www.tarchonfist.com

Albums: İki albümden bahsetmek istiyorum size ilki Dream Theatre'ın diğeri de Stratovarius'un.

Dream Theatre'nın albümü çok güzel, güzelden de öte şarkıları var hatta. Klasik D.T soundunu korumuşlar çoğunlukla bizi 18dk ya kadar çıkabilen ve kesinlikle sıkmayan şarkılar bekliyor ki D.T yi bilenler ne demek istediği çok iyi anlayacaktır. Çok güzel bir albüm olmuş yeni olarak daha sert şarkılar vardı bu ama olsun.

Stratovarius ise bu albümde beni hayal kırıklığa uğrattı. Gruptan birisi ayrılmış olmalı çünkü bu benim alıştığım yıllardır dinlediğim grup değildi. Heavyye doğru bir kayma sezdim ben, yine de dinlenebilecek kalitede güzel şarkıları var ama belki benim beklentim yüksekti ondan böyle hissettim. Ustaların hatırına dinlenmelidir derim, belki siz beğenirsiniz.

Evet bu seferlik de müzik bölümümüz bu kadar, biraz daha zaman geçer ve ben yeni gruplar ve yeni albümlerle tekrar gelirim. =))

Hoşçakalın




devam ediyor hayat, durmuyor...

devam ediyor hayat, durmuyor...

Kaç defa "hayat garip" ibaresini kullandığım yazı yazdığımı hatırlamıyorum ama bu seferde böyle başlamam gerek sanırım. Öyle gerçekten, vallahi bak! Düne kadar sen herşeyimsin diyen insan canına okuyabiliyor, sonra seni suçlu göstermeye çabalıyor. Anlamıyorum ben bu dünyayı, dünyada da beni anlamıyor zaten. Kozmosla bir sorunumuz var benim, hayıt kedisine "pşşttt" demişliğimizde yok, garip işte. Ben anlamaktan vazgeçmek üzereyim, kabullenmek gerek. İnsanları olduğu gibi kabullenmek, eksikleriyle, hatalarıyla ve doğrularıyla. Değiştirmeye çalışınca olmuyor işte. geçen gün "fairytale" arkadaşla oturmuş Beykoz Korusunda çay içiyoruz dedim ki ona "çay bardağını değiştirmek istiyoruz mesela, daha ince belli olsun diye düşünüyoruz. bunun için onu tekrardan eritmek ve yeni baştan yaratmak gerekiyor, öbür türlü kırarız, elimizi keseriz, canımız yanar, can yakarız". Gerçekten de bu şekilde biz bardağı değiştiremiyoruz sadece içindeki dem, şeker miktarını ayarlayabiliyoruz elimizden geldiği kadar. Yeni bir bakış açısı oldu aslında bu veya var olan bir bakış açısına yeni bir adlandırma, belki sadece bakış açısı raflarındaki yerini değiştirdim.

Her neyse bu noktada teşekkür etmem gerekiyor, büyük bir karanlığa rağmen yanımda kalan, buralara kadar gelen, gelemeseler bile varlıklarını unutturmayan herkese binlerce teşekkür. Gerçektende sizinle geçirdiğim zaman benim için çok özeldi. Nedense karşılıklı terapi gibi sürüyor buluşmalarımız ama olsun, paylaştığım herşey güzeldi.

Aslında başka şeyler yazmak istemiştim buraya ama varsın böyle olsun bu seferlik. Başka şeyler betimlemeler vardı aklımda ama önemi yok...

Teşekkür ederim...
acı(ma)sız olmak

acı(ma)sız olmak

karar verdim acımasız olcam ben blog, insanlara değer veriyorsun, önemsiyorsun anlamıyorlar çünkü. sonra seni "elde var bir" mantığında düşünmeye başlıyorlar. sonra acıtmaya, kanatmaya başlıyorlar. oyun değil hayat, ben oynamıyorum ama eğer gerekirse emin olun çok iyi oynanırım her türlü oyunu. hamle saymak istemiyorum sadece, oynarsam kazanmak için oynanırım ve bunun için herşeyi yaparım. eskiden çok oynadım bu oyunları, çok acıttım, tekrar yaşamak istemiyorum atnı şeyleri ama eğer tek yolsa bu hançer de kullanılır, şaraba siyanür de atılır. yapılır bunların hepsi eğer bir oyun oynayacaksak sonuçta amaç kazanmak. her şey bir yana acımasız olmanın zamanıdır, oyun veya değil acımasız olmanın zamanıdır. gerekirse oyun da oynanır, gerekirse kurallar yeni baştan yazılır. şimdi blog insanlar bunu okuyacak fakat demek istediklerimi anlamayacaklar ve sonra günü geldiğinde ben uyarmıştım diyebileceğim. fakat çok geç olacak, üzüldüm şimdiden onlar için. eh ne yapalım oyun istiyorlarsa bende oynarım. başka söze gerek yok sanırım, hayat ve insanlar sağolsun acımasız ve acısız olmam gerekiyor. hadi bakalım neler olacak, hep beraber göreceğiz ama bazı şeyler oldu ki cezası ağır olcak, anlayana tabi. şahitsiniz ben uyarımı yaptım...
düşler durağı

düşler durağı

ne zaman kendini kaybetsen yıkıntılarımda aradın geçmişinden arta kalanları ki haline en çok öykülerde yaşayan bir çocuk üzüldü...

hiçbir zaman gerçek bir gülümseme yeşermedi yüzünde, bu yüzdendi masallarda ölmeyi gerçekte yaşamaya tercihin

kuytularında yaşadın hep şehirlerin, ait olamadığın yerlerde yaşadın, ait olamadığın insanlar tanıdın sen, hikayelerin gölgesine sığınmak tek yoldu senin için

gezgin bir ruha sahiptin, hiç bir durakta fazla kalamadın çünkü düşlerine gidebilmen için hiç bir yol bilmiyordun, gerisi zaten anlamsızdı

mevsimleri değil günleri sevdin sen, aylarda değil anlarda yaşadın. aşk oyun olsaydı eğer en iyi sen oynardın ama ne aşk oyundu ne de sen oyuncu..

Sebepsizlik dönemeci


Sevgili blogcum ne yazacağımı bilemez haldeyim aslında, kendimi avutsam da nasıl avutsam diyorum bolca. "hayat savaştır, kazanmak zorundayız sonra ben yaptım işte ben kazandım demeliyiz" veya "öyle bir hayat yaşamalıyım ki benden sonraki nesillere sizin amcanız bunlarla bunlarla savaştı post modern dünyanın en gereksiz don kişotuydu ama yinede bir çok yel değirmeni devirdi dedirmeliyim mesela. Belirli zamanlarda insan sebep bulamıyor çünlü geçen gün sanrılarımı peşime takıp saatlerce yürürken inan bana hep bunları düşündüm, yürümemeli dinlenmeliydim ama olmuyor. Kötü bir yürüyüş ekibiyiz aslında biz insanlar algılıyorlar yol boyunca herhalde bu adamda bir şeyler var diye herkes bir yana kaçıyor, arabalar bile çarmamak için özel çaba gösteriyorlar. Veya yaydığım kaotik aura sağolsun böyle zamanlarda yardımcı oluyor. Sebepler diyordum sanırım, bazı zamanlarda sebeplere ihtiyacımız oluyor "bir daha güneşin doğumunu izlemek için" diyebiliyoruz mesela, "son bir kez herkesi mutlu göreyim" de güzel bir sebep. Sonra bunlar için çabala dur, hayat anlamsızlaşıyor, iş, para, olaylar, kavramlar hepsi saçma sapan bir sistemin çakıl taşları halini alıyor sonrasında. Bu zamanlardan geçeli bir dört yıl oluyor en az. Şimdi ise yeni bir yol ayrımındayım "sebepsizlik dönemeci" adını verdim şu an itibariyle. Yeni bir sebep bulana kadar geçen süreyi bu şekilde adlandıracağım mesela, bir dört yıl daha yetebilrcek bir sebep, olmadı bir kaç ay. Sonra başka şeyler bulmak gerekecek, yaşamak için oyunlar üretiyoruz işte, hep yapıyoruz bunu, inanmak istemesek de istesek de. Durmam ve dinlenmem lazım aslında, sakinleşmem ve kendimi sadece iyleşmeye adamam ama bunu hiçbir zaman yapamadım. Sebeplere ihtiyacım var daha güçlü, daha anlamlı sebepler, "yeni yaşama tanımları" da olabilir mesela. Sonra ise başka bir şeyler bulacağım veya bulamadığımda bitecek bu mücadele, bir kukla olurum belki. "Daha güzeli geceler boyu aptal bir dilek perisine beni kukla yapması için yalvarırım." Pinokyonun insan olduktan sonra başına neler geldiği hakkında hiç fikri olan var mıdır acaba? Acaba kaç gece boyunca ağlamıştır durmaksızın. Kandırılıyoruz hep, doğumumuzdan beri, kırmızı başlıklı kızı yiyen kurdun aslında ananesinin evcil hayvanı olduğunu ve kıza düşecek olan mirasa konmak için bu oyunları yaptığını da bilmiyoruzdur mesela ama hep böyle oldu. Bizde Pinokyo, Don Kişot vb gibi karakterler gibi saçma sebepler üretmeye, "prens beni ayakkabımdan bulacak yok aman prenses öpünce uyancak" gibi saçmalıklara inanarak yaşıyoruz. Yok böyle şeyler, "prensesin ayakkabısından kardeşi yaptırdı, diğeri prenstekini değiştirdi, 4 tane çocukları oldu, kül kedisini de annesi sattı. Don kişot değirmenlere zarar verdiği için içeri tıkıldı, veba gibi hastalıklara yakalandı, evrenin en büyük kahramanı olabilirdi ama bir hapisane kenarında eridi gitti".. Şimdi kim yeni sebepler bulmak istiyor, yaşamak için..

Ben herşeye rağmen varım bu oyunda, sonuçta ben kazanan olacağım en azından tek bir zihinde, beni dinleyen tek bir ruhta olsam da yeterlidir bana. Şimdi yaşama zamanı, hadi yaşayalım ve "yeni yaşama tanımları üretelim"

Hadi sanrılarım çıkalım artık şu dönemeçten...

Find Us On Facebook