küçük bir gül hikayesi...


Uzun yıllar önce şimdi adını bile hatırlayamacağım bir kız tanımıştım. Aslında ismini hiç öğrenemedim onun. Hiç bir zaman teninin kokusunu bilecek kadar yakın olamadım. Gariptir bugün aklıma geldi, hiç olmadık yerde. Hiç olmadık bir zamanda gelir, hatıralarımın içerisinden çıkar ve gittiğinde beni o can sıkıcı yalnızlığımla baş başa bırakır. Sebeplerini bilemiyorum neden böyle oluyor. Neden gözlerinde yansımamı hiçbir zaman görmemişken bende bıraktığı bu izin derinliği? Bilemedim ve sanırım bilmek de istemiyorum. Şimdi size bir hikaye anlatayım izninizle bu onun, benim ve kırmızı bir gülün hikayesi!

Uzun yıllar önce ben yine benzer anlamsızlık derecesinde bir hayat yaşamaktayım. Lise de yeni bitmiş, dershaneler, deneme sınavları uğraşmakla geçiyor zamanım. Tutunacak bir dal arıyo ama bulamıyordum. Çok zor zamanlardı, dersleri ekip sahilde oturmaya başlamıştım. Beşiktaş'ı bilenler bilir deniz otobüslerinin iskelesini geçtikten sonra küçük kayalık bir alan vardır. Hep sevmişimdir orayı, ne zaman canım sıkılsa oraya gider ve ordan boğazı izlerdim. Birkaç hafta geçmişti bu şekilde, her gün aynı yere gidiyor ve saatlerce oturuyorum. Zor zamanlardı. Derken o geldi yanıma. Adımlarını duymamıştım, başını omuzuma yaslayana kadar varlığını hissetmemiştim bile. Gözlerinin rengi dünyayo kıskandıracak kadar güzeldi, o kadar güzeldi ki birkaç saniyeden fazla bakamıyordunuz. O kadar güzeldi ki gözleri birkaç saniyeden fazla bakarsanız bir daha asla hiçbir şeye güzel demeyebilirdiniz.

Konşmadı, konuşamıyordum! Tek kelime etmedi geldiğinde aynı giderken yaptığı gibi. Ne zaman birşeyler söylemeye kalksam işaret parmağını dudaklarıma bastırıyor ve bana susmamı öğütlüyordu. Dediğini yaptım ve konuşmadım. Nefes alıp verişini dinledim bir süre, sonra tekrardan gözlerinin içine baktım. Saçlarının rengini de bu sırada fark ettim ama bu kadar detayı paylaşmayacağım sizinle, üzgünüm. Biraz zaman geçti ki asla ne kadarının geçtiğini ve ne kadarının kaldığını öğrenemeyeceğim. Derken ilk kelimem döküldü dudaklarımdan "kimsin?". Tamam kabul ediyorum en saçma kelimeydi ama sorarım size başka ne söyleyebilirdim. İnsan ona bakarak Tanrının varlığına inanabilirdi ben ise dönüp ona sadece güzelsin mi demeliydim?"gözlerin çok güzel". Evet güzeldi o, ismini öğrenebilseydim sözlükte güzel kelimesinin bütün karşılıklarını siler ve adını yazardım. "çok güzel bir gün" cümlesinin anlamı onu gördüğün bir gün olmalıydı çünkü başka hiçbir gün o kadar güzel olamazdı.

Dudaklarımdan çıkan o tek kelimenin bitmesiyle yerinden kalktı ve gözlerimi kapattı. Yanlış bir şey söylediğimi biliyordum ama yapacak hiçbir şeyim yoktu. İsteseydi canımı verirdim, isteseydi gözlerine biraz daha fazla bakmak için ruhumu satardım kim almak isterse ona. Ancak ruhuma alıcı çıkmadı ve o gitti. Geldiği gibi sessiz ve derinden. Saatler boyunca geri gelecek diye gözlerimi açmadım. Üşümeye başlamıştım ve polislerden birisi yanıma gelip bir sorun olup olmadığını sordu. Gece olmuştu, ben son 6 saatimi orada gözlerim kapalı geçirmiştim ve o gitmişti bende kalan gözlerinden bir tutam haricinde bir şey bırakmayarak. Birde çantama koyduğu kırmızı bir gül vardı ki ben o zamandan sonra başka bir gülü beğenemez oldum.

Seneler geçti ama hala birşeyi merak ediyorum. Acaba o gerçek miydi? Gerçek değilse eğer ben kendime bir oyun mu oynamıştım? Acaba gerideki çingeneden bir gül alıp onu da çantamda mı saklamış ve sonrasında kendimi kandırmıştım? Acaba gerçekte ben kimdim? Belki sadece onun gözlerinde bir tutsaktım. Uzun zaman geçti o günkü çantamı hale saklarım ve içinde her zaman kırmızı gül yaprakları saklarım. Onun hatırına, gözlerinin hatırına ve küçük kırmızı bir gülün hatırına...

Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

1 yorum:

yorum

Find Us On Facebook