Alternatif evrendeki üzgün Oğuz...


Şu anda o kadar karışık duyguların etkisi altındayım ki bir anda her şey renklerini kaybetmiş gibi geliyor. Sadece siyah ve beyaz varmış gibi. Sebepsiz yere içinde olduğum bir durum bu, çikolata işe yaramıyor. Lake of Tears dinliyorum sürekli ki bunun beni daha gerçek bir hüzüne sürüklemesi gerekiyor ama olmuyor. Sanki alternatif bir evrendeki Oğuz'un başına kötü bir şey gelmiş de etkisi bana yansımış gibi. Sanki deli gibi sevdiği sevgilisinden ayrılmış ve bir şişe şarapla birlikte Lake of dinlemeye başlamış gibi. Hem hüznüm hemde Lake of Tears dinleme ihtiyacım bir anda geldiği için başka bir açıklama bulamıyorum. Garip ağlamak istiyorum şu anda, garip gerçekten garip. Sebepler yok, uğruna göz yaşı dökeceğim kimsem yok. Üzülmemeliyiz, sanırım şu anda bu durumdan kendimi kurtarmam ve gerçekte de bu tarz bir bağ varsa ona mutluluğu yansıtmam gerekiyor. Neden her şey bu kadar zor olmak zorunda. Üzgünüm alternatif bir evrendeki üzgün Oğuz...
Ben kaydı yayınla tuşuna bastıktan birkaç milisaniye sonra elektrikler kesildi
eğer yayınlanmamış olsaydı başka bir şeyler yazacaktım. Ancak şu anda
hüznümün sebebini az önce keşfettim. Paralel evrendeki Oğuz benim
az önce yaptığım şeyi bir saat kadar önce yapmış sanırım.

Doğruyu yapınca insan ne kadar da mutlu oluyor =))
Ancak hala içimde bir hüzün var, bu alternatif evrendeki Oğuz da amma dertli!!!


Katilim olur musun?

Katilim olur musun?

Karmaşık rüyalar görüyorum bir süredir. Hani gecenin köründe uyanmanıza sebep olan ve sizi bir süre boyunca da alıkoyan rüyalar varya onlar gibi. Gecenin bir köründe nefes nefese uyanıyorum. Uyandığımda tek hatırlayabildiğim onun gözleri oluyor. Mutlu uyanıyorum her seferinde ve mutlu olabildiğim bir rüyadan vakitsizce uyanmanın acısını çekiyorum. O kadar garip ki bazen onun gözlerinin gölgesi altında öldürüldüğümü görüyorum ve ölümüm uyanmam oluyor. En kötü tarafı ise onun parmakları boğazıma dolanmış, dudakları dudaklarıma bir ışık yılı uzaktayken uyanmak. Bir sonraki anda ne olacağını bilemiyorum, öldürecek mi yoksa öpecek mi? Bu bilinmezlik korkunç, sonuçta iki olasılıkta da mutlu oluyorum. Daha doğrusu birinde mutlu oluyorum, ötekinde mutlu ölüyorum. Ancak o mutluluğu bir tarafa bırakarak uyanıyorum ve uyandığında hiçbir şeyim olmuyor. Boş bir yatakta kendime sarılıyorum çünkü başka yapacak bir şeyim yok. Karanlık bir odanın gölgelerinde onun yüzünü arıyorum sonra. Mutluluğunun onun parmaklarından olduğunu biliyorum ve diyorum ki kendime bu yüzden asla mutlu olamayacaksın sen. Sonra bari o öldürse beni, güzel gözlerini görsem son anlarımda diye dua ediyorum. Ki bu benim için mutluluğun tanımı oluyor.

Yaşamım olamayacak kadar utangaçsın eyvallah. Peki katilim olur musun?
:(

:(

Evet bayram geldi, hoş geldi. Herkesin bayramını tekrardan kutlarım. Ancak moralim çok bozuk blog. "www.mininova.com" sitesi küçülme kararı aldı ve artık sadece sınırlı sayıda torrenti paylaşacak. Bu da demektir ki ben her gün oraya gidip torrentleri araştıramayacağım, çok moralim bozulmuş durumda. Büyük ihtimalle büyük oyuncular siteye büyük paralar verdi ve o da bağımsız program, film, müzik, kitap, oyun felsefelerinden vazgeçti. Başka bir açıklama yok blog, senden indirdiğim her dosya için ayrı ayrı teşekkürler Mininova. Asla unutulmayacaksın!!!

Alternatif bir torrent sitesi arayanlar için çok harika bir site. Her ne kadar kullanım kolaylığı açısından eski! Mininova ile boy ölçüşemeyecek olsa da ondan daha fazla sonuç verdiği kesin. Hayat devam ediyor ve bizde onunla birlikte ilerlemeliyiz...

http://torrent-finder.com/open/1-bt%20junkie/
Yarın bayram :D

Yarın bayram :D

Yarın bayram ve ben bayramları çok fazla severim. Bir sürü akraba gelir, her yerde sevdiklerin olur. Sonra insanlar birbirini arar, hal hatır sorar. Kocaman bir tatil olur bayramlarda =)) Sonra baklavalar, şekerler çikolatalar gelir. İnsanları birbirine yaklaştırır bayramlar karmakarışık bir dünyada ait olduğu yeri bulmasına yarar. Çok severim ben. Her bayram güzeldir ama kurban bayramını ayrı bir severim malum bol bol mangal yapılır, kavurmalar, biftekler :D Tamam bayramların midem açısından çok önemli bir yeri vardır, tartışmasız ama yinede beynim ve ruhum içinde ayrı önem taşırlar. Yarın bayram şimdi sabah camiden döndükten sonra Barış Manço, Bügün Bayram açıp dinlemek istiyorum. İstisnasız her bayramda yaparım, yenileri de giyeriz böyle küçük çocuklar gibi. Baklavalar, mangallar valla harika güzel görünüyor şimdiden =))

Herkesin Kurban Bayramı mübarek olsun, dilerim çok güzel zaman geçirir, çok da mutlu olursunuz bu bayramda.

Sağlıcakla kalın...
yalnızlığı tek yol seçtim ben ama sen asla göremedin çocukluğum acılarını. seni en güzel düşlerle büyüttüm ben kabus denizinde boğulurken. yalnızlığı tek yol seçtim, artık güzel düşlerinin olmaması inan bana benim suçum değil. ölüyorken elimden bile tutmadın benim. masallarla besleniyordun, ben masal yaratmayı bıraktım ve ihtişamlı bir mezarlık yaptım gölgelere. asla anlayamadın gölgelerin renklerini, yazık olmuş...
316 kez Darkness dinlemek...

316 kez Darkness dinlemek...

29 saatlik aralıksız Lacrimosa Darkness dinledikten sonra hikayemi bitirmiş bulunmaktayım. Yaklaşık olarak 316 kere Darkness dinlemek beni depresyon çukuruna çok feci bir biçimde atmış oldu. Sanırım birkaç hafta boyunca kendimi toparlayamayacağım. Şu anda hatırasız, duygusuz, duyusuz, kimliksiz bir şekilde kalakalmış durumdayım. Size bu sıradışı deneyimim ile ilgili tek bir şey söyleyebilirim "SAKIN EVDE DENEMEYİN". Pişman olabilirsiniz!
Lacrimosa Darkness

Lacrimosa Darkness

Son 14 saattir aralıksız olarak Lacrimosa Darkness dinliyorum ve tam amaçladığım gibi psikolojim darmadağın olmuş durumda. Sadece bir hikaye yazabilmek daha doğrusu onu hissetmek için bunu yaptığım bilinse çok keyifli olaylar yaşayabilirim. Kendimi kötü hissediyorum son 14 saattir, amaçsızım, duygusuzum, ağlamak isteyip de ağlayamama modundayım. Sanırım bir kaç hafta daha devam edecek duygusal bunalımım. Hikaye bitene kadar dinlemeye devam edeceğim, merhaba ölüm!

not: insan sürekli aynı şarkıyı dinlediğinde zaman hareket etmiyormuş gibi hissediyor. garip bir metafor ama deneyimlemenizi tavsiye ederim.
not 2: 24 oldu yaşasın...


my heart, my love
one word, and gone
to stay, i will
believe, and pray
to see, to feel
to hear, to be and gone
how can i get close to you?
how can i the foolish one?

beauty can't be seen but only kissed
i have so much love to give
but where are you and how to be reached?

can i talk, can i speak?
and can i lay my head on you?
can i choose and can i say
i love you!!!

darkness surrounding me
my head hangs low
your arms are far
your breath takes me
besides i am in love
i'm loving you but you
so far from me i'm holding out
your words your face your breath
your touch your heart should cover me
but all you do is watching me
so i dismiss the grace of you
and far beyond the darkness grows
which leads me back to all my roots
the longing and the pain
in darkness and disgrace
the longing and the pain
in darkness and disgrace

beauty can't be seen but only kissed, but only kissed
i have so much love to give
but where are you and how to be reached?

beauty can't be seen but only kissed, but only kissed
i have so much love to give
but where are you and how to be reached?
how to be reached?
how to be reached?
bir "Sen" yarası

bir "Sen" yarası

İnsan uzun bir süre boyunca yalnız kalınca kendisini ameliyat etmeyi öğrenir. Hançer yaralarına dikiş atmak, pansuman.. Karşı taraf hangi silahı kullanırsa kullansın, insan kendisini tedavi etmesini bilir. Gerekirse kesip atabilir kolunu veya bacağını veya yanlış dikse bile sorun olmaz. Sadece tek bir yarayı dikemez insan. Her şeyi yapabilir ama bir "Sen"in açtıklarını tedavi edemez. Kesip atamaz onları veya yokmuş gibi de davranamaz insan bir "Sen" yarasında.

İnsan kendini kesebilir eğer umudu varsa kırabilir lades kemiğini. Ancak senin yaralarının karşısında boynu bükük bir kuğu gibi, çaresiz kalır. Unutsa değil ölse bile kanar o yaralar. Uzun tırnaklı parmaklar, koyu kırmızı bir oje sürülmüş, eller kremli, yumuşacık. Alkolik bir cerrah kadar ustaca kesiyorsun. Tırnakların kalbin derinliklerine doğru giderken öyle bir uyuşturuyorsun ki karşı tarafı, ölüm bile önemsiz geliyor. Canı yanarken gülümsüyor insan, onunla ilgilendiğin için. Acının yoğunluğunda çığlık atmaması sırf bu yüzden, gülümsemen kırılır diye. Bir cümlesinde özne oldun diye cennette olduğunu zanneder. Kalbimi "Sen" parçaladın diyebilmek için her şeye katlanır. O anda ölse pişman mı olur zannedersin. Bir cümlesinde özne oldun ya, umurunda mıdır başka bir şey.

Tırnakların onun kalbine saplanıyor, parmaklarından aşağıya oluk oluk kan boşalırken gülümsüyorsun. Sen gülümseyince o unutuyor acılarını. Sonra parçalamaya başlıyorsun kapakçıkları, yırtıyorsun karşına ne çıkarsa çıksın. Ki bunları tek bir kaburgayı bile kırmadan yapıyorsun. Söyle bu yaralar nasıl iyileşir? Dikmeye kalksa en az üç kaburgayı kırmalı, sonra güçlü bir yapıştırıcı ve iplik. Kalp yanlış dikilmez ki, "Sen"in açtığın asla yaraların kapanmaz ki. Bunlar işe yarar mı sanıyorsun? Komik olma lütfen, pişman değilsin, yalan söyleme.

Söküp atsa kalbini yaşayamaz daha fazla, yama yapsa yama tutmaz. Gülüyorsun, o ise cennette olduğunu zannediyor. Yapabilse söker o anda kalbini, yerine herhangi bir şey koyar. Bir poşet mesela, veya metalden bir kutu. Yapabilse ölür o anda. "O" öldürdü beni diyebilmek için. "O sadece sevdiklerini öldürür" diyebilmek için yapar bunu. Katilinden gurur duyar, gurur! Sen yokken ölmek ister ama yapamaz çünkü bir cümlesine özne olmuşsundur "Sen". Gerçek özne, hayallerden değil diğer cümlelerinde olduğu gibi.

Tek bir cümle için hayatını verir insan. İçinde "Sen"in olduğun bir cümle içinse yaşar. Anlamıyorsun değil mi katillerin en güzeli, en acımasızı.


İntihar provaları 3...

İntihar provaları 3...

Acı bir kahve içiyorum, şekersiz, 7 belki 8 kaşık kahve de içinde. Bir film izlediğimi hatırlıyorum ve sonra o bitmişti. Ben kendimi düşüncelerin dünyasında gezintiye çıkardığımda zamanla ve mekânla olan bağlarımı koparmıştım. Paralel bir boyutta birçok olay oldu, betimlemelerimin imkânlar sınırında olmadığı şeyler gördüm. Kendime bile açıklayamayacağım kadar acı çektim. Sonra yanımda sarkılan sicimlerden birini tuttum ve zamana geri çekildim. Masamda acı bir kahve, bilgisayarımda yazılmış bir kaç satır. Film bitmiş çoktan ki sonunu hatırlamadığım için tekrardan okumam gerekecek. "Okumam" diyorum, filmler okunmaz ki. Filmler izlenir, o halde benimde izlemem gerekiyor. Yanlış eylemleri yanlış zamanlarda kullanıyorum ki bu benim hayatta olan uzaklığımın bir göstergesi oluyor.

Bir yudum daha alıyorum kahvemden, çoktan soğumaya başlamış. Oysa bir an önce içerken dudaklarım yanmıştı. Bir müzik olsa keşke, epitaph çalsa mesela. Ben tam bu arada gözyaşlarımı silsem. Müzik açacak değilim elbette, seçeneklerin sayısını arttırmaya hiç niyetim yok. Kahvem ve kelimelerimin arasında gezinmeliyim ben, müzik açmakla uğraşacak kadar boş vaktim yok. Telefonum çalıyor, telefonumun müziği değişmiş. Arayan gizli numara ve epitaph çalıyor. Açmayacağım, bunu ikimizde biliyoruz. Seçenekleri arttırmanın anlamı yok. Ben o telefonu açacağım sırada kaç kelime kaybedeceğimden haberi olan var mı? Kahve! Evet, bir yudum kahve içmem gerek. Hala acı, hala genzimden aşağıya süzülürken canımı yakıyor. Kendimde değilim ben, evet, evet!

Telefonum sustu, arayan birçok insandan herhangi birisi olabilir. Belki de sadece terbiyesiz bir yanlış numaradır, sevmeyiz biz yanlış numaraları. Telefon sapıkları gibidirler, birisi bizi arıyor diye mutlu oluruz hep. Sonra hayallerimiz parçalanır, uzun tırnaklı bir el kalbimize saplanır. Acı çekeriz sebepsiz yere. Cümlelerim tükeniyor ve kahve istiyorum. Eğer kelimelerimin gittiğini kabul edersem ben bu satırda ölürüm. Sonra boşlukta süzülürken bir başka sicime tutunur ve tek bir cümlenin bile yazılmamış olduğu bir zamana giderim. Kahve, evet kahve içmeliyim. Hala acı, soğumuş ve küf kokuyor. Yanılmışım, tenimdeki yaralardan geliyor koku. Sağ elim acıyor, sebebini bilmiyorum. Yazmaya sol elimle devam ediyorum, sanırım sağ elimin orta parmağı kırılmış olmalı. Hareket ettiremiyorum, elimin üst kısmı kan kaplanmış. "K ve Ş" harflerinin üstü kırmızıya bulanmış. Kahveye ihtiyacım var ve bir ağrı kesiciye.

Soğumuş kahvelerden nefret ederim, sen seversin ama. Bardağı duvara fırlatmak istiyorum nedense. Sanırım sağ işaret parmağımda kırıldı ve yanımdaki duvarda kan lekeleri var. Hatırlamıyorum hiçbirini, yazmak güçleşiyor. Kahveye ihtiyacım var, telefonum tekrardan çalıyor. Yine açmayacağım nasılsa ama neden Epitaph çalmıyor. Darkness, bu şarkıda hep ölürüm ben, bilirsin. Boğazımı kestiğin gece de kalbimi söktüğün gece de hep bu şarkı çalardı. Belki arayan sensin, tekrardan öldürmek için geldin ve kapımda bekliyorsun. Yana devrilmiş bir ilaç kutusu var, içi boş. Daha geçenlerde aldığımı hatırlıyorum, gittiğim doktor vermişti. Evet, doğru deli doktorlarına gidiyorum ben. Tabi ki senin için, seni anlamam gerekiyor. Yoksa yapamıyorum seninle. Yapamıyorum seninle, anlıyor musun? Seninle anlaşamazsam gitmem gerekir benim. Evet, evet, ben gitmek istiyorum

Kahve, evet kahveye ihtiyacım var. Şu anda uyumak istemiyorum. Birkaç cümlem daha var. Kahvem bitti, uyumamalıyım. Uyumamalıyım. Uyumama...

Umut!!!


Umut çok garip bir şey blog. Eksikliğinde hayatımız darmadağın oluyor, yaşama amacımız kalmıyor, içten bir şekilde gülemiyoruz. "Yarın olmayacak yaşasın" diyemiyoruz mesela veya "çok mutluyum hayatımdaki her şey. bombok" gibi bir bakış açısı asla gerçek olmuyor. "Umut fakirin ekmeğidir (Aristotales)" deniyor ama asla karın doyurmuyor. "Umut sadece eziyetin süresini artırır(Nietzsche)" Başka bir bakış açısı tabi, umut yaşadıkça o durumla ilgili acı devam eder. "Her şey güzel olacak" umudunu taşıdığımız sürece güzel olmayan her şey için acı çekeriz. Umut olmazsa beklentiler de olmaz. Mesela eğer düzgün bir ilişki yaşayacağımız konusunda umutlarımız olmazsa bizde kötü ilişkilerde hayal kırıklığına uğramayız, inancımız zayıflamaz. Umut inançtır evet, hasta birisinin iyileşeceğine olan inancı gibidir. Veya her şey güzel olacak kadar yalandır umut, "canını sıkma düzelir, sabret sadece!" Aslında bunu söyleyende, bunu dinleyende hiçbir şeyin düzelmeyeceğini, her şeyin güzel olmayacağını bilir ama inanmak ister. Çünkü aynı zamanda umut acıyı da azaltır. "Yarın güneş doğacak nasıl olsa" diyerek insan karanlıkta geçen zamanlarından bir kurtuluşu olduğunu zanneder ama kurtuluş yoktur. Hiçbir şey düzelmez, hayat böyledir çünkü. "Ekonomik durum düzelse sağlık kötüye gider, sağlık düzelse evlilikte sorunlar çıkar, çocuk alkolik olur vs.." O halde umut nedir, yaşamamızın sebebi midir? Bilemiyorum ama bu yalanı çokça söylerim insanlara. Birisinin bunu içten bir şekilde söylemesi gerekir, insan ister be blog. "Abi düzelcek bak her şey" gibi bir içten bir cümle duymak isteriz.

Geçen kış Beykoz dan Yeniköye motor ile geçerken bir adam görmüştüm. Dokunsalar ağlayacak denir ya öyleydi adam, günlerdir uyumamıştı, inançları tükenmişti onun. Etrafını boş gözlerle seyrediyor, kimsenin ona bakmadığını düşündüğü sırada gözyaşlarını siliyordu. Bir çocuğu vardı, içeride oturan. Çocuğun iki yanında koltuk değnekleri, yanlarına yaslanmış MR dosyası ve başka raporlar. Çocuk babasını çağırıp sıkıldığını söylediğinde adam onu sırtına alıp dışarıya çıkarmıştı. Sonra aynı şekilde yerine koydu, adam sigara üstüne sigara içiyordu. Belliydi adamın ciğerleri parçalanıyordu orada, denize bakıyor belkide atlamayı planlıyordu. Çocuğunun çok ciddi bir hastalığı vardı, belliydi kemikleri incelmiş neredeyse kolunu bile kaldıramaz bir hale gelmişti. Adam fakirdi, elbiseleri yıpranmıştı. Belkide çocuğunun tedavisi için kendi rızkından ödün veriyordu. Onun yanına gittim, "abi düzelecek her şey" dedim "lütfen canını sıkma, derdi veren Allah dermanını da verir.." gibi cümleler kurdum. Bana sarıldı ve ağlamaya başladı, buna ihtiyacı vardı. Birisinin ona "düzelecek, oğlun iyileşecek" demesine ihtiyacı vardı. Teşekkür etti bana defalarca, sonra motor iskeleye yanaştığı sırada içeriye geçip çocuğunu tekrardan sırtına aldı. Sonra hızlı adımlarla uzaklaştı, belki ona enjekte ettiğim bir parça umutla, belki birkaç damla gözyaşıyla.

Şimdi birisi bana "her şeyin düzeleceğini" söyleyebilir mi? ve ben yalan olduğunu bilmeme rağmen inanabilir miyim?

"Umut insanı uyandıran bir rüyadır. Aristoteles"
Frp ve onunla gelen mutluluk...

Frp ve onunla gelen mutluluk...

Mutluyum sevgili blogcum, bu hafta sonuna Changeling the Lost oyunu açıyorum. Uzun zamandır oynatmak istediğim bir senaryoydu sonunda bu şansa sahip oldum. Özlemişim oyun hazırlıklarını falan. Güzel şeyler bunlar ve bende mutluyum, Beykoz sahilinde oturup demli çayımı yudumlarken oyun hazırlamak çok keyifli oluyor. Bu arada Beykozda çok güzel bir kafe buldum, Hünkar kafe isminde. Hemen Shell in yan tarafında, işi olanlar uğrayabilir :D
Teninin kokusu...

Teninin kokusu...

Dün dışarı çıktığımda ne seni gördüm nede sana dokundum. Yıllar olmuştu tenine dokunamayalı, yıllar oldu sen gittiğinden beri. Ancak dün eve döndüğümde sol elim sen gibi kokuyuyordu. Unutmamışım teninin kokusunu, unutmamışım mutluluğunun esansını. Gözlerimi kapatıp saatlerce seni kokladım, tenim tenine değiyormuş gibi hayal ettim. Sanki sen başını omzuma yaslamış ve uykuya dalmışsın gibi, eskisi gibi. Garipti, belki birisi senin parfümünden sıkmış ve bindiğim minibüse binmişti. Bu şekilde de kokun bana bulaşmıştı ama senin buralardan geçmiş olduğunu düşünmek daha heyecan verici. Bir gün tekrardan yeşil gözlerini görebilirim belki, uzaktan seyrederim fark ettirmeden. Seni izler, kokunu doyasıya çekerim ciğerlerime. Sen bilmezsin, zamansız gidişimi bilirsin sadece. Geçmişi hatırladığım gibi izlerim gözlerini. Gölgene sarılırım, evsiz bir çocuğa sarılır gibi. Bilemezsin hatıralarına anlattığım masalların sayısını, bilemezsin..

Garip doğrusu geçen onca zamana rağmen unutmamışım teninin kokusunu, unutmamışım...
hüzün denizi

hüzün denizi

Bazı zamanlar vardır insan sebepsiz yere mutlu olur veya üzülür, darmadağın olur bazen. İşte böyle bir zamanda değilim. Hüznümün sebepleri var, yıllarca birikmiş bütün gözyaşlarımın daha fazla durmak istemediklerine inanıyorum. "Her şeyin bir sebebi var" bu noktada durup düşünmeli ve sebepleri bulmalıyım sanırım. Anlatmak istediklerim..

Bilmiyorum sebepli bir hüzün denizinde yüzmeye çabalamıyorum. Yavaşça derinlere batmak kadar keyif verici bir şey yoktur. Ciğerlerindeki hava kaburgana baskı yapmaya başlar, sonra cı çekmeye başlarsın. Bu esnada oksijenin bitmektedir ve senin acilen havaya ihtiyacın vardır. Daha az düşünmeye başlarsın çünkü bu sırada beynine yeteri kadar oksijen gitmiyordur. Yavaşça görüşün kararır ve bir şey hatırlamazsın. Denizde derinlere doğru ilerlerken bunlar olur ama hüzün denizi böyle değildir. Görüşün kararır, hayat anlamsızlaşır, kalbindeki kan baskı yapmaya başlar düşüncelerine, yaralarına attığın üstün körü dikişlerin parçalanır. Kanamaya başlarsın bu noktada, açılan her dikişte bir şeyleri hatırlar, bir şeyleri unutursun. Beynine yeteri kadar yaşama nedeni veremezsin, umutlarının son kullanma tarihleri bittiği için çürümeye başlar. Çok kısa bir sürede olur bunların hepsi, en azından sen böyle düşünürsün. Aslında onlarca yılın birikimidir hepsi, içine atıp unuttuğun bütün yaşanmışlıkların tekrar su yüzüne çıkar. Sen nefes alamazken umutlarının çürümesini izlersin. Sonra beynine giden oksijenin azalır ve kalbine tekrardan dikiş atmaya başlarsın. Bir şeyler ölür sende, kurtara bildiğin umutlarını kurtarırsın. Kalanlar için gösterişsiz bir cenaze düzenlersin sonra ve devam edersin. Hüzün denizinden mümkün olduğu kadar uzakta bir yerde yaşamayı düşlersin, deniz görmeyen bir kara parçası ararsın. Bir çöl bulmak istersin, orada kumların arasında uzanmak istersin sonsuza. ama olmaz!!!


Evrenin 11. boyutunda dizi izlemek,

Evrenin 11. boyutunda dizi izlemek,

Hayat fena değil şu sıralar, eğer sıradanlığı ve dalgalanmaları güzel olarak nitelendirirsek güzel bile denebilir. Zamanımın büyük bir bölümünü oluşturan birkaç aktivite var, onlarla geçiyor. İlki diziler, 7 farklı diziyi takip etmeye başladım. İkincisi Pes te become a legend modunda kendi Ronaldinyo mu yaratmaya çabalamam ve üçüncüsü de düşünme denemelerim. İzlediğim diziler hakkında bir kaç paragraf sonra açıklama yapmayı düşünüyorum Pes ile ilgili de söyleyecek pek bir şeyim yok, keyif alıyorum oynarken. Ozaman geriye düşünme bölümü kalıyor ondan bahsedelim biraz. Şu sıralar iki temel konu üzerinde düşünmekte, kafamı patlatmaya çabalamaktayım. İlki gelecek hikayelerimin kurgusu, elimde 5 tane hikaye kurgusu var ve aynı anda 5 ile ilgilenmek zorundayım. İnan bana gerçekten zor, ama oldukça da keyif verici. Beynimin büyük bir bölümünü bu düşünce sistemine ayırmaktayım sonuçta kalan herşey gereksiz geliyor bana. Öyküler yaşamamı sağlıyor, bazan satır aralarında onun gözlerini görüyorum. Bir başka ne isterki? İkinci üzerine düşündüğüm konu ise sicim teorisi, herşeyin teorisi, evrenin 11. boyutu gibi isimlerle alınan fizikteki en son gelişmeler. Sen işletmeci adamsın ne işin olur bunlarla diyebilirsin, demesen bile ben senin adına söyledim. Her zaman bu konularda eğitim görmek istemiştim hatta össde İ.Ü Fizik te okuyabilirdim ama akıl sağlığımın zarar göreceğine inandığım için işletme okudum. Çünkü ben bu konularda takıntılıyımdır, sadece zaman konusunu bile kendimi bildim bileli kurcalamışımdır. Şimdi ise süper sicim kuramı ve evrenin 11. boyutuna kafayı takmış durumdayım. Günlerdirde sürekli bu konular üzerine araştırıp, okuyorum. İleride eğer tam olarak anlarsam ve size aktarabilecek kadar yetkin hissedersem kendimi bu konuda bir yazı bile yazabilirim. En azından ilgilenenler için bir kaynakça tarzında bir yazı hazırlarım.

Gelelim dizilere =))

Fringe: Sıradışı fizik üzerine deneyler yapılıyor ve ortaya oldukça ilginç ve garip sonuçlar çıkıyor. ABD de de bu konularla ilgili araştırma yapan özel bir bölüm var Fringe. Sürekli olarak farklı bir vakayı çözmeye çalışan özel ajanları seyrediyoruz. Yarı deli bir prof, onun 196 I.Q lu oğlu ve güzel dedektifimiz eğlenceli macareları. Büyük bir keyifle izliyorum ve sizede tavsiye edebilirim.

Flash forward: Konu olarak beni oldukça heyecanlandıran bir dizi. Dünya üzerindeki bütün insanların 2.13 dakika boyunca hafızalarını kaybettiğini ve bu süreçte geleceği gördüğünü düşünün. Ortaya oldukça farklı ve kaliteli bir kurgu çıkıyor. Bunun haricinde oyuncular oldukça başarılı, konu güzel. Bence izlenmeyi hak eden bir dizi, tabi uzay zaman açısından konuyu düşündüğümüzde bazı yerlerde yanlışlıklar görüyorum kurguda umarım düzeltirler :)

Stargate Universe: Efendim Stargate filmine tutkun birisiyimdir. Ancak dizileri ve diğer iki filmini beğenmemişimdir. Fakat bu sefer gerçekten farklı olacağa benziyor. Ekip çok kaliteli bir kere ve hikaye de yeni bir şeyler var. Çok kaliteli bir yapım, izlenmesi gerekir.

Sanctuary: İnsanlar ve hayvanlar mutasyon sonucu değişime uğramışlar ve onlara abnormal, normal olmayan deniliyor. Ve onları toplayıp yardımcı olmaya çalışan bir Sanctuary yani sığınak var. Her ne kadar bu şekilde anlatınca X-Men miş gibi dursa da aslında öyle değil. Garip bir şekilde izlerken çok büyük bir keyif aldığımı fark ettim. Belki bunun sebebi bilim-kurgu ve dedekiflik üzerine fazlaca dizi izleyip biraz daha heyecanlı bir şeyler izlemeye ihtiyaç duymamdı. Bilemiyorum ama izlenebilir, pişman olmazsınız.

Dollhouse: Buffy ve Angel dizilerinin yönetmeni olan Joss Whedon amcamızdan bir dizi. Ayrıca Buffyde Feint isimli ablayı canlandıran Eliza Dushku ablamızın başrollerde oynuyor. Bu ikisi izlemeye başlamam için yeterliydi. Hikaye ise şu şekilde dollhouse isimli bir kuruluş var ve bunlar insanlarla anlaşma yapıp bedenlerini bir süre için alıyorlar yüklü bir meblağ karşılığında. Sonrasında o insanların hafızalarını silip, yapılan anlaşmalara göre tasarlanmış hafızalar yüklüyorlar. Tabiki bir doll her rolü üstlenebiliyor; sex kölesi, katil, dedektif, ara bulucu, arkadaş, geçici anne gibi. Konu olarak harika ama olay uygulamaya geldiğinde o kadar da başarılı değil. Yinede sadece Eliza Dushku abla için bile izlenebilir. ;)

How i met you mother: Fazla söze gerek ama son sezonu beğenmiyorum ben. Barney ve Robin arasındaki ilişki oldukça iğrenç ve diziyi baltalamakta.

The Big Bang Theory: İzlerken sürekli olarak gülmemi ve üst düzeyde eğlenmemi sağladı. Birbirinden dahi olan, sosyal yaşamları Starwars ve Halo oynamak üzerine kurulu bir gurup bilim adamını konu alıyor. Karakterlerde bir parça kendimden buldum sanırım ve bu yüzden çok sevdim. İzleyin, çok eğleneceksiniz.

evet dizileri de anlattığıma göre izninizi isteyerek gidiyorum Kalın sağlıcakla...

...

...

gözlerinde ölmek istememin nesi yanlış anlamıyorum. evrendeki en güzel yere gömülmenin nesi yanlış? yanına gelemiyorum bari cesedimi al diyorum yine kabul etmiyorsun. bu oyundan hiçbir şey anlamadım. yardımcı olur musun? gözlerinde ölmek istememin neresi yanlış, lütfen söyle...

Find Us On Facebook