Adres değişikliği

Adres değişikliği

İyi akşamlar herkese ufak bir adres değişikliğine gitme kararı almış bulunmaktayım. naserious.blogspot.com olan adresi dusmezarligi.blogspot.com olarak değiştirdim. Bu kararı almamda blogun ve adresin aynı olmasını istemem büyük rol aldı. Aslında daha önceleri yapmam gereken bir değişiklikti ama bu akşama kısmetmiş artık =))

Fırtına...

Saat gece yarısını geçeli uzun zaman olmuş. Bulutlu siyah beyaz bir gökyüzü, fırtınadan hemen önceki zamanlar. Dalgalar rüzgarlarla öfkelenip kayalıkları döverken ufukta yıldırımlar düşüyordu. Bir anlığına her yer aydınlanıyor ve hemen ardından o zifiri karanlığa dönüyordu. Düşen her yıldırıma bir öncekinin kükremesi eşlik ediyor uzaklardaki evlerin camları kırılma tehlikesi ile karşı karşıya kalıyordu. Denizden metrelerce yüksekte, sarp bir uçurumun sınırında bir adam sırtını arabasına yaslamış ışıkların dansını seyrediyordu. Bütün bunlar olurken rüzgar an be an şiddetleniyor ve fırtınanın son uyarısını yapıyordu.

Adam yeni bitirdiği metal kutuyu sıkıştırıp 59 Cadillac'sinin içine attı hemen hemen aynı zamanlarda. Hiç ara vermeden sağ koltuğa eğilip yenisini aldı ve devam etti. Nefes almadan bitirdi yeni kutuyu ve bir başkasına uzandı. Kutular azalırken dengesini korumak için arabaya biraz daha yüklendi neyse ki ne kutular azalıyor ne de 59 şikayetçi oluyordu. Peş peşe düşen iki yıldırımla birlikte bir anlığına çarpık bir gülümseme belirdi yüzünde. Belki o an gelmiş ve sonra hemen gitmişti o gülümseme. Belki uzun zamandır oradaydı ve yıldırımın ışığını bekliyordu görülmek için. Ne kadar yazıktı ki o gülümsemeyi kimse göremeyecekti, ne kadar yazıktı ki bir daha asla gülemeyecekti.

Bir kutuyu daha bitirdiğinde yenisini almak için bir süre bekledi. Biraz sadece uzaklara düşen yağmurları hayal etti. Onlarda ıslanmayı arzuladı bir süreliğine. Damlaların arasında kaybolmayı düşledi, yok olmayı diledi. Siyah bulutlar biraz daha yaklaştı bu zaman zarfında ve adam kaset çalara bir kaset yerleştirdi. Bir kutu daha açtı ve biraz daha bekledi. Biraz daha yüzleşti rüzgarlarla, biraz daha karşısına aldı hayatı. Sanki rüzgar jilettendi ve değdiği her yer kesiliyordu. Kayıplarını hesaplamadı ama umursamadı geçen zamanı. Sadece rüzgarla yüzleşti ve fırtınayı arzuladı. 

Bir sonraki kutuya başlamasından önce hareket etmeye başlayan dünyayı durdurmaya çabaladı. Başaramayacağını anladığında kasedin diğer yüzünü çevirdi ve arka koltuktaki bir kutuyu aldı. Kapağı nazikçe açtı, içindeki mektupları ve cep telefonunu bagajın üstüne koydu. Mektupları okurken ağlamaya başladı ki aynı zamanda büyük bir gökgürültüsü ile birlikte yağmur başladı. Okuduğu mektupları teker teker yırttı. Her bir harf parçalanana kadar ufaladı sayfaları. Bedeni ıslanırken hiçbir şey hissetmedi ama uçurumdan cep telefonunu atarken içi parçalandı. Damarlarının teker teker parçalandığını hissetti ve ağlamaya devam etti. 

Bir kutu daha bittiğinde zoraki adımlarla arabanın sol tarafına doğru ilerledi. Birkaç adımı atmasının ne kadar sürdüğünü umursamadı bile. Sol kapıyı güçlükçe açtı ve kendini koltuğa bıraktı. Anahtarı bir tur çevirerek V8e can verdi. Bir süre boyunca motorun homurtusunu dinledi ve aynı gece içinde ikinci kez gülümsedi acılar içinde. Geri vitese takıp uçuruma paralel duran 59u uçurum ile karşı karşıya getirdi. Arkada döşemedeki büyükçe taşı aldı ve gaz pedalının üstüne koydu el frenini çektikten sonra. Birinci vitese geçirdi arabayı ve aynı gece içinde üçüncü kez gülümsedi. Son bir kez baktı gökyüzüne, son bir kez nefes aldı derin derin. Devir saatinin kırmızının sınırlarında olan gezintisini ve etraftaki mükemmel senfoniyi dinledi. Sonra boş kutunun içine yumruk büyüklüğünde bir şey bıraktı ve hemen ardından kutuyu kapattı. Zaman dolmuştu bir yıldırım daha ve bitecekti her şey. 

El freninin üzerindeki düğmeye bastı ve güçlü bir şekilde kendine doğru çekti ve düşen ilk yıldırımla birlikte aşağıya kadar indirdi.

O gece deliler yağmur yağarken sırılsıklam ıslandı adam. Gökyüzünde hiçbir bulutun olmadığı o gecede sarhoş bir aşk ağladı ve bir kalp bir daha birleşmemek üzere parçalandı...

Ayrılık....

"Neden beni sevmiyorsun?" diye sordu kadın. Göz kenarları ıslanmaya başlamıştı, eğer yapabilse durdurmaya çalışırdı ağlamasını. Dirseklerini masanın kenarına dayamış ve başını avuçlarının arasına almıştı. Kamburunu hafifçe çıkartarak oturmuş ve zemine bakıyordu. Gözbebeklerini karşı taraftan sakınıyordu sanki ona bakarsa vurulacakmış gibi bekledi. Bir kelime duymak için her şeyi verebilirdi ama en ufak bir karışılık bile bulamadı.

"Neden beni sevmiyorsun?" diye tekrarladı kadın. İlk gözyaşı yüzünden aaşğıya doğru yavaşça aktı ve hemen ardından ikincisi. Yaşlarını silmek ile uğraşmadı bile, görünüp görünmediğini umursamadı. Biliyordu o ağlarken erkek başka yönelere bakacaktı, başka yerlerde arayacaktı mutluluğu o ağlarken. Ne bir mendil uzatılacak ne de ağlama denecekti ve o devam edecekti ağlamaya.

"Neden beni sevmiyorsun?" duyulmak amacında olmadan konuşmuştu. Kelimeleri bir idam mahkumu kadar küskündü hayata. Giyotininde bir ipin kesilmesini bekliyordu sabırsızlıkla. Umut etmenin ne derece anlamsız olduğu geçen zaman öğretmişti ona. Göz yaşlarının teninde bıraktığı izler acılarının haritasıydı aslında. Birisi haritayı izlese çıkışı bulabilirdi. Birisi haritayı izlese eğer acıları dinebilirdi ve o ağladı.

"Git hayatımdan. Seni istemiyorum! Sevgini istemiyorum! Git hayatımdan dönme bir daha" Kız başını avuçlarının arasından bir parça kaldırmıştı konuşurken. Yeşil gözleri doğruca karşıya bakıyor, sıktığı dişleri dudaklarına batıyordu "Git artık, git!" Adam masayı terk ederken dişleri dudaklarını parçaladı. Küçük bir yaradan akan kan yavaşça ağzında toplandı ve kız ağlamayı bıraktı.

"Git hayatımdan, dönme bir daha!" adam kısa adımlarla uzaklaşırken kız masaya yaslanmıştı. Hıçkırıkları gözyaşlarına karışmıştı artık. Umurunda değildi hiçbir şey sadece o an bitmeliydi. Sonra belki yeniden başlardı. Sadece o an bitmeliydi ve ağlamamalıydı daha fazla.

"Dönme bir daha" adam odayı terk ettiği sırada bir anlığına zaman durmuş gibi oldu. Birkaç cümle belki bir tek kelime duymalıydı. Ayrılıkların hatırına ama olmadı. Hiçbir şey duymadan bitti, bittiğini bile bilemeden bitti. Şimdi durmuş geleceğe bakmaya çalışıyordu ki gelecek umurunda bile değildi.

Bir mektup kaldı geriye. Adamın asla yazamadığı, kızın ise asla okuyamadığı. Adamın asla anlatamadığı, kızın asla anlayamadığı. Var olmayan bir mektubun üzerine gerçek olmayan bir satır yazdı adam "Lütfen beni terk etme, beni bir kez daha öldürme!"

M.S Güncesi (Yeni blog)

Merhabalar herkese. Bugün aklıma düşen yeni blog projemi hemen canlandırma kararı aldım. Size ne olduğundan bahsetmek istiyorum biraz ve neden bu blogu açtığımı. Ben 6 yıldır M.S hastasıyım bu süreçte sert inişler ve çıkışlarla dolu bir hayatım oldu. M.S in bunda rolu çok büyüktür elbette hem iniş hemde çıkış bölümlerinde çok destek oldu sağolsun. Düşünüyorumda bir M.S hastalığı ile ilgili bir çok bilgiye ulaşılabiliyor kolaylıkla, nedir nasıl tedavi olunur gibi veriler parmaklarınızın ucunda. Ancak bir M.S hastası nasıl yaşar, hayatı nasıl etkilenir, neler hisseder, mücadele yöntemleri nedir gibi ufak bilgiler çok ama çok az sayıda. Bu noktadan yola çıkarak bu süreçte yaşadıklarımı anlatmaya karar verdim. Kendimce tavsiyeler olacak burada, hissettiklerim olacak, duygularım olacak, mücadele yöntemlerim, güçsüzlüklerim belki bir SWOT analizi olabilir ilerleyen zamanlarda. Benim için oldukça güç olacak bu blog çünkü yoğun bir yüzleşme döneminden geçeceğim ve bilmiyorum nasıl etkileyecek beni. Ancak bildiğim bir şey varki bu süreçten daha güçlü ve kararlı ayrılmak istiyorum bu blogda benim kendime geliştirdiğim bir terapi yöntemi olacak. Elbette ilerleyen zamanlarda daha fazla detaylandıracağım hepsini elimden geldiği kadar yaşadıklarımı anlatacağım. Bu noktada kendimi medeni cesaretim için tebrik ederim ve dilerim buraya yazacaklarım M.S hastalarına ve ailelerine faydalı olur. İnanıyorum ki bazı şeyleri önceden bilmek size fayda sağlayacaktır.

Lafı fazla uzatmamam gerekiyor ve yapacak çok iş var. Ms Güncemin vatana, millete hayırlı olmasını diliyorum. =)) Bu blog kesin olarak iyileşene kadar geçen bütün süreci anlatmayı hedeflemektedir. Başarıp başaramayacağımı o zaman gelince hep beraber göreceğiz ;)

Saygılar, sevgiler...

Kaynağı belirsiz bir yazı...

Sıcak bir yaz geçiyor. Aylardan Temmuz olmuş farkında bile varmamışım geçen günlerin. Uzun zamandır kendimle ilgili bir şeyler yazmıyordum hani belki bir korku vardı içimde belki yeteri kadar dolmamıştım. Yeteri kadar dolmamıştım lafı garip aslında o kadar fazla dolup taştım sonra boşaldım sonra tekrar doldum ki sayısını hesaplayamadım bile. Doluluğumu fark etmemeyi öğrendim bu süreçte göz ardı etmeyi evet kelimemiz kesinlikle göz ardı etmek. Kaygı düzeyim artı sonra tekrardan sanrılar geldi ama bu dönem geçti. Daha güçlü hissediyorum kendimi. Aslında aynı zamanda hiç olmadığım kadar zayıfım ama garip bir şekilde göz ardı edebiliyorum. Olaylar, insanlar, kavramlar sorunum değil şu anda. Her insanın kendisine bir yol çizmesi gerekir. Bazen "büyüyünce doktor olacağım" ben demek bile yeterlidir ama garip bir şekilde hayat benim çizdiğim yolu kabul etmiyor. Sanki bütün gelecek planlarımın gerçekleşmesi imkansız gibi hissediyorum şu anda ve gariptir bu beni üzmüyor. Sadece içimde bir sızı, derinliklerimde çok büyük fırtınalar var.
Aslında şu anki duygularımın sadece bende olduğuna inanmıyorum. Elbette başka durumlarda benzer duygular taşıyanlar vardır mutlaka. Başka olaylarda insanlar benzer hissedebilir elbette ve bunu etrafımdaki insanlarda da görüyorum. Bazen onlara durup nasıl kurtulacaklarını söylemek istiyorum. "dostum bunlar inan bana çok kolay, atlatacaksın demek geliyor içimden" ama yapmıyorum. Sonuçta hangi çukura düşmüşlerse çıkışı kendileri bulmaları gerekiyor. Kendi durumum ise daha zor geliyor bana. Söylediğim gibi hayat benim yolumu benimsemiyor resmen. Size anlatsam mesela şu anda içinizden çözüm yolları bulacaksınız. Bir çoğu mantıklı ve işe yarayabilecek çözümler olacak. Ancak size anlatacaklarımı çözümlendirsem bile değişen bir şey olmayacak. Ben hayat yolumu kabul etmiyor diye düşünmeye devam edeceğim. Sanki bana sürekli olarak Oğuz sen sadece yazı yazmalısın der gibi. İnanın bana başka bir şey yapmamı istemiyor benim veya yoluma daha da sarılabilmem için çaba sarf ediyor. Bilmiyorum hangisi gerçek anlatsam şimdi biliyorum ki rahatlamıyacağım. Hayat ile aramızdaki durumda değişen bir şey olmayacak. Ne yapmalıyım sorusu geliyor yeniden, ben gerçekten ne yapmalıyım. Sadece içimin acıdığını biliyorum. Bir çok şeyi umursamadığım bir zamanda acıyor hemde sanki dünyanızdan renklerin teker teker alınması gibi. Algıladığınız evrenin giderek siyah beyazlaşması gibi. Sonra mı bilmiyorum. Ben gelecek planı yapamıyorum, izin vermiyor hayat. Göz ardı etmek kalıyor geriye ama bakalım ne kadar başarabileceğim bunu.

Aslında bu yazıyı yazmayacaktım belki hiçbir zaman. Fakat bir kaç gün sonra daha kötü bir durumda olacağım, daha fazla kaybedeceğim kendimi. Bu yazıyı o zamanda yazsaydım ortaya çıkabileceklerden korktuğum için bu güne aldım. Bilmiyorum iyi mi yaptım kötü mü. Bir soru yok bu yazının bir başlangıcı olmadığı gibi. Yarın nelere gebe bilmiyorum ve inanın üzerindeki kontrolüm giderek azalıyor. Sizden bir rica edeceğim. Lütfen benim için dua eder misin, inanın çok ihtiyacım var. Her şey bir yana belki biraz rahatlarım.

Teşekkür ederim son cümleye kadar okuduğunuz için. Ayrıca dualarınız için de minnettarım. İyi bakın kendinize, Hoşça kalın.

İşaret dili kampanyamızı unuttuğumu sanmayın. İşte bu günün kelimeleri. =)

Günlerden dündü 3

Günlerden dündü1 
Günlerden dündü 2 

Hiç iyi değilim aslında. Kaç gündür uyuyamıyorum doğru dürüst. Makyaj malzemeleri gözlerimin altındaki morlukları zorla kapatıyor, insanların beni bu şekilde görmelerini istemiyorum aslında. Beni umursadıklarından veya umursayacaklarından değil elbette sadece bu kadar güçsüz olduğumu bilmelerini istemiyorum. Yalan bir dünyada ben kendime düşen rolü oynuyorum. Yağmur yağıyor Martın 29'u. Ben eski bir durakta asla gelmeyecek bir otobüsü bekliyorum. Yağmur saçlarımdan aşağıya doğru akıyor yüzüm ıslanıyor önce. Kısa bir süre sonra bütün makyajım akmaya başlıyor. Kimse beni umursamıyor, kimse kendilerinden başka birini düşünmüyor. Beklediğim otobüs asla gelmeyecek bunu çok iyi biliyorum. Asla gidemeyeceğim uzaklara.

Herkes bir koşuşturma içerisinde cadde kısa bir süre içinde boşalıyor. Sadece ben kalıyorum bütün bir şehirde ve bir de sen. Caddenin karşısındaki kafedesin ve bir deftere bir şeyler yazıyorsun. Sonra beğenmiyorsun yazdıklarını ve tekrardan başlıyorsun. Gözlerin sürekli benim üzerimde sanki ezberlemek istiyorsun beni. Yüzümdeki en ufak hareketin bile ölçüldüğünü hissediyorum. Garip birisinin beni umursaması hoşuma gidiyor ve isterik bir gülümseme yerleşiyor yüzüme. Neden bilmiyorum ama makyajımın akması umurumda bile değil bana dair ne varsa bilmeni istiyorum sanki. Işıklar yanıp yanıp sönüyor birazdan yeşil yanacak ve arabalar geçecek. Sonra bir kaç dakika sonra kırmızı yanacak ve benim geçmemi isteyecek hayat ama ben yapmayacağım. Bana baktığını fark etmememi istiyorsun bu yüzden bütün o kaçamak bakışlar. Sanki bir şeyler gizliyorsun benden ve öğrenmek için kırmızıyı beklemiyorum.

Yola ilk adımımı attığım andan itibaren arabalar kornalarına basıyorlar sanki dünya onların etraflarında dönüyor. Ben umursamadan yürüyorum sen ise ağzın bir karış açılmış ne yapacağını bilemez haldesin. Seni fark etmeyeceğimi düşünüyordun evet haklısın ama artık geç. Sana doğru geliyorum benden sakladıklarını öğrenmek için o kağıtlara ne yazdığını bilmem gerekiyor. Ancak bir otobüs önümden geçiyor ve sen kayboluyorsun birden. Sanki bir anda gökten melekler gelmiş ve seni almış gibi gidiyorsun. Anlamıyorum neden gittiğini ve neden kaldığını. Eğer meleksen benim hayatımı neden yazıyorsun? Günahlarım ve sevaplarım o deftere mi kayıtlı? Neden gidiyorsun, neden?

Bu düşünceler eşliğinde eve dönüyorum ve hemen uyumaya başlıyorum. Seninle ilgili sorular sürekli aklımı kurcalıyor başka bir şey düşünemiyorum. Aynı yere defalarca gitsem de göremiyorum seni. En sonunda melek olduğun konusunda kendimle hemfikir oluyoruz. Başka çaremiz yok seni gerçek kılarsak eğer sürekli aramak zorunda kalırız. Geçen 1347 saat 29 dakika ve 111 saniyenin ardından ben hayatıma devam etmeye başlıyorum. Okula gidiyorum mesela sonra tekrardan makyaj yapmaya başlıyorum. Hayata o kadar yabancılaşıyorum ki tekrardan alışmak uzun zamanımı alıyor. Melek olduğunu düşünmek ve sürekli etrafımda yaşadığını düşünmek rahatlatıyor beni ama hep seni görüyorum rüyalarımda.

Aradan 9773 saat ve 1367 saniye geçtikten sonra seni tekrardan görüyorum. Ben bir uçurumun kenarında atlasaydım yere ne kadar hızla çarpacağımı hesaplıyordum. Sonra hesaplamalardan sıkıldım ve deney yapmaya karar verdim. Bir kaç metre koştuktan sonra atladım ve ayaklarımın altındaki toprak kayboldu. Düşmeye başladığım sırada iki kolun belime dolandığını ve beni geriye çektiğini hissettim. Düşmemi engelledin orada, hayatımı kurtardın tam teşekkür edecekken gittin ama. Cümlelerin boğazıma öyle bir oturdu ki bir daha konuşmak istemedim. Haftalar boyunca en uzun cümlemi bakkaldan alış veriş yaparken kurmuştum.

Eve geri döndüğümde hayatım düzene girmeye başlamıştı. Sanki sihirli bir değnek değmiş veye koruyucu meleğim yardım ediyormuş gibi bana. O gün beni uçurumda kurtaramasaydın peşimden atlayacağını biliyordum garip bir şekilde. Yere sert çarpmayayım diye elinden geleni yapacağından da emindim. Bu yüzden kendiliğinden tamir olan çamaşır makinemi de yolumun etrafına dikilen çiçekleri hep sen yaptın. Nedense gelmedin hiç yanıma. Eski erkek arkadaşımı sen öldürdün biliyorum. O kadar titizlikle hayatını mahvetmiştin ki dayanamayıp intihar etmişti. Parmak izlerini silmiştin hayatımdan evet ama odamda unuttuğun kokun ne olacaktı. Hayatımdan varlığını bu kadar kolay sileceğini mi zannetmiştin.

Evimin karşısında oturuyordun biliyordum ama neden benden uzak kaldığını anlamaya çalıştım hep. Hayatımı bu şekilde düzeltmeyeceğini anlamanı da bekledim ama ikisi de olmadı. Sonra bir gün dayanamadım ve kapından içeriye girdim. Sen bileklerini kesmiş yerde yatıyordun. Hemen hastaneyi aradım ve onlar gelene kadar yanında kaldım. Gitmedim anlıyor musun gitmedim senden. Beni her ne kadar kovsan da terk etmedim herkes gibi. Gözlerinin içine baktım uzunca bir süre ve izin vermedim ölmene. Biz mutlu olmak için gelmiştik bu dünyaya ve ayrı ayrı köşelerde çürümemize izin veremezdim. Tanıdığım en mükemmel adamdın sen ve birlikte yazdık aşkın yeni anlamını.


Yanına geldikten sonra konuşamadın ve ben mektuplarını alırken kıpırdamadın bile. Sonra iki mektubunu gözlerimdeki yaşları bastırmakta güçlük çekerken bitirdim. Sonra kızdım sana neden hep mutsuz oluyoruz diye ve bir gelecekte ben kurgulamak istedim. Kendi geleceğimde senin öldüğün noktada biz birleşiyoruz. Şimdi birazdan mektubu bitirip sana vereceğim ve inan bana ne olacağını bilmiyorum. Beni gerçekten sevdin mi şurada geçen birkaç dakika içinde yoksa hepsi bir hayal miydi bunları zaman gösterecek. Ben seni sevdim mi gerçekten yoksa sadece benimle ilgileniyorsun diye mi hissediyorum bunları daha sonra öğreneceğiz.Bildiğim tek bir şey var kuruladığım gelecekte sevdiğim kadar başka birini asla sevmedim ben ve başka biri tarafından asla sevilmedim. Şimdi gözlerimin içine bak ve sarıl bana.


Find Us On Facebook