Hiçbir yerin yolcusu...

Bazı zamanlarda durup hayata baktığımız olur. Yine bazı zamanlarda o kadar dururuz ki hayat yanımızdan geçer gider. Gariptir ama hiçbir durakta gereğinden fazla durmaz o. Bir kere kaçırdınız mı istediğiniz kadar peşinden koşun kolayca yakalayamazsınız. Taki o başka bir durakta durana kadar eğer sizde yeteri kadar hızlı koşmuşsanız peşinden yakalar ve hayat trenine binersiniz. O trene binince sizin kontrolünüzde olduğunu düşünmeye başlarsınız sanki onu yakalamak için koşmamışsınız gibi sonraki bir durakta iner ve tekrardan kaçırırsınız. 

Size hayatı kaçırmış birisinin hikayesini anlatmak istiyorum bugün. Hiç bir zaman o trenin içine girememiş, hep dışından tutmuş bir kızın hikayesi olacak bu. Hayat her durduğunda ona yaklaşmış tam binecekken harekete geçmişti. Yapabileceği tek şey İstiklaldeki çocuklar gibi kenarlarına tutunmaktı gidebileceği yere kadar. Biraz kimsesizlik, biraz çaresizlik ve biraz da umutsuzluğu her daim yaşamış birisiydi o. Tam olarak asla tanıyamamış ve tam olarak asla anlayamamıştım onu.

Bir tren garı düşünün ve içinde sonsuz sayıda yol var ve sonsuz sayıda tren bir o kadar da farklı yönlere gidiyor. Sizin istediğiniz ise içlerinden birisine binebilmek. Üzerinde isminizin yazdığını düşünün binmeniz gereken trende. Onun ismi bu şekilde bir çok trende yazıyordu ve o hangisiyle gideceğini bilemediği için hep kaçırıyordu treni. Düşünüyorum da onu ilk gördüğüm zamanı. Uzaklardaki bir trenin peşinden koşuyordu kendini kaybetmişçesine. Ben bu sırada kendi trenimde yol alıyordum bir sonraki durağa kadar. Nefes alışındaki hırıltıyı hissedebiliyor, gözlerini göremesem de ıslandığını biliyordum. O benden uzaklaşmaya başladıkça ben kendi trenimi durdurmayı denedim. Durdurup onu yanıma almak istemiştim ama kontrol bende değildi. Bunu çok acı bir şekilde öğrendim aslında. Gözlerinden dökülen yaşlar güneşin son ışıklarında parlarken onu artık göremez olmuştum. Biliyordum gitmişti!

Daha sonraları hatırlıyorum bindiğim tren bozulmuştu ve ben uzunca bir süre yürüdükten sonra tükenmiş ve yol kenarına uzanmıştım. Gelecek bir tren bekliyordum veya belki sadece biraz dinlenmek istemiştim.  Yanımdan tam gaz geçenleri düşündükçe uzandığım toprak biraz daha sarıyordu bedenimi. Onu ikinci kez gördüğümde böyle bir gündeydim. Eksi, ufak tefek bir vagonun peşinde koşuyor ona tutunmaya çalışıyordu. Kendini nasıl heba ettiğini görmüştüm ve bu içimi o derece acıtmıştı ki. Bir daha kalkamayacakmış gibi yere düştüğünde hemen yanına gitmiştim. Hala nefes aldığını öğrendiğimde ne kadar mutlu olduğumu anlatamam size. Rayların ortasında uzanmıştı ve ben hemen yanındaydım. Elini tuttuğumda gözlerini aralamıştı bir parça ve hemen ardından ayağa kalkmayı deneyip trene bakmıştı. Yapabilse koşmaya devam edecekti ama bedeni o kadar güçlü değildi ve ayağa kalkmayı denediğinde üzerime doğru devrildi. O kadar sıkı sarmıştım ki onu nefes alamayacağından korkmuştum. Uzunca bir süre boyunca hiçbir şey konuşmadık. Ona uzattığım suyu kibarca reddetti. Kimseden yardım almadığı o kadar da belliydi ki. Sanki ince bir sınırı geçersem o kollarımdaki uysal kız gidecek ve yerini tamamen vahşi birisi alacaktı. 

Yanımda fazla kalmadı ve farklı bir yönde giden trenin peşine takıldı. Onun topallayarak koşuşunu izlerken ben yerimden kıpırdayamamıştım. Gittikten sonra da öylece raylara uzanmış ve beklemiştim belki geri gelir diye ama gelmedi. Sonra bende kendi yoluma gitmiştim. Üzerinde ismim yazan trenlerden hiçbirisi onun gittiği yönde gitmiyordu. Bende biraz daha bekledikten sonra başka bir yöndeki başka bir trene bindim kaçak yolcu olarak. Nereye gittiğimi bilmeden oldukça uzun süre yol aldım pek de umursamadım doğrusu. Ne zaman gözlerimi kapasam bacaklarında güç olmadığı halde koşmayı deneyen o kızı görüyordum. Beraber hiç yolculuk yapmadığım birisinin beni bu kadar etkilemesi. 

Hayatıma biraz şekil vermek istedim de o isimsiz araçtan inmiş ve doğru olanı beklemeye koyulmuştum. Günler, haftalar hatta aylar geçmişti bilemiyorum. Ancak o durakta sürekli olarak beklediğimi ve bir süre sonra beklemek yüzünden yürümeyi unuttuğumu görmüştüm. Onu tekrar görmem de yürüyemediğim ve ilerlemek için süründüğüm zamanlardaydı. Başımı büyükçe bir kayaya yaslamış ve gözlerimi kapatmıştım. Elimden tuttuğunu hatırlıyorum, dokunuşu o kadar yumuşaktı ki tenini hissetmem oldukça güç olmuştu. Yanımda oturmuş ve gözlerimin içine bakıyordu. Nefes alamıyordum ama bundan şikayetçi de değildim üzerinde ismim yazılı bir tren durağa gelmişken. "Gidebilirsin" dedi bana sesi o kadar anlayışlıydı ki "benim için kaçırma lütfen hayatını." Yerimden kıpırdamamdan anlamıştı belki cevabımı çünkü konuşmamıştım. Elini avuçlarımın arasına almıştım başını omuzuma yasladığı sırada. Bu ıssız yolda o kadar kalmıştım ki tek başıma burada onunla kalabilirdim hiçbir yere kıpırdamadan. "Bir tek senin yanında dinlenebiliyorum" demişti bana. Nasıl bir mutluluktu anlatamam hani elimde olsa hayata gider ve bir trene ismimizi yazmasını söylerdim. Beraber yolculuk edebilirdik bu şekilde. Hayat bizi dinlemezdi ama "gitmem lazım" diyerek bir başka trenin peşinden koşarken anladım bunu. Başımı o kayaya bir kaç kez vurdum, gidişinin yerine başka bir acı olsun diye. Başarısız oldum ama doldurulmuyormuş yeri. Ardından gelen bir sonraki trene bindim.

Uzunca bir süre boyunca yolculuk yaptım. Bir çok tren değiştirdim, insanlarla tanıştım. Ancak onun tenini asla unutamadım başka tenlere misafir olsam da asla onda olduğu kadar ait hissedemedim kendimi. Bir süre sonra başka tenlere, yalancı yüzlere de ilgi göstermedim. Onun o ürkek dokunuşundan sonra her şey yalandı bana. Bir durakta indiğimi ve onun gelmesini beklediğimi hayal ettim ben. En büyük düşüm onu bir kez daha görebilmekti. Kimsesiz duraklarda kaç gece geçirdiğimi kimse bilemez ve sonra hayatıma devam edeceğim diye kaç trene istemsizce bindiğimi. En kötü düşünce bir kaç gün daha bekleseydim onun gelebileceğiydi ve bununla yaşayamaz oldum. Hep trenin duraksız bir yolda durduğunu ve onun bindiğini hayal ettim. Tren her durduğunda onun gülüşünün içeriyi aydınlatmasını istedim. Tren tekrardan yavaşlıyor inmeli ve başka bir durakta daha beklemeli miyim? Yoksa devam etmeli ve onun geldiğinin düşleriyle yaşamalıyım. Kapı yavaşça açılıyor, dışarıda birisinin gölgesi var ve içeriye doğru geliyor. Acaba...

Oğuz Marangoz

Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook