Beklemek...

Sahilde küçük bir çay bahçesindeyim. Saat öğleni yeni geçmeye başlamış. Ilık bir hava var dışarıda. Ne fazla sıcak ne de fazla soğuk. Üşümüyorum boğazın ılık rüzgarı yüzüme çarparken. Sabah boğazı baştan başa örten beyaz sis bulutu dağılmış sadece uzaklara baktığımda etkisini görebiliyorum. Puslu bir hava var, gökyüzü grinin çeşitli tonlarına bürünmüş. Soluduğum havada yoğun bir yosun kokusu var. Yağmurdan hemen öncesi gibi ama yağmur yağmıyor. Güneş bulutların ardından çıkmayı başardığı zaman boğazdaki ufak dalgalarda yansımasını görüyorum. Her şey çok sakin bugün. Dalgalar, tekneler, insanlar sanki hepsi durmuş ve bekliyorlar. Bende durmuşum ve bekliyorum herkes gibi.

Lodosun taşıdığı yosunların keskin kokusu genzimi yakıyor. Gözlerimi kapadığımda çok uzaklarda olduğumu hissediyorum. Kulaklıklarımda çalan müzik dünyadan soyutlanmama yardımcı oluyor. Tek başımayım ve bana sadece yarısı içilmiş bir bardak demli çay eşlik ediyor. Yalnız bir şehir görüyorum baktığımda. Gemiler bile geçmiyor neredeyse. Etrafımdaki masalarda insanlar oturuyor. Boğaz hemen solumda yarım metre uzağımda. Kıyıya tekneler bağlanmış ve bekliyor. Biraz daha uzağımda iki tane daha büyük balıkçı teknesi ağlarını atmış, onlarda bir bekleyiş içerisinde. Etrafımda annelerinin ellerinden kurtulup yalnız başına koşturan çocuklar var. Dışarıya ait duyamadığım ama hissedebildiğim tek ses o. Birkaç kadın bir şeyler konuşuyor, birisi üzgün biraz. Canı sıkkın ve diğerleri onu teselli ediyor. Orta yaşı geçeli pek de uzun zaman olmamış birkaç adam başka bir yerde oturuyor. Onlarda başka bir konudan konuşuyorlar. Belki siyaset, belki futbol ama heyecanlı bir konu olsa gerek konuştukları. Arada tartışsalar da  hepsinin keyif aldıklarını görebiliyorum. İçlerinden birisi sık sık geriye, yola doğru bakıyor. Birisini bekliyor ama kim olduğunu bilemiyorum.

Çayım bitiyor ve yenisini istiyorum bu sırada. Önceki kadar demli olmayan bir başka bardak geliyor. Saatin kaç olduğunu kızarmaya başlayan gökyüzünden anlıyorum. Güneş tekrardan bulutların arkasına saklanıyor. Güneş gittiğinde biraz daha serin esiyor rüzgar. Gözlerimi kapattığımda yüzüme çarpan rüzgar beni bambaşka bir yere götürüyor ama orada fazla kalmıyorum. Şarkılar ve etrafımdaki insanlar değişiyor bu arada. Çocuklar artık yok, masaların büyük bir bölümü de boşalmış. Yaşlı bir kadın geliyor bu sırada, tek başına oturup bir bardak çay istiyor. Hüzünlü biraz ve arada küçük bir çocuğun fotoğrafına bakıyor. Belli ki torunu ve uzun zamandır görmemiş onu. Genç bir çift yanımdaki masada oturuyor. Birbirlerine bakışlarından ilişkinin neresinde olduklarını anlayabiliyorum. Henüz tam olarak birbirlerine açılmamışlar, kızın gözlerinde bir beklenti, bir özlem var. Erkek ise heyecandan elini nereye koyacağını bilemiyor. Havadan sudan konuşuyorlar belli ki, kız gülümsüyor ama yeteri kadar içten değil. Başka bir şeyler duymak istiyor aslında ama erkekte söyleyecek cesaret yok. Bir beklenti içerisindeler.

Üçüncü bardak çayım geldiğinde onlarda uzaklaşıyor. Ben ilk kez arkama yaslanıyorum buraya geldiğimden beri. Arkamdaki duvar sarmaşıklarla kaplı ve üzerimdeki ufak tavan da. Yosun kokusundan başım dönmeye başladı gökyüzünün kızıllığı artarken. Etrafımda insanlar geçip gidiyor, bazıları bir süre boyunca dinleniyor. Herkes bir şey bekliyor ama belki de neyi beklediklerini bilmeden. Bir süre sonra bütün masalar tekrardan doluyor. Başlangıçta masanın etrafında 3 sandalye vardı ve ben tekini bir aileye veriyorum. Sonra yaşlı bir çift geliyor ve diğer sandalyeyi istiyor. Hayır diyorum, arkadaşım gelecek diye ekliyorum. Aslında gelecek kimse yok ama ben yine de vazgeçemiyorum ondan.

Bazen minibüse bindiğimde iki kişi parası veriyorum. Yanımdaki koltuk boş kalsın diye. Anlamıyorlar beni, gelip yanıma oturmak istiyorlar çok kalabalık olduğunda. Sinemaya gittiğimde de aynısını yapıyorum, bir koltuk parası veriyorum fazladan. Sol tarafıma kimse oturmasın diye. Yine anlamıyorlar. Uçağa bindiğimde, otobüsle bir yere giderken. Cam kenarına hep sen oturuyorsun. Bazı zamanlar minibüste iken ben kalkıp yer veriyorum insanlara. Sen yerinden kalkmıyorsun ama. Anlamıyorlar, önemli değil. Yanımda değilsin ama belki gelirsin diye veremiyorum o sandalyeyi başkalarına. Yatağın hep sağ kenarına yatıyorum belki gelirsin diye, sen duvar kenarını seviyorsun diye. Sen gelmiyorsun ama yine de değişen bir şey olmuyor ben bir kişilik bedenimde iki kişilik yaşıyorum.

Herkes bir şeyler bekliyor etrafımda. Kimisi balık bekliyor, kimisi ise bir bardak çay. Kimisi ne beklediğinden emin değil, kimisi ise bir arkadaşını bekliyor bir tatlı sohbet için. Ben ise seni bekliyorum, gelmeyeceksin biliyorum ama bu bir şeyi değiştirmiyor. Ben tek kişilik bedenimde iki kişilik yapıyorum. Gerektiği zaman ayağa kalkıyorum minibüste, sen rahatsız olma diye. Gerektiği zaman gidiyorum hayatımdan sen rahat et diye...

Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook