Sayıklamalar...

Bu yazının nerelere gideceğini veya neler yazacağımı en ufak bir şekilde bilmiyorum. Aklımdan bir çok cümle geçiyor aslında ama hiçbiri bir yazı olacak kadar uzun süre konuk olmuyor bilincime. Aslında kalsalar biraz onlara en iyi şekilde davranacağımı elimden gelen en güzel kelimelerle anlatacağımı bilmeleri lazım ama gidiyorlar işte. O kadar hızlı gidiyorlar ki rüzgarlarında neyim varsa savruluyor bir taraflara. Sonra boş sayfalara bakıp geçen boş zamanlar geliyor.

Sınırlarda yaşayan bir adamdan bahsetmek istiyordum aslıda. Hayalin ve gerçeğin sınırlarında yaşamanın ne kadar yorucu olduğunu anlatıp toprağı gerçeğe bulutları hayale benzetecektim. Ayak bileklerinden toprağa zincirlenmiş havada duran bir adam olmanın zorluklarını anlatacaktım sonra. Hayale dokunup da yere zincirlenmiş olmanın ne ölçüde dayanılmaz olduğunu aktaracaktım belki bir hikaye ile. Çok sevdiğim "gölgesinden çivili olmak" betimlemesini ekleyecektim. Sonrasında ise sanki bir tiyatro oyunuymuş gibi okuyucu selamlayacaktım yerlere kadar eğilip.

Çok kısa bir süre önce de gözlerden bahsetmek istiyordum size. Bir insanın gözünün içine bakarak ne hissettiğini, ne düşündüğünü görebileceğinizi anlatıp merceğinin büyüklüğüne bakarak duygularının ne kadar derin olduğunu anlatacaktım burada. Sonrasında yine biraz daha detaylı bir inceme ile hangi konularda yanal söylediğinden, gerçeğin onun canını ne kadar yaktığından bahsedip hemen ardından gözlerine yalan söyletebilen insanları nasıl fark edebiliriz gibi önemli bir bilgi verecektim. Gerçekten de gözlerine yalan söyletebilen insanlar tanıdım şu kısa hayatımda. Onlar kim olduğunu unutan insanlardı bana göre ve bu kim olduğunu unutmanın nasıl bir şey olduğundan bahsedecektim ama olmadı işte. Cümleler bir çırpıda gidiverdi benden Buzulların ortasında çırıl çıplak kalmış gibi hissediyorum.

Bu yazıya başlamadan 20 dakika kadar önce ise doğru olduğuna inandığın şeyi yapmanın ne kadar zor olduğundan bahsedecektim. Hele doğrularınızın duygularının ve düşünlerinizin karşısında olduğu zaman bunun daha da güçleştiğini sonrasında da nasıl imkansıza doğru yaklaştığını anlatacaktım. Hep doğruları yapmaya çalışan bir adam olduğumu söyleyip sizden biraz af dileyecektim yaptığım bütün yanlışlar için. Bir parça da olsa kendimi temize çekip doğrular için yaptıklarımı haklı çıkarma girişimi olacaktı bu yazı. Duygularıma karşı çıkıp onları görmezden gelmeye çalışmanın zorluğuna 10 üzerinden 8 mi yoksa 9 mu vereceğime karar veremediğim için de eksik olacaktı bu yazı. Anlatamayacaklarım olduğu için de eksik kalacaktı ve kendimi sizden bir şey sakladığım için suçlu hissedecektim. Yazıyı yaşamakla eş gören birisi olarak ise bu suçluluk beni kemirip duracaktı. Bu süreçte yanımda olan tek şeyin ise doğruları yaptığımın o hafiften gelen ve kekremsi bir tatla bende bıraktığı duyguydu. Doğru kavramını da sorgulardım bu noktada ve ardından da nerede, nasıl durduğumu unuturdum. Kendimle ters düşüp, kim olduğumu unuturdum.

Belki de yazıları yazmamanın sebepleri bunlardı. Ama işte bilincimin derinliklerine gittiğimde elimde yırtık bir bohça, hangi kelimeyi içine atsam diğer tarafından düşüyor. Bu nedenle zaten ne yazmaya kalksam eksik kalıyorlar. Benim için zor zamanlar bunlar, elimde kalan bir kaç başı boş sözcüğü birleştirip size sunuyorum atıştırmalık niyetine. Bu yazıları belki ilerleyen zamanlarda tekrar anlatırım veya başka anlatılarım olur sadece genzimdeki o burukluk duygusunun bir parça azalması için yazdım bu yazıyı. Sonra o kelimeler benimle birlikte yaşlanırsa ve küflenirse işte o zaman gerçekten kötü olur benim için. Zaten içimde biriken ve söylenmeyi bekleyen o kadar kelime varken bir de bunlar eklenirse değmeyin keyfime. Bazı kelimelerin zaman geçtikçe ağırlaştığını ve söylenemediğini çok iyi biliyorum. Belki onlara tıpa tıp benzeyen bir şeyler söylüyoruz anlamlardan yoksun ama gerçekleri zihnimizde ağırlaşıp, küfleniyorlar. Galiba burada durmalıyım ve bazı kelimelerin gerçeğini ne kadar uzun süredir kullanmadığımı düşünmeliyim. Sonra yamalı bohçama bir kaç dikiş atıp başka bir yazı için hazırlamalıyım kendimi.
İyi kalın, mutlu kalın...

Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook