Resim başlıklı hikayeler 2

Her şey kimliğini yırtıp atmasıyla başlamıştı. Onu bağlayan her şeyden kurtulmayı amaçlamıştı bu şekilde. İsimler, ülkeler ve diğer her şeyden kurtulmanın özgürleşmesi için yeterli olacağına inanmıştı. Bu şekilde karanlık odasında otururken kimliğini parçalara ayırmıştı. Zannetmişti ki bunu yaparsa kendisi olabilirdi. Çok uğraşmıştı kendisi olabilmek için. Ona ne yapması gerektiği söylenmeden yaşamayı çok düşlemişti. Ancak insanlardan, düşüncelerden, adetlerden, sistemlerden kurtulmanın bir yolunu bulamamıştı. Kendini kimliksiz yapma fikri de bu noktada çıkmıştı. Aslında o var olmazsa eğer onu kısıtlayamazlardı.

Hayatını düşündükçe hayatının ona ne kadar az ait olduğunu gördü. Aldığı tüm kararlar başkasınındı. Başkaları istediği için doğmuş, büyümüş, okula gitmiş, meslek seçmiş, kısaca yaşamıştı. Hayatını başkalarının kontrol ettiğini öğrenmek geçmişinin onun için anlamsızlaşması demek oluyordu. Geriye doğru bakıyor ve hiçbir şey göremiyordu. Geçmişi olmayan kimsenin geleceği de olmazdı. Bu yüzden gelecek aynı geçmiş gibi kapkaraydı. O kadar karanlıktı ki hayatı sanki hiç yaşamamıştı. Bütün bunları bilmek onu hareketsiz bırakıyordu.

İki tane farklı "O" vardı içinde. İlkinde hayata ayak uydurmaya çalışıyor ve başkaları gibi olmayı istiyordu. İkincisinde ise bu hayata ait olmadığını söylüyordu kendine. Fantastik bir dünyada yaşamak, hiçbir kurala bağlı kalmamak istiyordu. Bu iki "O" sık sık çatışırdı. Son zamanlara kadar çatışmaları kazanan hep ilkiydi. Ancak her şey değişmişti. İkinci kişiliğinin sesi o kadar yüksek çıkmaya başlamıştı ki bu hayata ait olmadığını düşünüyordu.

Ancak kimliğini kırmak hiçbir şeyi değiştirmemişti. Yine aynı şekilde üzgün, küskün ve kırılmış hissediyordu. Aslında onun kim olduğu bir kaç satırdan ibaret değildi. Özgürleşmesi için kendisinden kurtulmalıydı. Kim olduğu bir maskede saklıymış gibiydi ve onu çıkarmalı, uzak bir yere fırlatmalıydı. Hiçbir zaman istediği yere gidip istediğini yapamadığını fark etmişti bir süre önce. İstediğini düşündüğü şeyleri de gerçekte istemiyordu. Hiç bir duygusu ona ait değildi aslında. Sadece çok büyük bir yalnızlık vardı içinde.

Bir taraftan bunları düşünürken diğer taraftan yüzündeki maskeyi çıkarmaya çalışıyordu. Tırnakları yanaklarına batıyor ve fırlatıp atacak bir şey arıyordu. Bağdaş kurarak yatağının üzerine oturmuş bir yanına kocaman bir hiçlik almıştı. Göz ucuyla hiçliğin derinliklerine bakıyor ve onu düşlüyordu. Başını avuçlarının arasında sıkıştırmıştı. Derisinden başka koparabilecek hiçbir şey bulamayınca hayal kırıklığına uğramıştı. Kendisinden nasıl kurtulabilirdi bilemiyordu. Onu bağlayan zincirlerden kurtulmasının bir yolu var mıydı bilmek istiyordu.

Başı avuçlarının arasında oldukça uzun zaman geçirmişti. Düşünmek istiyor ama ne düşüneceğini bilemiyordu. Aklında sadece nasıl kendisi olabileceği vardı. Onun geçmişinin veya geleceğinin olması, şimdiye kadar hiçbir şeyi yaşamaması onu tüm sorumluluklardan kurtarıyordu. Hayatı o yaşamamıştı ki sonuçlarına katlanacaktı. Yaşadığı hiçbir şey ona ait değildi. Başka birisi yaşamıştı hepsini. Mutluklar, acılar, hüzünler hep o başkasına aitti. Ben şimdiye kadar ne yaptım diye soruyordu kendine. Verebilecek bir cevabının olmaması ise hissettiği duygular karmaşasına bir tutam acıyı da katıyordu.

Uzunca bir süre daha geçtikten sonra başını kaldırıp kimliğinin parçalarına baktı ve tekrar geçmişe döndü. Sahte olan bir tek o değildi. Herkes aynıydı. Herkes onlara söylenenleri düşünüyor, onlara söylenenleri yapıyordu. O ne kadar kendi olamamışsa başkaları da olamazdı.

Aslında bir zamanlar onun bir kişiliği vardı. Fakat zaman geçtikçe çalınmıştı ondan. Yavaş yavaş, azar azar, damla damla kaybetmişti kim olduğunu. Bir diğer taraftan kimliksizliğiyle yüzleşiyordu. Her ne kadar kendisi olamadığından şikayet etse de hiç kimse olmuştu. O bir başkasının kimliğini parçalamış ve yerine kendisininkini koyamamıştı. İnsanın kendi bedenine yabancılaşabileceğini öğrenmişti bu şekilde. Ellerine bakıyor ve onları daha önce hiç görmediğini düşünüyordu.

Derin bir nefes aldı. Amacı içinde bulunduğu çıkmazı biraz hafifletmekti. Ayağa kalktı ve yüzünü yıkamak için banyoya doğru yürüdü. Yürürken evindeki eşyalara bakıyor ve hiçbirine anlam veremiyordu.   Duvardaki tablolar dahil her şey anlamsızdı. Zihninde o kadar fazla olay aynı zamanda oluyordu ki hangisini düşüneceğini bile bilemiyordu. Zaman o kadar yavaş akıyordu ki banyoya giderken attığı bir kaç adım bir kaç ömür kadar uzun gelmişti ona.

Banyoya gittiğinde ilk olarak musluğu açtı ve başını soğuk suyun altına soktu. Soğuk su yüzünde dolaşırken içi ürperiyordu. Korkuyordu ne olacağından ve ne olduğundan. Bir süre sonra üşüdüğünü fark edince başını kaldırıp saçlarını geriye doğru attı. Islak saçlarından damlayan su sırtını kaplamıştı. İki elini lavaboya dayadı ve aynaya baktı. Eskiden, başkalarına göre güzel sayılabilecek bir yüzü vardı. İnsanlar ona bakardı hep o da güzel olduğunu düşünürdü bu yüzden. Şimdi ise aynaya bakıyor hiçbir şey göremiyordu. Sanki su yüzünü de almıştı ondan. Sanki yüzündeki tüm detaylar eriyip gitmişti. Aynaya bakıyor ve yüzü olmayan bir kız görüyordu sadece.

İnsanın bir dayanma sınırı vardı. İnsan o sınıra kadar olan olayları kabullenebilir ve onlarla yaşamayı öğrenebilirdi. Ancak o sınırı çoktan aşmıştı. Artık o kimliksiz, kimsesiz ve kişiliksizdi. Aynaya bakmaktan kendini alamıyordu. Düz, beyaz bir yüzü vardı. Ağzı, burnu, gözleri diğer her şey gibi kaybolmuştu. Yüzünün olmamasını tarif etmek mümkün değildi. Bunların ne anlama geldiğini kendisi bile bilemiyordu.

Bir yerden başlamalıydı ama hayatına bu şekilde devam edemezdi. Banyodan çıkıp tekrardan odasına döndü. Öncelikle yeni bir yüze ihtiyacı vardı. Başkalarının maskelerine benzemeyen sadece ona ait olan bir surat istiyordu. Çalışma masasının çekmecesini açtı ve kalemlerine baktı. Hepsi çok güzeldi ve hepsini aldı yanına. Şimdi aynanın karşısına geçme zamanıydı.

Aynanın karışındaki küçük tabureye oturdu ve aldığı kalemleri masanın üzerine yaydı. Bir yüzü olmasını istiyorsa önce kendine göz çizmeliydi. Kalın kalemini aldı ve alnının üstü kısımlarına doğru iki tane yuvarlak çizdi. Sonra kalemini değiştirip göz bebeklerini yaptı. Burnunu ve ağzını yaptıktan sonra gülümsemeye başlamıştı. Kesinlikle başkalarına benzemiyordu. Onlar gibi maske takan balonlara benzemiyordu. Bir gün bir iğne değerse başkalarına onlar patlardı. Maskeleri düşer ve kaybolurlardı. Ancak onun maskesi yoktu. Bu hayatta maske taşıyamayacak kadar masumdu. Aynada yüzüne bakıyor ve ne kadar temiz olduğunu düşünüyordu. Çizdiği dudaklar tek bir yalan bile söylememişti. Oysa başkalarının maskeleri doğru söylemeyi unutmuştu.

O yalanları görmek zorunda değildi. Çizdiği kulaklar sadece gerçekleri duyacaktı. Aslında yeni yüzü ona çok daha gerçek bir dünya sunacaktı. Maskelerle görülemeyen hayatı görecek ve onların asla bilemeyeceklerini bilecekti. Artık bir yüzü olduğuna göre bir sonraki aşamaya geçebilirdi. Şimdi bir arkadaşa ihtiyacı vardı. Ona asla yalan söylemeyecek, kötü gününde destek olacak gerçek bir arkadaş istiyordu. Etrafına bir bakındı önce. Sonra bir şey bulamamış gibi başını eğdi. Bu esnada masasının üzerinde duran dolma kalemi gördü. Ona asla yalan söylemezdi. Asla ihanet etmez, asla onu yarı yolda bırakmazdı. O kalem onun en iyi dostu olacaktı. Bütün sırlarını ona anlatacak, yorgun düştüğü zaman başını ona yaslayacaktı.

Artık yeni bir yüzü ve yeni bir dostu vardı. Şimdi yeni bir hayat kurmalıydı kendisine. Önce dışarı çıkmaya karar verdi sahte bir dünyaya son kez olsun bakabilmek için. Giyinmek için gardırobunu açtığında hiçbir moda akımına uymayacak bir biçimde elbiselerini seçti. Her halde gökkuşağının bütün renklerini aynı anda üzerinde taşıyordu ama umursamadı sonuçta böyle olmasını istemişti. Artık hayatının kontrolü başkalarında değildi. Tüm kararları o verecekti.

Evinden dışarı çıktığında merdivenlerin ışığını açmadı. Görmek için ışığa ihtiyacı yoktu. Sokağa adımını attığı sırada etrafından geçen insanlara baktı. Herkes sahteydi. Maskelerini takmış ve bir yerlere gidiyorlardı. Hemen hemen her maske aynıydı. Aynı bakışlar, aynı gözler ve aynı çarpık gülümseme herkesin ifadelerine hakim olmuştu. Yanlarından geçerken onu fark etmemelerini umursamadı bile. Biliyordu onu görmeyeceklerdi. Görseler bile unutmaya çalışacaklardı. Maskesiz birinin varlığını kabul edemezlerdi. Anlayamazlardı onun yaptıklarını.

Sokakta yürümeye devam etti. Sanki iki farklı dünya varmış gibiydi. İlki maskeli ikincisi ise maskesizdi ve maskeli dünya maskesizi göremiyordu. Yürümeye devam ettikçe insanların ifadelerini inceliyordu. Kaç çeşit maske vardır bunu öğrenmekti amacı. Ancak herkes aynıydı bu aynılık rahatsız ediyordu onu. Sanki kimsenin olmadığı ıssız bir adaya düşmüş gibiydi. Artık onun dünyasında kimse yoktu. Bir tane dostu vardı ve onunla belki resim yapar belki yazı yazardı. Bu hikayenin devamını bilmiyordu ama umurunda da değildi devamlar. Kendine yeni bir kişilik oluşturmalıydı ve bunu ancak zamanla oluşturabilirdi. Sadece tek kişilik bir dünyada yaşamak umutlarını paramparça etmişti. Belki de sonsuz bir yalnızlıktaydı.

Bütün bu düşünceler arasında yürümeye devam etti. Bir bebeğin ilk adımlarını atıyormuş gibi hissediyordu. Bu yüzden zordu yürümek. Bu hayata alışmak güçtü ama o sahte insanlarla sahte bir dünyada yaşamayı istemiyordu. Dünyanın toplam nüfusu sadece kendisinden ibaret olsa bile bunu yaşamayı istiyordu. İnsanları ve maskelerini gördüğü her an bu isteği giderek artıyordu. Şu koca dünyada tek başına olacaktı, ne kaybedebilirdi ki?

Evinden oldukça uzaklaşmıştı. Bir parkta oturup biraz dinlenmek istedi. Nasıl olsa artık hiçbir şey için acelesi yoktu. Biraz eskimiş bir parkın kapısından içeriye girdi. Küçük adımlarla ilerliyor, yalnızlığına alışmaya çalışıyordu. Biraz daha ilerledikten sonra yıpranmış bir banka oturdu ve ayaklarını uzattı. Bulutlu gökyüzüne bakıyorken çok uzaklara gitmişti. Derken bir ses duydu "sen." Başını çevirip baktığında kendisi gibi yüzsüz olan bir erkek gördü. Aynı bugün yaptığı gibi kendine koyu bir kalemle yeni bir yüz çizmişti. Erkek ona doğru yaklaşırken kız şaşkınlık içindeydi.

"Sen" diyerek tekrarladı erkek "bu dünyada tek olduğumu düşünüyordum." Kız söyleyecek kelimeler bulmakta zorlandı bir süre. "Hiçbir zaman gelmeyeceğini düşündüm hep" dedi kız kısık ama güçlü bir ses tonuyla.

"Herkesin sahte olduğu bir dünyada tek başına olmak çok zor inan. Seni görmüyorlar bile" diyerek devam etti erkek artık bankın yanına gelmiş kızın çizgi gözlerinin içine bakıyordu. "Başlarda maskeli olmam gerektiğini düşünürdüm hep. Şimdi hiçbir şeyim yok ve ben kendimim" diyerek cevapladı kız ses tonu normale dönmüş ve neşeye bulanmıştı.

"Yalnız yaşayacağını düşünüyorsun hep, yalnız öleceğini. Bu dünyaya tek başıma geldim diyorsun hep  tek başıma da gidebilirim" diyerek devam etti erkek. Kızın cümlelerinden cesaret almıştı. "Aslında sen tek başına başkalarından daha fazlasın. Eksilmedin sen aksine çoğaldın." kız kelimelerini seçerken tereddüt etmiyordu artık. İlk kez içinden geldiği gibi konuşuyordu.

"En kötüsü ne biliyor musun kendini tanıman çok zaman alıyor." erkek konuşurken bir taraftan kıza bakıyor bir taraftan da geçmişe doğru kısa yolculuklar yapıyordu. "Ne kadar zamanı alacak bilmiyorum" kız ise bu esnada sadece geleceğe bakıyordu.

Kelimeler bittiğinde ikisi birbirine bakıp gülsümesi. Konuşacak bir şey bulamadıkları her saniye ile gülümsemeleri kahkahaya dönüştü. Öyle ki bir süre sonra nefes almakta zorlanır hale gelmişlerdi. Kız ilk kez gerçekten mutlu olduğunu fark etti bir damla mutluluk gözyaşı yanaklarında süzülürken. Erkek ilk konuşan olmuştu "yanına oturabilir miyim acaba?" Kızın hafifçe gülümsedi ve yana kaydı. Erkeğe ise kızın açtığı yere oturmak kalmıştı. Onun gerçek dünyasının nüfusu artık bir değil ikiydi...



not: Bu hikaye ve diğer "Resim başlıklı hikayeler" yazıları arkadaşım Seba Savacı'nın resimlerinden esinlenerek yazılmıştır.


Onun diğer resimlerini görmek isterseniz eğer buraya tıklayabilirsiniz.

Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook