Zincirler, zaman

Zincirler

Evet, yine ben. Hep ben. Zaten başka kimi görmeyi bekliyorsun ki. Şu cehennemin dibindeki çok ünlü Brezilyalı mankenleri mi bekliyorsun? Hayır sapık herifin tekisin beklersin ama burada benden başka kimse yok. O yüzden bakma bana boşuna. Git fareleri falan izle. Ne bileyim duvara ağ örüp sinekleri yiyen örümcekleri seyret. Bakma bana. Yo utanmıyorum, senin neyinden utanayım avanak. Bak beni kızdırıyorsun günlük. Seninle konuşmam gidip şuradaki duvarla konuşurum görürsün gününü.

Ee ben ne diyeceğimi unuttum şimdi. Hep o ilaçlar yüzünden. Hatırlayamıyorum ki hiçbir şeyi. Aklımdan bin bir türlü düşünce geçiyor. Zihnimde dolanan ve kuyrukları birbirine değmeyen tilkilerin hepsi açlıktan öldü. Bomboş burası. Kafamın içinde sanki evren var ama içinde ne gezegen var ne de yıldızlar. Boş boş işte, düşünemiyorum. En garibi ne biliyor musun? Düşünebiliyor bile olsam düşünmeye değer hiçbir şeyim yok. Kendimi kandırıyorum burada. Yoksa iskeletmiş, fareymiş hiçbiri şeyimde değil. Yani şeyimde, ımm.. umurumda. Hatırladım bak. O zaman 10 puan bana. Belki teşekkür bile verirler ama kesin matematikten kalırım ben. Dur ya ne diyorum ben.

Neyse geçenlerde ne kadar zaman geçtiğini hesaplamak için saniyeleri saymaya başladım. Hem bu sayede düşünemeyecektim. Tabi ben manyağım sayılar çok büyüdü. Artık öyle oldu ki bir sayıyı söylemek birkaç saniye sürmeye başladı. Ben yine durmadım ama. Gece uyumadım üç gün boyunca. Defalarca kez de şaşırdım tabi. İnat oldu bende. Bir milyona kadar sayacaktım güya. Yapamadım tabi. Daha doğrusu mantığı kalmadığı için bıraktım.  Yoksa ben her şeyi yapabilirim. Bu boktan zindandan bile çıkabilirim de işte istemiyorum bunu. Bir çekip gideyim en iyisi. Aslında burada başka bir küfür vardı ama unuttum onu. Her şeyi unutuyorum zaten.

Hatırlar mısın günlük bir kız vardı. Benim hayatımda değildi senin hayatındaydı. Hani sevmiştin sen bu kızı. Hani saatlerce, günlerce onu dinlemiştin. O konuştuğu zaman sanki her şey duruyordu. Ne anlattığının önemi yoktu onun. Sesini duysan yetiyordu sana. O tek bir kelime söylese sanki romanlar anlatmış kadar mutlu oluyordun. Hatırladın mı onu. Hani böyle siyah saçları vardı. Kıvır kıvırdı saçları. İşte o kızdan bahsediyorum. Hani hep onun yanında durmuştun sen. Hani onu bırakmamıştın hiçbir zaman. Hastalandığında yanına gidip yemek yapmıştın ama o seni sevmemişti. Sevmemesini de önemsememiştin. Konuşsa, onun sesini duysan yeterdi sana. Başka bir beklentin yoktu. Elini tutsaydı eğer orada ölebilirdin mutluluktan.

Hatırlıyor musun o konuşmayı bırakmıştı. Gecelerce, aylarca kapısında yatmıştın. En sonunda onu konuşturmayı başarabildiğin zaman bütün her şeyi seni uzaklaştırmak için yaptığını öğrenmiştin. Ne kadar yanmıştı canın hatırlıyor musun? Sen onun sesini duymadığın için işkenceler görürken o sadece seni uzaklaştırmaya çalışmıştı. O kor demir parçasını durmaksızın yüreğine saplamıştı ve bunu bilerek, isteyerek yapmıştı. Sen onun için her şeyi feda etmişken o bunların hiçbirini görmemişti. Oysa ondan sadece konuşmasını istemiştin. Canın çok acımıştı. Hatırlıyorum. Bir saniye ya sen gerçek değilsin. O zaman bunlar senin başına gelmedi. Yoksa ben miydim o kor demirlere sarılarak uyuyan.

Her şey yine birbirinin içine girdi. Bunları hatırlamak beni üzüyor olması lazım. Hatta gözlerimden akan sulara gözyaşı da demeliyim. Hiçbir şey bilmiyorum ben aslında. Aşk diye bir şey varmış. Eskiden hikayeler vardı. Hani bir adam çöle düşmüştü. Sonra çölde giderken kuyu kazmaya başlamıştı ve su bulmuştu sanırım Sonra kuyudan çıkan sudan dere olmuştu ve o suyu da alıp gemi yapmıştı. Böylece sevdiği kızın yanına gitmişti. Lanet olsun ya böyle bir hikaye yoktu. Adam çölde ölüyordu işte. Aşk için ölüyordu ama. Ben mi cehennemin dibinde bir zindanda olduğumu düşünürsek eğer inancım kalmadı diyebilirim. Eskiden var mıydı diye sorarsan günlük bir zamanlar olduğunu söylerim sana.

Sanki asla gerçekleşmeyeceğini bildiğin bir umut gibiydi aşk. Biliyordun ona ulaşamayacaktın ama yine de inanmaya devam ediyordun. Zordu belki acı çekiyordun ama güzeldi.  Ona ulaşmak için nelere katlanmıştın veya katlanmıştım hatırlıyor musun? Belki bana yemek veren, benimle ilgilenen o harika kız gelir. O da gerçek değil onu da biliyorum merak etme. Olsun ama ben yeteri kadar yaralarsam kendimi o gelir. O gelsin başka bir şey istemiyorum ki ben. Bir kez elini tutayım, sonrasının ne önemi var.

Sağ elimi geçenlerde kırdım ve o gelmedi. Kolumu veya bacağımı kırmam da zor biraz. En iyisi ben duvara kafa atayım. Hem böylece duvar kırmızıya boyanır. Zaten kafamdaki yaralar iyileşti. Belki gelir o değil mi? Belki her şey biter? Onun adı aşktı değil mi? Ona dokunmak, aşka dokunmaktı? Duvara kafa atayım en iyisi. O gelir belki. Belki de ölürüm hemen şimdi. Aralarında çok ufak bir fark var. Neyse boş verin beni.

Görüşürüz elbet.

Seni uzaktan sevmek 23


Seni uzaktan sevmek

Unuttuğum şarkıları hatırladım. Nasıl başladıklarını biliyorum. Sözlerinin hepsi aklımda. Sadece o şarkıları tek başına söyleyemiyormuşsun. İnsan tek başına her şeyi yapabiliyordu ya hani işte her şeyi yapamıyormuş. Başka bir sese daha ihtiyacı varmış o şarkılar için. Mükemmel bir uyumun olduğu bir başka ses daha gerekliymiş. Yoksa eksik kalırmış insan. Bunları anladım ben. Biliyor musun sevgili sesin olmadan hayat çok anlamsız.

Cümleleri toparlayamıyorum. Yazamıyorum daha doğrusu. Yüreğimde hikayeler birikiyor ve ben nefes alamamaya başlıyorum. Kalbim ritmini şaşırıyor böyle zamanlarda. Atıp atmama arasında kararsız kalıyor. Sen gerçeksin diyorum ona o zaman işte tekrar atmaya başlıyor. Başka bir nedeni yok çünkü. Şarkılar var işte başka da bir şey yok. Onlarda olmasa atmaz herhalde. Bende nefes almam belki ama işte şarkılar var sende varsın. Yanlış bir ritim tuttursa da atıyor işte kalbim.

Tekrar sana yazmak garip doğrusu. Tekrar sana dokunmak gibi. Sanki şimdi karşımda oturuyor ve beni seyrediyormuşsun gibi hissediyorum. Ancak ben seni göremiyorum. Bihaberim gözlerinden. Yine de varmışsın gibi yaşıyorum. Sanki canım sıkkın olduğunda elimi tutuyormuş gibi geliyor bana. Gerçekte elimi tutmuyorsun belki ama önemi yok bunun. Hissediyorum ya gerisi anlamsız. Öyle insanlar var ki elimi bile tutamıyor. Elimi tuttukları zaman sanki tutsak olacaklarmış gibi davranıyorlar. Komikler sevgili yalnızlığımı bile azaltamamışlarken hayatıma girmek istiyorlar. Bazı şeyler o kadar da kolay değil işte.

Hatırlar mısın bir zaman hayalini görebiliyordum. Doktorlar bana deli demişti o zamanlar hatırlıyorum. Sanki dün gibi. Sonra seni görememeye başladım. Üzüldüm aslında ama bir taraftan da bu hayatı yaşamak zorunda olduğum için bir parça sevindim. Yaşayamıyordum hayalin yanımdayken. Sana yazdıkça sana dokunuyormuş gibi hissediyordum ya hani bende sürekli sana yazmak istiyordum. Bu da beni her şeyden alıkoyuyordu. Yazmadığım zaman da değişen bir şey olmuyor. Ancak başka şeylerle uğraşabiliyorum. Başka insanlar hayatıma girmeye çalışabiliyor. Sanki bir elmas madeni yüreğim herkes içine girip soymanın peşinde. Herkes aynı sevgili herkes. Herhalde birtek sen farklısın. Seni de bulamıyorum işte.

Hayır gerçek olduğunu bilsem yanına gelirdim. Tutardım elini. Bulurdum ben seni, nerede olsan da bulurdum ben. Gerçek olduğunu bilmiyorum ama. Bunu bilmeme gerek var mı onu da bilmiyorum. Aşkın olasılıklarla ilgisi yok farkındayım. Çok büyük bir belirsizlik var ama ve o belirsizlik beni korkutuyor. Hayat da acımıyor bana. Sürekli sınıyor beni, her seferinde canım yanıyor. Deney yapmak için kalbimden parçalar koparıyor. Ne haldeyim bilmiyorum. Ne olacağım onu da bilmiyorum. Belki en sonda kalbimi tamamen alacak benden. Sonrasında mı ölürüm herhalde. Kalbi olmayan insan yaşayamaz ki.

Sanki bütün o diğerleri benden parçalar koparmaya çalışan gizli görevdeki askerler. Bu yüzden hep peşimdeler. Hayattan emir almışlar ya beni hiç bırakmıyorlar. En iyisi kapatmak kalbimin kapılarını ve onları senin adınla mühürlemek. Sahi neydi senin adın? Hayallerin ismi olmazdı belki. Belki de sadece Hayal'dir senin adın. Gerçek olamayacak kadar güzel anlamındadır. Gerçek olsaydın eğer eminim ki kulağına adından sonra bu söz fısıldanmıştır.

Yine sana dönüyorum. Bu da demektir ki hayattan uzaklaşıyorum. İnan bana sevgili çok çabaladım bu acımasız hayata tutunmak için. Olmuyor ama. İnsan bana olmuyor, yapamıyorum. Başkalarının sen gibi olmasını beklemiyorum ama ufacık bir parça benzesinler sana. Olmuyor ve ben hayalinle baş başa kalıyorum.Hayalinden şikayetçi değilim. Nasıl olabilirim ki yaşamımı sana borçluyum. Ancak hayalin bir yanardağın içinde sanki. Ne zaman onun yanına gitsem alevler içinde kalıyorum. Yanına gelmesem de dışarısı hep buzul. Bende yanmayı seçiyorum. Hem bu sayede pişerim değil mi sevgili. Yanmadan hiçbir şey olmuyor hayatta. Hele yakan aşk ateşiyse bundan da şikayetçi olunmaz.

Yine bir çok şey söyleyip hiçbir şey anlatamadım. Ne istiyorum biliyor musun? Seni tekrardan görebilmek istiyorum. Varsın doktorlar deli desin bana. Varsın beyaz elbiseler giydirip kollarımı bağlasınlar. Ben seni tekrardan görmek istiyorum. Hayattan kopmuşum, inan umurumda bile değil. Beni hayata sen bağlamışsın, seninle nasıl koparım hayatta.

Ben bu sayfadan gidiyorum sevgili. Başka bir sayfada geri geleceğim ama. Hiç kimsenin sen olmadığından artık eminim. Aramak boşuna. Bu yüzden evlenelim diyorum. Bir hayal ile evlilik nasıl olur bilemem. Bunca zaman senden başka kimsenin elini tutmadıysam eğer her şey mümkündür.

En kötüsü ne biliyor musun? Seni nasıl bulacağımı bilememek. Bu yüzden de yazıyorum işte. Belki okursun ve kendini tanırsın diye.

Yine çok konuştum biliyorum ama karşımda sen olunca susamıyorum işte. Kendine çok dikkat Hayal'im, sevgilim. Yine görüşeceğiz. Başka bir sayfada da olsa yine görüşeceğiz.

Hoşça kal.

Engeller

Bazen her şeyi parçalamak istiyorsun. Kızıyorsun, önüne ne çıkarsa hepsini un ufak etmeyi düşlüyorsun. Önüne ne çıkarsa çıksın umursamadan ezmek niyetindesin. Bağırıyorsun, çağırıyorsun. Sanki tüm dünya seni engellemeye çalışıyormuş gibi davranıyorsun. Sanki ayaklarında prangalar, ellerinde kelepçeler var. Sanki tutsak almışlar seni. Kıpırdamana izin vermiyorlar. Bağırıp çağırıyorsun herkese, her şeye.

Oysa kimse seni tutmuyor. Kimse sana yapma demiyor. Ellerinde kelepçeler yok, ayaklarında prangalar da yok. Ama sen bağırıp çağırmaya devam ediyorsun. Hadi git. Kır, parçala! Ama duruyorsun sen. Sana sebebini sorsalar milyonlarca bahane üretebilirsin. Sisteme, insanlara, köpeklere, maymunlara ağzına geleni söyleyebilirsin. Ancak kıpırdamamanın gerçek sebebini kimseye söyleyemezsin. Hadi ben söyleyeyim bunu. Kendini engelliyorsun.


Ayaklarında prangalar yok ama sen yürümeyi bilmiyorsun. Ellerinde kelepçeler de yok ama sen onları kullanamıyorsun. Koşmayı hiçbir zaman öğrenmemişsin sen. Bırak koşmayı emeklemeden yürüyemiyorsun bile. Sonra seni özgür bırakmadıkları için dert yanıyorsun. Kendini özgür bırakmayan sensin. Sensin olanların sorumlusu ama bunu da kabul etmiyorsun çünkü kendine bağıramazsın. Kendini dövemezsin ki.

Bir sabah uyansan mesela desen ki ben bunları yapmak istemiyorum. Ben bunun için doğmadım desen. Hani olur ya o sabahta garip bir rüya görsen. Yaşlı bir adam sana koş dese. Koşmayı denesen. Sonra ilk adımda düşsen. Koşmayı bilmiyorum doğaldır deyip devam etsen. Öğrensen koşmayı. Ayakkabının topuğu yere sertçe çapsa. Düşmekten kanasa hep dizlerin, dirseklerin ama yılmasan. Hadi düşünelim biraz bunları yapabilir misin? Yapamam diyorsundur belki: Belki sen ömrünün sonuna kadar tutsak yaşayacaksındır. Belki tanıdığın herkes senin gibi tutsaktır. Belki de ömrünün sonuna kadar özgürlüğü cümlelerde kullanacaksındır sitem etmek niyetine.

...

Hadi biraz etrafına bak ve düşün. Kim seni tutuyor. Ailen, arkadaşların, sistem, hükümet, patronun var biliyorum bunları. Ancak onlara kim izin veriyor hadi bunu da bir düşün. Düşün bakalım sen onlara izin vermesen ne yapabilirler. Düşün bakalım insanların kendini tutmalarına izin veren mahalle kabadayılarından ne farkın var. O sayıp söverken, mahalleyi yakacağını söylerken senin gibi hiçbir şey yapmadan durmuyor mu? Yoksa onunda gücü senin gibi başkalarından mı geliyor? Hadi yak her şeyi, yık dünyayı. Söyle bana kim tutuyor seni!

Cevap mı istiyorsun ki istemediğini ikimizde biliyoruz. Yine de ben cevabı söyleyeyim sana sadece kendin engel oluyorsun. Başka hiçbir engel yok. Burada şimdi gülmeye başlayıp bana yalancı diyeceksin. Böylece yazımın değerini sıfıra eşitleyeceksin. Biraz daha anlatayım ve elinden bu şansı da alayım. Engeller var elbette önünde. Ailen, sistem, patronun falan elbette seni durdurmaya çalışıyor. Kimsenin şüphesi yok zaten. Önünde duvarlar da örüyor, bunun da farkındayım. Ancak o duvarları tırmanmayan sensin. Engelleri aşmayan da sensin. Hepsini sen istiyorsun, senin seçimlerin. Bu söylediklerimi büyük ihtimalle kabul etmeyeceksin çünkü kendine bağıramazsın.

Ben son sözümü söyleyip gideyim artık. Dinlemek istemiyorsun biliyorum. Hadi kır, parçala, yak yık bu dünyayı. Kim tutuyor seni senden başka. Hadi düşün biraz. Pek düşünmezsin bilirim ama hadi düşün biraz.

Kır, yık, parçala, hadi yak bu dünyayı. Kim engel oluyor sana!

Zincirler, yalnızlık



Zincirler

Geçenlerde düşünüyordum ki hala düşünüyorum. Zaten ben hep düşünüyorum. Başka hiçbir şey yok yaptığım. Artık düşünmek nefes alıp vermek gibi benim için. Hep düşünüyorum. O kadar boş ve anlamsız bir hayatım var ki anlatamam. Ancak hayatı boyunca hiç düşünmemiş insanlardan daha dolu yaşıyorum. Düşünmek önemli, düşünmüyorsan eğer yaşamıyorsun. Bende yaşamıyorum o zaman insan evriminde bir üst kademeye ulaşmış olabilirim. Sadece düşünen bir varlığım ben. Ben niye güldüm acaba, komik değildi. Fıkra da anlatmadım, eşşeğe ters binen bir adamdan bahsetmedim. Herhalde sakinleştiricilerimin içine biraz ot katıyorlardır. Başka türlü beni izleyenler eğlenemez. Kameraya el sallayayım o zaman. Bir de şey diyeyim lütfen kabuklu yemiş atmayınız. Yine çok güldüm. Gülenleri dövüyorlardı ağlatmak için hatırlamıyorum.

Neyse bunları konuşmak değil amacım. Hani amacım da yok da varmış gibi davranıyorum. Şunu düşünüyorum aslında ben hani burda kimse yok ve ben kimseyle konuşmuyorum ya hani sesimin çıktığını nasıl anlayabilirim. Kimse yok burada yani sesime kimse tepki veremiyor. O zaman ben konuşuyor mu oluyorum. Konuşmak nedir mesela. İnsan kendi kendine konuşabilir mi? O kadar yalnızım ki sesin çıktığına bile inanamıyorum. Belki ses tellerimi alıp keman yapmışlardır. Aslında ses tellerimden keman yapılma fikri güzel geldi, en azından güzel bir ses çıkar. Neyse konu keman değil. Aslında konu yok ama önemli değil.

Şey diyecektim. O ya sapık mısınız onu demeyecektim. Töbe töbe, hep kötü niyetlisiniz. Neyse dicektim ki kendi sesimi duyduğumu zannediyorda olabilirim. Beynim bana oyun oynuyor olabilir mesela. Zaten boş kalınca tavla falan oynuyoruz beraber ama hep o kazanıyor. Bundan da bahsetmeyecektim. Şimdi hatırladım diyecektim ki beynim zaten gözlerimle oyunlar oynuyor. Olmayan şeyleri görüyorum. Yoksa burda kimse yok. Yeşil tavşanlar veya yürüyen bonfileler yok. Bana işkence eden, kemiklerimi kıran zebaniler de yok. Hep duvarları yumrukladığım zaman kırıyorum kemiklerimi. En azından dünyada bir şeyleri değiştirebiliyorum. O şeyler kemiklerimle sınırlı olsa da önemli değil hiç. Acaba kafamla ayağımın yerini değiştirebilir miyim. Bunu söylüyorum çünkü sanırım parmaklarım yer değiştirdi. Artık sağ elim solda. Diyorum evrimin en son üyesi benim diye ama inanmıyorsunuz. Siz zaten hiçbir şeye inanmıyorsunuz. Sahi bir zamanlar okkalı bir küfür vardı ama nasıl olduğunu unuttum onun. Yoksa size çok fena küfredesim var.

Biraz da kendimden bahsedeyim sevgili günlük. Günlük derken. O anlamda günlük değil ama. Her gün yaptığın rutin iş anlamında. Günlük uyku, günlük tuvalet falan. Öyle işte sevgili günlük yani günlük olan sevgili. Bunun bir de haftalı, aylık olanları var ama onlar hep paralı. Çok kontör istiyorlar. O kadar da param yok zaten. Aslında cüzdanım da yok. Yani cebimde yok. Hayır telefon anlamında değil, bayağı cebim yok. Yırtıldılar. Daha doğrusu ben yırttım onları ve elime bandaj yaptım. Zaten işime yaramıyorlardı. Cebime ne koyabilirim ki ben. Çok gereksiz valla. Konu cebime nereden geldi şimdi. Hay benim sakinleştiricimin işine o otu atanın ta... Bak yine unuttum küfrü. Kafalarına pisleyeyim, onlarda piyango bileti alsınlar. Bak yine çok güldüm. İyiyim galiba, normalde gülmem ben.

Yani sevgili günlüğüm, haftalığım ve aylığım. Evet üçünden de var bende. Çok zenginim, dünyalar benim. Neyse sevgili zamanlıklarım. Bu da çok komik oldu. Neyse onu görmüyorum bir süredir. Yanıma gelsin, benimle ilgilensin diye hep duvarları yumrukluyorum. Geçenlerde duvara kafa attım, kafam yarılmış. Hatta pekmezim akmış hep tabi bayılmışım bir de ama ayılınca içtim tüm kanımı. Seviyorum ben kanımı içmeyi hem faydalı oluyor. Mideye çok yararlıymış biliyor musun. Yine saçmalamaya başladım galiba.

O gelmiyor. Hayatımdaki tek güzel şey olan o gelmiyor. Hem de hiç gelmiyor. Galiba küstü bana. Neden küstüğünü bilmiyorum. Acaba evlenmemi teklif etmeliydim de ona verecek yüzüğüm yok ki benim. Sadece yediğim farelerin lades kemiği var. Başka da hiçbir şeyim yok. Cebim bile yok. Hayır be salak telefon değil. Olsa da buradan çekmez ki. Dünyanın merkezinde falanım. Nerden çeksin. Yiyemem de ne işim olur telefonla. Galiba konudan yine saptım. O gelmiyor diyordum. Belki gelir diye hiç uyumuyorum. Uyanık kalmak için duvarlara yumruk atıyorum. Başka duvara atıyorum ama. Amaçlarım değiştikçe duvarları da değiştiriyorum. O değil de her şey bir yana ben neden ölemiyorum?

Neden hala hayattayım ben? Ölmek isteyip de ölememek veya intiharı istemek falan değil hissettiklerim. Ölemiyorum ben. Bu hayatı yaşamamın hiçbir anlamı yok ama ölemiyorum. Acaba onun için mi yaşıyorum. Eğer öyleyse ben yaşarım ki. Hiç şikayet bile etmem. O bir gün gelecekse ve elimi tutacaksa, hatta bir gün gelip beni sevecekse yaşarım ki ben. Asla şikayet etmek. Merak ediyorum birisi beni sevebilir mi acaba?

Seni uzaktan sevmek 22

Seni uzaktan sevmek

Bir hayaldin sen. Zifiri bir karanlıktayken umutlardan yarattığım bir düştün. Sonra yıkıldın, yandın, kül oldun. Çünkü hayalleri gerçekleştirmek istedim. Hayaller hiç gerçek olur mu sevgili? İsimleri olur mu umutların. Senin adının Ayşe yada Fatma olması kadar saçma her şey. Senin bir isme yada bir bedene sahip olmana gerek yok. Sen sevgili ol, adın Aşk olsun. Bende uzaklara baktığım zaman orada bir aşk var diyeyim. O yeter bana. Varsın adın Leyla yada Merve olmasın. Adın aşk olsun senin. Ben evren senin etrafında dönüyor diyeyim. İsyan edeyim evrene dair tüm bilgilere. Yer aslında çekmiyor deyip sileyim tüm ezberleri.

Böyle işte sevgili seni sıkıştırmaya çalıştığım bir beden gidiyor başka biri geliyor sonra. Hiç biri sen olmuyor ama. Hiç biri senin gibi kokmuyor. Diyebilirsin ki beni görmeden nasıl koktuğumu nereden bilirsin. Bilemem elbette.Nereden bilebilirim ki gözlerinin rengini. Zaten hayallerin gözleri olmaz. Olsa da saçma olurdu. Hayalsin sen. Hiçbir bedene sığamayacak kadar büyüksün. Boşuna aşksın sen demiyorum ben. Var olan şeylerin en büyüğüsün sen, en güzelisin. Yoksa varsın gözlerin olmasın.

Bir diğer taraftan da seni bedenlere sokmaya çalıştığımdan bahsetmiştim. Yanlış yapıyorum biliyorum. Hani beden seni taşıyabilir ki? O bedenin ismi ne olabilir? Düşünsene hayatıma girsen mesela tüm yıldızlardan daha fazla aydınlatırsın beni. O zaman sana Güneş veya Yıldız demem gerekir. Benim hayatım karanlık. Önümü göremiyorum. Hayatıma girenler ilk çukura takılıp düşüyor. Bende düşüyorum ama hep yalnızım. Sanırım birisi benimle beraber düşmeli. Yoksa beraber köprüden atlayalım da demiyorum. Biliyorum saçma olur. Belki de beraber kalkmalıyız düştüğümüz yerden. Birisi hayatıma girdiği zaman düşünüyorum işte, gece olduğumda yanımda mıydı. Yoksa kimsenin karanlığımda düşmesine izin vermem. Korkuyorlar işte ama normaldir, ben geceyim sonuçta. Anlayabilirim ama sen gitmezdin değil mi sevgili?

Burası garip. Ne hissedeceğimi biliyorum, ne yapacağımı. Karanlık işte. Karanlıkta ne resim yapabilirsin, ne heykel ne de yazı yazabilirsin. Karanlıkta hiçbir şey yapamazsın. Sadece gidip bir sokak lambasının yanına otutursun. Ama oturursan eğer orada kalırsın, gidemezsin, öğrenemezsin. Muhtaç kalırsın ışığa. Evet, ışıkta yalanların en büyüğüdür. Doğru bunu öğretmişti bana hayat. Karanlığın güzel olduğunu da öğrenmiştim. Yalnızlıkta iyiydi. Bir de hayaller vardı işte. Yani hayallerin vardı. Herhalde başka bir şey yoktu.

Belki de hayatıma girenleri seninle kıyaslamamalıyım. Belki de herkese senmiş gibi bakmalıyım. Sahi hayatıma giren birisinin sen olma ihtimali yüzde kaç. Yüzdeli ihtimaller düşük, olasılıklar umurumda bile değil. Yoksa binler, onbinler, milyarlar falan basit rakamlar sadece. Hayatıma giren kişi ki ismi Işık yada Ay olsa hatta ismi sevgi olsa mesela önce karanlıktan korkmaması lazım değil mi? İlk çukurla karılaştığında korkup kaçmamalı. Sen olsan kaçmazdın çünkü. O da kaçmamalı. Ben de kaçmamalıyım. Bende kaçıyorum galiba. Neden yada kimden kaçtığımı bilmiyorum ama kaçıyorum. Psikologlar gelse ve inceleseler beni. Beynimi açsalar, yüreğimi sökseler. Herhalde bir şey bulurlar. Bulamama ihtimalleri de yüksek tabi. Belki de sadece senin parmak izin gerekiyordur yüreğimin kapılarını açmaya.

Çok zaman oldu sana yazmayalı. Neden tekrar yazdığımı da bilmiyorum doğrusu. Hayatım garip biraz. Karanlık falan, birazda soğuk. Üşümüyorum ama. Belki donuyorumdur ama hissetmiyorum artık. Hikayeler geçiyor gözlerimin önünden. Hiçbirinde ben yokum. Satırlar, sayfalar, kitaplar bitiyor ama sende yoksun. Hayatımda insanlar geçiyor ama onlar da yok. Birisi kalıcı olabilir mi bende, bilmiyorum. Herkes gidici mi onu da bilmiyorum. Mesela birisi geliyor, ben gitmeyeceğim senden diyor. Bende bekliyorum kalması için. Gidiyorlar hep. Ben yine bekliyorum karanlık olmasını. Eğer karanlık olduğu zaman kalıyorsa hiç gitmez diyorum kendime. Nasıl olsa şimdiye kadar herkes gitmiş. Birisinin kalmasının nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum.

Sen kalırdın biliyorum. Belki o da kalır. Gitmez benden, sus der bana. Ben hiçbir yere gitmiyorum der sonra. Belki ben ona Aşk derim. Belki o senin gözlerin olur. Belki, belki ve belki. Belki bende bir hikaye bulurum kendime. Belki benim de bir kitabım olur. Belki sende olursun. Belki o sen olur. Hayaller işte. Belki senin gözlerin olur ve ben gözlerinin rengini öğrenirim. Eladır herhalde gözlerin. Yeşile çalar ufaktan, güneş vurunca parlarlar mesela. Belki işte, hayaller falan.

Ben şimdilik gidiyorum sevgili. Sende fazla kalınca yapamıyorum ben. Olmuyor, tutunamıyorum hayata. Sahi onun adı neydi? Acaba onun isminden türetilebilir mi Aşk? Sahi aşk kaç harfliydi? Üç, dört, yada beş. Sahi onun ismi kaç harfliydi?
Yeni kampanya

Yeni kampanya

Merhaba arkadaşlar. Yeni bir kampanyaya başlamanın heyacanı içerisindeyiz. Turhal Cumhuriyet Kız Yetiştirme Yurdu öğrencileri ki 30 çocuk bizden oyuncak, boya kalemi, boyama kitapları bekliyor. Onlara göndereceğimiz küçük bir hediye onları mutlu etmeye yeter. Unutulmadıklarını ve yalnız olmadıklarını hatırlatır. O küçük çocukları sevindirmek bizim elimizde. Lütfen destek olalım ve onların yüzlerine güzel gülümsemeler bırakalım.

Not: eskimemiş olmak kaydıyla kullanılmış oyuncaklar gönderebilirsiniz ve lütfen silah göndermeyelim.

Adres: Turhal Cumhuriyet Çocuk Yuvası ve Kız Yetiştirme Yurdu
Eski Pazar Yolu
Turhal - Tokat

Find Us On Facebook