Zincirler, delilik

Zincirler

Gülmüyorum artık. Yüzümden düşen parçalardan ev yaptım burada. Hani çocuk oyuncakları vardı. Parçaları birleştirip bir şeyler yapardın. Ev, araba, uçak, eşşek hepsi yapılırdı onlarla. Benim çocukluğumda yoktu ama onlardan varsa da ben hatırlamıyorum. Ben hiç çocuk olmuş muydum onu da bilmiyorum ama neyse önemi yok bunun. İşte o çocuklar büyüdüğünde bu sefer kendi parçalarından hayatlar kurmaya çalışmışlardı. Yalanlardan ev yapanlar vardır. İhanetten aile kuranlar. Sonra sahteliklerden aşk yapmaya çalışanlar vardı. Çok güir de sistem vardı. Bütün kaçak parçaları o satardı ama hep defoluydu parçalar. Çok da para isterdi şerefsiz. Bir tek yalan için ruhunu satan adamlar tanımıştım. İsimleri önemli değil onların. İsimleri yoktu zaten. Kimse onların kim olduğunu bilmezdi. Hatta daha kötüsü kendilerinin kim olduklarını bilmezlerdi.

Hatırlıyorum her şeyi hatırlıyorum. Sistem beni buraya tıkmıştı. Nedense öldürmemişlerdi ama. Belki etimden, sütümden nefesimden çıkan karbondioksitten faydalanıyorlardır. Sistem hep böyle yapardı. Faydalanırdı insanlardan. Yalan satardı hep. Yalanlara isimler koyardı bir de. Rengarenk paketlerdi onları. Gören içlerinde bir şey var zannederdi. Paketler açılınca hiçbir şey çıkmazdı içinden ama paketi açan yaşasın bugün mutluluk aldım derdi. Mutluluk parayla satılır mı salak? Bir bebeğin gülümsemesini hangi parayla satın alabilirsin?

Kızdım yine. Kızdım çünkü insanlar hala o sistemin kölesi. Hoş bende köleyim. Bende adımı hatırlamıyorum. Mesela adım maskeli savaşçı olabilir. Maskem yok ama. Donu yırtık savaşçı da olabilir. Pis kokan hıyar da olabilir adım. Bilmem hiç düşünmedim. Zaten bir ada ihtiyacım yok benim. Kimse yok burada. Sende konuşamıyorsun günlük. Ne yapacağım ki ismi. Yoksa adım salatalık yada fasulye yada eşşek olsa ne değişir. Veya benekli olsa kimin umurundaki bunlar. Her şey yalan aslında. Yalanmış belki, bilmem. Umurumda da değil aslında.

Sonuçta burada evrenin sırrını bulsam söyleyecek kimsem yok. Çok komik değil mi. Ölümsüzlüğün sırrını bulsam mesela kimseye söyleyemiyorum. Ölümsüzlüğün sırrı bile benimle ölür burada. Oysa sistem bir saniye bile daha fazla yaşamayı vaat edemiyor kimseye. Yapabilse varsa kim bilir kaç paraya satardı onu. Düşünsene kendi çıkardığı hastalıklar için ürettiği işe yaramayan ilaçları kaç paraya sattığını. Bir saniye daha fazla yaşayabilmek için neler oluyor bir düşünsene. Başın ağrıyor bir hap içiyorsun sonra bir bakmışsın miden ağrıyor. Onun için de bir hap içiyorsun başka bir şey oluyor sonra. Sonra başka bir şey. Yan etki diyorlar hemde çok gülüyorum. Kahkaha atarak gülüyorum hem de.

Mesela ben deliyim. Cehennemin dibinde tutsağım. Beni iyileştirmek için ilaç veriyorlar. Damarlarımdan veriyorlar hem de. Yanıma yaklaşabilmek için önce iğneyle bayıltıyorlar beni. İlaç işe yaramıyor ama. Düşünmemi engelliyor sadece. Ancak düşünemediğim her an çok daha kötü hissediyorum. Belki anlatsam hissettiklerimi rahatlayabilirim ama kimse dinlemiyor. Sistemin işine gelmiyor çünkü bu. Yoksa ilaç satamaz.

Hani bir tane film vardı. Gelecekte geçiyordu hani. İnsanlık ölmüştü. Robotlar vardı hep. Daha doğrusu insanlar robotlar alıyordu ve onları kendi yerlerine çalıştırıyorlardı. Bu arada aynı insanlar makineye bağlı yaşıyordu. Erimişlerdi, ölüyorlardı ama o makinelerin içindeki sahte dünya o kadar seviyorlardı ki unutmuşlardı yaşamayı. Sonra sistemin herkesi kullandığını öğreniyorduk. O kaçıyordu sistemden. İnsanları kurtarmaya çalışıyordu. Benim gibi diyeceğim ama ben kaçmadım ki. Veya sahte bir cennetten kaçıp cehenneme gittim. En azından acılar gerçek. Buna da çok güldüm.

Sonra başka bir film daha vardı. Yine robotlar vardı ama insanlar robot olmamıştı. O kadar yalnızdılar ki bir kadın robotuna aşık olmuştu. Kendisine gül vermesi için programlanmıştı onu. Parayla almıştı robotu. Daha iyi bir robot almak için daha fazla paraya ihtiyacı vardı çünkü daha iyi bir robot daha iyi bir sevgiliydi. Sonra robot kafayı sıyırıp öldürüyordu galiba kadını. Hatırlamıyorum. Çok da umurumda değil. Belki bu filmler gerçekte yoktu bile. Belki burası da bir makine.

Bir masal vardı. Ben ölmeden çok önce yaşanmıştı o. Salaklık yapma günlük öldüm tabi ki ben. Sistem artık beni kabul etmiyor. Kimliğim yok mesela. Kimliğimde adım da yok. Alışveriş yapmıyorum, tüketmiyorum. Tüketmeyen birisi ölüdür. Ben buraya geldim mesela. Bir tek fareleri ve böcekleri tükettim. Sisteme katkım yok. Beni sürekli izleyen kameralar dışında. Ben zaten kameralara oynuyorum ben. Neyse onlarda umurumda değil. En azından ünlü olurum. Hem belki daha besili fare verirler bana.

Bıraktım her şeyi, vaz geçtim ya. O niye gelmiyor? Onu bir kere görsem ölürüm. Başka bir isteğim yok ki benim. Hayattan bir beklentim de yok. Onu bir kere göreyim günlük. Sadece bir kere. Sonra öldürsün beni sistem. Kafese kapatsın, yanardağa atsın. Umurumda değil. Sadece onu bir kere göreyim. Sadece bir kere göreyim onu ve cennet gerçekmiş diyim. Sonrası önemli değil. Etimi lime lime edip farelere versinler sorun değil. Bir kere göreyim onu. Cennetin olduğunu bilmek istiyorum. Ufak bir umut aslında. Bir kere göreyim onu günlük. Sonra istedikleri gibi öldürebilirler beni. Aşkın bir bedeni olduğu bilmek istiyorum.

Yine ağlamaya başladım. Hiç sevmiyorum ağlamayı. Yerler ıslanıyor hem. Belki çok ağlarsam göl olur ve ben boğulurum. Köpek balıkları yer sonra beni. Öldükten sonrasının önemi yok nasıl olsa. Zaten ölüyüm ben. Onu bir kere görebilmek için yaşıyorum. Hayaletim belki. Sevimli değilim ama. Duvarlardan da geçemiyorum. O da yok.


Daha fazla düşünmek istemiyorum. Daha fazla düşünmek istemiyorum. Onsuzluk çok kötü günlük. Umutsuzluk çok kötü. Ben gidiyorum. Kafamı duvara vurucağım belki bayılırım ve daha fazla düşünemem. En iyi düşünememek. Ölmek gibi işte. Her şey aynı.

Belki görüşmeyiz, iyi bak kendine.



Find Us On Facebook