Küskün



Aslında size anlatmak istediğim bir hikaye var. Bana da bir arkadaşım anlatmıştı. Ona da başka bir arkadaşı. O arkadaş da birisinden duymuş sanırım. Bu yüzden hikayenin kaynağı konusunda çok emin değilim. Ancak hikayeyi her anlatan kişi gerçek olduğu konusunda oldukça iddalı. Gerçeği söyleyeyim hikayenin gerçekliğinden emin değilim ama gerçek olması için dua edebilirim. Eğer o gerçek olursa hayat anlam kazanır ve o hikayeyi bilen herkes yaşamaya başlar.

Biraz karışık bir hikaye bu. Duyguların gerçekliğini kanıtlıyor inananlara. Hatta duyduğum biçimiyle insanın her zaman yaşayabileceği bir olaymış bu. Bilmem ben hiç yaşamadım doğrusu. Karnında uçuşan kelebeklerle alakalı değil bu hikaye. Daha çok o kelebeklerin uçuştuğu orman ile alakalı. Oradaki rengarenk çiçeklerle, yem yeşil çimlerle veya masmavi bulutlarla alakalı. Tabi ben onları da bilmiyorum. Hepsi uzun zaman önce kaybolmuş. Sadece hikayelerde var, eski filmler veya kitaplarda. Artık kitaplarda kalmadı, uzun yıllar önce hepsi yakılmış. Kitapların nasıl koktuğunu bilmiyorum mesela. Hiç görmedim onları. Eski insanlar okurmuş onları ama artık onlardan da kalmadı. Garip bir dünya bu. Sadece eskilere ait hikayeler var onlarda kulaktan kulağa dolaşıyor. Yine de bu siyah beyaz dünyanın renkleri oluyor onlar.

Onları anlatmak da yasaklanmış. Neden olduğunu bilmiyorum. Neden olduğunu düşünmeye iznim yok. Düşünmek yasaklanmış. Daha doğrusu konuşmak yasak artık. Anlatamıyorsun içinden geçenleri. Buna da anlam veremiyorum doğrusu. Anlamlar da yasak zaten. Nefes alıyor ve çalışıyoruz, sadece bunu yapmamıza izin var. O eski zaman kalan hikayeler ise çok farklı. Geçenlerde bir arkadaşım o hikayelerden birini anlattığı için yakalandı. Ondan bir daha haber alamadım. Kayboldu bir anda, dünyadan tamamen silindi. Onun adını anmak bile yasak artık. Öldürdüler onu biliyorum.

Biraz kendimden bahsetmeliyim sanırım. Herkes gibi benim de bir ailem yok. Aile kavramını da geçmişe dair hikayelerden biliyorum. Bir hastanede dünyaya geldim. Ancak kimin çocuğu olduğum belli değil. Herkes benim gibi ama sadece belirli insanlar çocuk sahibi olabilir. Beni bir şirket yetiştirdi. O büyüttü, okula gönderdi iyi bir çalışan olabilmem için. Şu anda 27 yaşındayım. Kendimi bildim bileli buradan hiç dışarıya çıkmadım. Dışarıda ne var bilmiyorum. Önemi yok. Bunları yazmamın sebebi size bir hikaye anlatmak istiyorum. Biliyorsunuz yası da yasak artık. Düşünmek yasak olduğu için yazmak da yasak. Yazmanın da cezası var eğer yakalanırsam sonum arkadaşımın ki gibi olacak biliyorum ama engel değil bu. Bu hayatı istemiyorum ben. Sonumun hiçbir önemi yok. Ne kadar kabayım kendimi tanıştırmadım sizinle. Benim adım.. neyse ismimi söylemesem daha iyi. Siz en iyisi bana küskün deyin. Küskünüm bu hayata. Hikayemi anlatmaya başlayayım ben en iyisi lafı çok uzatmanın da anlamı yok.

Hikaye kimsenin bilmediği bir duygu ile alakalı. Adı aşk. Ben ne anlama geldiğini öğrenmeye çabaladım ama kimse bilmiyor. Bilmek yasak çünkü, bilenlerde anlatmıyor. Bana aşkı bir arkadaşım anlattı ve kendisi şu an bu dünyada değil. Daha sonra başka bir arkadaşım başka bir hikaye anlattı ve sizinle onu paylaşmak istiyorum. Onun deyimine göre bu hikaye çok uzun zaman önce geçiyormuş. Kitapların, çiçeklerin ve gökyüzünün olduğu zamanda. Aşk bir erkek ile bir kadının birbirine karşı hissettiği duygunun adıymış. Anlamsız geliyor kulağa farkındayım ama o zaman duygular da varmış. Hissetmek yasak değilmiş. Arkadaşlık bile serbestmiş o zamanlar.

Çok garip geliyor kulağa farkındayım. Ben arkadaşımın hikayesine geri döneyim en iyisi. Demişti ki bana bir adam ve bir kadın varmış ve onlar dünyanın iki farklı bölgesinde yaşıyorlarmış. İkisi kendi hayatlarında çok mutsuzmuş ama. Ne yapsalar bu mutsuzlukları azalmıyormuş hiç. Birbirlerini de tanımıyorlarmış. Dünyanın iki farklı ucunda yaşayan iki farklı insanmış ve arkadaşımın anlattığına göre o zamanlarda insan tek başına yaşamıyormuş. Erkekler ve kadınlar aynı evi paylaşıp aşk denilen duygu ile yaşıyorlarmış. Onlar ise hayatlarını paylaşabilecek kimseyi bulamamışlar.

Bu cümlenin ne anlama geldiğini anlayabilmek için çok düşündüm. Hala daha bilmiyorum. Aşk öyle bir şeymiş ki iki kişi kendilerine başka bir dünya yaratıyormuş. Dünyadaki tüm renklermiş aşk. Tabi ki ben nasıl olduğunu bilmiyorum. Duyduğum tanıma en yakın olay okuldayken yan sıramda oturan bir kızla aramda geçenlerdi. Onda da sadece bakışıyorduk. Garipti ona bakmak. Sanki kalbimin atışı hızlanıyordu. Çok da fazla bakamıyorduk birbirimize çünkü o da yasaktı. Hissetmek yasaktı demiştim ya hani yasaktı ve ben de cezalardan çok korkardım o zamanlar. Bir keresinde kazara çarpışmıştık onunla. O yere düşmüştü ve bende onu kaldırmak istemiştim. Onun elini tutup kaldırdığım sırada ilk kez başka bir tene dokunmuştum. Onun ısısını hissetmiştim. O kadar başka bir şeydi ki sanki yaşamı bulmuştum onda. Kısa bir süre sonra onu aldılar yanımdan. Çünkü izleniyorduk her yerde kameralar vardı. Hissetmek yasaktı demiştim ya hani. Onu yerden kaldırdıktan sonra bana yaklaşıp kendine çok dikkat et demişti. Onu götüreceklerini adı gibi biliyordu. "Hoşça kal" dedi bana ve "ki bir gün tekrar görüşeceğiz" diye ekledi "lütfen unutma beni."

Kendimi iyi hissetmiyorum. Onu tekrar hatırlamak nefes almamı engelliyor. Gözlerim nedense ıslak. Bir damla yanağımdan aşağıya doğru süzülüyor. Eskiler buna ağlamak diyormuş. Evet ilaçlarımı almadım. Yemeklerimi de yemedim. Çünkü yemedikçe hissedebildiğimi fark ettim. Bu şekilde kontrol ediyorlar sanırım insanları. Kendimi iyi hissetmiyorum. Kimse bana yazmanın bu kadar zor olduğunu söylememişti. Sanırım daha sonra devam etmeliyim. Belki en iyisi bu olur. Hem işime geri dönmeliyim. Yazdıklarımı da güzelce saklamalıyım fark edilmek istemiyorum. Ona ulaşmam gerekiyor. Onu bulmalıyım.





Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook