Zaman harabeleri, Yeni hatıralar

Zaman harabeleri


"Gerçek miydi yaşadıklarım yoksa herşey bir hayal miydi bunu bilemiyorum. Daha kötüsü ise geçmiş ve gelecek birbirinin içine giriyor ve ben nereye gideceği bilmiyorum. Çok fazla şey gördüm bu hayatta. İnandığım, güvendiğim birçok şey yok oldu. Kimse kalmadı geriye. Dünya bile yok olacakmış. Her şey bitecekmiş. Belki ben göremem dünyanın sonunu ama onun yok olacağını bilmek garip bir hüzün katıyor duygu durumuma," adam restorandan çıkarken kendi kendine konuşmaya devam ediyordu. Gördükleri, yaşadıklarının bir anlamı olmalıydı ama o anlamı bulamıyordu.

Zamanda yolculuk yapması nasıl mümkün olabilirdi. 86 mile çıkabilen bir arabası bile yoktu onun, geleceğe nasıl gidebilirdi. Bu düşünce ona deliliğin sınırlarında yol aldığını hatırlatmaya yetiyordu aslında. Hayal ile gerçek arasında geçen onca yılın ardından deliliğini kabul edebilmek onun için oldukça önemliydi. Ancak deliliğini kabul etmenin onun için kötü bir tarafı da vardı. Bundan sonra ne yapacağını bilemiyordu.

Evine doğru yol alırken yaşadıklarını yazmaya karar verdi ancak hangi sıra ile anlatması gerektiğini bilemiyordu. Yaşadıklarını anlatmaya kalksa ona satırların bile inanamayacağını düşünüyordu aslında. Eğer kendini cümlelere inandıramazsa ne yapardı ki. Satırlar bile ona inanmazken o nasıl inanabilirdi yaşadıklarının gerçekliğine. Durum böyle olunca evine geçtiği zaman yazmaya kalkışmadı bile. Zaten kafasının içinde dolaşan yeteri kadar düşünce vardı ve onlara daha fazlasını eklemeye niyeti yoktu.

Kendisini mantıklı düşünmeye zorluyor ve bu düşünceler onu gördüklerinin gerçek olmadığı söylüyordu. Aslında kavramsal olarak baktığında gerçekti gördüklerinin yanlış olmaması. Hayatı boyunca yanılmalarının bir istatistiğini yapmaya kalksa aslında hiçbir zaman gerçeği göremediğini fark ederdi.

Bu düşünce onu başka bir noktaya doğru götürüyordu ve o noktada gerçeği görmediğini mi yoksa kandırıldığı mı anlamaya çabalıyordu. Bir suçlu bulması gerekiyordu onun ve başkalarını suçlamak kolay bir yoldu ancak onlara inanan kendisiydi ve suçu üzerinden atamıyordu. Zaten bir suçlu bulsa bile değişen bir şey olmayacaktı.

Koltuğuna oturduğunda delirmiş olduğu konusunda hem fikirdi artık. Zaten delirmek başına gelebilecek en güzel şeydi. Bir diğer taraftan da tekrar o yıkılmış şehre gittiği zaman ne yapacağını düşünüyordu. Yaptığı hesaplara göre her gidişte orada daha fazla kalıyordu. Bu da ona orada daha fazla zaman geçirme imkanı tanıyordu. Yaşlı adama daha fazla soru sorması anlamına geliyordu hepsi. Daha fazla soru ise ona daha fazla soru olarak geri dönecekti. Anlamıştı bu oyunun mantığını, her cevap on soru olarak geri dönerdi. Zaten hayatın kuralıydı bu şimdiye kadar kaç cevap bulduysa o kadar yeni soru ile karşılaşmıştı.

Oraya nasıl gidebileceğini düşündüğü sırada kendini yine yıkılmış bir binanın enkazının üzerinde oturan yaşlı adamın yanında buldu. Bu yer değiştirmelere artık alışması gerekiyordu ama henüz yapamamıştı bunu. Yaşlı adam onu gördüğünde gülümsedi ve "hoş geldin" dedi. "Bende seni bekliyordum."

Birisi tarafından beklenmek farklı bir duyguydu. Uzun zamandır kimse beklememişti onu. Bu yüzden fazlasıyla alışkındı bu yalnızlıkla yaşamaya. "Hoş geldin" denmesini beklememişti aslında yine de hızlı bir "hoş bulduk" diyerek cevapladı yaşlı adamı. "Buraya nasıl geliyorum?" diye sordu belki aklındaki ilk soru bu değildi ancak en çok cevaba onun sayesinde ulaşabilirdi.

Yaşlı adam kısa bir kahkaha attı bu sorunun üzerine ve konuşmaya başladım "Kim bilir neden geliyorsun buraya. Belki zaman kırılıyordur, belki sen zamanda yolculuk yapıyorsundur. Önemli mi cevaplar veya alacağın cevaplar burada olduğun gerçeğini değiştirebilecek mi."

Aslında aldığı cevapların aklındaki soruları azaltması gerekliydi tabi bunlar hep teorideki bilgilerdi ve teorinin pratik ile arası pek iyi değildi. "Buraya bir tek ben mi geliyorum?" diye sorduğunda aslında tek olup olmadığını öğrenmek istiyordu. Belki başkaları varsa onlarla da iletişim kurabilirdi.

"Senden daha önce bir kız geldi buraya. Şaşkındı, karmaşıktı ve ağlıyordu. Konuşmadık onunla, o kadar mutsuzdu ki konuşabileceğini sanmıyordum. Ondan başka kimse gelmedi. Sonuçta dünyanın sonundayız ve birilerinin gelmesi çok mantıklı değil."

Ağlayan bir kız gelmişti demek ki oraya mutluluğu bulamayanlar gidebiliyordu. Bir an için kendi geçmişini düşündü ve oraya gitmeden önceki halini hatırladı. Ölümle köşe kapmaca oynuyordu aslında. Baktığı köprüler ona dost görünmeye başlamıştı. Acaba kız da onun gibi mi hissediyordu? Eğer onun gibi hissediyorsa ne yapması gerekiyordu.

"Peki ya o kız hangi zamandan geldi?" diye sorduğunda yaşlı adam eliyle kırlaşmış saçlarını karıştırdı düşünür bir ifade ile "Eskiden sanırım, senden çok daha önceden. "Niye önemli ki senin için."

"Bilmiyorum sadece benim gibi birisinin daha olması farklı bir duygu."

"Evet, o da senin gibi. Buraya gelmeden önce bir köprüye doğru yürüyordu. Dost olmasını istediği bir köprüye."

Kafasındaki soru işaretleri artmıştı adamın ancak bu soruların cevaplarını aramaya çalışmıyordu. Ona benzeyen birisi daha vardı ve bu bilgi bile onun için yeterliydi. Bir anda karşısında seçenekler belirdi ve o seçenekler kayboldu. "Onun için ne yapabilirim" diye sorduğu zaman yaşlı adam elini havaya doğru kaldırdı ve gökyüzünde küçük bir pencere açıldı.

Pencerenin diğer tarafında kızın biri köprünün parmaklıklarına tutunuyordu. Siyah uzun saçları beline kadar iniyor, sanki beyaz tenini örtmeye çalışıyordu. Aşağıya doğru bakmıyordu kız, sanki ne kadar yüksekte olduğunun hiçbir önemi yoktu. Güzel yüzü göz yaşları ile ıslanmıştı ve yanaklarından yaşlar süzülmeye devam ediyordu. Kızı gören adam gökte açılan pencereye doğru bir adım attı ve yaşlı adam başını iki yana salladı "Ona bu şekilde ulaşamazsın."

Kız ellerini bırakıp atlamaya hazırlandığı sırada adam "onun için ne yapabilirim?" diyerek bağırdı. Sesi yıkılmış binaların arasında dolaştı bir süre ama yankılanmadı. Yaşlı adam ise onun omzundan tuttu ve "bunu sadece sen biliyorsun" dedi. Adam gözlerini kapattı ve kızın yanında olmak istediğini düşündü ama hiç bir şey olmadı.

Kız boşluğa doğru bir adım attığı sırada adam "hayır" diye bağırdı tüm gücüyle ve her yer karardı.

Resim: Alexander Kruglov


Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook