Aşkın mezarı 2. kitap 8. bölüm

Erkek sürekli olarak düşünüyordu. İçinden karşısında birisi olmasını istiyordu. Bu sayede yeteneğini deneyebilir ve onu öğrenebilirdi. Aslında kız ile konuşurken veya şapkalı adamın karşısındayken bunu yapabilirdi ama ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Yeteneğinin nasıl ortaya çıktığını düşünerek bayağı zaman geçirdi. Aslında yorgundu ama düşünmesi gerekiyordu. Siyahlı adamların elinden nasıl sağ kurtulmuştu. Bunu şapkalı adama sormalıydı neden onu da diğerleri gibi silmemişlerdi.

...

Kız ise soluk bir rüya görüyordu. Kurumuş ve parçalanmış toprakların olduğu bir yerdeydi. Güneş tam tepedeydi demek ki öğle saati gelmişti. Nereye gideceğini bilmiyordu tek bildiği şey güneşin tenini yaktığıydı. Bir süre boyunca kurumuş toprak parçalarının üzerinde yürüdü. Etrafında başka hiçbir şeyin olmaması dikkatini çekmişti. Neredeydi ki orada hiçbir şey yoktu?

Biraz daha yürüdükten sonra bir yol ayrımına gelmişti. Bir yol ilerideki yeşilliklerin olduğu bir yere doğru ilerliyordu diğerinde ise sarı toprak aynı şekilde devam ediyordu. Ne yapması gerektiğini bir süre boyunca düşündü. Yeşil yere doğru ilerlerse bir şeyler bulabilirdi ama diğer yolda hiçbir şey yoktu. Ne olmuştu oraya öyle? Neden hiçbir şey yoktu? Cevapları bulması gerekiyordu ve kurumuş toprakların olduğu yerden yürümeye devam etti.

Biraz daha ilerledikten sonra susuzluktan daha fazla ilerleyemeyeceğini fark etti ve yere çöktü. Güneş yüzünü de yakmasın diye kollarıyla yüzünü kapattı. Bu esnada bir ses duyduğunu sandı ve saklamaya çalıştığı başını kaldırdı. Karşısında bir erkek duruyor ve ona su uzatıyordu. Kız erkeğin uzattığı suyu içti ve sonrasında nerede olduğunu sordu.

Erkeğin cevabı soğuktu, "Her şeyin sonundasın."

"Nasıl yani?"

"Her şey yok oldu? Sistem kazandı."

"Bu nasıl olabilir? O kazanmasın diye uğraşıyorduk biz?"

Adam cevap vermeye çalıştığı sırada yer sarsılmaya başladı ve ikisi de yere düştü. Bir an sonra sarsıntı şiddetlendi. Sarsıntı şiddetlendikçe topraktaki çatlaklar derinleşti ve bir kaç an sonra kız ile erkek arasında toprak ikiye bölündü. Birkaç an sonra ikisinin arasındaki mesafe giderek açılıyordu. O an kız erkeği tanıdığını hatırladı ve "Senden ayrılamam!" diye bağırdı. Bir an kadar kadar sonra kız koşmaya başladı ve uzaklaşan erkeğe doğru zıpladı. Havadaydı ve karşıya geçip geçemeyeceğini bilmiyordu ama umurunda bile değildi.

Tam erkeğin uzatmış olduğu eli tutacakken terler içinde uyandı. Nereye gelmişti. Etrafına baktığı zaman şapkalı adamın yanında odada olduğunu hatırladı. Erkek diğer odadaydı. Acaba uyumuş mudur diye düşündü sonra onun rahatsız etmek istemediği için bu düşünceden vazgeçti. Gördüğü rüyayı ona anlatmalıydı ama. Uyumuşsa ne olacaktı? En iyisi daha sonra anlatmak olurdu. Belki biraz daha uyuyabilirdi. Hem şapkalı adama da anlatırdı belki o rüyanın ne anlama geldiğini biliyor olabilirdi. Erkek uyumuştur mutlaka, keşke uyumasaydı diye geçirdi içinden onu görmek güzel olurdu. 

...

Erkek ise olanlardan habersiz bir şekilde tavanı seyrediyordu. Aynı sorular kafasının içinde tekrar ve tekrar dolaşıyordu. Neden onu bırakmışlardı? Oradan nasıl kaçmıştı ve neden yetenekleri vardı? Belki de en önemli soru buydu, neden yetenekleri vardı? İkinci en önemli soru ise yeteneklerini nasıl kullanacağıydı. Onu şapkalı adam anlatabilirdi belki sebepleri de verebilirdi ama onun sorunu başkaydı. Kız onu kurtarmayı göze almışken, zamanı durdurmuşken o ne yapmıştı. İçinden bir ses sorunun yanlış olduğunu söylese de aynı soru zihninde dolanıp duruyordu. Belki şimdiye kadar bir şey yapmamış olabilirdi ama ileride yapardı. Zaten kızın yaptıklarının aynısını onun da yapması mı gerekirdi? Neden böyle olmuş, onca şey yaşadıktan sonra neden buna takılmıştı.

Düşüncelerinden kaçmak için önce sağa dönüp yatmayı denedi, sonra sola dönerek yatmayı denedi. Ters yatmayı denese de yine olmadı, bacaklarını karnına doğru çekmek de işe yaramamıştı. Acaba kız ne yapıyor diye düşündü. Uyumuştur dedi kendine, evet kesin uyumuştur. Uyumuş olmasaydı onu görmek güzel olurdu diye düşündü. Neden güzel olabileceğini bilmiyordu. Hatta hiçbir fikri yoktu. Sadece onu siyahlı adamlardan kurtaran düşüncelerden birisi kızı tekrar görmekti. Aynı düşünce şu anda da devam ediyordu. Diğer düşünce ise aşkı kurtarmaktı. Aşkı kurtarmak çok daha önemliydi ama kız olmadan onu başaramazdı. Acaba kızı görmek istemesinin sebebi bu muydu? Belki de sadece ona iyi olduğunu söylemek istiyordu? Zaten kız onu görmüştü, tekrar söylemesine gerek yoktu. O zaman dışarı çıkarsa ve kız uyumamışsa ona ne söyleyecekti? Belki aşk hakkında konuşurlardı, belki yetenekleri ile alakalı. Başka ne vardı bilmiyordu. Şarkılar ve yazı da olabilirdi ama ya başka.

İçinden bir ses kapıyı açıp dışarıya çıkmasını söylüyordu. Sonra kafasını kızın kapısına yaslar ve ses varmı yokmu diye dinlerdi. Eğer ses varsa kapıyı çalardı ama ses yoksa yatağına geri dönerdi. Bu çok mantıklı olurdu aslında hem kızı da uyandırmamış olurdu. Neden uyuyamamıştı ki o? Uyusaydı bunları hiç düşünmemiş olacaktı. Sessiz bir biçimde odanın kapısına doğru yürüdü ve yine çok sessiz bir biçimde kapıyı açmak için kapının kolunu tuttu. Neden böyle hissettiğini bilmiyordu ama nefes almak ona çok zor geliyordu. Sanki aldığı nefesi sonsuza kadar içinde tutmak istiyormuş gibi hissediyordu. Acaba yatağına geri dönse daha iyi mi olurdu? Hem kızı uyandırmamış olurdu ama kızı uyandırmamak için planını yapmıştı. Fakat ya kapıya yaklaştığı sırada dengesini kaybedip düşerse ve kapıya çarparsa kız uyanır ve korkardı. Bunu hiç istemiyordu. En iyisi kapıyı açıp dışarıya bakmak ve sonra geri gelmekti.

Ancak kapıyı hiçbir zaman açmadı sebebini bilmiyordu ama sanki dışarıya çıkması yasaklanmıştı. Aslınca yasaklayan kimse olmamıştı ama yine de dışarıya çıkmak istemedi. Bunun sebebinin dışarıya çıkıp onu görürse ne söyleyeceğini bilmemesi olabilirdi elbette ne yapacağını bilmemesi de olabilirdi. Aslında kızın düşüncelerini okusa güzel olurdu ama düşüncelerini okuyup ne öğrenecekti veya ne öğrenmek istiyordu. Bu yüzden düşüncelerini okumaması için daha iyi dedi kendine ve yatakta önce sağa bir süre sonra sola döndü. Biraz daha zaman geçtikten sonra yüz üstü yatmayı denedi ve yine de uyuyamadı.

Aşkın mezarı 2. kitap 7. bölüm

Bir kaç an boyunca gözlerini kapattı erkek ve nefes almadı. Bir kaç an geçtikten sonra heyecanlı ve şaşkın bir şekilde anlatmaya başladı. "Sen pencereden atladıktan sonra ben siyahlı adamlarla karşı karşıya kalmıştım. Biraz zaman kazanmak ve kaçman için bir fırsat oluşturmak için yere çöktüm ve ellerimi havaya kaldırdım. Bu teslim olduğum anlamına geliyordu. Hiçbir şey söylemeden ellerimi bağladılar ve kafama bir şey geçirdiler. Bu esnada en son olarak birisinin (Kız gitmiş) dediğini duydum. Daha sonra bir şey koklattılar ve sonrasını hatırlamıyorum."

"Seni bayıltmışlar" dedi şapkalı adam ve kız "Anlat daha sonra neler oldu" diye ekledi hızlı bir şekilde.

Devam ediyorum "Kendime geldiğimde küçük ve karanlık bir odadaydım. Yanımda bir adam bekliyordu. Yüzü bir maske ile kapatılmıştı ve sadece gözlerini görebiliyordum. Gözleri gerçekten korkutucuydu. Ancak benim korkma sebebim o değildi" kıza doğru dönerek "başına bir şey gelmesinden korktum ben. Neyse bana bir kaç tane soru sordu. Orada ne işim olduğunu, kaçan kızın kim olduğunu, neyi saklamaya çalıştığımızı mesela. O an her şeyin karıştığı zamandı aslında. Orada ne işim olduğunu sorduğunda sanki onun düşüncelerinin işinde dolaşıyordum. O soruyu neden sorduğunu anladım ve hangi cevapların iyi, hangilerinin kötü olduğunu. Bu sayede vereceğim cevapları kestirebiliyordum ama tabi başlarda bu kadar ilerlememişti. Onunla olan konuşmamızın sonlarına doğru artık o bir soru sorduğunda istediği cevapları, hangi cevaba nasıl tepki vereceğini ve onun tepkilerine benim tepkilerimin nasıl olması gerektiğini biliyordum."

"Düşünceleri okuyabiliyorsun. Bu çok özel bir yetenek." dedi şapkalı adam hafif bir gülümseme ile.

"Ama nasıl olduğunu bilmiyorum. Keşke bilseydim."

"Öğreneceksin merak etme. Hadi sen anlatmaya devam et."

"Evet, onun düşüncelerini bu kadar detaylı bir şekilde bilmek başlarda çok zordu ancak kısa bir süre sonra alışmıştım. Bana aşkın koruyucularını sorduğunda aşkın ne olduğunu sordum. Bu esnada mimiklerimi de onun düşüncelerine göre şekillendiriyordum. Aşkın korucularını bilmediğimi söyledim, öyle bir şeyi hiç duymadığımı. Cevabıma inandığını düşünmüştüm ama sanırım emin olmak için beni bir makineye bağladı. Onun düşüncelerine göre hareket ederek makinayı da inandırdım.

Ancak bu yeterli gelmiyordu ve bana sürekli sorular soruyordu. Bir süre sonra masanın üzerine bir bardak ve bir şişe su koydu. Ona doğruları söyleyene kadar tek bir damla bile içemeyeceğimi söyledi ki bir damla su için her şeyi yapabilirdim. Bir ara başka birisi geldi ve benim kafamı tekrardan kapattılar. Sadece şunu duyabildim (Kahin bizimle olsaydı gerçeği öğrenmemiz daha kolay olacaktı.) Bir kaç an sonra kapı kapandı ve başımdaki örtüyü çıkarttılar. Beni kaldırıp başka bir koltuğa geçirdi. Eğer yalan söylersem beni elektrik çarpacağını bu yüzden doğruyu söylemem gerektiğini ekledi. İşin garibi beni hiç elektrik çarpmadı. Bu yöntem de işe yaramayınca kafamı su dolu bir kabın içine soktu. Su hem soğuktu hem de nefes alamıyordum. Bir kaç kere kafamı suya sokup çıkardılar. Beni konuşturmaya çalışıyorlardı ama tek bir kelime bile söylemedim onlara ve en sonunda (Bu hiçbir şey bilmiyor) diyerek beni çıkarttılar. Kafamı yine kapattılar ve bir yere bıraktılar beni. Sonra bir süre sonra ellerim çözüldü ve kafamdakini çıkarttım. Takip edilme ihtimaline karşılık eve geçtim ve bir süre sonra karanlılardan ilerleyerek buraya geldim."

"Yani biz senin tutulduğun yere geldiğimizde sen gitmiştin?"

"Oraya mı geldiniz siz?"

"Tabi ki oraya geldik! Seni onlara bırakacağımızı mı sandın?"

"Daha önce kimse benim için böyle bir şey yapmamıştı. Ne söyleyeceğimi bilemiyorum."

"Neden bize daha önce haber vermedin? Eve geçtiğinde mesela, bir bilgi gönderebilirdin mesela."

"Denedim ama hiçbir şekilde ulaşamadım size. Senin iletişim aygıtını buldum ve ona bir yazı gönderdim ama onu görmedin sen. Bende hepimiz için güvenli olsun diye bekledim."

"Evet, oraya giderken yanımıza almamıştık."

"Hadi yeter tartışmayı bırakalım. Sen tekrardan aramıza geldi ve yeni bir yeteneğin var. Yani ikinizde belirli yeteneklere sahipsiziniz. Bu yetenekleri birlikte geliştireceğiz. Kız sana yeteneğin ne oldu anlatacaktır temel olarak. Şimdi bu gece çok yorulduk ve ikiniz de dinlenin. Yarın olunca yapacak çok işimiz var." dedi şapkalı adam.

Hemen ardından kız ve erkek şapkalı adamın işaret ettiği yerde daha önce orada olmayan iki tane odaya girdiler. Uyumaları gerekiyordu ama ikisi de uyumak yerine konuşmak ve hissettikleri korkuyu anlatmak istiyordu. Ancak uyku o an için daha öncemliydi. Önce kız ve daha sonra erkek uyudu.

Uykuya dalmaları biraz zaman almıştı. Erkeğin uyuması kıza göre daha zor olmuştu.. Yaşadıkları aklından çıkamıyordu. Siyahlı adamlara o kadar yakın olmayı, ona acı çektiren o adamı ve boğulma hissini unutamıyordu. Kızı kaybetmiş olma ihtimali ise hepsinden kötüydü. Hala orada neler yaptığına inanmakta zorlanıyordu. O nasıl bir insanın zihninden geçen düşünceleri okuyabiliyordu. Aslında son dönemde yaşadıkları hesaba katılırsa şaşırmaması gerekiyordu ancak bu mümkün değildi. Demek ki ikisi de özel insanlardı. İkisinin de özel yetenekleri vardı ve bu bilgi onun aşkı bulmaya dair inancını arttırıyordu.

Kız ise uykuya dalmadan önce erkeğin yokluğunu düşündü. Hala ne olduğunu bilmese de sanki bir parçası eksikmiş gibi hisettiğini düşündü ancak hangi parçanın eksik olduğunu bilemiyordu. Bu aşkı bulamama düşüncesinden gelen bir durum muydu yoksa başka bir şey miydi bilmiyordu ama onu tekrar görmek çok iyi hissettirmişti. Tamamlanmış gibi değil de sanki eskisinden daha fazlalaşmış gibi hissediyordu. Bu durum da oldukça farklıydı ama sorgulamadı. Bunun yerine kendini huzurlu bir uykunun kollarına bıraktı.


Aşkın mezarı 2. kitap 6. bölüm

Siyahlı kız ve şapkalı adam geldikleri yoldan geriye doğru dönerken bir süre boyunca duman soludular. Duman solmak zararlıydı bu yüzden şapkalı adamın ona vermiş olduğu bez parçası ile ağzını kaplamıştı. Şapkalı adama göre bu dumanın zehirleme süresini biraz daha arttırabilirdi.

İlerledikçe dumanın azalmasından dolayı şanslılardı. İkiside dumanlı havayı gereğinden fazla solumak istemedikleri için fazla konuşmuyorlardı. Zaten geri döndükleri zaman konuşacak çok fazla şeyleri olacaktı.

Biraz daha ilerledikten sonra duman azalmaya başlamıştı ve ilk kız konuşmuştu "Neden onu bulamadık?"

"Bilmiyorum orada olması gerekiyordu. Olasılıkçının şimdiye kadar hiç hata yaptığını görmedim. Bu işin içinde başka bir şeyler var ve hepsi ortaya çıkar."

"Daha fazla beklemek istemiyorum, bir an önce onu bulmalıyım ve.." bir an için kız cümleyi nasıl devam ettireceğini bilemedi. Onu bulup ne yapmak istiyordu ki büyük bir hırsla söylediği cümlesi bir anda yok olup gitmişti. Bir an boyunca duraksadı ve "onu bulup beraber aşkı bulacağız elbette" dedi, cümlesinin bitiminde derin bir soluk verdi sanki büyük bir yükten kurtulmuş gibi.

"Merak etme ona bir şey olmayacak. Orada olmadığına göre birkaç ihtimal var. İlki onu başka bir yere götürdüler ama neden. Bu ihtimal hiç mantıklı değil. İkinci ihtimal bir şekilde oradan kaçtığı ama bunu da gösteren hiçbir işaret yok. Eğer orada başına bir şey gelmiş olsa zaten orada olurdu. O zaman onun iyi yolduğunu farz etmek isterim. Eğer başına başka bir şey gelmediyse."

"Ne gelebilir ki onun başına? Daha kötü ne olabilir?"

"Daha kötüsü her zaman olabilir ama şu an bunu düşünmeye gerek yok. Bir an önce geri dönüp neler olduğunu bulalım."

Bir süre daha ilerledikten sonra tekrardan yerin üstüne çıktılar. Temiz hava almak bir an için kıza iyi gelmişti. Bir an sonra "hadi gidelim." dedi şapkalı adama bakmadan, kesin ve emredici bir tondan. Onun bu şekilde konuşması oldukça yeniydi.

İkisi birlikte içi dışından daha büyük olan yerin kapısından içeriye girdiler. Buranın bir ismi olması lazım diye düşündü kız. Onu bulduktan sonra kesinlikle buranın ismini öğrenmesi gerekiyordu.

İçeriye girdikleri zaman olasılıkçı bir masaya oturmuş ve hesap yapıyordu. Onun ne yaptığına aldırmadan kız konuşmaya başladık "Onu bulamadık, orada yoktu."

Olasılıklı başını kağıtla doğru eğdi ve sayfaları çevirmeye başladı. "Hayır, onun orada olması gerekiyordu. Başka bir yerde olamaz, başına da bir şey gelmiş olamaz."

"O zaman nereye kayboldu o? Neden onu bulamadık?"

"Tamam sakin ol, o hesaplamaları tekrardan yapsın. Biz de bu arada biraz oturalım ve neler olabileceğini düşünelim."

"Oturmak istemiyorum."

"Bazen oturmak en iyi seçenektir. Aklımıza gelmeyen bir şey olmuş olmalı ve onu bulmalıyız."

İkisi birlikte daha önce erkekle birlikte oturdukları koltukların oraya geçtiler ve kız yine geçen sefer oturduğu yere oturdu. "Aklımıza gelmeyen ne olabilir ki? Her şeyi düşündük!" kız konuşurken ses telleri normalden daha fazla titreşmeye başlamıştı ve sanki bir şey boğazının üstüne baskı yapıyordu.

"Sakin ol. Eğer onu yakalamış olsalardı orada olması gerekirdi. Demek ki onlardan kaçmış olma ihtimali var ama onlardan kaçmış olsaydı buraya gelirdi. Demek ki hala kaçmaya devam ediyor veya başka bir yerde saklanıyor. Veya ağır bir şekilde yaralandı ve onu yaralıların olduğu yere götürdüler. Bu ihtimal bana çok mantıklı geldi. Olasılıkçı bu durum üzerine hesaplar yapmaya başla ve olası bir herekatta kaç kişiye ihtiyacımız olacağını söyle."

Olasılıkçı hiç bir ses vermeden başka sayfalar aldı ve tekrardan yazmaya başladı.

"Şimdi ne olacak?"

"Bekleyeceğiz, fazla beklemeyeceğimizi düşünüyorum ama."

Onlar farklı yönlere doğru bakıp düşünmeye çalışırlarken mekanik bir ses duydular. "Kim gelmiş olabilir?" dedi şapkalı adam biraz şaşkın bir tonda. Daha sonra koltuğunun yan tarafında duran bir ekranı yukarıya kaldırdı ve "o geldi" dedi.

Bir an kadar sonra kapı kendiliğinden açıldı ve erkeğin içeriye giren silueti gözüktü. Bu kızın koltuktan fırlayıp erkeğe doğru koşmaya başladığı andı. Kısa bir süre sonra iki karşı karşıya kalmıştı ve ikisi de ne yapacaklarını bilemiyordu. Bir kaç an sessizlik içinde geçtikten sonra şapkalı adam konuştu yüksek sayılabilecek bir ses tonuyla "Nedeydin sen?"

"Hepsini açıklayacağım ama çok karışık şeyler oldu ve nasıl anlatacağımı bile bilmiyorum. Bir şeyler içmeliyim sanırım çünkü ağzım kurudu ve biraz da nefes almalıyım. Erkek kız ile birlikte koltuğa oturdular ve biraz nefes aldı. Bir kaç an sonra ise konuşmaya başladı "Kaçtım."

"Bunu tahmin ediyordum da kaçmayı nasıl başardın?"

"İşte karışık olan bölüm burası. Biraz kafamı toparlamam lazım."

Aşkın mezarı 2 kitap, 5. bölüm

Siyahlı kız ipe tırmanmayı bitirdikten sonra birkaç el silah sesi duydu. Silah sesleri gelmeye başladığı anda büyüğün daha hızlı hareket ettiğini fark etmişti, büyük ihtimalle çatışmaya katılmak istiyordu. Kendisi ise onun aksine daha normal bir hızla yükseliyordu. Ateş seslerinin iki farklı taraftan gelmesi ise patlamadan sağ çıkanların olduğunu gösteriyordu. İpe tırmanmaya devam ederken derin bir nefes aldı ve zihnini boşaltmaya çabaladı. Başarıp başaramadığından emin olabilmek için tekrar ve tekrar denedi.

Büyüğün yukarı çıkması kolay olmuştu ancak ipin zeminle buluştuğu yere geldiklerinde kız kendini yukarıya çekemiyordu. Nasıl yapacağını bilmiyordu demek ki bu işler için yeteri kadar güçlü değildi. Tam orada asılı kaldığını düşündüğü sırada bir elin ona doğru uzandığını fark etti. Eli tuttuğu anda kendini yukarıda yerde uzanmış bir şekilde buldu.

Etrafa hızlı bir şekilde baktığı zaman ilk dikkatini çeken şey havadaki toz bulutuydu. İkinci olarak da etrafa saçılmış durumda olan siyahlı adam parçalarıydı. Onlarla kanının aynı renkte olması ve o kanın her yere saçılmış olması ne kadar da ironikti. Şimdi bunları bırakıp biraz daha etrafı incelemeliydi. İleride 3 kişi sayabildi ve onlar hala ateş etmeye devam ediyorlardı. Parçalara ayrılanların kaç kişi olduklarını sayamayacağına göre en az 3 kişi olduğunu düşündü.

Şimdi onun gösteri zamanı gelmişti. Büyük bir gösteri yapmak istiyordu. Bir an içinde siyahlı adamların hepsini ortadan kaldırıp onu kurtarmayı planlamıştı. Ona "senin için geldim" demeyi çok fazla istiyordu. Bu isteğin sebebini bilmiyordu aslında ama ona tekrardan ulaşmaktan başka bir amacı yoktu. Başka türlü aşka asla ulaşamazdı.

Şapkalı adamın söylediklerini düşündü bir süre boyunca. Önce gözlerini kapatacaktı ve sonra nefesini tutacaktı. Zihnini boşaltıp tüm düşünceleri uzaklaştıracaktı kendinden. Gözlerini açtığında havada asılı duran kurşunların çok ağır bir şekilde hareket ettiğini gördü. Demek ki ateş etmeye başlamışlardı. Onlar ateş etmeye başladıkları zaman eğilen siyahlı kızın saçları hala hareketinin etkisiyle oluşan rüzgarda sallanıyordu. Onların yere doğru yolculuk yapmalarına biraz daha vardı.

Büyük ise ateş etmeye devam ediyordu. Silahından peşi sıra çıkan kurşunları seyretti bir andan daha az bir süre boyunca. Daha sonra kurşunların alt bölümünün silahtan fırlamasını ve yere doğru düşmelerini seyretti. Şimdi onun zamanıydı ve ayağa kalkıp koşmaya başladı. Kurşunların arasından geçerken ki toplamda 7 tane kurşun saymıştı, kaç tane siyahlı adam olduğunu anlamaya çabaladı. Sayabildiği kadarı ile toplamda 5 kişi vardı. Her birinin yanına yaklaştığı zaman silahının ucunu alnına dayıyor ve parmağı ile tetiğe basıyordu.

Tetiğe bastığı andan hemen sonra ise silahın ucundan çıkan kurşunun yaavş yolculuğu başlıyordu. Üçüncü siyahlı adama geldiği zaman geriye dönüp baktığında ilk kurşunun ilk siyahlı adamın kafasının içine yeni girdiğini görebiliyordu. Dördüncü siyalı adamın yanına geldiğinde ise kurşunun geldiği yerden bir miktar kan fışkırmaya başlamıştı. Beşinci siyah adamın yanına gidip ateş ettikten sonra geriye dönüp baktığında havaya doğru yayılan kırmızı bir bulut gördü ve umursamaz bir şekilde omuzlarını silkti.

Üç tane odanın olduğunu söylemişlerdi. Sıra ile onlara gitmesi gerekiyordu. Tekrardan koşmaya başladı ve ilk odaya girdi. Odaya girdiği zaman bir adam garip bir makineye bağladığı başka bir adamın yanında duruyordu. Makineye bağlı olan adamın yüzünde ve elbiselerinde kan vardı. Ayakta duranın sorgulayıcılardan birisi olduğunu anlamıştı. Silahını ona doğru kaldırdı ve tetiğe birkaç kere bastı.

Acaba o adam orada ne yapmıştı diye düşünürken fazla zamanının kalmadığını düşündü ve diğer odaya geçti. Bu sefer odada başka bir adam başka bir makineye bağlanmıştı ve bağlanan adamın parmakların 3 tanesi yanındaki masasının üzerinde duruyordu. Kana bulanmış bir bıçak ise adamın hemen yanında duran sorgulayıcının elinde duruyordu. Bu görüntüyü gördüğü anda silahını kaldırdı ve ateş etmeye başladı. Bu sefer kafasını hedef almamıştı. Her bacağına bir kurşun gönderdi ve ardından her koluna bir tane. Daha sonra ise bir tane karnına ve iki tane ciğerlerine. Onun yavaş ölmesini istiyordu ve öyle olacaktı. En son kurşun ise yine kafasını hedef almıştı.

Geriye son bir oda kaldığına göre onu o odada bulacaktı. Bu yüzden hızlı bir şekilde o odaya girdi ancak odaya girdiği zaman içeride kimsenin olmadığını gördü. Etrafta kan izi de bulunuyordu. Sorgulayıcı da yoktu. Bir an için tüm olasılıkları düşünmeye başladı ve o düşünmeye başladığı anda zaman normale döndü.

"Neler oldu burada" içeriye girdikleri yerde bir ses duymuştu. Sesin sahibi şapkalı adam olmalıydı. O an kimin konuştuğunu anlaması oldukça güçtü. Umurunda da değildi, ona ne olmuştu.

"Onların hepsi benimdi, neden oyuncaklarımı benden aldınız."

Konuşan büyük olmalıydı ama emin olamıyordu. Konuşmasını bitirdiği zaman arka taraftan gelen ayak sesleri duydu. Koşuyor olmalıydılar ve onlar yanına gelene kadar yüzünü onlara doğru çevirmeyi zoraki başarabildi.

"O yok!"

"Burada olmalıydı"

"Hiç mi getirmediler acaba, başka bir yerde mi yoksa?"

"Hayır burada olması gerekli onun. Aldığımız tüm bilgiler bunu doğruluyor."

"O zaman neden burada yok?"

"Bilmiyorum ama öğreneceğiz. Şimdi geriye dönelim. Araştırma işi siyahlı kızda. Büyük sen biraz dinlen ve bizde geriye dönelim."

Şapkalı adam konuşmayı bitirdiği zaman ayrıldılar ve geriye kız ile şapkalı adam kaldı. Onlarda geldikleri yoldan geri döndüler. İzleri kalmaması için yukarıya doğru attıkları okları çektiler. Yürümeye başladıkları sırada alevlerin konusu her yeri kaplamaya başladı ve tüm boşluklara duman doldu. Demek ki büyük sonunda bir yerleri yakmayı başarmıştı.

Aşkın mezarı 2. kitap 4.bölüm

Bir süre daha beklediler. Bu esnada şapkalı adamın yüzüne hafif bir gülümseme yerleşmiş, parmaklarını masaya vurarak bir ritm tuturmuştu. Kız ise hızlı ve kısa soluk alıyordu. Bunun gergin olmasının bir göstergesi olduğunu düşünmedi bile. O an erkeği kurtarmaktan başka bir şey düşünemiyordu. Ancak şapkalı adama göre sakin olması gerekiyordu eğer sakin olmazsa yeteneğini kullanamaz ve belki de onu asla kurtaramazdı.

Kız hala hızlı ve kısa soluk almaya devam ederken içeriye bir gürültü eşliğinde büyük geldi. "Silahlarınız hazır. Bunlara dokunmak yok hepsi benim."

"Benim seçimimi biliyorsun zaten" dedi şapkalı adam ve sağ elinden biraz daha büyük metal bir silah aldı.

"Ben zaten benimkini aldım. Bak şimdi bunu da senin için ayarladım. Hem hafiftir hem de kullanması daha kolaydır." dedi siyahlı kız.

"Şimdi burdan nişan alıyorsun. Mesela büyüğe ateş etmek istersen önce ön tarafını oda doğru çevir. Sonra vurmak istediğin bölgesine nişan al. Bence kalbine nişan al, beynine diyecektım ama olmayan bir şeyi vuramazsın."

"Sözlerine dikkat et siyahlı. Hele o parmağı tetiğe bir yaklaşsın."

"Evet şimdi parmağını tetiğin üzerine koy. Parmağını geriye doğru çektiğin zaman ateş edersin. Geri tepmesi fazla olmadığı için vurma ihtimalin artacaktır."

"Bana bak siyahlı, eğer silahı hemen bırakmazsa neler yapacağımı biliyorum ben." büyük konuşurken iki elini yumruk yapıp masaya vurmuştu. Çıkan büyük gürültünün ardından şapkalı adam elini kaldırdı ve "sakin ol büyük. Silahta zaten kurşun yok, bu kadar korkak olma."

"Bana korkak diyene bak. Hep en önde giden ben olurum, hep savaşan ben olurum, hep ben vurulurum ama korkak yine benim."

"Şaka yapıyoruz sadece büyük. Senin ne kadar cesur olduğunu bilmeyen yoktur zaten. Şimdi silahlara kurşunları takalım ve yola çıkalım. Kurtaracak bir dost oldunu unutmayalım lütfen."

Şapkalı adam cümlesini bitirdikten sonra herkes silahına şarjörü takmaya başladı. Büyüğün silah sayısı fazla olduğu için onun işleri biraz daha uzun sürmüştü. İki elinde iki tane büyük silah tutuyordu ki kız onların ne işe yaradığını bile bilmiyordu. Boynuna astığı diğer silah daha tanıdıktı. Siyahlı kızda olanla aynıydı o silah ve belindeki silah da şapkalı adamın silahına benziyordu. Hala onların ne işe yaradığını bilmesede kendi içlerinde sınıflandırmayı başarmıştı.

Dışarıya doğrı giderken büyük önce gidiyor ve onu siyahlı kız takip ediyordu. Siyahlı kızı, kız takip ediyor ve en arkadan şapkalı adam geliyordu. Olasılıkçı geride kalmayı seçmişti. Büyüklüğünü asla bilemeyeceği odadan çıktıktan sonra biraz ilerlediler ve ilk soldan içeriye girdiler. İçine girdikleri binada 3.odaya geçtiler ve kapıyı açıp içeri girdiler. İçeriye girdikten sonra bir odaya girdiler ve şapkalı adam elini duvarda bulunan birkaç noktaya koydu. Bir an kadar sonra duvarın bir bölümü sola doğru kaydı ve onlara geçecek bir yol açtı.

"Devam ediyoruz."

Aynı dizilimde yürümeye devam ettiler. Yol boyunca hiç konuşmuyorlardı. Kız ne zaman konuşmak istese içindeki bir ses ona susmasını söylüyordu ve o konuşmamayı seçiyordu. Yerin altında ilerliyorlardı. Yine bastıkları zemin zemliydi. Buraya benzer bir yerden daha önce geçmişti kız. Bu nedenle bulunduğu yeri çok sorgulamadı. Sadece her ihtimale karşılık yaptıkları her dönüşü hatırlamaya çabaladı. "Sol, Sol, Sağ, Sol, ikinci sağ"

Biraz daha yürüdükten sonra siyahlı kız "geldik" dedi ve orada durdular. "Hadi patlayıcıları yerleştirelim."

"Ben yaparım hepsini, burayı havaya uçurucam." büyük konuşurken bir anda heyecanlanmış ve elindeki silahları yere bırakmıştı."

"Hayır, sen burayı havaya uçurursun ve hepimiz burada ölürüz. Kontrol sende siyahlı kız."

Daha sonra siyahlı kız ile büyük bir çantayı açtılar ve çantadan çıkardıkları dikdörtgen şeklindeki bir şeyleri duvarın belirli yerlerine yerleştirdiler. Daha sonra siyahlı kız onların hepsini kablolar ile birbirine bağladı.

"Hazırız, şimdi geri çekilelim." siyahlı kız konuştuğunda hepsi geri çekilmeye başlamıştı "Büyük sen en geride kal ki patlamadan korursun bizi."

Hepsi birlikte tam 93 adım kadar geldikleri yöne doğru gitmişlerdi. Şapkalı adam elinde üzerinde kırmızı bir tuş olan siyah bir kutu tutuyordu. "Bir, İki, Üç" dediği anda ileriden büyük bir ses yankılandı ve oluşan basınç onların hepsini yere düşürmeye yetti. Sadece büyük dengesini kaybetmemişti. "Hadi şimdi gidiyoruz" diye bağırdı siyahlı adam ve hepsi birlikte koşmaya başladılar.

Patlamanın olduğu yere geldikleri zaman siyahlı kız cebinden bir şey çıkardı ve onu yıkılmış olan yere doğru tuttu. Parmağını hareket ettirdiği zaman yukarıdaki bir yere doğru dört tane ok yola çıktı ve oklara bağlı olan ipler. Okların duvara çarma sesini duydukları zaman siyahlı kız ipe tırmanmaya başladı. Onu büyük takip ediyordu üçüncü olarak kız geliyordu.

Aşkın mezarı 2.kitap 3.bölüm

Herkes masaya oturmuştu ki o masanın veya o odanın nereden çıktığını bilmiyordu. O şapkalı adamın yanındaydı. Hemen karşısında siyahlı kız ve iri adam vardı. Masanın diğer tarafında ise olasılıkçı oturuyordu. İlk konuşan şapkalı adam olmuştu "Neler bulduk?"

Olasılıkçı konuşmak için yeltense de siyahlı kız onun sözünü kesti ve konuşmaya başladı. "Daha önce konuştuğum gibi planımızı uygulayabiliriz. Yerin altındaki kanallardan onu tuttukları yerin altına geleceğiz ve patlayıcıları yerleştireceğiz. Orası tutulduğu yerin ilk girişi oluyor ve genellikle sorgucular hariç kalan herkes orada bulunur ve silahlıdırlar. Patlamanın ardından tahminimize göre 5 veya 6 siyahlı adamı orada yok ederiz. Daha sonra.."

Bu sefer araya giren olasılıkçı olmuştu "Hesaplamalarıma göre 8 veya 9 tane silahlı adam var. Bu ekip için de 3 veya 4 tane sorgucu. Siyahlı adamlar güvenliği sağladığı için sorgucularda silah bulunmaz. Patlama anında ilk şok anında ikimiz içeriye girip kalanları temizleyeceğiz. Sonra sorgucuları da bitirdikten sonra onu kurtarabiliriz. Ancak bazı riskler bulunuyor. Bu risk ise siyahlı adamların girişin farklı yerlerine dağılmış olması. Bunun olma olasılığı da yüzde 37,71. Bunu engellemek için patlayıcıları daha geniş bir alana yerleştirebiliriz ancak bu durumda tavanın çökme ve bizim yolumuzu kapatma ihtimali yüzde 73.57. Bence ilk durum daha garanti gibi duruyor. İki ihtimale göre onu kurtarma olasılığımız ise birinci durumda %79.7, ikinci durumda ise yüzde 53.1 olacaktır."

"Teşekkür ederim olasılıkçı" dedi siyahlı adam. "Bu duruma göre ilk plan çok daha uygun. Onu yapacağız. Nelere ihtiyacınız var?"

"Silah! Daha çok silah ve patlayıcı" iri yarı adam bir anda yerinden kalkmış ve büyük bir heyecan ile konuşmuşu. Kız o an gözlerinin içinde yanan bir ateş gördüğüne yemin edebilirdi.

"Tamam büyük, İstediğin silahları vereceğiz sana ve patlayıcı yerleştirme işini sen yapacaksın. Bence her ihtimale karşılık bir kaç küçük bomba bulundursak iyi olur."

"Evet bombalara bayılırım. Çok fazla bomba alalım."

"Sakin ol büyük, sana yeteri kadar bomba vereceğiz ama orayı havaya uçurmak yok."

Şapkalı adam konuştuktan sonra iri yarı adamın yani şapkalı adamın deyimiyle büyüğün yüzünde bir üzüntü belirtisi oluştu. Bunun üzerine şapkalı adam hemen araya girerek "hemen canını sıkma onu kurtardıktan sonra istediğini yapabilirsin."

Kız ise bu konuşmaları şaşkınlıkla izliyordu. Birileri öldürme fikri hala ona hoş gelmiyordu ama onu kurtarmak için yapılması gerekliydi. Onu yüzde bilmem kaç ihtimalle kurtarabilirlerdi ama gerekirse eğer yeteneğini nasıl kullanacaktı. "Bir şey sorucam, buraya bakarmısınız. Şimdi orayı patlattığımız zaman sistemin dikkatini çekmiş olmayacak mıyız?"

"Güzel bir soru oldu bu. Orayı patlatırken kullanacağımız patlayıcılar ve silahlar siyahlı adamların ki ile aynı. Yani sistem patlamanın kendi kendine olduğunu düşünecek." dedi siyahlı kız.

"Peki ya kurşun izleri?"

"Onlar da yangın sonucunda ısınan kurşunların ateş alması ile olacak."

"Yaşasın yangın çıkartacağız."

"Evet büyük, senin için her yeri yakacağız."

"İşte bu harika bir haber. Hadi hemen yakalım."

"Önce siyahlı kız ile birlikte gidin ve silahları alın. Onun için de bir kaç silah getirin. Sonuçta silah kullanmayı biliyor artık." dedi kızı işaret ederek.

"Yeteneğimi kullanmam gerekirse nasıl yapacağımı bilmiyorum ve sürekli bunu düşünüp duruyorum. Hele yeteneğimi kullanmayı bilseydim belki erkeği kurtarabilirdim ve bu düşünce beni bitiriyor."

"Merak etme. Sen yapman gerekenleri yaptın şimdi sıra bizde. Kendini ne kadar sakin tutarsan yeteneğini kullanma ihtimalin o kadar artar. Benzer bir durum oluştuğu zaman derin bir nefes al ve gözlerini kapat. Aynı daha önce yaptığın gibi. Eğer başarılı olursan orayı temizlemek sana düşecek. Bu sebeple patlamanın hemen ardından üçüncü olarak sen çıkacaksın. "

"Dediğin gibi yapacağım. Hiçbir şey düşünmemeye çalışacağım"

"Harika şimdi diğerlerinin gelmesini bekleyelim ve yola çıkalım. Siyahlı kız silahların nasıl kullanacağını gösterecek sana."







Aşkın mezarı 2.kitap 2. bölüm

Diğer odaya göre daha küçük bir odaya girmişlerdi. Oda duvardaki görünmeyen ışıklarla aydınlatılıyordu. İki tane siyah koltuğa neredeyse eş zamanlı olarak oturdular. İçeriye girdikleri andan öncesinde dayanan bir süredir kızın aklı erkekteydi. Sadece onu kurtarmak istediğini biliyordu. "Aşk için" diyordu kendine. "O olmazsa aşkı asla bulamam." Ancak bu düşünce ona eksik geliyordu fakat o eksikliği nasıl tamamlayacağını da bilmiyordu.

 Kısa bir süre boyunca bakıştılar. Kız ne söyleyeceğini bilmiyordu bu nedenle ilk konuşan erkek olmuştu "Yeteneğinle ilgili her şeyi anlat bana'"

Kız bir an süresi boyunca ne söylemesi gerektiğini düşündü. Daha sonra yaşadıklarının ne kadarını cümlelere dökebileceğini merak etti. Bir an kadar daha geçtikten sonra şapkalı adamı ilk kez sabırsızlanırken görmüştü. Geçen ikinci anın sonunda her şeyi anlatmaya karar verdi ve siyahlı kızla olan yolculuklarından başlayarak anlatmaya başladı. Daha sonra sırası ile yüzeye çıktıklarını ve çatışmanın arasında kaldıklarını anlattı. Ardından yanlarına düşen küreyi ve erkeğin onu geri atmak için hamle yapmasını anlattı. İşte her şey bu anda olmuştu. Ona göre zaman yavaşlamıştı. O an için pek dillendirmese de zamandan daha hızlı hareket ettiğiydi ancak bu kuramı düşünecek fazla vakit bulamamıştı. Son olarak dokunduğu nesnelerin de onunla aynı zamanda aktığını söyledi. İşte bu durum onun anlama sınırlarının oldukça ötesindeydi.

"Anladım" dedi şapkalı adam.

Nasıl anlayabilirdi ki o? Daha anlaşılabilecek bir durum bile ortada yokken o nasıl anlayabilirdi. Kurşunlardan daha hızlı hareket etmesini nasıl anlayabilirdi? Bu ve bir çok başka düşünce bir an boyunca zihnin içine çarpıp durdu. Ancak onlardan hiçbirini söylemedi. Çünkü o an nasıl sorusu için yeteri kadar vakit yoktu ve asıl sorması gereken soru olan "Ne anladın?" diye sordu.

"Hemen anlatayım sana. Bazılarında özel yetenekler bulunur. Mesela kimisi çok hızlı koşarken kimisi ise çok güçlüdür. Kimisi zihinlerde yolculuk yapabilirken bazılarının başka yetenekleri vardır. Bu yetenekler çok nadir görülür. Genellikle sistemin kendisi için yetiştirdiklerinde vardır. Senin de onlardan birisi olduğunu hesaba kattığımız zaman böyle bir yeteneğin ortaya çıkması şaşırtıcı olmuyor. Bu noktada ilerleyen zamanlarda o yeteneğini nasıl ortaya çıkartabileceğimizi bulmamız gerekiyor."

"Nasıl yani?" diye sordu kız şaşkınlık içerisinde "Beni sistem özel mi yetiştirdi?"

"Kesinlikle öyle. Eğer benimle tanışmasaydın sistemin yanında yer alacaktın ve aşkı öldürenlerden birisi olacaktın."

Bu düşünce bile kızın yüzünün asılmasına sebep oldu. O anlık durumunun etkisiyle derin bir nefes aldı ve bir süre boyunca aldığı nefesi geri vermedi.

"Yeteneğini nasıl tetikleyebileceğin hakkında bazı düşüncelerim var ancak bunlar için daha zaman var. Şimdi en temel tetikleyiciyi bulmamız gerekiyor. Tahminime göre o an yaşadığın heyecan veya onu kaybetme korkusu sebep olmuş olabilir. Şu aşamada bunu bilmemiz bile yeterli bizim için."

"Başka yetenekleri olanlar da var demiştin. Onların hepsi sistemin elinde mi?"

"Hayır elbette ama bir çoğu onun elinde ve bu ona büyük bir güç veriyor. Onu yenmek için bu gücü elinden almamız gerekecek ama buna da daha zaman var. Sözü fazla uzatmadan, yetenekli insanların bazıları da bizimle birlikte. Ancak sistemin elindekilere göre sayıları oldukça az. Sistem nasıl onlara sahip oldukları için güçlü oluyorsa bizde onlara sahip olduğumuz için güçlüyüz."

"Tam olarak anlayamadım ama sanırım anlamama gerek yok şu anda. Ne zaman onu kurtarmaya gideceğiz?"

"Siyahlı kızı keşif için dışarıya gönderdim onun gelmesini bekliyoruz. Olasılıkçı ise daha detaylı hesaplamalar yapıyor. Ben de fazladan birisine ihtiyacımız olacak mı diye düşündüm. Bir kaç saat içinde hazırlıklar bitmiş olur. Plana göre gidip onu alacağız."

"Peki ona bir şey olursa?" diye sordu kız konuşurken aralarda duraksamış ve sesi harf arası boşluklarda kısılmıştı. Neden böyle olduğunu da bilmiyordu ama önemli değildi. Zaten herşeyi bilmediğini anlamıştı.

"Onu ilk olarak sorguya alacaklardır. Ancak kalabalık olduğunu için detaylı sorguya hemen başlayamazlar. İlk başlangıçta onu fazla zorlamazlar. Bu esnada her birisi için bir sorguyu görevlendirilir. Eğer o başarısız olursa daha acımasızı gelir ve bu şekilde istedikleri bilgiyi almış olurlar."

"O zaman bir an önce harekete geçmemiz lazım." kız yine heyecanlanmış ve ayağa kalkmıştı. Ona kalsa tek başına bütün bir sistemi yok edebilirdi. Ancak şapkalı adam elini kaldırdı ve ona oturmasını işaret etti.

"Şimdi çıkarsak hepimiz ölürüz!"

Şapkalı adam son sözünü söyledikten sonra derin bir sessizlik oldu ve bir süre boyunca bakıştılar. Bu esnada kız soracak milyonlarca sorusu varken susuyor ve hepsini ileriki zamanlarda sorulmak üzere sıraya diziyordu. Tahminine göre bütün soruları sorabilecek kadar uzun yaşamayacaktı. Yani kimse o kadar uzun yaşayamazdı.

Şapkalı adam ise her zaman olduğu gibi sakin bir duruş sergiliyordu. Koltuğa rahat bir şekilde oturmuş ve kollarını iki yana doğru atmıştı. Bu esnada sağ bacağını sol bacağının üzerine koymuştu ve onun bu sinir bozucu rahatlığı kızı deli ediyordu ama yine hiçbir şey söylemedi. Konuşmanın zamanı gelmemişti. Aklındaki en büyük soru "Acaba o bunların olacağını da biliyor muyduydu."

Bir süre sonra ki kız geçen zamanı saymaya başlamıştı, aradan tam 7135 saniye geçmişti. Bu o an için var olan en uzun zamandı.

"Hazırız sizi toplantı odasında bekliyoruz." dedi siyahlı kız aynı soğukkanlı ses tonuyla.

"Nasıl yani başka bir oda daha mı var?" aslında bunu söylemek istememişti. Ancak o garip yerde başka bir odanın daha olmasını ona hiç mantıklı gelmiyordu. Hele bulundukları yer imkansız bir yerse eğer mantığı orada çalışmıyordu.

Siyahlı kız çıktıktan sonra şapkalı adam ayağa kalktı ve kız onu takip etti. Dar sayılabilecek ama aslında oldukça geniş bir koridordan geçtikten sonra karşılarına çıkan bir merdivenden aşağıya indiler ve soldan 3. kapıya girdiler. Bu esnada şapkalı adam hafifçe gülerek "Burada kaç tane oda olduğunu ben bile bilmiyorum" dedi.

Kız içeriye girdiğinde kocaman bir masanın üzerinde çizili kağıtlar vardı. Ayrıca masanın üzerinde garip aletler bulunuyordu. Bu aletlerin ne işe yaradığını iri yarı adamın kafasına taktığını görene kadar anlamamıştı. Demek ki kafaya takılma işine yarıyordu.


Aşkın mezarı 2. kitap 1.bölüm

Erkeği kaybetmek kızın nefes almasını engelliyordu. Onu geri getiremezse eğer aşkı hiçbir zaman yaşatamayacaktı ancak bir başka sebep daha vardı ve pnun ne olduğu bilemiyordu. Onu bu duruma düşürdüğü için kendini suçluyordu aslında. Neden zamanı tekrardan yavaşlatamamıştı. Eğer bunu yapabilseydi erkeği kolaylıkla kurtarabilirdi. Bu suçlama ile karşı karşıya kalmak oldukça zordu. Hele kapı açılıp içeriye 3 kişi girene kadar.

En önde siyahlı kız bulunuyordu. Onun arkasında iki erkek geliyordu. Erkeklerden birisi oldukça iri yapılıydı. Boyu normal birine göre oldukça uzun, vucut yapısı ise normal birine göre oldukça genişti. Diğer erkek ise ötekine göre daha ince yapılıydı. İlk edindiği izlenime göre zayıf olan diğerine göre çok daha zekiydi. İçeriye gelen son kişi ise siyahlı kız olmuştu. Onun hakkında çok fazla şey bilmese de yine karakteri hakkında ipuçlarına sahipti. Odada bir de şapkalı adam vardı ve o odadaki diğer herkestn daha fazla gizem barındırıyordu. Onun kim olduğunu bilmiyordu ama aşka giden yolda ilerleyebilmek için sormaya cesaret edemiyordu.

Kapı açılıp 3 kişi içeriye girdikten sonra şapkalı adam eliyle koltukları işaret etti. Siyahlı kız, kızın yanına diğer ikisi de boş koltuğa oturmuştu.

İlk konuşan siyahlı kız olmuştu "Bu kadar acil ne oldu?"

Şapkalı adam konuşmaya yeltense de kız kelimelerini onun boğazına tıkarak konuşmaya başladı "Onu kaçırdılar."

İki adam kimden bahsedildiğini anlamak için birbirlerine boş gözlerle baktılar. Bu esnada şapkalı adam konuşmaya devam etti "Onu kaçırdılar ve eğer onu kurtaramazsak her şey yok olacak."

"Nasıl yapacağız bunu?" konuşan zayıf adam olmuştu.

"Sizi bu nedenle buraya çağırdım. Onu götürdükleri birkaç farklı yer olabilir. Bu yeri bulmak senin işin olasılıkçı. Sen zaten bizim savaş gücümüzü oluşturacaksın." dedi şapkalı adam iri yarı adamı işaret ederek.

Konuşmasına fazla bir ara vermeden siyahlı kıza dönüp "Ne kadar zamanımız var?"

"Onun bildiği her şeyi öğrenmeleri genelde bir kaç saat sürer. Bunun için neler yaptıklarını ikimizde biliyoruz ve şu anda bunları konuşarak zaman kaybedemeyiz. Onu tanıdığım kadarıyla konuşması 5 veya 6 saat kadar sürecektir. Eğer acıya dayanıklı ise bu süre uzayacaktır."

"O herşeye dayanacaktır." diyerek araya girdi kız. "Onu kurtarana kadar hiçbir şey söylemeyecektir."

Kısa bir süre boyunca sessizlik oldu. Ardından olasılıkçı şapkalı adamın yanına gitti ve beraber bir haritayı incelemeye başladılar. Daha sonra olasılıkçı haritayı alıp eski yerine oturdu.

Konuşma sırası tekrardan şapkalı adamdaydı. "Sence ona nasıl davranırlar?"

"Bence ellerinde hiçbir delil yok. Bu yüzden çok sert davranmayacaklardır. Zaten bu nedenle 5, 6 saat gibi bir zaman verdim. Ufak delilleri öğrenmeye çalışacaklar. Bana gelen bilgiye göre benzer alımlar çokça yapıldı. Bu ise onun tek başına olmadığını ve ona fazla zaman ayıramayacaklarını gösteriyor" dedi siyahlı kız.

"Demek ki bolca vaktimiz var. Neler buldun olasılıkçı?"

"Elimdeki belgelere göre onu götürebilecekleri en fazla 3 yer var. Birinci mekana götürme olasılıkları yüzde 57.73 ki bence büyük ihtimalle buradadır. İkinci yere götürme olasılıkları 29.1 ve sonuncu yerin olasılığı ise yüzde 13.17. Bu açıdan bakıldığı zaman her kadr ilk yerde olduğu ortaya çıksada. Mekan büyüklüğü ve yakalanan herkesin 3 yakın bölge arasında dağıtıldığını da hesaplara eklersek ve içeriye giren siyahlı adam sayısı gibi faktörleri de eklersek hem yakın hem de güvenli bir yere gitmeleri gerekir çünkü onun elindeki diskleri bulmuş olma ihtimalleri veya o şarkıları duymuş olma ihtimalleri onu önemli bir şüpheli yapacaktır. Bu nedenle 3. yere götürüldü diyebilirim" dedi olasılıkçı yüzünde yarın bir gülümseme ile.

"Söz sende siyahlı kız. Orada bizi neler bekliyor?"

"İçeride tahminen "15 civarında siyahlı adam vardır. Yerin 3 kat altında ve yolun yan tarafında gizli bir girişi olan bir mağaradalar. Bu mağaranın en büyük özelliği içeriye başka bir girişin olmaması ve içeriye giren herkesin rahatlıkla görülebilmesidir."

"Bence oraya başka bir yol bulabiliriz. Olasılıklara göre oranın altınadn geçen bir kanalizasyon var. Eğer doğru noktanın altına doğru miktar patlayıcı yerleştirirsek sığınağın alt bölümü çökecektir ve bizde yukarıya çıkabiliriz. Yine olasılık hesaplarıma ve siyahlı kızın söylediklerine göre 15 kişilik bir gurubun içinde 1 tane sorgucu vardır. Orada 3 tane gözaltı odası olduğunu biliyoruz. Demek ki bir veya kişi de odaların orada nöbet tutuyorlardır. Bir kişinin de işkenceci olduğunu hesaba katarsak eğer geri kalanları girişte bekliyor olacaklardır. Buna göre yüzde 79, 3 olasılıkla giriştekilerin Yüzde 73,1'i kadarı patlamanın etkisiyle ya ölecekler yada çok ağır bir biçimde yaralanacaklardır. İçeride nöbet tutanlar ve diğerleri bu sesin şokunu atlattıktan sonra oraya geleceklerdir. O ölçüde bir patlamanın yarattığı şok 13 ile 17 saniye kadar sürmektedir. Bu esnada bizim yukarıya çıkmamız ve hazırlanmamız için yakşalık 8 saniyemiz olacak. Sonrasında gelenlerin işini orada bitirip adamımızı kurtarabiliriz." dedi olasılıkçı.

Kız ise adamın bu hesaplamaları nasıl yaptığını merak etti. Demek ki bu nedenle ona olasılıkçı diyorlardı. Peki oradaki iyi adamın görevi ne olacaktı. Şapkalı adam her ne kadar açıklamış olsa da tam olarak anlayamamıştı. "Onun görevi ne olacak?" diye sordu kız.

Cevap veren şapkalı adam olmuştu "Onun adı yumruk. Normal bir insana göre çok daha güçlü ve dayanıklıdır. Siyahlı kız silahıyla uzaktan ateş ederken yumruk yakın dövüşle kalanları bizden uzak tutacak. Aynı zamanda ben de uzaktan onlara destek olacağım."

"Peki ya ben?"

"Sen en arkada duracaksın ve her an yeteneğini kullanmak için hazır olacaksın."

"Nasıl kullanacağımı bilmiyorum ki!"

"Diğerleri plan üzerinde çalışırken biz ikimiz yeteneğin üzerine biraz konuşacağız. Hadi gel diğer odaya gidelim."

İkisi beraber ayağa kalkıp yürümeye başladılar. Duvara yaklaştıkları sırada şapkalı adam elini havaya kaldırdı ve eliyle havaya garip bir şekil çizdi. Şekli çizmeyi bitirdiği sırada duvarın bir bölümü ortadan kayboldu ve ikisi açılan yarıktan içeriye geçtiler.


Aşkın mezarı 45 (distopya romanı)

Ayak sesleri yaklaşırken kısık bir sesle kapıların kırıldığını duydular. İnsanların bağırmaları ve çığlıkları her yerde yankılanıyordu. Onlar ise panik halinde konuşamıyorlardı. Bunun yerine birbirleri bakmaya devam ettiler. Hala gülümsemeye çabalıyorlardı.

Ayak sesleri ve kırılan kapı sesleri giderek yaklaşıyordu. Demek ki ikinci kata çıkmışlardı. Merdivenlerden gelen sesler duyulmaya başladığı sırada ikinci kata çıktıklarını anladılar. Sıra ile gelecek olurlarsa yedinci kapı onların yanına açılıyordu. Erkek gelme hızlarını hesaba kattığında fazla zamanları kalmadığını anladı. Saklanabilecek bir yerleri yoktu. Erkek hızlı bir biçimde bilgisayarına bağlı olan diskin parçalarını söktü. Daha sonra diskleri koltuğun alt tarafına sokuşturdu. Birkaç an içerisinde bilgisayarını kapattı.

İki kapı daha kırılmıştı ve geriye 5 kapı kalmıştı. siyahlı adamlar bir sonraki kapıya gidene kadar ne yapacaklarını konuştular. Erkek kızın kaçması yönünde ısrar ediyordu. Kız ise erkeğin kaçması için aynı baskıyı yapıyordu.

Erkek "Hadi git şimdi, pencereden aşağıdaki çalılıklara atla. Daha yavaş düşersin."

Kız "Hayır beraber kaçalım."

"Olmaz birimizin burada kalması ve onları yavaşlatması gerek. Hem siyahlı kız delil bırakmadığını söylemişti."

"Seni bırakamam."

"Bunu yapmak zorundasın. Şapkalı adama söyle o beni kurtarmanın bir yolunu bulur."

Geriye sadece 2 kapı kalmıştı. "Hadi git şimdi."

Kapıya metal bir şeyin hızlı bir biçimde çarptığını hissettiler. Tahta kapı bu çarpmalara fazla dayamazdı. Kız "Tekrar görüşeceğiz dedi ve camdan atladı."

Camdan atlarken kapının parçalandığını duydu. Yere düştüğü zaman çalılara düşüşünü yavaşlattığı için teşerkkür etti. Şansına etrafta hiç siyahlı adam yoktu ve koşmaya başladı.

Yol boyunca erkeğe ne olduğunu düşünüyordu. O kadar düşünüyordu ki bir kaç kere kaldırımlara takıldı ve düşme tehlikesi atlattı. İlk önce sahilde şapkalı adamı gördüğü yere gitti ve o bankın üzerinde oturup bir süre boyunca bekledi. Şapkalı adamın olaylardan haberi yoktu. Ancak çok hızlı atan kalbini yavaşlatması gerekiyordu. Erkeğe ne olmuş olabilirdi ki. Onu da öldürmüşlermiydi acaba? Yoksa onu sorgulamak için götürmüşler miydi?

Ama o onlara istedikleri söylemezdi ama siyahlı adamlar ona işkence yaparsa ne olacaktı? Bir çözüm bulmaları gerekiyordu. Bu yüzden şapkalı adama ulaşmalıydı. Ancak o yardımcı olabilirdi ona.

Belki de erkeğin yanında kalmalı ve her ne olacaksa beraber yüzleşmeleri gerekiyordu. Ancak bunu yapsaydı aşkı hiçbir zaman bulamazlardı. Aşkı bulamazlarsa hiç bir anlamı kamazdı hayatın. Peki ya erkeğe ne olacaktı? Düşünceler beyninin çeperlerine o kadar hızlı çarpıyordu ki canının yandığını düşündü. Elleri titriyor ve ne yapacağını bilemiyordu.

İlk olarak içerisi dışından daha büyük o yere gitmeliydi. Şapkalı adam orada olabilirdi belki. Cebinden oranın adresinin yazılı olduğu kağıdı çıkarttı ve adrese doğru ilerlemeye başladı. Artık dikkat çekmemek için koşmuyordu. Erkeğe ne olmuştu, neden hiç tanımadığı birisi için böyle hissediyordu? Neden içindeki bir ses hep onu aradığını söylüyordu ona? Ona bir şey olursa aşkı hiçbir zaman bulamayacaktı o. Neden bunların hepsi gerekleşmişti? Şapkalı kız onlara güvende olduklarını söylemişti oysa, onada mı güvenemeyecekti?

İçi dışından daha büyük olan odaya gittiğinde kapıyı hızlı bir biçimde çaldı ve kapı açıldı. Nefes nefese kalmış bir şekilde içeriye girdiğinde çok hızlı bir biçimde konuştu "Onu yakaladılar."

Şapkalı adam oturduğu yerden ayağa kalkmış ve kızın yanına doğru yaklaşmıştı "Kim yakaladı onu? Nasıl? Çabuk anlat!"

Kız neler olduğunu hızlı bir biçimde anlattırken şapkalı adamı ilk kez endişeli bir ifadeyle gördü. "Onu kurtarmamız gerekiyor?"

"Onu sorgu yerlerinden birisine götürürler. Sorgucuların gelmesi ve anlattığına göre diğerlerinin sorgusunun bitmesi bize biraz zaman tanıyabilir. Şimdi gel otur, bir plan yapmalıyız. Elindeki bir cihazdan birkaç tuşa bastı. Birazdan siyahlı kız ve diğerleri gelmiş olur. Önümüzde birkaç saat zamanımız var. Tahmin ettiğime birden fazla kişiyi gözaltına aldılar ve bu bize biraz daha süre tanıyacak."

Şapkalı adam koltuğa doğru ilerlerken kız ayakta durmaya devam ediyor ve konuşuyordu "Başka kimler gelecek."

"Geldikleri zaman göreceksin. Merak etme onu ne pahasına olursa olsun kurtaracağız. Şimdi biraz sakinleşmen gerekiyor. Tahmin ettiğinden daha büyük bir gücümüz var."

Kız diğer koltuğa oturduğu sırada bu koltuğa ilk oturduğu zamanı düşündü. Erkeği ilk kez orada görmüştü ve onu düşündü. İçindeki öfke giderek artıyordu. Uzun sayılabilecek tırnakları yumruk yaptığı elinin avuç içine batıyordu ama hiç acı hissetmiyordu. Erkeği kurtarması gerekiyordu. Ne olursa olsun onu kurtarmalıydı. Neden o anda da zaman yavaşlamamıştı ki.

"Siyahlı kızla birlikte giderken bir şey oldu biz saklanmıştık ama siyahlılardan birisi bir küre attı bize doğru ve o köre çok yakınımıza düştü. O küreye doğru atladığında ben ne yapacağımı bilemiyordum. Çaresiz bir şekilde beklerken zaman yavaşladı ve ben küreyi aldım. Dokunduğun her şey benim gibi hareket ediyordu. Hava süzülen kurşunları görebiliyordum. Daha sonra onu tuttum ve saklandığımız yere kadar çektim ama onun evindeyken zaman yavaşlamadı. Neden böyle oldu?"

"Bilmiyorum ama bunu da araştıracağız. Şimdi sakinleşmeli ve onu kurtarmaya hazırlamalısın kendini. Aramızdan bazı insanların özel yetenekleri olur. Demek ki onlardan birisi de sensin ve yeteneğinin ne olduğunu öğreneceğiz."

Şapkalı adam konuşmasına devam ederken kapı birkaç kere çaldı. Şapkalı adam ise bir kaç tuşa bastı ve içeriye 3 kişi girdi. Birisi siyahlı kızdı ve iki tane erkek daha vardı. Erkeklerden birisi oldukça iriceydi, diğeri ise ona nazaran daha inceydi.

İlk konuşan şapkalı adam olmuştu "Bir plan yapmalıyız. Oturun hemen fazla vaktimiz yok."...

Aşkın mezarı 44 (distopya romanı)

"Aşk başka bir dünyaya açılan bir kapı olabilir belki ama bunun gerçek anlamda olduğunu sanmıyorum." dedi erkek. Şarkıları düşünüyor kızın anlattıklarını onlara ekliyordu. Düşünceleri ancak bu şekilde tamamlanabilirdi. "Bence aşık olduğu zaman herşey daha güzel, daha renkli geliyor. Belki de herşey daha gerçek geliyor olabilir."

"Bence aşk anlatılması mümkün olmayan bir şey. Bir yazıda bir adam kızı görmüştü ve sonra her yerde onu aramaya başlamıştı. O adam aşık değildi bence, yarımdı. O kızı bulabilirse ancak o zaman tamanlanacaktı." dedi kız hafifçe gülümseyerek.

"O adam yarımsa biz neyiz peki? Yarımın da yarısı mı?"

"Belki onun da yarısı belki çok daha yarısı. Ama önceki halimi düşünüyorum da o kadar eksiktim ki ben sadece nefes alıp veriyordum."

"Ben de aynıydım. Herkes gibi yaşamaya çalışıyor ama yapamıyordum. Bir şey eksikti ve neyin eksik olduğunu bilmiyordum."

"Aynı benim gibi desene. Sonra yazıları okudukça tamamlanmaya başladım. Tabi eksikliğimi fark ettikçe büyordu içimde."

"Biliyorum nasıl olduğunu. Sen nasıl başladın bu yolculğa?"

"Çok küçükken kaçmıştım ve sokakta dolaşıyordum. Sonra bir adam yazı okuyordu. Çok etkilendim ondan. Daha yıllar geçti ve ben o yazıyı unuttum ama hep aklımdaydı. Bir gün şapkalı adam yanıma geldi ve bana bir yazı verdi. Sonra iki yazı daha buldum. Ya sen?"

"Benimki de benzer bir şekilde başladı. Çocukken bir şarkı dinledim ve hep başka bir şarkı aradım. Bulamadım tabi, daha sonra bir süre önce şapkalı adam yanıma geldi ve bana bir disk verdi. Diskin üzerinde bilgiler olduğunu düşündüm ve onu yazılıma çevirdim ve bu sayede dinleyebildim."

"Benzer hikayelerimiz varmış. Acaba daha önce neden karşılaşmadık."

"Karşılaşsaydık bile birbirimizi tanıyamazdık ki. Herkes aynıydı benim için ve sende aynılığın bir parçası olacaktın."

"Haklısın, en doğru zamanda tanışmışız."

"Aşkı neden öldürdüklerini merak ediyorum" dedi erkek.

Kız ise "bildiğim kadarıyla aşk sistemin herşeyi geçirmesinde bir engeldi ve bu yüzden onu yok etti. DNAmdaki bir geçmişe yolculuk ettim. Orada sistemin herşeyi ele geçirdiği savaşı gördüm ve aşkın nasıl öldüğünü. Daha sonra başka bir yere gittim. Orada yazı yazan bir adamla karşılaştım. Aslında sistemin planı bundan çok uzun yıllar önce başlamış." diyerek devam ettirdi konuşmayı

"Ben de rüyalarda dolaştım, siyah ay ile konuştum. Bunca zaman onunla konuşmaya çalıştıktan sonra cevap verdi bana. Bana seninle karşılaşacağımı söyledi biliyor musun? Çok yakında dedi bana ve öyle oldu."

"Ben de yalnız olamayacağımı düşündüm. Aşkı benim gibi arayan başka birisi olması gerekirdi. Sonrasını biliyorsun zaten."

"Peki aşkı nasıl bulacağız bir fikrin var mı? Aşkın mezarı nerede olabilir ki?"

"Zamanı geldiğince onu da bulacağımızı düşünüyorum. Hem şapkalı adam bize yardımcı olur. Hem aşkın koruyucuları da var. Belki onlar yerini biliyor olabilir."

"Zamanı gelince göreceğiz sanırım."

Cümleleri bittiği zaman ikisi bir süre boyunca birbirlerine baktı. Konuşmadılar ama. Fakat ilginçtir ki birbirlerini anlıyorlardı. Bunu açıklaması oldukça güçtü. Konuşmadan insanlar nasıl anlaşabilirdi ki? Hele konuşarak bile anlaşamayan insanları düşündükleri zaman bunun olasılık dışı olduğunu biliyorlardı. Ancak bu bilgi onları yanlış bir yere götürüyordu. İkisi de konuşmamalarına rağmen aynı anda gülümsemeye başladılar.

Daha sonra ilk konuşan kız olmuştu "Peki 3000 yıl önce yaşayan birisi bu günü nasıl tahmin edebilir. Olacakları nasıl bu kadar kesin bilebilir."

"Bilmiyorum belki bir zaman makinesi ile geleceğe bakmış ve ona göre kendi zamanını şekillendirmiştir."

"Zaman makinesi olabilir mi diyorsun yani?"

"Bilmiyorum sadece aklıma gelen bir düşünceydi ama ölmek üzere olan bir adamın rüyalarına girebiliyorsam neden olmasın diyorum kendime."

İkisi tekrardan sözgöze geldiklerinde yine gülümesediler. Bu sefer gülümsemeleri daha büyük ve daha gerçekti. İkisi de ne olduğunu bilmiyordu ama içlerinde adını bilemedikleri yeni bir duygu ortaya çıkıyordu.

Bir süre boyunca konuşmadılar. Konuşmak yerine birbirlerini incelediler. Gülümsediler ama geçen zamanın tamamı boyunca gülümsediler.

Derken açık penceren bir aracın evin altında durduğunu duydular. Erkek pencereden baktığında siyah bir aracın gelmiş olduğunu gördü ve "geliyorlar" dedi endişeli bir tonda.

Bir kaç an boyunca birbirlerine baktılar ama ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Bir kaç an daha geçtikten sonra merdivende ayak seslerini duydular. Artık çok az zamanları kalmıştı...

Aşkın mezarı 43 (distopya romanı)

Girdikleri odadan çıktıktan sonra geldikleri yoldan geri dönmediler. Bunun yerine farklı dönüşler yapıp daha farklı yerlerden geçtiler. Binaların altında bu kadar büyük bir yer olduğunu bilmeleri ikisini de şaşırtmıştı.

Bir süre daha devam ettikten sonra erkek ilk konuşan oldu "Peki, bundan sonra ne olacak?"

Siyahlı kız cevap verirken sesi eskisi kadar sert değildi. Bunun yerine daha yumuşak ve anlayışlı bir ses tonuyla konuşmuştu "Ben sadece sizi erkeğin evine çok yakın bir yere bırakacağım. Daha sonra saklanacaksınız. Benim bıraktığım ip uçları onları başka bir adrese götürecek ve eğer her şey planladığımız gibi giderse bu tehlikeyi atlatmış olacağız."

"Peki her şey planladığınız gibi gitmezse ne olacak? Bizi kolaylıkla bulabilecekleri evimize gitmek yerine neden başka bir yerde saklanmıyoruz"  dedi kız biraz korku biraz endişe içinde.

"Çünkü evinize gitmeniz gerektiği söylendi. Bir çok şeyin planı çok önceden yapıldı ve bize sadece bu planı gerçekleştirmek düşüyor. Bu yüzden bazen sorgulamamak daha iyi oluyor." siyahlı kız konuşurken daha anlayıslı bir hale bürünmüştü.

"Öyle olsun" dedi erkek. "Sanki planlanan bir hayatı yaşıyormuşuz gibime geliyor son zamanlarda."

"Aslında yapmak ve yapmamak size kalmış. Bu yüzden planlı bir hayat söz konusu değil." dedi siyahlı kız. Konuşurken bir süre boyunca gözü uzaklara doğru dalmıştı.

Bir süre boyunca konuşmadılar. Bu esnada kız ne kadar gittilerini ölçebilmek için daha önce adımlarını saymaya başladı ve hangi yöne döndülerini. Önce sol sonra tekrar sol ve sağ. Bu şekilde veya başka sırayla devam ediyorlardı yolculuklarına.

Biraz daha ilerledikten sonra -ki kıza göre toplamda 73 adım atmışlardı- siyahlı kız onlara doğru dönerek gülümsemeye başladı ve "Siz ikiniz çok şanslısınız. Eğer başarırsanız aşkı siz yaşatacaksınız."

Erkek ve kız aynı anda konuşmaya başladı "Evet.." Daha sonra ikisi bir anlığına sustu ve erkek elini kaldırıp kızı işaret etti. Konuşma önceliğini ona vermekti amacı ve kız konuşmaya başladı "İnan ikimizde bunun için ve aşkı öğrenmek için yaşıyoruz." Cümlesini bitirdiğinde ikisi de gülümsedi ve erkek kızın söylemek istediği cümleyi söylemesine oldukça şaşırdı.

Bir süre sonra siyahlı kız bir merdivenin önünde durdu. "Bu merdiven sizi onun evinin arka sokağına çıkartacak. Bir süre boyunca saklanın ve hiç ses çıkarmayın. Ben kameralarda görünmüş olma ihtimaline karşılık bir süre ortalıkta görünmeyeceğim." Kolunu üzerindeki siyah giysiyi biraz yukarıya kardılarak karnındaki bandajı onlara gösterdi. "Aramızda kalsın benim kaybolmamı kaçırılma sanabilirler bu sebeple güvende olacağım. Kendinize dikkat edin ve saklanmayı unutmayın."

Kız ve erkek merdivenlerden çıktılar. Önce kız çıktı ve ardından erkek. Erkek kızın düşme ihtimaline karşılık arkada kalmıştı. Ancak kimse düşmedi. Merdivenin sonuna geldiklerinde metal kapağa uzandı kız. Normalde oldukça ağır olması gereken kapak oldukça hafifti ve kolaylıkla onu kaldırıp ilerlediler. Kıza göre 137 adım sonra erkeğin evine gelmişlerdi. 3. kata çıktılar ve 29 numaralı odaya girdiler.

İçeriye girdiklerinde erkek koltuğu işaret ederek "Rahatına bak" dedi. "Bir şeyler içmek ister misin?"

"Sadece su istiyorum. Sonra kahve içeriz belki."

"Söylediğim gibi sen rahatına bak."

Bir kaç an sonra erkek elinde bir bardak su ile geri geldi ve bardağı kıza uzattı.

Kız sudan birkaç yudum aldıktan sonra erkek sabırsız bir biçimde "Orada neler oldu öyle. Ben tam açığa çıkmıştım bir an kadar sonra kendimi yerde buldum. Böyle bir şey nasıl mümkün olabilir?"

"Bende bilmiyorum. Daha önce de anlattım sanki zaman yavaşlamış gibiydi. Sanki normalin yüzbin de biri gibiydi ama ben normal bir şekilde hareket edebiliyordum. İlk önce attıkları siyah küreyi yerden aldım ve geri fırlattım. Küreye dokunduğumda o benimle aynı hızda hareket etti ve onu geri fırlattım. Sana doğru gelmekte olan bir kurşun gördüğümde seni yere attım ve seni hiç bırakmadan saklandığımız yere kadar sürükledim. Sonrasını biliyorsun zaten. Bunun nasıl olduğunu bilmiyorum inan bana."

"Sana inanıyorum ama olanları kabul etmem oldukça zor. Neyse elbet bir gün neler olduğunu öğreneceğiz."

İkisi birbirine bakıp gülümsediler. Aslında ilk gülümseyen erkek olmuştu amacı konuyu değiştirmekti ancak kız da aynı şekilde karşılık verdiğinde gülümsemeleri biraz daha büyümüştü ikiside birbirlerine baktıklarında ilk kez gerçek bir gülümseme gördüler.

"Sen neler buldun bakalım" diye sordu erkek.

"Ben 3 tane yazı buldum. Yazılar yanımda değil ama aklımdakileri anlatabilirim."

"Ben de 3 tane disk buldum. Biraz uğraşarak onları çalıştırdım. İstersen sana dinletebilirim sen anlatırken."

Kız başını evet anlamında öne eğince erkek bilgisayarının yanına gitti ve diskleri çalmaya başladı. Gelip yerine oturduğu zaman kız okuduğu yazıları aklında kaldığı kadarıyla anlattı. Aslında her harfi anlatmak istiyordu ama onları yeteri kadar okuyamamıştı. Her şey çok hızlı gelirmişti.

Kız anlatmayı bitirdiği zaman erkek disklerde neler hissettiğini anlattı.

En önemli gündem maddesi aşkın ne olduğuydu.

"Aşk sende ne?" diye sordu kız.

"Bence aşk" dedi erkek "birisindan ayrılmayı göze alamamaktır. Onun yokluğu, sana şarkılardaki gibi hissettirebilir. Dikkat edersen bazı bölümlerde farklı duygular var. Diğer bölümlerde aşkın yokluğunu hissederken o bölümlerde aşkın varlığını hissediyorsun. Bak burayı iyi dinle inanılmaz bir şey. Hiç söz yok ama sanki içinde bir dünya var."

Kız şarkıyı dinlerken gözlerini kapattı. O an diğer herşey kayboldu sanki şarkının içinde başka bir dünya vardı ve o dünyadaydı. Şarkı bittiği zaman ise konuşma sırası kızdaydı "Bende yazılarda anlattıklarını düşündüm. Sevmek diye bir kelime var anlamını hala tam olarak bilmiyorum ama bir insanın kalan herşeyden önemli olması gibi sanki. Aşkı beklemek var mesela, ona ulaşmaya çalışmak. Aşkı beklemek acı verici ama onun yokluğu çok daha fazla acı veriyor bu nedenle aşk için tüm acılara dayanabiliyorsun. Sanki aşık olunca bu dünyanın içinde başka bir dünyada daha yaşamaya başlıyorsun ve o başka dünya bu dünyadan çok daha güzel."


Aşkın mezarı 42 roman

Parçalanmış cesetlerin üzerinden geçtikten sonra siyahlı kız ayakkabılarını silmelerini söyledi. Nedenini söylemese de ikisi de ayak izlerinden nereye doğru gittiklerini göstermemek için olduğunu anladı. Kız kendini kirlenmiş hissediyordu. Belki aşkı bulmak için yapmaları gerekeni yapmıştı ama yine de kendini kötü hissediyordu. Bir diğer taraftan ise siyahlı adamların binlerce yılda öldürdüğü insanları düşündüğü zaman az bile yaptıklarını düşündü.

Erkek ise parçalanan bedenlere bakmamıştı bile. Siyahlı adamların iç organları ilgisini çekmiyordu. Ellerine fırsat geçtiği zaman yapabileceklerini düşündü. Ancak aklını asıl kurcalayan şey ise çatışmanın orta yerinde ilerlerken bir anda kendini kızın kollarında nasıl bulduğuydu. Dahası onlara ateş eden siyahlı adamlar nasıl bir anda ölmüştü ve ayaklarının önüne düşen küre nasıl bir anda yok olmuş ve siyahlı adamlar patlamıştı. Bu soruların cevaplarını bulmak istiyordu ama cevaplar için doğru zaman değildi.

Siyahlı kızın gösterdiği yoldan ilerlediler. Önce sağa sonra sola döndüler. O kadar fazla dönüş yaptılar ki nerede olduklarını kaybetmişlerdi. Bir süre sonra siyahlı kız yolun ortasındaki bir kapağı açtı ve beni takip edin dedi. Etrafta hiç kameranın olmaması erkeğin dikkatini çekti ve kızın ardından metal merdivenlerden indiler.

Metal merdivenlerden indikten sonra duvarlardaki koş ışıkla aydınlanan bir yerde buldular kendilerini. Yürüdükleri yolun sol tarafı metal parmaklıkla çevrilmişti ve parmaklığın sol tarafında bir oluktan su akıyordu. Etraflarındaki kokuyu düşündükleri zaman suyun çok temiz olmadıklarını düşündüler. Siyahlı kızı bir süre daha takip ettiler.

Bir süre sonra yol ikiye ayrıldı ve onlar sol taraftan devam ettiler. Biraz daha yürüdükten sonra karşılarında demir bir kapı buldular ve siyahlı kız kapıyı açıp içeriyi işaret etti.

İçeri girdiklerinde küçük sayılabilecek bir oda ile karşılaştılar. Odanın içerisinde 3 tane bank bulunuyordu. Duvarlar ise loş ışıkla aydınlanıyor, ışığın aydınlattığı bölgelerde ise örümcekler duvarlara ağlarını örmüştü.

İlk konuşan siyahlı kız oldu sesi sert ve şaşkındı "Orada ne oldu?"

Siyahlı çok kısa bir cümle kurmuştu ama cümlesini uzun bir sessizlik takip etti.

Erkek "Bilmiyorum" diyerek cevapladı.

İkisi de kıza doğru bakıyorlardı. İkisi de bir açıklama bekliyorlardı ama kız suskun kalmayı tercih etti. Bu geçen birkaç anlık zamanda kafasındaki düşünceleri toparlamaya çalıştı ama nasıl yapacağını bilmiyordu ancak anlatması gerekliydi.

Birkaç an daha sessiz kaldıktan sonra konuşmaya başladı. "O" dedi erkeği işaret ederek "siyah küre önüne düştüğü zaman bir anda her şey yavaşladı. Havada asılı olan kurşunlar yavaşladı o kadar yavaşladı ki onların hareket edişini görür hale geldim. Daha sonra benim bu yavaşlığın içinde normal bir biçimde hareket edebildiğimi fark ettim ve yerdeki küreyi alıp geriye fırlattım. Daha sonra onu tuttum ve geriye doğru çekerek saklandığımız yere götürdüm. O anda zaman tekrardan hızlandı ve patlama oldu. Ancak bunların neden olduğunu bilmiyorum."

Kızın açıklması karşısında erkek ne diyeceğini bilemedi. Siyahlı kız ise "Ne olduysa oldu şu an bunları konuşmanın zamanı değil. Şimdi size ne olacağını anlatayım. Siyahlı adamların bulması için bazı ipuçları bıraktım ve o ipuçları siyahlı adamları başka bir siyahlı adama ve başka birisine yönlendirecek. Onları ne yapacakları çok önemli değil ama bir süre sonra ortalık sakinleşmiş olacak. Sizi onun evine yakın bir yere götüreceğim" dedi erkeği işaret ederek.

"Şimdi bana biraz izin verin, halletmem gereken işlerim var" siyahlı kız konuştuktan sonra demir kapıyı açarak dışarıya çıktı.

Erkek ve kız karşılıklı iki banka oturuyorlardı ve ikisi de neler olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Özellikle kız üzerindeki şaşkınlığı atmakta zorlanıyordu. Öyle ki konuşmak değil düşünmek bile oldukça zordu onun için.

Bir süre boyunca bakıştılar. Bu esnada birbilerini incelediler. Erkeğin açık kahverengi gözleri ve beyaz bir teni vardı. Fazla uzun olmayan sakalı yüzünü kaplıyordu. Kemikli sayılabilecek bir yüzü vardı. Parmakları uzun ve kemikliydi. Ne çok zayıf ne de çok kiloluydu. Kızın ise uzun kırmızı saçları vardı. Gözleri loş ışıkta çok belli olmasa da daha koyu kahverengi gözleri vardı. Belirgin bir çenenin yanında dolgun yanaklara sahipti. Kızıl saçları kısa kesilmişti.

İlk konuşan erkek olmuştu "Ne olduğunu bilmememe anlamama sağmen yaşamımı sana borçluyum."

"Ben bir şey yapmadım ki hatta ne yaptığımı bile bilmiyorum. Sadece o an yapmam gerekeni yaptım.

"Önemli değil sanırım."

Bir süre boyunca daha sustular. Erkek hala olayın saşkınlığını yaşarken kız ise garip bir biçimde başka bir konuyu düşünüyordu. Evet o hayatı boyunca ilk kez birisine sarılmıştı. Neden bunu düşündüğü de bilmiyordu ancak nedense düşünmek daha iyi hissetmesini sağlıyordu.

Bir süre daha bakıştıktan sonra siyahlı kız kapıyı açtı ve "Hadi gidiyoruz." dedi.

Aşkın mezarı 41

Sokakta saklanarak yürürken konuşmaya kalksalar kendi seslerini duyamayacaklarını düşündüler. iki patlama arasında geçen zaman oldukça kısaydı ve havada sis dumanı gibi asılı kalan koyu renkli bir duman daha vardı. Ateş kokusu her yeri kaplıyor, binalardan yükselen alevler gökyüzünü kaplıyordu. Aslında oldukça güzel bir görüntü olabilirdi hepsi ama savaşın tam ortasında hayatta kalmaya çalışırlarken güzel anlayışları oldukça değişmişti. O an için kırmızı bir gökyüzünün bir anlamı yoktu.

Kurşun sesleri gelmeye başladığı zaman bir köşeye saklanıyor, patlama sesini duydukları zaman ise yere kapaklanıyorlardı. Kurşun seslerinin biraz uzaktan gelmesi siyahlı adamların çok yakın olmadığını işaret ediyordu onlara. Ancak patlayan bombaların mesafesini kestirmeleri oldukça zordu. Hele her patlamada kulak zarlarının yırtılacağını düşündükleri zaman bu oldukça zordu. Bütün bunlar olurken siyahlı kızı takip etmeye devam ediyorlardı. Çok büyük bir tehlike atlatmamış olsalar da o tehlikenin ne kadar yakın olduğunu tahmin edebiliyorlardı.

Bu şekilde ilerlemeye çalışmak oldukça zamanlarını alıyordu. Arada siyahlı kadın eliyle onlara işaretler yapıyor ve devam etmelerini, kalmalarını veya saklanmalarını söyküyordu. avuç içini göstermesi dur demekti, avuç içini açıp kapatması takip et anlamına gelirken avucunu aşağıya doğru sallaması saklanın demekti.

Yol boyunca konuşmuyorlardı, konuşsalarda anlamı olmayacağını düşündükleri için susmak daha güzel bir yoldu. Biraz daha ilerledikten sonra ki o ana kadar sadece iki sokak geçmişlerdi siyahlı kız elini yukarıya doğru kaldırdı ve onlara durmalarını söyledi. Avucunu çıkartıp işaret parmağını havaya kaldırarak onlara bir kişinin olduğunu söyledi. Daha sonra ileriye doğru bir adım attı ve omuzunda asılan silahını kaldırıp birkaç el ateş etti. Tabi kurşun seslerini diğer seslerden ayırt etmek oldukça zordu. Siyahlı bir adamın yere düştüğünü ise saklandıklarını yerden çıkıp yürümeye başladıklarında fark ettiler.

Biraz daha ilerledikten sonra tam sokağın ortasına geldiklerinde bir anda etraflarında siyahlı adamlar gördüler. Siyahlı kız etrafında kısa bir süre için döndü elini hızlı bir biçimde salladı. Hareketlerin anlamlarını hiç konuşmamış olsalar da ikisi de ne demek istediğini çok iyi biliyordu. İkisi bir binanın gölgesine saklanırken siyahlı kızın başka bir binaya saklandığını gördü. Tahminlerine göre etraflarında 4 veya 5 siyahlı adam vardı. Siyahlı kızın silahı olsa da onlar da hiçbir şey yoktu ve bu onların çaresiz hissetmesini sağlıyordu.

Kısa mesafeden gelen atış sesleri her yeri kaplamıştı. Siyahlı kızın saklandığı yer onlara çok yakındı bu yüzden kurşunların binaların yüzeyine çarpıp orayı parçaladığını görebiliyorlardı.

Siyahlı kız her ne kadar onları korumak istese de siyahlı adamlar giderek yaklaşıyordu. O ana kadar sadece boşluğa ateş ediyordu iki taraf ancak öyle bir an oldu ki siyahlı kız onlara yaklaşmakta olan siyahlı adamı kafasından vurdu ve siyahlı adam geriye doğru düştü. Silahı ise onun hemen yanındaydı. Erkek siyahlı kıza doğru bakıp iki elini birden ileriye doğru salladı. Ateş et anlamındaydı hareketi ama ne kadar anlaşılıp anlaşılmadığını bilemiyordu. Eğer yaşamak istiyorlarsa o silahı almalıydı.

Erkek hareket ettiği anda kız bir silah sesi duydu ve erkeğe doğru baktı. Erkek o an iki adım atmış ve silaha doğru eğilmeye hazırlanıyordu. Kurşun ise yavaş bir şekilde ilerliyordu. Eğer kurşun bu şekilde ilerlemeye devam ederse erkeği delecek ve zemine çarpacaktı. İlk önce ne yapabileceğini düşündü. Daha sonra hareket eden bir kurşunu durdurmak için hiçbir şey yapamayacağını fark etti.

Bu esnada kurşunun, erkeğin, her şeyin nasıl bu kadar yavaş hareket ettiğini düşündü. Normalde kurşun çoktan erkeğe çarpış olmalıydı. Ancak o havadaki kurşunları sayabiliyordu. Onlara doğru gelen 5 kurşun vardı. Bu kurşunlardan iki tanesi siyahlı kızın saklandığı duvara çarpmak üzereydi. Bir tanesi siyahlı kızla erkeğin arasındaki boşluktan geçecekti. Bir tanesi ise erkeğe doğru geliyordu. Son kurşun ise namludan yeni çıkmış ve erkeğe doğru ilerliyordu.

Bir an sonra kız herşeyin yavaşladığı sırada kendisinin normal bir şekilde düşünebildiğini fark etti. Herşey o kadar yavaştı ki saniyede yüzlerce metre hareket eden kurşun bile sadece ufacık bir mesafe ilerlemişti. Daha sonra kız yavaşlayan zamanın içinde kendisinin normal bir şekilde hareket edebildiğini fark etti. Erkekle arasındaki iki adımı attığında ise onu omuzundan tuttu ve çekmeye başladı. O an her şey normale dönebilirdi ve ikiside o an kurşunlar tarafından delik deşik olabilirdi ancak bu şekilde olmadı.

Bir eliyle silahı aldı ve omuzuna astı. Daha sonra erkeği tuttu ve çekmeye başladı. İlginç bir şekilde erkeği çekerken hiç zorlanmamıştı. Hatta ona kalsa o an dünyayı yerinden oynatabilirdi. Erkeği saklandıkları yere çektiğinde onu bırakmadan silahı kaldırdı ve tetiğe birkaç kere bastı. Silah geri doğru tepsede gönderdiği kurşunların siyahlı adamlara doğru ilerlediğini gördü. Siyahlı kızın kurşunlarından birisi de başka bir siyahlı adama doğru ilerliyordu. 4 kişi vardı karşılarında ve üçü birazdan ölecekti.

Erkeği saklandıkları köşeye götürdüğünde zamanın akışı normale döndü ve siyahlı kız bir kaç kere daha ateş etti. Daha sonra onlara doğru dönükten sonra avuç içini kendine doğru çevirip birkaç kez açıp kapattı. Bu gelin anlamına geliyordu ancak o esnada ikisi birbilerine bakıp anlamaya çalışıyorlardı olanları. Erkek silaha doğru eğildiğini hatırlıyordu ve daha sonra buraya gelmişti. Kız ise zamanın yavaşladığını görmüştü ve bunun neden olduğunu bilmiyordu. Siyahlı kıza doğru ilerlerken ikisinin de kafasında soru işaretleri vardı ama ikisi de konuşmadılar. Hala söyleyecek sözcükleri bulamıyorlardı.

Siyahlı kızın peşinde ilerlerken elllerinden geldiği kadar görünmemeye çalışıyorlardı. Kızın ona güveni artmış, erkeğin ise güveni oluşmuştu. Ancak ne kadar güvenirlerse güvensinler tek bir yanlış hareketle yok olacaklarını çok iyi biliyorlardı. Kendilerinin yok olmaları önemli değildi onlar için ama görüntüdeki adamın dediğine göre onlar olmazsa aşk da yok olacaktı ve onlar aşk için yaşamaya karar verdiler. Hala onu nasıl kurtaracaklarını bilmiyorlardı ama onu kurtarmak için yaşamaları gerekiyordu.

Koşmaktan, eğilmekten, saklanmaktan, çömelmekten oldukça yorulmuşlardı ve öyle bir zamandaydılar ki dinlenmeye bile vakit yoktu. Kız koşarken kaslarının ağrımaya başladığı hissetti. Hatta bir engele takılıp düşmek üzereyken erkek ona sarıldı ve düşmesini engelledi. Birbirlerine dokundukları o anda öyleydi ki ikisi de ne olduğunu anlamayıp birbirlerinden uzaklaştılar. Erkeğe göre yüksek güçte bir elektirik parmaklarının ucundan girmiş ve bir süre boyunca bedeninde dolaşmıştı. Kıza göre ise o an sanki evrenin başka bir yerine gitmiş ve etraflarında olan hiçbir şeyi ne görmüş ne de hissetmişti.

İşin kötü tarafı ise sadece 5 sokak geçmişlerdi ve bu şekilde devam etmeleri gerekiyordu. Siyahlı kız başka birisi ile karşılaştığı zaman onu öldürmüş ve onun silahını erkek almıştı. Artık üçünde de silah vardı ve bu kendilerini daha güvende hissetmelerini sağlıyordu. Tabi güven kelimesinin sadece gölgesinin olduğu bir zamanda güvenin gölgesinin bile kaybolduğu bir andaydılar.

İlk konuşan kız olmuştu "Nereye gidiyoruz?"

"Evinize gideceksiniz ve orada bir süre saklanacaksınız." ded siyahlı kız.

"Bir başka iki siyahlı adam ve iki yeni silah. Siyahlı kız yuvarlak bir şey aldığında ikiside onun ne olduğunu bilmiyordu. Ta ki siyahlı aldığı yuvalak şeyi karşılaştıkları kalabalık bir siyahlı adam gurubuna doğru fırlatana kadar. Siyahlı yuvarlak şeyi fırlattıktan birkaç saniye sonra büyük bir patlama oldu ve saklandıkları yerden çıktıkları zaman her yerde siyahlı adam parçalarının olduğunu gördü. Sanki siyahlı adamlar milyonlarca küçük parçaya bölünmüştü. Hatta bazı parçaları (kolun bir bölümü, bacak olduğunu tahmin ettikleri bir parça, tüm kemikleri kırılmış bir baş) onların yanına kadar gelmişti. Yürürlerken kopan parçalara basıyor ve onların o yapışkan maddeleri ayakkabılarını kaplıyordu. Yanmış et kokusu her yeri kaplamıştı.

Aşkın mezarı 40

Beklemek ikisi için de zordu. Hele söyleyecek binlerce sözleri varken beklemek daha zor geliyordu. Bir süre boyunca birbirlerine doğru hiç bakmadılar. İkisi de kafalarını farklı yönlere çevirmiş ve içinde hiçbir şey olmayan odayı inceliyordu. "İçi dışından nasıl daha büyük olabilir" diye düşündü erkek. Bu esnada kız ise sonrasında nelerin olabileceğini hesaplamaya çalışıyordu. İkisi için de oldukça uzun bir beklemeydi.

Ancak kız daha fazla dayanamayacağını hissettiğinde ilk soruyu soran olmuştu "Nasıl bir mesaj bekliyoruz."

Şapkalı adam bu soru karşısında hafifçe gülümsedi. Bu soruyu beklediğini düşündü erkek ama hiçbir şey söylemedi. "Geçmişten gelen bir mesajı bekliyoruz. Birkaç dakika sonra masasın arka tarafında bir görüntü belirecek ve bize bazı şeyler anlatacak."

"Peki, ne anlatacak?" diye sordu erkek.

"Bende senin gibi bilmiyorum. Sadece burada olmamız ve mesajı dinlememiz gerektiğini biliyorum. Mesajı gönderen kimse belirli aralıklarla ortaya çıkar. Ben şimdiye kadar mesajları izlemedim. Bu yüzden sizin kadar merak ediyorum."

Şapkalı adam cümlesini bitirdikten birkaç an sonra metalik bir ses duyuldu ve masanın arka tarafından mavi bir ışık yükseldi. Birkaç an boyunca mavi ışığın kendini toplarlama zamanıydı. Daha sonra ise mavi ışığın ortasında bir adamın yüzü belirdi. Tahminlerine göre yaşlı denilebilecek zamana yaklaşmıştı adam. Saçlar dökülmüş, dökülen saçlarının ardından kalanlar ise gri bir renge boyanmıştı. Erkek şaşkınlıklar içinde ellerini dizlerine dayamış ve mavinin içindeki adamı izliyordu. Kız ise ne yapacağını bilemiyor ve olacaklardan korunmak için kendini koltuğun arkasında bulmuştu.

"Hoş geldiniz" dedi mavi ışıktaki adam ve konuşmaya devam etti.

"Sizin karşımda oturduğunuzu düşünüyorum. Aşkı arayan bir erkek ve bir kadın. Bu gece birçok sorunuza cevap vereceğim. Ancak önce kendimden bahsetmek istiyorum. Sizin yaşadığınız zamandan 3000 yıl önce yaşadım. Şu an içinde bulunduğum zamanda sistem aşkı ele geçirmeye başlamış durumda ve fazla zamanın kalmadığını düşünüyorum. İsterseniz her şeyi en baştan anlatayım size.

Benim olduğum zamandan çok daha önceleri dünya yok olmaya başlamıştı. Teknoloji hem benim olduğum zamandan hemde sizin olduğunuz zamandan çok daha üstündü. Dünyanın yok olması yaklaştıkça yaşayanlar korkutucu sonu çaresizce izliyorlardı. Daha sonra süper bir makine yaptılar ve bu makine o zamanda yaşayan en akıllı canlıydı. Her şeyi bildiğini düşünün. Sonra bu makineye dünyayı kurtarmasını söylediler. Makine ise kurtuluş için dünyanın yeniden başlatılması gerektiğini söyledi ve o zamandan 1000 yıl kadar sonra devasa bir savaş başladı. Gezegen nüfusunun yarısından fazlası o savaşta öldü. Bu esnada makine geçen bin yıllık sürede duyguları yok etmeye başlamıştı bile. Savaştan sonra ise duyguları öldürmeyi başardı ve bu sebepten dolayı duyguları bilmiyorsunuz.

Ben büyük savaşın başladığı yıllardan gönderiyorum bu mesajı. Kendi bulduğum bir yöntem sayesinde geleceği tahmin edebiliyorum ve şu anda karşımda oturduğunuza göre yöntemin başarılı olduğunu düşünebilirim. Aşkın koruyucuları olarak geleceğe mesajlar bırakarak onlara ne yapmaları gerektiğini söylüyoruz. Genelde her mesajı en kritik zamanlarda gönderiiyoruz. Şu anda çok önemli bir zamandasınız. Aşkı bulmaya çabaladığınızı biliyoruz. Bu konuda bazı ipuçlarına eriştiğinizi de biliyoruz. Ancak asıl yolculuğunuz bundan sonra başlayacak. Sistemin yok olacağı yolcuğu ikiniz başlatacaksınız. Bu yolculukta sizleri zor zamanlar bekleyecek. Unutmayın ki birbirinizden başka güvenecek kimseniz yok.

Bundan sonra beni birkaç kere daha göreceksiniz. Sizlere ne yapmanız gerektiğini anlatacağım ancak unutmayın ki ben sadece size yol gösteriyorum. Eğer yeterli mücadeleyi göstermezseniz aşk sonsuza kadar yok olacak ve sistem her şeyi ele geçirmiş olacak. Buna izin vermeyeceğinize inanıyorum.

Şu anda dışarıda bir savaş başladı ve her yerde sizi arıyorlar. Bu nedenle dışarıya çıktığınızda çok dikkatli olun. Unutmayın ki biriniz eksik olursa aşk yok olacak. Dışarıya çıktıktan sonra birbirinize bulduklarınızı verin ve bir süre boyunca düşünün aşkı. Onu daha fazla anlamış olacaksınız. Ancak dışarıda bir savaş olduğunu unutmayın ve elinizden geldiği kadar saklanarak ilerleyin.

Son olarak size bir sonraki hedefinizi söylemek istiyorum. Çıkacak sorunları hallettikten sonra aşkın mezarını bulmanız gerekiyor. Aşkın mezarını bulduktan sonra onu hayata döndüreceksiniz. Ancak buna daha çok var şimdi ilk olarak savaştan kaçmalı ve güvenli bir yerde saklanmalısınız. Ne zaman çıkacağınızı anlayacaksınız. Anladığınız zaman size yol gönderecek kişi şu an karşısınızda duruyor. Unutmayın aşkın geleceği size bağlı ve onu sadece siz yaşatabilirsiniz."

Gri saçlı adam konuşmasını bitirdiğinde bir süre boyunca konuşmadılar. Sadece birbirlerine baktılar ve ne söyleyebileceklerini düşündüler. Anlatılanları kabullenmek kolay değildi. Hele gezegene bunların yapılması ve canlıların kendi sonlarını getirmeleri kabul edebilir değildi.

İlk önce şapkalı adam konuştu "Artık biliyorsunuz."

Kız kollarını birbirine dolamış bir şekilde konuşurken sözü alan erkek oldu "Ne yapmamız gerekiyor?"

"Sende izledin. Bulduklarımızı paylaşmamızı ve aşk üzerine düşünmemizi söyledi." dedi kız.

"Evet, öyle söyledi ama sonrasında neler olacak? Savaştan nasıl kaçacağız? Bu arada ben şarkıları buldum üç diskin içindeydi şarkılar. Sen ne buldun?"

"Ben de 3 tane yazı buldum."

"Güzel anlamışsınız. Anlatılanların bir bölümünü biliyordum ve bir diğer bölümünü tahmin ediyordum. Bundan sonra neler olacak anlatayım hemen. Dışarıya çıkacaksınız ve orada sizi siyahlı kız karşılayacak. Onunla birlikte savaştan kaçacaksınız ve sonra güvenli eve gideeksiniz. Gerisini biliyorsunuz zaten, benden haber bekleyeceksiniz."

"Anladım" dedi kız. "Merak ettiğim bir şey var, sen ne zaman aşkı aramaya başladın."

"Güzel bir soru oldu bu teşekkür ederim. Bundan uzun zaman önce bende sizin gibiydim, yaşıyordum bir şekilde ve hep birşeyler eksikti. Ben neden hayatın böyle olduğunu sorgularken bir gün onunla karşılaştım. Hatta yolda yürürken çarpıştık, evet benim hatamdı. Ayağa kalkmasına yardımcı oldum ve sonra o gitti. Eve geçtiğimde onu merak eder bir şekilde buldum kendimi ve kameralardaki görüntüleri ele geçirdim ve daha sonra onun görüntüsü taratıp kim olduğunu buldum. Onu tekrar görmezsem yaşayamayacağımı hissediyordum. Aynı sizin gibi ne hissettiğimi de bilmiyordum.

Onun adresini öğrenince bir gün karşısına çıktım ama kötü tarafı ona ne söyleyeceğimi bile bilmiyordum. İlginçtir ki bana 'Hoşgeldin' dedi. Anlayamadım tabi. Sonrasında bir süre konuştuk onunla. Aşkın koruyucularındanmış o tabi bunu bana çok sonra söyledi. Bilmemede gerek yoktu çünkü onunla çok mutluydum. Kalan hiçbir şey önemli değildi benim için. Öyle ki onunla bir an geçirmeyi onsuz bir ömüre yeğlerdim.

Tabi bir süre sonra bana her şeyi anlattı ve biz aşık olduk birimize. Birbirimiz olmadan yapamıyorduk. Onsuz geçen bir an bana yıllar gibi geliyordu. Nasıl oldu bilmiyorum ama sistem bir şekilde bizi öğrendi ve bir gece biz evdeyken içeriye gidip onu öldürdüler. Bana dokunmadılar çünkü ben sistemin içinde önemli bir görevdeyim. Bunun yerine onu hafızamdan sildiler. Şimdi onu hatırlayamıyorum. Size anlattıklarımı da kağıtlara yazmıştım. Oradan hatırlıyorum yoksa onu hiç görmemiş gibiyim. Ben de sistemi yok etmeye karar verdim ve sonunda ölüm olsa bile onu yok edeceğim."

"Çok üzücü ama bunlar." dedi kız. Gözlerinin kenarlarında bir baskı hissediyordu.

Erkek ise sessiz kalmış ve sinirden avuçlarını sıkmıştı. Tırnakları avuç içine batıyor ve canı yanıyordu ama bu umurunda bile değildi.

"Şimdi görevinizin bu kadar önemli olduğunu anlıyorsunuz umarım. Bu gezegeni eski haline getirmek, aşkı tekrardan canlandırmak sizin elinizde. Yoksa sistem her şeyi ele geçirecek ve ondan sonra hiçbir şey olmayacak." dedi şapkalı adam.

"Çok iyi anlıyorum. Onu yok etmek için her şeyi yapacağız." bunu söylerken bilinçsiz bir şekilde kızın elini tutmuştu. Ne olduğunun farkında değildi ama ilk kez başka birisinin teni ona yabancı gelmemişti.

Kızın elini tuttuğunda kız başını çevirip ona doğru baktı ve sanki kendine baktığını düşündü.

"O zaman çıkıp ve siyahlı kızın yanına gidin. O size yardımcı olacak ve kendinize dikkat edin."

Erkek ile kız ayağa kalktıktan sonra başlarını eğerek selam verdi ve kapıdan dışarıya çıktı. Dışarıya çıktıları anda tekrardan şehre dönmüşlerdi. İlk olarak büyük bir patlamayı duydular. Öyle ki ikisi birden kendini yere attı. Daha sonra patlamayı takip eden silah sesleri duymaya başladılar. Bu esnada şehrin birçok yerinden dumanlar yükseliyordu.

Birkaç an sonra bir kadın sesi duydular ve kollarının altına sakladıkları başlarını kaldırıp yukarıya doğru baktılar. Karşılarında siyahlı bir kadın duruyordu ve "şimdi gitmemiz gerekiyor, acele edin" dedi.

Ve hızlı bir biçimde ara bir sokaktan ilerlemeye başladılar. Karanlık olan sokak patlayan bombaların etkisiyle aydınlanıyor, bombaların sesi bir süre boyunca duymamalarını sağlıyordu.

Aşkın mezarı 39

"Hoş geldin. Bu akşam bir çok soruna cevap vermeye çalışacağım. Gerçekleri görmenin vakti geldi."

"Bir çok şeyi bilmiyorum. Neler oluyor? Aşk neden yok? Ona ne oldu? Şarkılar neden dinlediklerim gibi değil?"

"Bazı sorularına şimdi cevap vermeyeceğim ama onun da zamanı gelecek birazdan. Sana biraz bizden bahsetmek istiyorum. Kendimize aşkın koruyucuları diyoruz. Tarihin başlangıcından beri varız. Amacımız aşkı korumak ve onu yaşatmak. Çok eskilerden bunun için şarkılar yazdık, hikayeler anlattık ama öye bir zaman geldi ki aşk yok olmaya başladık. Karşımızdaki güç o kadar büyüktü ki hiçbir şey yapamadık. Sadece bekledik. Doğru zamanın gelmesini bekledik, aşkın tekrardan yaşadığı günün gelmesi için bekledik."

"Eskiden aşk vardı ve dinlediğim şarkılar o zamanlarda yazılmıştı. Peki bu ne kadar önceydi?"

"Binlerce yıl belki tam tarih veremem sana ama sadece çok uzun zaman önce diyebilirim, tahmin edeceğinden bile daha önce."

"Bu binlerce yılda aşk yok oldu. Peki neden böyle oldu? Kimse savaşmadı mı aşk için? Ondan bu kadar mı kolay vazgeçtik?"

"Elbette savaş oldu hatta çok büyük bir savaş. Tahminlerimize göre toplam nüfusun yarısından fazlası bu savaşta öldü ve biz güçsüzleştik. Artık sadece birkaç kişiyiz ve tahmin edebileceğin gibi sistem peşimizde. Bu yüzden saklanıyoruz."

"Doğru zaman demiştin o ne zaman gelecek?"

"Az kaldığını düşünüyorum. Bu konuda daha fazla bilgi veremem sana ama merak etme zamanla öğreneceksin."

"Anlamıyorum, aşkı da anladığım söylenemez ama onun çok güzel olduğunu biliyorum. O kadar güzel ki sadece onun için yaşanabilir sanki."

"Aşkı tam olarak bende yaşamadım ama zamanla benim bildiklerimi sende öğreneceksin hata benden daha fazla öğreneceksin sen."

"Senden daha fazla nasıl öğrenebilirim. Sen herşeyi biliyorsun."

"Hayır, ben herşeyi bilmiyorum. Bilmediklerim çok daha fazla."

"Anlamıyorum."

"Anlayacaksın yakında. En büyük savaşı yakında vereceğiz ve aşk tekrardan özgür olacak. Sadece biraz daha kaldı ve yakında herşey değişecek. O savaşta sistem kaybedecek."

"Nasıl bu kadar emin konuşabiliyorsun?"

"Sorunun cevabını burada öğreneceksin ama biraz daha zaman tanı bana."

"Neden anlatmıyorsun?"

"Birisini daha bekliyorum. Aynı senin gibi aşkı arayan birisini."

"Bir kız mı yoksa?"

"Sen bunu nereden biliyorsun?"

"Nasıl anlatacağımı bilmiyorum ama siyah ay söyledi bana."

"Siyah ay mı?"

"Evet, yaşlı adamın rüyasındayken siyah ay ile konuştum ve yakında bir kızla tanışacağımı söyledi bana."

"Evet, bir kızla tanışacaksın ve sorularının çoğuna cevap bulacaksın. Bu akşam bizim için çok önemli. Savaşın başlangıcı burası olacak."

Adam bir an için sustu ve kendini gelecek kızı düşünürken buldu. Neye benziyordu acaba? Aşkı biliyor muydu? Onu bilirse ondan çok şey öğrenebilirdi. Eğer bilmiyorsa aşkı onunla birlikte arayabiliridi. Belki aşkı birlikte bulurlardı.

"Kusura bakma bir an için düşündüm."

"Önemli değil. Zaten şu anda daha fazla konuşmak istemiyorum."

"O zaman başka bir soru sormak istiyorum. İçerisi nasıl dışarıdan daha büyük olabilir?"

"Konuşmanın başından beri bu soruyu bekliyordum. Şöyle anlatayım sana burası başka bir yerde. Evrende başka bir yerde. Kapıdan geçtiğin zaman buraya geldin bu nedenle rahatsız edilmeyeceğiz."

"Nasıl yani buraya başka biri giremez mi?"

"Hayır, benim istemediğim kimse buraya giremez."

"Anladım, bu yüzden bu kadar rahat konuşuyorsun."

"Saklanmak zorunda olmayınca daha güzel oluyor."

Cümlesini bitirdiğinde şapkalı adam gülümsedi. Konuşmaya başladığı zamandan beri yüzünde olan acı ve hüzün kayboldu bir anda.

"Geldi."

İkisi birlikte kapıya bakmaya başladı. Kısa bir süre sonra kapı açıldı ve siyah uzun saçlı bir kız içeriye girdi. Kız ilk önce tam karşısında oturan şapkalı adamı gördü ve hemen ardından onun yanındaki koltukta oturan başka bir adamı. Daha sonra başını iki yana salladı ve yüzünde şaşkın bir ifade oluştu.

"Evet, içerisi dışarısından daha büyük."

Şapkalı adam dolu olan koltuğu işaret ederek "Merak etme o da senin gibi aşkı arayan birisi. Sizinle konuşacaklarım var. Sende otur." dediği zaman kızlı hızlı ve heyecanlı adamlarla adamın yanındaki koltuğa oturdu ve bir an için adamla bakıştılar. Bir kaç saniye boyunca birbirlerinin gözlerinin içine baktılar.

Geçen uzun birkaç saniyenin ardından şapkalı adam konuşmaya başladı "Hoşgeldin. Buraya sorularınızı cevaplamak için çağırdım sizi. Elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışacağım. Ayrıca bu akşam geçmişten gelen bir mesejı ilk kez dinleyeceğiz. Şimdi rahatınıza bakın birazdan başlaması lazım."

Kız ve erkek tekrardan bakıştılar ve gülümsediler. O gülümseme tarihe son gerçek gülümselerden birisi olarak geçti ve beklediler.


Aşkın mezarı 38

Şarkı tekrar ve tekrar değişiyor, o her dinlediği zaman yeni anlamlar buluyordu. Şarkı o kadar güzeldi ki öyle bir şeyi daha önce hiç yaşamamıştı. Hatta yaşayan birisinin olduğuna inanmıyordu. Aslında birilerinin yaşama ihtimali güzel olurdu ama buna ihtimal vermekte zorlanıyordu. Bir süre sonra rahatladığını hissetti ve kafasındaki sorular yok olup giti. Bir süre daha sonra gözlerini kapattı ve şarkının uçsuz bucaksız bir deniz olduğunu hayal etti. O ise uçsuz bucaksız denide yolculuk yapan bir gemiydi.

O gemide yolculuk yapıyordu ve 3 ay tüm güzellikleriyle birlikte gökyüzündeydi. Hafif bir rüzgar esiyor ve serin esen rüzgar onun tenini okşuyordu. Her zaman olmak istediği yerdeydi aslında. Hafif dalgaların üzerinde yolduluk ederken dalgaların gemiye çarparken çıkardığı ses o anın müziği oluyordu. Sanki denizin bestesinin içinde dinlediği şarkılardan parçalar vardı ama bu durumu önemsemedi. Geminin arka tarafında uzanmış  ve 3 ayı seyrediyordu. Sanki her birinin ona baktığını düşündü. Sanki 3 ayda onu seyrediyordu.

Bir an geminin durduğunu hissetti. Gemi neden dururdu ki? Dalgalar durmuş olamazdı öyle olsa bile gemi bir süre daha yolculuk eder daha sonra dururdu. Bir gariplik olduğunu düşündüğü sırada ayağa kalktı ve geminin uç kısmına doğru koşmaya başladı.

Geminin uç kısmına geldiğinde gördükleri karşısında kayretler içinde kaldı. Devasa bir şey, bir yaratık, bir başka bir şey karşısında durmuştu. Gemi ise onun bacaklarından birisine çarpmıştı. Ancak o gemi ile ilgilenmiyordu. Bir elini havaya kaldırmış ve beyaz ayı yakalamıştı. Daha sonra da diğer elini kaldırıp ayı iki eliyle tutmaya başladı.

Beyaz ayı iki eliyle kendine doğru çekiyor ve beyaz ay yavaş bir biçimde ona doğru ilerliyordu. Ne olduğunu anlamadı, nerede olduğunu da anlamadı ama karşısındaki yaratık beyaz ayı yakalamak istiyordu. Daha sonra yaratık öfkeli bir biçimde haykırarak beyaz ayı bıraktı ve siyah ayı tutmaya başladı. Siyah ay beyaz aya göre daha dayanıksızdı ve daha hızlı bir biçimde yaratığa doğru geliyordu.

"Siyah ayı almana izin veremem" diye bağırdı adam ve yaratığın bacağına vurmaya başladı. Ancak yaratık onu hissetmiyordu bile. "Bunu yapmana asla izin veremem"

Adam yaratığın bacağına tırmanmaya başladığı sırada siyah ay iyice yaklaşmıştı. Ancak yaratık o kadar büyüktü ki adam ona tırmanana kadar siyah ayı yakalamış olacaktı.

Siyah ay iyice yaklaştığı ve denizin üzerinde siyah bir leke oluşturduğu zaman adam yaratığın karnına bile gelmemişti. Bu esnada yaratığın kahkalar attığını duydu ve gözünden aşağıya doğru bir sıvı akmaya başladı. Sıvı aktıkça daha hızlı hareket edebildiğini fark etti ve daha sonra büyümeye başladığını. Öyle ki birkaç an sonra yaratıkla aynı boyuta ulaşmıştı. Yaratığın siyah ayı tutan elini tuttu ve kenara doğru fırlattı. Bu hareketin şaşkınlığı içinde olan yaratık adama baktığında içini bir korku kapladı. Bu esnada adam yaratığa doğru yumruk atmaya başladı. Attığı her yumruk yaratığın yüzüne çarpıyor ve teninin değdiği her yer parçalanıyordu.

Yaratığa yumruklarını attıktan sonra yaratığın suratı paramparça olmuştu. Daha sonra iki eliyle yaratığın bir kolunu tuttu ve kendine doğru çekti. Yaratığın kolu adamın ellerindeydi ve kopan kolu denize fırlattı. Denize düşen kolun yarattığı dalgalar bacaklarına çarparken diğer kolunu tuttu ve onu da kopardı. Yaratıktan yeşil kanlar dökülüyor ve deniz koyu yeşil renge bürünüyordu. Yaratık çığlıklar atarken onun kafasını iki eliyle tuttu ve kendine doğru çekti. Vucudundan ayrılan kafaya önce bir süre boyunca baktı ve ardından kafayı da denize fırlattı. Kafası ve kolları kopan yaratık denize doğru düşerken o bir elini siyah ayın üzerine koydu ve "Kimsenin seni almasına izin vermeyeceğim" dedi.

O an siyah ayın gülümsediğini hissetti. Siyah ayı kurtarmıştı hatta diğer ayları da kurtarmıştı. Elini siyah ayın üzerinde gezdirdiği sırada içinde bir ses duydu "Şimdi yapman gerekenleri yapma zamanı geldi. Hadi uyan."

Gözlerini açtığında koltuğunda olduğunu fark etti. Uyumuştu demek ki ama gördüğü o rüya ne anlama geliyordu, o yaratık kimdi ve siyah aydan ne istiyordu? Ayrıca onun yapması gereken şey neydi? Şapkalı adam, evet şapkalı adamın yanına gitmeliydi. Pencereden dışarıya baktığında güneşin doğmuş olduğunu gördü ve hızlı bir şekilde evden dışarıya çıktı.

Adımları da evden çıkışı kadar hızlıydı. Sokakta yürürken hiçbir şeyi umursamadı. Aklında sadece kafasındaki sorular vardı ve onların cevaplarını sadece şapkalı adamda bulabilirdi. Sokakta yürürken birisi omuzuna çarptı. Adam dengesini kaybettiği sırada kafasını kaldırıp ona kimin çarptığına baktı. O kadar sinirliydi ki ona çarpan kişiyi oracıkta öldürebilirdi. Birisinin onunla cevapların arasına girmesine asla izin veremezdi hele onunla aşkın arasına girmeye kimsenin gücü yetmezdi.

Başını kaldırdığında karşısında şapkalı adamı gördü. Şapkalı adam ciddi bir şekilde duruyordu ve elini kaldırıp işaret parmağını dudaklarına koydu. Bu sus işaretiydi. Ardından şapkalı adam yanına yaklaştı ve "kusura bakmayın." dedi. Daha sonra "iyi misiniz?" diye sorduğunda adamın elini tuttu ve o an adam şapkalı adamın elinde bir kağıt olduğunu fark etti.

Hemen ardından ise şapkalı adam uzaklaşmaya başladı. Şapkalı adam uzaklaşırken elinde tuttuğu kağıda baktı ve orada bir adres yazdığını gördü. Yazan adres şehrin biraz dışındaydı ama birkaç saate yürüyebilirdi. Neden böyle olmuştu? Neden her zaman oturdukları bankta oturmamışlardı ve neden şapkalı adam bu kadar gergindi? Bir şeyler oluyor olmalıydı ve nelerin olduğunu öğrenmesi gerekiyordu.

Gideceği yeri biliyordu. Hatta kağıtta oraya nasıl gideceği detaylı bir biçimde yazıyordu. Oraya gelene kadar hızlı bir biçimde ilerlemiş olsa da şapkalı adamın davranışları şüphelenmesine sebep olmuştu. Bu nedenle yürürken daha yavaş yürümeye ve dikkat çekmemeye çabaladı. Şapkalı adam bu şekilde davrandığına göre kötü bir şeyler oluyor olmalıydı. Ne olmuş olabilirdi ki? Şimdiye kadar hep rahat olduğunu gördüğü adam neden bir anda değişmişti.

Tüm gücüyle koşmak istese de mantığı ona yavaş hareket etmesini söylüyordu. Hatta bunu o kadar sık tekrar ediyordu ki istese bile koşamazdı artık. Ağır adımlarla ilerlerken neler olmuş olabileceğini düşündü. Sistem şapkalıyı öğrenmiş olabilirdi ve belki de şapkalı bir kaçma planı yapıyordu. Kaçarlarsa eğer sistem onları bulurdu. Bu yüzden kaçmak çok mantıklı değildi. Belki bir süre boyunca saklanmaları gerekiyordu ama o saklanmak da istemiyordu. Kaybedecek bir zamanı yoktu onun.

Ağır adımlarla ilerlemeye devam ederken dikkat çekmediğini düşündü. Etrafından insanlar geçiyor ve hiçbiri ona bakmıyordu. Yarım saat kadar yürüdü ve ana caddeden ayrılmaya karar verdi. Ara sokaklarda daha hızlı hareket edebilirdi ama ara sokaklarda bile koşmadı sadece hızlı bir biçimde yürüdü. Kimsenin onu fark etmemesi onu rahatlatıyordu.

Tahmini olarak yarım saat daha geçtikten sonra kağıtta yazan yere ulaşmıştı. Karşısında küçük bir ev vardı ve evin yanına gidip kapıyı çaldı ama hiçbir cevap gelmedi. Biraz daha bekledi ve kapıyı bir kere daha çaldı. Kapı tekrardan açılmayınca kendisi açmayı denedi ve açılan kapıdan içeriye girdi. İçeriye girdiği zaman ilk olarak şapkalı adamı beyaz bir koltukta oturduğunu gördü. Daha sonra ise içeriye girdiği kapı arkasından kapandı. İlginç bir biçimde dışarıdan küçük bir ev olarak gördüğü yer tahminine göre gördüğünün neredeyse 10 katı daha büyüktü.

O şaşkınlık içinde bakarken şapkalı adam diğer koltuğu işaret etti ve "Evet, içi dışından daha büyük. Otur, seninle konuşacaklarımız var" dedi.

Find Us On Facebook