Şarkıdaki aşk

Bu sabah yine erkenden uyandım. Uykuyu seven bir insan değilimdir ama sabah alarmın sesiyle uyanmak çok hoş olmuyor. İnsan uyandığı aman yaptığı ilk iş küfür etmek olmamalı. Yataktan çıkıp elimi yüzümü yıkadım sonra takım elbisemi giydim. Biraz peynir ve ekmek yedim. Kahvaltı dediğin çaysız olmazdı ama ben çay içmeye zamanım yoktu. Zaten zamanım olmazdı hiçbir şeye. Hep geç kalırdım ben hayata.

İşe yerine gittiğim zaman her şey aynıydı. İnsanlardan, yaptığım işlere, imzaladığım kâğıtlardan, öğle yemeğinde içtiğimiz kalitesiz çayın tadına kadar her şey aynıydı. Bu aynılık öyle büyüktü ki artık ezberlemiştim günlerimi. Bir pazartesi günü yemekte enginar olmasın diye dua eder hale gelmiştim. İş haricindeki hayatımda aynıydı. İşten çıktıktan sonra aynı kafeye gidip aynı kahveyi içiyordum. Oranın müdavimleri de aynıydı. Yapacak başka bir şeyim olmadığı için evime gidiyordum. Aynı, yapayalnız ev beni bekliyordu.

Hayatımı değiştirmeyi çok istedim ben. Bir farklılık yaratabilmeyi ama bunu nasıl yapabilirdim ki? Farklı bir işe girsem mesela başka insanlar olurdu ama kısa bir süre sonra her şey yine aynılaşırdı. Yine aynı kâğıtları imzalamaya devam ederdim ben. Mesela başka bir şehre gitsem gittiğim şehirde başka bir iş bulsam aynılık yine devam ederdi. Bu aynılığın sebebinin kendim olduğunu düşünüyorum sanki hayatımdaki farklılığı yaratamıyormuşum gibime geliyor.

Farklı insanlarla konuşmayı denedim ama değişen bir şey olmadı onlarda aynıydı. Yüzlerce insan çeşidinden birisine aittiler ve hayata aynı amaçla sarılmışlardı. Sorunun bende olduğunu biliyordum hatta sorunun yaşama amacımın olmaması olduğuna inanıyordum. Yaşam amacı olmayan birisi nasıl mutlu olabilirdi ki.

Hayatımı değiştirmem gerekiyordu ve o gün işe gitmedim. Telefonumu uçak moduna aldım. Playlistime daha önce hiç dinlemediğim şarkılardan attım ve evden çıktım. Tüm gün boyunca başka şeyler yapacağım dedim kendime, farklı bir şekilde yaşayacaktım. Bu yüzden farklı elbiseler giydim evden çıkınca farklı bir otobüse gittim. Daha önce gitmediğim bir yere gitmek istiyordum.

Hayatımı farklılaştırabilmek için yapmam gereken çok şey vardı. İlk önce geçmişimi temizlemeliydim. Bana acı çektiren, yüreğimi parçalayan herkesi unutmalıydım. Kimi sevdiysem gitti benim ve bunu bilerek hayatımı değiştiremezdim. Sonuçta kimi seversem o da gidecekti benden ve bunu istemiyordum. Zaten yalnız olan bir insanı yalnız bırakamazsın. Zaten yalnızım ben gelirse o yalnızlığım azalabilir ama şimdiye kadar hiç azalmadı. Dolayısıyla onların gidişi beni yalnız yapmadı.

Farklı yerlerine gittim şehrin farklı yemeklerden yedim, farklı bir kahve içtim sonra. Akşam olmuştu ama eve dönmek istemedim. Bunun yerinde sahilde yürümeye karar verdim. Saatlerce yürüdüm sanırım. Gökyüzündeki dolunayın ışığı denize düşüyor ve yakamozlar oluşturuyordu. Güzel bir gün geçirmiştim o gün, belki çok farklı değildi ama yine de güzeldi.

Daha sonra sahilde yürümeye devam ettim. Şehrin uyku vaktinin geldiği zamanlardaydım ki o zaman gerçekten çok güzeldi. Herkes evlerine dönmüş sokaklar bomboş kalmıştı. "Sende benim kadar kimsesizsin" dedim şehre ama bir cevap alamadım. Cevapta beklemedim aslında.

Bir yerden bir şarkı duydum daha sonra. Ne olduğunu anlamadım başta ve anlamak için sese doğru yaklaştım. Sesin kaynağına yaklaştıkça onun ne kadar güzel olduğunu fark ettim. Bir kadın sesiydi bu ve ona yaklaştıkça sese hayranlığım artmaya başladı. Biraz daha ilerledikten sonra şarkı söyleyen kızı gördüm. Deniz kenarında bir banka oturmuş ve yere bakıyordu şarkıyı söylerken. Sokak lambasının sarı ışığı siyah saçlarına vuruyor ve onu her şeyden ayırıyordu.

Onun sesi beni o kadar etkilemişti ki uzun zamandan beri böyle bir duyguyu hissetmediğimi düşündüm. Yanına gitmek ve kalmak arasında kararsızdım ama yanına gitmedim onun. Yanına gidersem şarkı söylemeyi bırakırdı ve ben onu sonsuza kadar dinlemek istiyorum.

Daha sonra başka bir şarkı söyledi ve daha sonra bir başkasını. Şarkılar değişirken onun sesi daha da duygusallaşıyordu. Sanki şarkı söylerken ağlıyordu ve ben onun gözyaşlarını hissediyordum. Bir sonra şarkısının arasında hıçkırıklarını duymaya başladım. Canım yanıyordu. Onun kimliğini bilmiyordum ama onu üzgün görmek paramparça ediyordu beni. Onun ağlamasını istemiyordum ben ve yanına gitmeye karar verdim.

"Ağlama" dedim yanına gittiğinde ve başını çevirip bana baktı. Yeşil gözleri kıpkırmızı olmuştu ağlamaktan. Aslında kız o kadar güzeldi ki onu ağlatan dünyayı yıkmak istedim. Simsiyah saçları ve bembeyaz bir teni vardı. Yeşil gözleri loş ışığın altında parlıyordu ve bakışları beni delip geçiyordu sanki. O kadar sertti ki bakışları parçalanacağımı hissettim. Herkes onun çok güçlü olduğunu sanırken aslında o çok kırılgandı. Yaralarına yama yapmıştı ve bir süre sonra ruhu yama tutmamaya başlamıştı.

"Ağlama" diyerek tekrarladım ve yanına oturdum onun. Nasıl bir cesaretse bendeki onun elini tuttum. Sonra diğer elimle gözyaşlarını sildim onun. Onun tenine dokunmak cennete gitmek gibiydi benim için. "Sakın ağlama" dedim ona, "şu hayattaki hiçbir şey gözyaşların kadar değerli değil."

Kız gözlerimin içine bakmaya devam ederken "Niye hep böyle oluyor?" diye sordu bana ve "hayatı öğreniyorsun" diyerek yanıtladım onu. "Hayat aslında kötü değil ama yanlış taraftan bakıyoruz. Gitmek istediğini biliyorum hadi gidelim buradan."

Sözümün üzerine nereye dermiş gibi ellerini iki yana açtı ve ben gülümsedim "önümüzde bir kapı olduğunu düşün onu geçtiğimizde başka bir dünyaya gideceğiz ve o dünyayı sen tasarlayacaksın. Ne istersen olacak orada. Sözlerimin üzerine kız ayağa kalktı ve gözlerini kapattı. Daha sonra ileriye doğru bir adım attı "Kimsesiz bir dünya burası. Benden başka kimse yok. Rengârenk kuşlar ve hayvanlarla dolu. Köpekler, atlar, kurtlar, ceylanlar ve geyikler yeşil çayırlarda geziniyor. Yeşil bir tepenin üstündeyim, hava güneşli ama çok sıcak değil. Hafif bir rüzgâr esiyor ve onun uğultusunu duyuyorsun."

"Ama burası benim gitmek istediğim yer değil. Deniz kenarındayım ve asla gelmeyecek bir gemiye biniyorum. Gemi beni hayallerimdeki bir diyara götürüyor. Yolun ne kadar sürdüğünü veya nasıl olduğunu umursamıyorum o diyara gideceğimi çok iyi biliyorum."

"Hayatımı hep mutsuz yaşadım aslında ben. Beklemek değil eğlenmek istiyorum. Bir kez olsun mutlu olmak istiyorum. Bu yüzden mutluluk kokan bir diyara gitmek istiyorum. Orada mutluluk ağaçları ve çiçekleri varmış ve onları koklayan herkes mutlu olurmuş. Ben çok kötü günler geçirdim, çok üzüldüm ben. Parçaladılar hep bu yüzden mutlu olmak istiyorum."

"Bir de konuşan bir atımın olmasını istiyorum ve kurdumun. Onlarla sohbet etmek istiyorum. Kimseyle konuşamadım ki ben, kimseye inanamadım. İnanmak istediklerimde hep canımı yaktı. Onların olmasını istemiyorum. Hayallerim çok eksik benim ve bu yüzden hayal bile kuramıyorum,"  kız başını bana doğru çevirip gözlerini açtı. Şaşırdım gözlerini açmasına ve sebebini sordum. Gülümsedi. Gülümsemesi o kadar güzeldi ki o an kalbimi söküp alabilirdi. Kalbimi sökse hiç şikâyet etmezdim. "İstiyorsan öldür beni ama sen gülümsemeye devam et" demek istedim ona ama yapmadım.

O gülümsedi. Gülümseyince sanki ben yeniden doğdum. Aynılığın içinde geçen ömrüm bitti ve ben hayatımdaki farklılığı keşfettim. Daha sonra kollarını belime doladı ve başını omuzuma yasladı. Onun kokusunu çektim içime. Onunla doldu ciğerlerim. Bende kollarımı beline doladım onun ve neden geri döndüğünü sordum. Öyle bir cevap verdi ki sihirli sözcükleri söylemiş gibiydi. "Çünkü seni almayı unutmuştum ve sensiz bir yere gitmek istemiyorum" dedi. Düşünsenize benim için geri gelmişti ki bu benim hayatımda bir ilkti. Başka bir diyara gitmek için gözlerimizi kapatmadık. Onun elini tutmam aradığım her şeydi benim için ve onun elini hiç bırakmadım.

Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook