Nedir ki sevmek?

Geçenlerde kendimle baş başa kaldığım bir vakitte derin bir sohbetin içinde bulduk kendimizi. Konu "sevmek"ti. Kendimle baş başa kaldığımız zamanlarda genelde bu konu üzerinde sohbet ederiz. Hele ikimizde onun nasıl bir şey olduğunu bilmediğimiz için sohbetlerimiz bir türü son bulmuyor. Özellikle tanım bölümünde kafamız oldukça sık karışabiliyor.


Bu sefer "sevmek için neler gerekir" diye sordum ona. Bazı konularda benden daha bilgili olduğu için onun düşüncelerine güvenirim ama bir kötü tarafı vardır onun. Genellikle soruya soruyla cevap verir. Bu yüzden konuştuğumuz her ne ise bir sonuca bağlanmaz. Sorumun üzerine hemen cevap verdi "insanın renklere  ihtiyacı var mıdır sevmek için?"

Bu yüzden severim kendimle konuşmayı. Çünkü hep en zor soruları sorar. Hatta lisede o nefret edilen matematik hocasından daha acımasızdır.benden cevap gelmeyince konuşmaya devam etti "mesela sevginin rengi nedir?"

Bu sorunun cevabını bilmiyordum aslında. Başta kırmızı olduğunu düşündüm sonra kırmızının sevgiyi anlatmadığını söyledim kendime. gözümün önünden diğer renkler geçerken ben yine cevapsız kaldım. Onun en zor soruları sorduğunu söylemiştim ya hani işte bu nedenle ben cevap veremiyordum. Sessizliğimi görmek kendimin hoşuna gidiyordu biliyordum bunu. Bunun üzerine tekrar konuşmaya başladı. "İnsan siyah renkte sevebilir mi?"

Sorular giderek zorlaşıyordu. Sevginin ne olduğunu sorgulamakla başlayan konuşma sevginin renginin ne olduğunu kararlaştırmaya varmıştı ve inanın bana etrafımdaki bilinmezliklerin sayısı artmıştı. Ancak bir cevap vermemem gerekirdi benim yoksa cevap veremediğim için egom önemli bir düşüşe uğrar günlerce yüzü asık dolaşırdım ve "sevginin rengi yoktur" dedim. "İnsan tüm renklerle sever. Gökkuşağı gibidir sevmek."

"Güzel cevap" dedim kendime ve bu cevaptan oldukça mutlu oldum. Ancak zor sorular bitmek bilmiyordu. "Sevginin şarkısı var mıdır?" diye sordu bana ve benim için sessizlik vakti geldi. Aklımdan bir çok şarkı geçti ama hiçbir sevgiyi tam olarak anlatmıyordu. Tabi sevginin ne olduğunu bilmediğim için bu soru daha da zorlaşıyordu. "Sevginin şarkısı yoktur" dedim daha sonra. "O tüm notalardır."

Birçok şey konuşmuş olmamıza rağmen ben hala sorumun cevabını alamamıştım."Sevmek için neler gerekir" dedim tekrardan ve gülümsedim kendime. Bu durumla sıklıkla karşılaştığım için oldukça aşinaydım aslında. Sonuçta insanın kazanamadığı savaşlar vardır ve belki de bu savaşların başında kişinin kendisi ile olan savaşları gelir.

Kendimle olan savaşı kaybetmedim ama kazandığımı da söyleyemeyeceğim. Hala sevginin ne olduğunu bilmiyorum. Hala sevgiyi öğrenebilme ihtimalim yok ama umudum bitmiyor. Umut var oldukça insan yaşarmış diyorlar ve bende yaşıyorum. Ama tek başıma ama kendimle savaşarak.

Ayrılık oyunu, kararlar


Adam kılıcını sağ elinde sallandırırken kıpırdamadan duruyordu. Zifiri bir karanlık vardı havada ve tek bir ses bile çıkmıyordu. Yerde kıpırdamadan yatan iki adam ise bu sessizliğin merkezini oluşturuyordu sanki. Adamın kılından yavaşça damlayan kan taş zemine çarptığı sırada bu sessizliğin tek bozulma anını oluşturuyordu.

Kılıcındaki kanı temizlemeyi düşünmedi bile. Sol göğsünü boydan boya kaplayan çiziği veya oradan akan kanı düşünmedi bile. Düşünecek çok fazla şey vardı aslında ama ne bedeninden akan kan ne de yerde cansız yatan adamlar bunlardan birisiydi. Biraz daha bekledikten sonra durdu ve adamların üzerlerini araştırmaya başladı. Belki kızın nerede saklandığını öğrenebilirdi.

İlk adamdan yüklü bir miktar para buldu ama onu almadı bile. İşe yarar bir şey bulamayınca diğer adama geçti ve ondan oldukça eskimiş bir anahtar buldu. Anahtarın kaç yıllık olduğunu bilmiyordu. Zaten bildiği hiçbir döneme ait bir tasarıma sahip değildi anahtar. Uç kısmı daha modern çıkıntılardan oluşurken arka kısmında ejderha motifleri vardı. Sanki iki farklı zamana aitmiş gibi hissetti. İki farklı zamanın bir anahtarda birleşmesi ise oldukça dikkat çekiciydi.

Elinde bir anahtar vardı ama o anahtarın açacağı kapıyı bulması gerekiyordu. Eğer kapıyı bulabilirse kıza ulaşabilirdi belki de.

...

Kız büyükçe bir odada tek başına duruyordu. Odanın içinde bir koltuk ve ahşap bir sehpa haricinde başka bir şey yoktu. Bir de odanın etrafını kaplayan çok sayıda kapı vardı. Her bir kapı diğerinden farklı bir tasarıma sahipti ve her biri ayrı bir güzelliğe bürünmüştü.


Kapılardan birisine doğru ilerledi kız. Kapıya ulaştığı zaman içeriye doğru bir adım attı ve kendini başka bir kapıdan içeriye girerken buldu. O odadaki her kapıyı defalarca kez denemiş ve her seferinde aynı yere dönmüştü. Çıkışı yoktu odanın ve kız kendini hapsedilmiş hissediyordu.


Ayrıca duvarda birçok saat asılıydı. Ancak işin garip tarafı her saatin farklı bir zamanı göstermesiydi. Daha garip olan kısmı ise her saatin farklı bir hızla dönmesiydi. Bazıları hızlı bir biçimde ileriye doğru dönerken bazıları geriye doğru dönüyordu. Birisi bir saniye ilerlediği zaman diğeri bir saat ilerliyordu ve bu yüzden odada hangi zamanın hâkim olduğu anlaşılamıyordu. Ona sorulsa on yıllardır oradaydı ama gerçeği bilemiyordu.


Bir diğer taraftan kız neden orada olduğunu hatırlamıyordu. Daha doğrusu geçmiş ondan çalınmış gibiydi ve hiçbir şey hatırlamıyordu. Sadece yalnız olduğunu hissediyordu ve parçalanmış gibiydi. Sadece boşluk vardı etrafında.


...

Adam sağ avucunda tuttuğu anahtara baktı ve o anahtarın hangi kilidi açacağını merak etti. Merak ettiği bir diğer konu ise o kilidi veya kapıyı nasıl bulacağıydı. Bir kum denizinin içinde farklı renkteki bir kum tanesine aramaya benziyordu onun istekleri. O anahtarın kilidi her şey olabilirdi aslında. Küçük bir kutu da olabilirdi kocaman bir kapı da. Daha kötüsü ise ne aradığını bilmediği sürece onu bulamayacağını düşünmesiydi. Karşısına çıkan her kapıda anahtarı deneyemezdi. Zaten bunu yapmaya ömrü yetmezdi. Ona ulaşmak için her şeyimden vazgeçerim dese de hayatından vazgeçerse ona ulaşamazdı.

Bu nedenle o kilidi bulmanın bir yolunu keşfetmeliydi. Elbette ne olduğunu bilmediği bir şeyi bulmak hiç kolay değildi. Boş sokakta yürümeye devam ederken bir anda bir isim belirdi kafasında “Kâhin.” Kâhini daha önce birkaç kere duymuştu ve onun hakkında bildiği en önemli şey onun birçok şeyi bildiğiydi. Ancak bir diğer taraftan ona ulaşmanın mümkün olmadığını da duymuştu. Kâhin isterse onun karşısına çıkardı bunun haricinde onun yaşadığı yeri kimse bilmiyordu.

Kâhini aramak adına boş sokakta dolaştı bir sure boyunca. O kadar yardıma ihtiyaç duyuyordu ki içinde kalan son umut bir mumun sönmeden önce çıkardığı son alev kadar güçsüzdü. Beklemekle alakalı bir sorunu yoktu aslında onun. Onu ömrünün sonuna kadar bekleyebilirdi ancak beklemek en zor yoluydu yaşamanın ve o yaşadığından emin değildi.

Sokakta ilerlemeye devam ederken siyahlar içinde bir adam gördü. Adam siyah bir cübbe giyiyor ve cübbenin kapüşonu yüzünü örtüyordu. Adamla bir an için bakıştıktan sonra siyahlı adam sağ elini kaldırdı ve onu yanına çağırdı. Bir süre boyunca onun peşinden gitti. Belki de kâhini bulmuştu. Aslında başka ihtimaller de vardı ortada ama onları düşünmedi bile.

Siyahlı adam bir ara sokağa girdi ve ardından bir binanın altına doğru giden merdivenlerden indi. Adam onu takip ederken kendini siyah bir odanın içinde buldu ve kapı o içeriye girdikten sonra kapandı. Bir süre boyunca siyaha baktı adam. Bu esnada hiçbir ses duymuyordu. Daha sonra odanın ortasında bir mum yandı ve oda loş bir ışıkla aydınlandı.

Kâhin ile karşılıklı duruyorlardı. Kâhin eskimiş ahşaptan yapılmış bir koltukta oturmuş ve ellerini önünde birleştirmişti. Tam adam konuşmaya yeltendiği sırada işaret parmağını dudaklarına götürdü ve ona susmasını söyledi. Kâhin kakında birçok söylenti vardı. Kimisi onun yaşının binlerle ölçüldüğünü söylerken kimisi onun 40lı yaşlarında olduğunu anlatırdı. Kimileri onun iyi niyetli olduğunu söylerken kimilerine göre o kötülüğün vücut bulmuş haliydi. Ancak o anda bu düşüncelerin hiçbirisinin zihninde yeri yoktu.

“Neden burada olduğunu biliyorum” dedi kâhin yaşlı ama diri bir ses tonu ile. “Ona ulaşmak için buradasın.” “Ona ulaşman gerçekten çok zor. İhtimallere bakıyorum ve ikinizin hikâyesinin tek bir kesişim noktası var ve o nokta çok ama çok uzakta. Şimdi benden bir cevap bekliyorsun ama o cevabı sana veremem. Sadece bir ipucu söyleyebilirim sana çünkü aradıkların benim yeteneklerimin çok ötesinde. Aradığın kapı zamanın durduğu bir yerde saklı.” Kâhin cümlesini bitirdiği zaman mum ışığı söndü ve içeriye girdiği kapı yavaşça açıldı. Artık gitme zamanı gelmişti.

Dışarıya doğru çıkarken zamanın durduğu anı düşünmeye çabalıyordu. Aslında onun için zaman tek bir yerde durmuştu. Sahil kenarında yalnız başına yürürken kızı görmüş ve o anda zaman durmuştu. İşte o an anlamıştı aşkın zamanın çok ötesinde bir duygu olduğunu. Zamanın her şey üzerinde etkisi vardı elbette ama konu aşk olunca zaman dururdu.

Onunla karşılaştığı yerde eski bir ev vardı ve o eski evin eskimiş, paslanmış bir kapısı vardı. O zaman kapıya hiç dikkat etmemişti ama şimdi kapıdaki anahtar deliğindeki farklılığı hatırlayabiliyordu.

Sahil bulunduğu yerden çok uzakta değildi ve hızlı adımlarla ona doğru ilerledi. Kapının yanına vardığında anahtarı deliğe soktu ve yarım tur çevirdi. Herhalde kapının mekanik açılma sesini duyması yaşamındaki en mutlu anlardan birisiydi. Kapıdan içeriye girdiği zaman ise bambaşka bir yerde buldu kendini.

Öyle bir yerdeydi ki sanki tüm boyutlar iç içe girmişti. Mesela yerde kırmızı bir kaldırım vardı ancak bu kaldırım sürekli olarak renk değiştiriyordu. İleriye doğru attığı birkaç adımdan sonra yerçekiminin ve zamanın sürekli değiştiğini fark etmişti. Bazı yerlerde zıplasaydı eğer gökyüzüne çıkabilirdi ancak bazı yerlerde ise yer çekimi o kadar ağırdı ki yere yapışmış bulmuştu kendini. Aynı şekilde bazı yerlerde zaman çok hızlı akıyor ve bir saniyede uzun mesafelere gidebiliyordu. Ancak bazı yerlerde zaman o kadar yavaşlıyordu ki tek bir adımı atmak günler sürüyordu sanki.

Bir diğer taraftan her boyut değiştirdiğinde elbiselerinin rengi de değişiyordu. Mavi olan pantolonu başka bir boyutta başka bir renge bürünebiliyordu. İşin en garip kısmı ise bu boyutların düzlemsel olmamasındaydı. İleriye doğru bir adım attıktan sonra yukarı tırmanmaya başlıyor ve daha sonra ters bir şekilde aşağıya iniyordu.

Ne olduğunu anlayamasa da bildiği tek bir şey vardı ve bu bilgi onun canını yakıyordu. Orada asla yolunu bulamayacaktı ve bu yüzden bir haritaya ihtiyacı vardı. Haritanın nerede olduğunu çok iyi biliyordu aslında. Kızı onun elinden alanlar mutlaka haritaya da sahipti. Geldiği yoldan dışarıya doğru çıkarken kılıcının kabzasını daha fazla sıkmaya başlamıştı. O andan sonra karşısında kimin duracağının bir önemi kalmamıştı ve düşmanlarının evine doğru yola çıktı. Bazı yolların dönüşü olmuyordu gerçekten.

Resim: Delawer Omar


Find Us On Facebook