Son yolculuk 4

Hep dışlanmış hissediyordum aslında kendimi. Daha küçücük bir çocukken yalnızlık üzerine düşündüğümü hatırlıyorum. Sanki kimsem yokmuş gibi geliyordu daha doğrusu sanki beni anlayan kimse yoktu. Sadece kendime ait bir lisanı konuşuyor gibiydim bu yüzden söylediklerim kimse anlamıyordu. Oysa ben herkesin kullandığı kelimeleri kullanıyordum. Yıllarca hep böyle devam etti başkalarıyla aynı kelimeleri kullanmama rağmen anlaşılamadım. Bende boş durmayıp kendime tek kişilik bir evren inşa ettim.

Bir diğer taraftan yalnızlıkla başa çıkabilecek kadar güçlü değildim o zamanlarda. Çok net hatırlıyorum başkaları gibi olmak için ne kadar çabaladığımı ama olmuyordu. Her şeyi tam yapıp çoraplarını ters giyen insandım ben. İnsanlar da bunu fark edip çoraplarını ters giyen birisini istemiyorlardı. Görünürde ufacık bir fark vardı aramızda ama bu ufak fark bile aramıza mesafeler koyuyordu. Hatırlıyorum geçmişimdeki birisi bana "o kadar uzaktasın ki elimi uzatsam dokunamayacağımdan korkuyorum" demişti. Nasıl uzakta olabilirdim ki? Onunla aynı havayı soluyup aynı toprağa basıyorduk ama bunlar da yeterli değildi.

İnsanları anlamak zordu aslında. Hatta en zorunun kendini anlamak olduğunu söylerlerdi. İşte onların hepsi yalancıymış. En zoru kendini anlamayan birisini anlamaktı. Ancak bu cümleyi söylemeye kimsenin cesareti yetmiyordu. İşte yine sisteme geldik. Sayıp sövmek boşuna ama kendini tanımaktan korkan bir neslin yetiştiğini söylemeliyim.

Yine konuyu dağıtıyorum ben. Belki bunun sebebi geçmişime yaptığım yolculuğun canımı yakmasından korkmam olabilir. Ancak canımın yanmadığına inandırmıştım kendimi. Bu yüzden ne bedenimi delip geçen kurşunlar ne de sırtıma saplanan hançerler canını yakabildi. İşin ilginç tarafı ise geriye doğru dönüp baktığımda kalbimden geçen o ince sızı. Düşünsenize karşılaştığı her şeyi bir şekilde yenen insanın kendisi karşısında kaldığı acizliği. Galiba çaresizlik en nefret ettiğim kelime benim.

Boş verelim bunları ve zaman makinemize binelim. Geçmişe dönmek kolay değil. Dönmeyi başarsak bile benim geçmişim kısa değil. Belki yıl sayısı aynıdır başka birisiyle ama yılları nasıl ölçebiliriz ki? Saatin hareketine mi bağlıdır geçen zaman? Mesela hiç kum saatinin kumlarının yavaşladığını gördünüz mü diye sorabilirim size. Cevabınızı umursamam çok fazla sonuçta bazılarınızın sessiz kalacağını bazılarınızın ise öne çıkmak için cevap vereceğinizi biliyorum. Sizi sandığınızdan daha iyi tanıyorum merak etmeyin. Hatta birinizi tanısam hepinizi tanıyormuş gibi hissediyorum kendimi çünkü siz farklı değil aynı olmak istiyorsunuz ve bu kayıplarınızın başladığı yer.

Zaman makinemizi çalıştıralım ve geçmişe doğru yola çıkalım. Benim daha küçük bir çocuk olup sizlerin benden küçük olduğu yıllara gidelim. Sonra dünyanın bir çocuğa neden yeterli gelmediğini konuşalım. Belki astronot olmak isteyen bir çocuğun yerde kaldığı her an kendini zincirlenmiş gibi hissettiğinden bahsedip daha sonra onun anatomisini çıkaralım tabi onu anlamaya cesaretiniz varsa. O çocuğu anlamak inandığınız her şeyi parçalamaya yetecektir ama dediğim gibi buna cesaretiniz varsa.

Ben çocukken garip bir hayatım vardı aslında. Sokaklarda değil kitapla büyümüştüm mesela. Kaldırımları değil ama satırları bilirdim ben. Sokakta hangi oyunlar oynanır bilmezdim ama hikayelerde bıkmadan koşuştururdum. Belki de dünya ile bağlarım bu zamanlarda kopmaya başlamıştı. Maddeden daha çok hayalim vardı benim. Hep kendime ait bir evrenim olduğunu söylerdim ben. Belki de bu evrenin temelleri o zamanlarda atılmıştı.

Size de oldu mu bilmiyorum ama bazen farklı bir yerde olduğunuzu hissedersiniz. Hani hep yürüdüğünüz sokaklar bir gün size yabancı gelir ya öyle bir şey ama biraz daha farklı. Başka bir dünya olduğunu düşünün. Hemen bu dünyanın üstünde duruyor, belki paralel bir dünya. İki dünya iç içe geçmiş durumda ama diğer dünyaya sadece hayallerle ulaşabiliyorsunuz. O dünyaya geçtikçe bundan uzaklaşıyorsunuz. Yani iki dünyaya aynı anda sahip olabilmeniz mümkün değil. Durum böyle olunca ikisinden birisini seçmemiz gerekiyor. Normal insanlar genelde madde olan dünyayı seçiyorlar. Farklı olanlar ise hayalde olan dünyayı seçiyorlar.

Ben diğer dünyayı tercih etmiştim uzun zaman önce. Hayal ile gerçek üst üste binmiş iki farklı boyutsa eğer ben hayal boyutunda yaşıyordum. Merak etmeyin size kuantum fiziği anlatmayacağım, paralel evrenlerden bahsetmeyeceğim. Sen ne benim ilmim yeter bunları anlatmaya ne de sizin bilginiz. Bu yüzden beni dinlerken bir üst dünya daha varmış gibi düşünün ve bu dünya hayalde olsun. Beni anlamanız kolaylaşır bu şekilde. Beni anlamak isteyeceğinizden emin değilim ama belki aranızda benim gibi düşünen birileri vardır.

Farklı bir çocuk olduğumu söylemiştim. Bu yüzden fazla arkadaşım yoktu. İnsanlar aynılık istiyor ve başkalarının da kendine benzemesini bekliyor. Eğer iki kişi birbirine ne kadar benzerse o kadar yakınlaşıyorlar birbirine. Bende kimseye benzemediğim için herkes uzaktı bana. Garip olan ise insan farklılıklar sayesinde ilerlemesidir. Yani size birebir benzeyen birisinin size hiçbir faydası yoktur. O kişinin sizden farklılıkları olması gerekir ki ondan bir şeyler öğrenin. Herkesin aynı olduğunu düşündüğümde ortaya çıkan dünya beni öldüresiye kokutuyor. Belki sadece bundan, aynı olmaktan korkuyorum.

Geçmişe geri döneyim ben. Arkadaşım yoktu benim, oyun oynamaktan hoşlanmazdım. Zaten tek başına oyun oynamak çok anlamlı değildi. Garip bir şekilde yalnız kalmak istemediğimi hatırlıyorum. Herhalde dünya tek kişi olan ben için fazla büyüktü. Bu yüzden insanlar vardı etrafımda. Benden yaşça büyüktüler, çok başka konulardan bahsediyorlardı ama benim için daha doluydu onların dünyası. O dönemlerde büyümek istediğimi hatırlıyorum. Gözlerimi açıp kapattığım zaman birkaç yıl yaşlanmak niyetindeydim çünkü dışarıdan gördüğüm onların hayatları bana çekici geliyordu. Büyümek isteyen bir çocuğu hiçbir zaman anlayamadım. O çocuklardan bir tanesi olmama rağmen anlayamadım ama bildiğim tek bir şey var insana dünyası küçük gelmeye başladığı zaman kendisi büyümek istiyor.

Hala büyümek istemem ne kadar garip bir duygu değil mi? Sahi size de oluyor mu bu şekilde? Mesela bir gün uyanıp ait olmadığınız bir dünyada olduğunuzu hissediyor musunuz? Eğer bu duyguyu hissetmişseniz bir de bu duyguyu tüm ömrü boyunca hisseden bir çocuğu düşünün. Onu düşündükçe paralel bir dünyayı nasıl inşa ettiğini anlayacaksınız. Yalnızlığını hayallerinde azaltmaya çalıştığını görecek ve küçük bir çocuğun bomboş dünyasına şahit olacaksınız. Bu yüzden düşünün. Fazla düşünmediğinizi bilirim ama biraz zorlayın kendinizi. Başka şekilde asla özgür olamayacaksınız.

Okul insana çok şey öğretir derler ama bana pek bir şey öğretmedi. Evet 2 kere 2'nin sonucunu öğrendim ama işin garip kısmı hiçbir zaman sonuçtan emin olamadım. 1 ve 1'in toplamının 2 olması kadar saçma bir durum aslında bu. İki tane ayrı, farklı 1'i nasıl toplayabilirsiniz siz? İki farklı şey nasıl birleşebilir. Malesef legolardan oluşmuyor hayat. Öyle olsa bile her parçanın izi belli oluyor birleştiklerinde. Okula hiçbir zaman inanmadım ben ama aşmam gereken bir adımdı benim için ve bu yüzden devam ettim. Okumadan büyük adam olunmuyor demişlerdi bana ve okudum. Sadece büyük adamın ne demek olduğunu merak ettim. Sahi kimdi ulaşılmak istenen o kişi? Bu sorunun cevabını bilemediğimiz için aslında boşuna yaşadık biz.

Okul dönemine ilişkin çok anım yok benim. Arka sırada oturan sessiz çocuktum ben. Yabancı olduğum bir sisteme uyum sağlamaya çalışırken sistem ile aramdaki mesafeyi giderek arttırıyordum. Yoksa bir insan hala masumiyetini koruduğu o yıllarda neden tek olur ki? Bu sorunun cevabını kısmen biliyorum ama söylemek niyetinde değilim. Kendi geçmişimi bu kadar açık anlatırken bazı cevapları sizin bulmanızı istiyorum. En iyisi psikoloğum olun benim ve yolun sonuna geldiğimizde bana deliliğimi anlatın veya boş verin benim deliliğim hiçbir kitapta yazmaz. En iyisi dinlemeye devam edin siz. Anlatacak daha çok şey var.






Son yolculuk 3

Komik bir şaka gibiyim aslında sadece hiç gülenim yok. Hüzünlü bir hikaye olsam ağlayanım da yok bu yüzden filmimin türünün çok önemi yok. Ortaya bir karışık diyelim bu türe ama izleyen kimse gülmesin ve kimse üzülmesin. Hatta kimse bu filmin neden çekildiğini anlamasın. Amaçsız, sebepsiz bir film olsun benim hayatım. Hatta mümkünse hiç oyuncu olmasın içinde. Deneysel bir film olabilir belki hatta kimsenin anlayamadığı tablolara benzesin. İzleyenler lanet edip gitsin film ilk dakikasında. Anlamı olmasın hiçbir şeyin.

Bakın hayatımı ne kadar güzel özetleyip kimsenin beni anlamadığını açıkladım. Ancak o kimse diye adlandırılan gurup aslında kimseyi anlamıyor. Karışık bir cümle oldu kafan karıştı, dur hemen açıklayayım sana. Benim canımı sıkan kimsenin beni anlamaması değil sonuçta ben bile anlamıyorum ama kimse birbirini de anlamıyor. İnsanlar birbirini anlamadıkları için yabancılaşıyor. İnsanlar yabancılaştıkça hayattan uzaklaşıyorlar. Aramızda kalsın ama herkes sanal bir hayatı yaşıyor ve bunu dile getirmek yasak. Eğer sistem beni duyarsa peşimi asla bırakmaz. Bu yüzden sana güveniyorum.

Güvenmesem ne değişir diye sorabilirsin açıklarım sana. Zaten sistem peşime düşmüş benim. Her yerde aranıyorum, bulurlarsa ne yapacaklarını bilmiyorum aslında. Önemi de yok güzel şeyler olmayacağını biliyorum bu bana yetiyor. Sonuçta sistem ona zarar vermeye çalışanları sevmez ve ben şehrin göbeğinde bir köprüye çıkmış ona nefretimi haykırıyorum. Olacakların hepsinin sebebinin ben olmam komik değil mi? Evet kendi hikayemin sonunu yazıyorum.

Herkese nasip olmaz bu durum bu yüzden tadını çıkartıyorum yalnızlığımın. Sistemin olmadığı bir dünyayı hayal ediyorum ve bu dünyanın başlangıcı için hazırlanıyorum. Aramızda kalsın ama bu gece sistemin canı çok yanacak ve bu benim eserim olacak. Belki kimse adımı bilmeyecek benim ama "birisi vardı" diyecekler. "O birisi insanları uyandırdı" yazacaklar varsın adım bilinmesin. Bu gece sistemi yeneceğim ben ve her şey atlamamla başlayacak.

Şimdi sistemi boş verelim. Madem bu noktaya geldim anlatacak başka şeylerim vardır mutlaka. Böyle zamanlarda insan anlatacak çok şey bulamıyor ya insanın bu haline gülüyorum çok. Bir benzeri çok hoşlandığınız ama konuşamadığınız karşı cins örneğinde görülebilir. Daha çok küçük yaşlarda başınıza gelir bu. Yanına gittiğinizde diliniz tutulur, nefes alamazsınız. Kalbiniz yerinden çıkacakmış gibi olur ve konuşamazsınız. Zaman geçip büyüdükçe öğrenirsiniz bu zamanları ama o duyguları bir daha asla hissedemezsiniz.

Benim de başıma geldi bunlar bu yüzden iyi biliyorum ama şu an konu bu değil. Konu insanın anlatamaması. Önceleri hep insanın kelimeleri kaybetmesi ile anlatırdım bu durumu ancak aslında insan kelimeleri kaybetse de başka şekillerde kendini anlatabilir. Hoşlandığı insanla karşılaşan kişi örneğine gelecek olursak onun duyguları zaten bedeninden, yüzünden, bakışlarından veya davranışlarından bellidir ama bunu karşı taraf anlayamaz. Aslında bu iletişimin en kutsal halidir ancak anlaşılamayınca insan kelimelerin basitliğine kalır. Zaten sistem aşkı bu şekilde öldürdü.

Sanırım aşk öldüğünde onun mezarında bir tek ben ağladım. Belki de bir tek ben bildim onun öldüğünü. Aşkı öldürdüler ve biz hiçbir şey yapmadık. Yapamadık demiyorum yapmadık. Gücümüz varken kılımızı bile kıpırdatmadık. Aşkı bize sahte bedenlerle sunduklarında sorgulamadık bile. Onu biz öldürdük! Onun kanı ellerine bulaştı ve ellerini asla temizleyemeyeceksin. Dünyanın sonu senin eserin, kendinle gurur duyabilirsin. Evet benim derdim en başta seninle.

Sistem her şeyin suçlusu olabilir. Hiç acımadan her şeyi yok edebilir ama sen ona yardım ettin. Kimi zaman bilinçli kimi zaman ise bilinçsiz yaptın bunu ama hiç umursamadan gerçeği kurşunladın. Altı patlarına gümüş kurşunları doldurdun ve gerçeğin kalbine nişan aldın. Ona zarar verdiğin her seferinde büyük bir iş yaptığını zannettin, ödüllendirileceğini düşündüm. Sistem ödüllendirdi de seni. Teknoloji adını verdikleri yalanlarla kandırdılar seni. Hiç olmadığın kadar yalnızsın ama bunun farkında bile değilsin. İnternette sahte arkadaşların var ama öldüğün zaman kimse ağlamayacak arkandan. Yapayalnızsın ama bunun farkında bile değilsin. Şu dünyada seni düşünen son kişi benim ama ben senin için sadece köprüden atlama videosunu izleyip güleceğin birisiyim. Çok üzülüyorum senin için.

İşte bu yüzden bu noktadayım aslında. Senin için o kadar üzülüyorum ki sadece senin için bu sistemi yok edeceğim ve sen hayatında ilk kez özgür olacaksın. Özgürlüğün anlamını bilmediğinin farkındayım bu yüzden söylediklerimin senin için çok anlamı yok. Ancak anlayacaksın benim neden köprünün ucunda olduğumu. Her şeyi anlatacağım sana ama biraz daha sabret. Saniye ilerliyor ve geçen her saniye zaferim için bir adım. Sabret ve kalan zamanımın tadını çıkaralım. Affedersin sen zamanın tadını çıkarmayı unutmuştun. Sen hep bir yerlere yetişmeye çalışırken hep kaybediyordun. Bunları söyleyerek canını acıtmaz istemezdim ama gerçekle yüzleşmenin zamanı geldi.

Sevmiyorum sondan başlayarak anlatmayı ama fazla şansım yok. Bu yüzden gel sana her şeyin nasıl başladığını anlatayım. Her şey çok uzun zaman önce başlamıştı aslında. Ben yıllar önce sisteme ilk kez kafa tutmuştum. İsimler, şehirler veya zamanlar çok aklımda değil ama olayları hatırlıyorum. Azı dişimin nasıl yerinden söküldüğünü nasıl unutabilirim ki.

Konu bu değil ama daha doğrusu zamanı değil. Her şeyin bir zamanı vardır aslında. Bunun aksini söyleyerek kendimizi kandırırız. Ancak güneşin doğma ve batma vakti olduğunu söyleriz sanki o zamanlar icat ettiğimiz saat kavramı yüzünden varmış gibi davranırız. Gerçek anlamı ile salağız biz, aptalız. Evrenin kendimiz etrafında döndüğünü sanıyoruz. Şu hayattaki en büyük yanılgımız da bu aslında. Gerçekte hiçbir şeyiz biz ama bunu kabul etmek istemiyoruz.

Akıl hastanesinde geçen günlerimi anlatarak da başlayabilirim ama bunun öncesini anlatmam gerekir. Bundan çok uzun yıllar önce ben daha küçücük bir çocuktum. Konuşmaya başlayalı fazla uzun zaman olmamıştı ve o zamanlarda hayatın ilk öğretisini öğrenmiştim "kimseye güvenme." Küçük bir çocuk için fazla ağır bir öğretiydi aslında bu. Ancak ben bununla yaşayabiliyordum. Zaman içinde bana yalnızlığımın ne zaman başladığını soranlar oldu onlara verdiğim cevap ise çok keskin ve çok netti "yalnızlığım ben doğduğumda başladı."

Hayatım kolay değildi benim. Nefes almak bile büyük bir zorluktu benim için. Küçük bir çocuk iken nefes aldığım zamanlarda şanslı hissederdim kendimi. İşte o zamanlar sisteme karşıydım aslında ben. Sadece bunu gösteremiyordum. İlk okulda sıraya ters otururdum ben herkes gibi olmayı kabul etmediğim için. İnsanlar gibi görünmediğim, onlar gibi düşünmediğim için dışlandım hep. Yalnızlığımın duvarları bu zamanlarda inşa edildi.

Son yolculuk 2

İnsan böyle zamanlarda iki seçenek arasında kalır aslında. Ya devam edecek ya da buraya kadar diyecektir. Aslında iki seçenekte birbirine benzer. Devam ettiği zaman kaldığı yerden devam edemez asla. Hatta kaldığı bir yer olmadığını düşünür. Buraya kadar der ise kendine kalacak yeni bir yer yapar. İki seçimde de insanın dünyası yıkılmış, parçalanmıştır ve her ikisinde kendine yeni bir yol çizmeye çalışır.

Aslında güçlüdür insan. Bitti dediği her an aslında bir devamın sinyalidir. Her şey değişebilir bu zamanlarda. Sahip olduklarını bir çırpıda bırakabilir. Sadece kaybettiklerinin hayalleri kalmıştır onda ve bu hayaller onun peşini bırakmaz. Hayalleri biten insan ise yaşayamaz daha fazla. Ben ise bu çizgiyi çoktan aştım. Zaten bu yüzden bir köprünün kenarındayım. Sonunda ne olacak bilmiyorum. İnsana verilen bir lütuftur aslında bu. Sonunu bilen insanda benzer bir şekilde yaşayamaz ama insan sonunu bilemez ve devam eder.

Sonların bir anlamı olmadığını düşünüyorum. Bitişlere inancım kalmadı artık. Hayal edecek bir şey de kalmadı benim için. Hayali olmayan insan ölüdür nefes almaya devam etse de. Ben nefes alıyorum ve şimdi atlamanın planını yapıyorum. Bir basamakta olsam ve oradan atlasam mesela içimdeki bazı şeyler ölse ne olacağını bilmiyorum. Nelerin öleceğini bilmemem çok da önemli değil bu düşünce ama insan içinde bir şeyin kalmadığını düşündüğü zaman biraz sıkıntı olabiliyor.

Kayıplarıma bakıyorum ve geriye neyin kaldığını merak ediyorum. Hayatı seviyorum aslında ben. Mesela deniz kenarında uçuşan martıları seviyorum, rüzgarın müziğini, yakamozları hatta çekirgeleri bile seviyorum. İnsanları da seviyorum ama sistemi sevmiyorum. Sistem canımı yakıyor benim. Tenimi deşip, parçalara ayırıyor ve sonra bunları etrafa saçıyor umursamadan. Bana neler olacağı onun umurunda bile değil ve her geçen gün eksiliyorum.

Eksilmek garip bir duygu. Sanki bir zamanlar tammışım gibi hissediyorum ama geçen zamanla eski bir kale gibi parçalanıyorum. Kendimi kaleye benzetmem de garip doğrusu. Bir kale uzun süre dayanmak için yapılır. Savaşlara dayanır ama ben dayanamıyorum. Surlarım top atışlarıyla yıkıldı. İçimde yaşayan herkes öldürüldü ve ben onları kendi ellerimle gömdüm. Mezarları başında günlerce, aylarca, yıllarca bekledim. Bu esnada kale de bakımsızlıktan yıkıldı. Benim hatam buydu aslında umursamamazlık yapamadım. Geçmişimi kaldırıp atamadım eski bir çöp kutusuna. Belki yapsaydım bu noktada olmazdım ama pişman değilim.

Yine konudan çok saptım. Gitmek istediğim bir yer varmış ama yolu karıştırmışım gibi geliyor bana. Doğru yol nedir diye sorabilirsiniz ve ben buna cevap veremem. Zaten sistem doğruyu tarihten silmiş onu bilmiyorum bile. Aslında kimse bilmiyor. Var olmayan bir şeyi nasıl bilebilir ki insan ama onları suçlamıyorum bu sebepten dolayı. Onları suçluyorum çünkü doğruyu onlar öldürdü. Hem de acımasızca öldürdüler.

Yine konuyu dağıttım ben. Fark edeceğiniz üzere bunu sıklıkla yapıyorum. Belki akıl sağlığım bir süre boyunca terk etmiştir beni. Şu anda bunların önemi yok aslında. Neyin önemi var diye sorarsanız bunu da bilmiyorum. Hatta işin en garibi nerede olduğumu bilmiyorum. Bir basamakta mıyım yoksa bir köprünün kenarında mıyım bilmiyorum. Bildiğim tek şey buradan atlayacağımdır.

Atlasam mesela bir süre boyunca düşerim. Bir an veya birkaç saniyenin çok bir anlamı yoktur. İnsan böyle anlarda bir anı çok uzun bir süreymiş gibi yaşayabilir. Hayatın film şeridi gibi gözlerinin önünden geçmesi betimlemesini hiç sevmem ama sanırım bu an için en iyi tabir o. Benim hayatım ne kadar saçma bir film olur orası ayrı tabi. Belki bir film yapmalılar benim için. Adı hayal kırıklarının hüsranı olabilir mesela.

Zaten en nefret ettiğim şeyi yaptım ve size hikayeyi sondan anlattım. Sondan başlayan hikayeleri hiç sevmem ben. Sonunu bildiğim bir hikayeyi neden okurum diye düşünürüm hep. Bu noktada sonlara olan sevdam ortaya çıkıyor benim. Bir şeyin biteceğini bilirim, sonlar için şaşalı bir ayrılık kurgularım ama sonun gelmesini beklerim. Belki sonu beklediğim için daha çabuk gelir. Belki de kurguladığım son için çaba sarf ederim bilmiyorum. Bilmiyorum dememe bakmayın kendimi birazcık tanıyorsam bile böyle yaptığımdan eminim. En güzel tarafı ise nefes aldığım tek bir an için bile pişman değilim.

Pişmanlık önemli aslında. Pişman olan insan yaşayamaz. Çok şükür ki ben her anımı yaşadım. Belki çok mutlu anlarım olmadı belki hüzünlü anlarım daha fazla oldu ama asla pişmanlık hissetmedim. Acı çekmeyi seviyor olabilirim mutluluğu sevmediğimden dolayı. Durum böyle olunca acı çektiğim bir an için pişman olmadım. Garip doğrusu çünkü ben hep böyle düşündüm. Zorluklar yaşadım ömrüm boyunca. Bir şekilde hepsini aştım başkaları geldi ve başkaları. Sonuçta kısır bir döngü gibidir hayat.

Geçenlerde düşünüyordum. Ben hep düşündüğüm için bu cümle anlamsız oldu. Ancak beni maruz görün ve devam etmeme izin verin. Geçenlerde güneş sistemimdeki bir gezegen gibi olduğumu düşündüm. Güneş benim gitmek istediğim noktaydı ancak ona yakınlaşmak demek yüksek sıcakla yüzleşmem, acı çekmem anlamına geliyordu. Ayrıca ona yaklaşmaya çabaladıkça onun etrafında döndüğüm için merkez kaç kuvvetinin etkisiyle ondan uzaklaşıyordum. Olduğum yerde kalmak için o güçle eşit bir ölçüde karşı koymam gerekiyordu. Bunu yapmazsam eğer savrulup gidebilirdim. Ayrıca ona yaklaşmam için büyük bir güç sarf etmeliydim ve bu acı vericiydi.

İşte ben hep o acıya göğüs gerdim. Zannetmeyin ki acımın sebebi insanlar veya başka bir şey olsun. Acı çektim çünkü ben güneşe ulaşmak istiyordum. Bu yüzden kendimi güçlü görürüm başka noktalarda zayıflıklarımın olduğunu düşünsem de böyleyimdir aslında ben. Bir tahterevalli gibi bir tarafım yukarı kalktıkça diğer tarafım yere değiyordu. Benim farklılığım sanırım bu ama bazen iki tarafta yere değebiliyordu.

Komik bir insanım bu yüzden ben. O kadar komiğim ki hikayemi dinleyen herkes kahkahalarla gülebilir. Sizde gülün bu yüzden. Zaten başka bir şeyi bilmezsiniz siz. Hiçbir şeyi görmeyip yalandan şakalara gülersiniz. Bunları size anlatmamın sebebi de bu işte. Gerçekleri görün istiyorum ben. Yalanlardan kurtulup kendinizi özgürleştirmenizi bekliyorum. Anlatacaklarım bunu ne kadar sağlar bilmiyorum ama ben son nefesime kadar bunun için savaşacağım. Amacım size yalan bir dünyada yaşadığınızı anlatabilmek. Bir bilgisayar programının içinde olduğunuzu düşünün ve yaşadıklarınızın hiçbiri gerçek değil.

Son yolculuk I

Her şeyin başladığı noktadayım aslında ben. Daha doğru sonun başlangıcındayım. Hiç sevmem bu sözü son başlamaz. Doğarsın ve ölürsün. Bunlar başlangıç ve sondur. Kalan her şey ise devam eder. İsimler değişir, şekiller değişir, anlamlar değişir ama devam eder. Devam edecek bir şey kalmadığında ise biter. Bitmesinin bir diğer sebebi kişinin devam edeceğine inanmamasıdır. Bazen kendisi bitirir bazen başkaları ama mutlaka biter. Aslında başlayan her şey biter.

Ne diyorum ki ben? Sonun başlangıcındayım diyorum, son ile aramda bir durak bile kalmamış diyorum ve bahsettiğim konulara bakın. Bunu hep yaparım anlatmak istediğim konuyu bırakıp başka şeyler anlatırım. Bunun sebebi anlatacaklarımdan korkmam olabilir aslında. Korkan insan böyle yapar, kaçmaya çalışır. Ben korkak bir insan değilim sadece sonum ile aramda biraz daha zaman olmasını istiyorum. 

Ayrılacağın sevgilinle gittin son bir akşam yemeğine benziyor benim durumum. O yemeğe gitmene gerek yoktur, gitmeden de ayrılabilirsin ama insan sonu uzaklaştırmak ister. Allah'tan ben öyle değilim bitecekse biter. Uzatmaları oynamanın anlamı yoktur benim lügatımda. Durum böyle olunca çok uzatmanın anlamı yok.

Bir köprünün kenarındayım. Aşağıda akan boğazı görebiliyorum. Boğazdan gemiler geçiyor. Saat gecenin birkaçı ve etrafta kimse yok. Birileri olsaydı beni kurtarmak için bir sürü şey söylerlerdi ve ben onları kıramaz ve sonumu ertelerdim. Böyle bir huyum vardır benim, insanlara hayır diyemiyorum. Kötü bir özellik olduğunu biliyorum ama hayır demek daha kötü bence. Zaten başıma ne geldiyse bu yüzden geldi. 

Bir köprünün kenarındayım eğer atlarsam bir süre boyunca düşerim ve bu benim sonum olur, ölürüm. Su ile çarpışmanın o etkisi ile bedenim parçalanır ve ben nefes almayı bırakırım. Sanırım düşüşüm 6 saniye kadar sürer ve ben bu süre boyunca uçabilmenin umuduyla kanatlarımı çırparım. Kanatlarım olmadığı için düşerim tabi ama yine de denemiş olurum. Bence son derece şaşalı bir son olur bu. Suya çarpan bedenim derinliklere gideceği için kimse bulamaz olur. Balıklar yer daha sonra beni ve deniz ekosistemine katkıda bulunurum. Bir faydam olur güzelleştirmek için uğraştığım dünyaya.

İnsanın ölmesi için bir köprüden atlamasına gerek yoktur aslında. Herhangi bir merdivenin herhangi bir basamağından atla ölebilir. Belki nefes almaya devam eder ama içindeki bazı şeyler ölür o anda. Sevgisi, umudu, hayalleri, düşleri, sevdiği kişi bir anda yok olur. Bu atlayışlar daha tehlikelidir bence. Hepsi çaresizlikten meydana gelir ve çaresizlik şu dünyadaki en kötü şeydir. O kadar güçlüdür ki çaresizlik insanı bitirir, tüm seçeneklerini elinden alır. Seçimlerin anlamını yitirdiği zamanlardadır o insan ve o basamaktan atlamaya hazırdır.

Herkes yapamaz bunu. Herkes kalbini öldürmeye dayanamaz. Kimse umutlarını öldürmek istemez ama hayat öyle bir noktaya sürükler ki insanı o insan atlamak ister. İster o kişi benim için özeldir. Cesurdur çünkü kararlıdır, yaşamak için geçmişi silebilir o kişi. Ondaki hayata tutunma isteği başka birisinde yoktur aslında. Bu yüzden de özeldir. Küçük rüzgarlarda vazgeçmez o büyük fırtınalara göğüs gerer. Bu yüzden o insan değerlidir benim için.

Tabi burada durup böyle konuştuğuma bakmayın en ufak bir değerim yoktur benim. Ben kestirme yol arayanlardanım. İnsanların en aşağılığıda bu tiplekilerdir ve ben de onların en kötüsüyüm. Çünkü kendi sonumu kendim belirlemeye çalışıyorum. Ne kadar büyük bir korkaklıktır bu. Her şey bitecek nasıl olsa diyerek kolaya kaçmak. Tabi ben bunları söyledikten sonra atlarsam ve beni haberlerde görürseniz eminim ki arkamdan çok güzel sözler söyleyeceksiniz. Varsın öyle olsun belki benim sonum böyle yazılmıştır. Unutmayın her tiyatro oyunu kusursuz değildir ve bazıları iyi bile değildir. 

Şimdi konu iyice karıştı. Sevmiyorum ben veda etmeyi ki şu anda hayata veda etmeye çalışıyorum. Aslında çiçekler, yağmur kokusu, rüzgar ve çınar ağaçları için teşekkür etmeliyim ona ama bunu yapmayıp lafı çeviriyorum. Lafı çevirmeyi pek beceremem ben. Daha doğru konuşmayı severim. Mesela bana göre tüm yollar düz olmalıdır ama hayat öyle değil işte. İnsana her şeyi öğretiyor demek ki bende öğrenmişim biraz da olsa.

Benim şu anda nerede durduğum önemli aslında. Bir köprünün kenarında mıyım yoksa bir merdivenin basamağında mı? Atlayacağımdan eminim artık geri dönüş yok benim. Köprüden önce son çıkış yazısını geçeli çok oldu. Köprüden atlarsam balıklar beni yer. Merdivenden atlarsam eğer bana ait bazı şeyler ölür. Nelerin öleceğini bilmiyorum aslında. Neden öleceklerini bilmiyorum, nasıl öleceklerinden haberdar bile değilim. Sadece bu şekilde devam edemeyeceğini biliyorum. Değişmeli ve dönüşmeliyim. Gemileri yakmak derler ya hani işte benim gemilerin içinde olduğu denizi yakmam gerekiyor. Sadece tek bir adım gerekli bana, sadece tek bir adım.

Devam edecek
Resim: aquasixio




Find Us On Facebook