Son yolculuk 18

Kafede oturduğumdan bahsetmiştim. Kulaklığımda müzik dinliyordum o sırada. "Kamelot, the hunting" çalıyordu. Seviyordum Kamelot'u ama Hunting çok ayrıydı benim için. Sanki o şarkı beni anlatıyordu. Öyle bir andaydım ki sanki duygularım dalgalı bir deniz ben ise yelkenleri yırtık bir gemiyle o denizde yol alıyordum. Dalgalar çok güçlüydü ve teknemin içi suyla dolup taşıyordu ancak suyu boşaltacak bir kovam bile yoktu. Olsaydı hiçbir şey değişmeyecek ve gemi eninde sonunda batacaktı. Ben ise o süreyi uzatmak istiyordum "sonuna kadar mücadele ettim" diyebilmek adına. Pes etmek gibi bir niyetim hiç olmamıştı ama vazgeçmek düşüncesi çok hoş geliyordu kulağıma.

 Ben bu düşüncelerin arasında yol alırken nargilemin közünün bittiğini fark ettim. Neredeyse hiç duman çıkmıyordu artık. Normalde bu noktaya gelmeden önce değiştirdim közleri ama öyle bir dalmıştım ki farkına bile varmamışım. Böyle olunca kafenin sahibini çağırır ve közleri değiştirmesini söylerdim ancak bunu yapmaya yeltendiğimde çok farklı bir görüntüyle karşılaştım. Kafede kimse yoktu. Bu olabilecek bir şeydi sonuçta ben kendi sularımda yol alırken insanlar gitmiş olabilirdi. Ancak kafenin sahibine seslendiğim zaman daha şaşırtıcı bir durum vardı. Evet o da gitmişti. Normalde o dükkanını bırakıp gitmezdi. Gidecekse bile haber verip öyle giderdi.

Ben şaşkın gözlerle etrafıma bakarken kafenin kapısından içeriye bir kız girdi. Onu gördüğüm anda vurulmuşa döndüm dersem yalan olur, paramparça oldum. Ben hayatım boyunca onun kadar güzel birisini görmemiştim. Siyah uzun saçları vardı. Yüzü hafif kemikliydi. Elmacık kemikleri belirgin bir şekilde yüzünün sınırlarını çiziyordu. Evrende orantı diye bir şey var ise onu kıza baktığımda görebiliyordum. Gözleri yeşilin öyle bir tonundaydı ki gözlerinin içinde bir orman olduğunu söyleyebilirdim. Yeşilin her tonu gözlerinin içinde saklıydı. Yanakları yüzünü kemiksi yapısından ayran en önemli sebepti. Gülümsediğinde yanaklarındaki gamzeleri gördüm ve oraya gömülmek istedim. Sonsuz hayatımı geçirecek daha güzel bir yer bulamazdım.

Zamanın yavaşladığına daha önce hiç şahit olmamıştım. Sanki uzay zaman çizgisi benim etrafımda bükülmüştü ve ben hayatı yavaş yaşamaya başlamıştım. Aslında gerçek zamanda geçen zaman saniyelerden ibaretti ama benim o zamanı algılayış biçimime göre aradan yıllar geçmişti. Bir insan birkaç saniyeye ömrünü değişmek ister mi? Ben istedim. O birkaç saniyenin birkaç saniye daha devam etmesi için geri kalan hayatımı feda edebilirdim. Siyah takım elbiseli bir şeytan gelse ve ruhum karşılığında bana o ekstra birkaç saniyeyi teklif etse kabul ederdim.

Ancak şeytana gerek kalmadan süre biraz daha uzadı. İçeri geldiği zaman dikkat etmemiştim ama elinde köz tavası vardı ve bana doğru geliyordu. Oranın sahibi dükkanı ona mı bırakmıştı gibi bir soru geldi aklıma ama sonra hemen unuttum. Bu ve kafamda dolaşan diğer soruların cevapları önem sıralamamda çok altlarda kalıyordu. Demek ki benim yanıma gelecekti ve bu ona daha yakın olabileceğim anlamına geliyordu. Düşünsene onun yanında geçireceğim bir saniye için tüm ömrümü vermeye hazırken o sana doğru geliyordu. Daha önce hiç böyle hissettin mi düşün biraz? Aradığın tüm cevapların bir insanda olabileceğini ve onu bulduğunda artık eksik olmayacağına hiç inandın mı? Gerçeği söyleyeyim sana buna inanmadığın için eksik yaşamaya devam ediyorsun hayatı.

Ben anlatıma devam edeyim. Aslında giriş kapısı ile aramızda 5 metreye yakın bir mesafe vardı. 14 adımda benim yanıma gelebilirdi ama zaman engel oluyordu sanki ve korkmaya başladım acaba o yanıma gelene kadar bir şey olursa diye. Düşünsene hayatının anlamını buluyorsun ve o bir anda kayboluyor. Hatta onun sesini bile duymadan kayboluyor. Bir şarkıda vardı bu "Dream Theater, Hollow Years"ta hiçbir şeyi olmayan bir adamın her şeyi olan bir kıza ulaşamaması anlatılıyordu ve nedense o şarkı aklıma gelmişti. Hollow Years'ı her zaman çok sevmişimdir ama o an şarkının ne anlama geldiğini anlamaya başlıyordum.

Düşünsene o yanına gelse aradığın her şeye sahip olabilirsin ama bir diğer taraftan bir şey olsa ve o gelmekten vazgeçse o her şeyi bir anda kaybedebilirsin. Zihnimin bir diğer tarafında onun hangi sebeplerle dönebileceğini düşünüyordum ve her birine karşı hamleler planlıyordum. Aynı anda zaman ilerlemeye devam ediyor ve o bana yaklaşıyordu.

Her adımında, geçen her saniyede ve her saniyenin milyonda birinde ona hayranlığım artıyordu. Şu an gördüğüm bir kızın beni nasıl bu kadar etkilediğini sorma vaktin geldi. Hemen zihnini meşgul eden soruya cevap vereyim. O kızı daha önce görmüştüm ben. Hayır gerçek hayatta görmedim onu, gerçek olmasını istediğim bir rüyada gördüm. O rüyada ben bir köprünün kenarındaydım ve atlayacaktım. Sonra o geliyordu ve beni kenara çekip atlamama engel oluyordu. O an aşkı hissettim ben ki aşk olmaya en yakın duygumu bir rüyada yaşamıştım. Düşündüğü zaman komik geliyor insana ama trajedi de bir komedi çeşidi değil midir?

Her halde onun kapıdan girmesi ile yanıma gelmesi arasında geçen süre bütün ömrümden daha uzundu. Sanırım aradan bir kaç yıl daha geçti ve ben onun gözlerine bakarken şarkıları düşünüyordum. Mesela "Sonata Arctica, Shy" diye bir şarkı var ve utangaçlığı yüzünden sevdiği kıza açılamayan bir adamı anlatıyor. O geldiği zaman konuşamayacağımdan adım gibi emindim. O kapıdan girdiği andan itibaren nefes bile alamadığımı hesaba katarsan eğer konuşma ihtimalim çok düşüktü. Hatta ihtimalin gerçek derecesi hiç yok ile yok arasındaydı ki bana göre hiç yoka daha yakındı.

Durum böyle olunca korkum daha da artıyordu. Korkumun bir sonraki bestesi "ya giderse"ye aitti ve bu şarkı can yakıyordu. Nefesinle soluduğun havada keskin partiküller olduğunu düşün ve sen nefes aldığın anda onlar nefes borunu kesiyor. Hissettiğim acı buna benziyordu ama daha büyüktü. Acaba o gelmeden önce ölür müydüm. Eğer ölürsem sevdiğine kavuşamadan ölenler kervanına katılabilirdim. Ancak onu gördüğüm için "görüp de kavuşamayanlar" grubunun yanına giderdim. Ona "seni hep sevdim" demek istiyordum. Yıllarca onu beklediğimi, vazgeçmediğimi, onsuz geçen her bir anın bile acı verdiğini ve acının içinde o olduğu için acıyı bile sevdiğimi söylemek istiyordum.


Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook