Son yolculuk 19

Ancak tahmin edebileceğin gibi hiçbirini söylemedim. O an elimden gelse zamanı durdurur ve sonsuza kadar onu seyrederdim. Düşün ki birisi var ve sen onsuz geçen bir an bile düşünemiyorsun ama bildiğin bir şey var ki onun gitme ihtimali çok yüksek. Hatta seninle kalma ihtimali evrenin bir salise sonra yok olma ihtimali ile aynı seviyede. Evrenin yok olması ile ilgili de konuşabiliriz ama şu an bunun için doğru zaman değil. Ben anlatıma devam etmek istiyorum çünkü ondan bahsetmek onu tekrar yaşamak gibi bir şey ve bunun için tüm dünyayı karşıma alabilirim.

Her bir anı o kadar iyi hatırlıyorum ki eğer resim yapabilseydim her salisede gözbebeklerindeki yansımaları çizebilirdim. Hayatım boyunca başka hiçbir şeyi bu kadar iyi hatırlamadım doğrusu. Hatta unutmam için bütün uğraşlarına rağmen unutmadım ben onu. Onun dudaklarından dökülecek tek bir kelimeyi duymak dünyanın en güzel bestesini dinlemekten daha güzeldi benim için. Ona bir kez olsun dokunmanın hayali bile diğer her şeyden daha çekiciydi benim için. Ona bir kez olsa dokunsam o an orada ölebilirdim ve asla gözüm arkada gitmezdi. Hatta mutlu ölürdüm. Öldükten sonra "ona bir kez dokundum" derdim "onu gördüm" dedikten sonra. "Ben dünyanın en şanslı insanıyım."

O elinde köz tavası ile bana yaklaşmaya devam ediyordu. Tahminime göre yanıma ulaşması için yaklaşık olarak 13 adım atması gerekiyordu. Bu 13 adımı atması tahminime göre en fazla 20 saniye kadar sürecekti. Ancak zamandaki değişiklikten ötürü 20 saniye bana bir ömür gibi geliyordu. Her bir salisede binlerce farklı düşünce zihnimde dolaşabiliyordu ve bu sıradışı bir deneyimdi. "Aşk" dedim o zaman kendime "zamanın ve mekanın ötesindeydi." Bu anı sonraları çok düşündüm ve o anda bir şekilde zaman boyutunu esnettiğimize karar verdim. Aramızdaki öyle bir çekim vardı ki ışık bile bu çekimden kaçamıyor ve zaman yavaşlıyordu. Fizik kurallarını yaşadıklarımı anlatmak için çarpıttığımı düşünebilirsin ama bunu yapmadığım taktirde yaşadıklarımı anlatmam mümkün olmaz.

İlk birkaç adımında ben ne yapacağımı bilmiyordum ve son derece şaşkındım. Sonraki adımlarda ise nefes bile alamadım. Yanıma gelmesine 9 adım kala ben hareket ettikçe dalgalanan saçlarında hangi şarkıların gizlenmiş olduğunu ölçüyordum. Bu esnada gizlenmiş şarkının sözlerini yazmaya çalışıyordum. O şarkının evrenin en muhteşem şarkısı olduğuna emindim mesela. Bir diğer düşüncem onun saç tellerinden yapılan bir kemanın nasıl ses vereceğiydi. O kemana sahip olmayı çok istedim o anda çünkü her zaman onu dinleyebilirdim.

8 adım kaldığında ben hala onun güzelliği karşısında kendimi kaybetmiş gibiydim ve hala nefes alamıyordum. Bu esnada onun gerçekliğini sorgulamaya başlamıştım. Sorgulamam için gerçekçi sebeplerim vardı benim. Daha önce halisünasyon görmüştüm ve o onlardan birisi olabilirdi. Aşka inanan, ona herkesten daha fazla inanan ama aşka ulaşabileceğine inancı kalmayan bir insan düşün. O insanın yaşamak için hiçbir sebebi kalmadı ve ben aynı şekildeydim.

7 adımda ise sağ elinde köz tavasını tuttuğunu fark ettim ve bu benim için beynime giren bir kurşun etkisi yarattı. Yani o kafede çalışıyordu, yani o hep buralardaydı, yani o aslında hep etrafımdaydı ama ben onu hiç görmemiştim. Bir diğer taraftan o kafede çalışıyor olsaydı onu görmeme ihtimalim yoktu çünkü haftanın en az 3 günü oradaydım. Gittiğim günler sürekli değiştiği için mutlaka onun çalışma günleri ile çelişmesi gerekiyordu. Küçük bir ihtimal hesabı yaptığımda. Mesela ben haftada 3 gün gidersem ve o haftada 3 gün çalışırsa bizim aynı günlerde karşılaşma ihtimalimiz oldukça yüksekti.

6. adıma geldiğinde ise ne yapacağımı bilmediğime dair bir korku tüm varlığımı kaplamıştı. O an bildiğim her şeyi unuttuğumu fark etmiştim. Hatta bırakın ona bir şeyler söylemeyi kendi adımı bile hatırlamıyordum. Durum böyle olunca kafamda dolaşan milyarlarca farklı düşünce bir anda durdu ve ben kendimi düşünemez halde buldum. Boş bir şekilde ona bakıyor ve onun gerçek olması için dua ediyordum.

5. adım beynimin onun gerçekliğini reddetme çabalarıyla geçmişti. Beynim aslında beni korumak için onun gerçek olmadığını söylüyordu bana. Eğer o gerçek olursa kendimi ona adayacağımı hayatımdaki kalan her şeyden vazgeçeceğimi ve bir gün beni terk ederse yaşamla aramdaki incecik bağın kopacağını çok iyi biliyordu. Ancak ben onu dinlemek istemiyordum. Hatta onun söylediklerini umursamıyordum bile.

4 adım kaldığında duraklayan düşüncelerim milyar katıyla tekrar geri gelmişti. Bu sefer düşüncelerim ona ne söyleyebileceğim ile alakalıydı. Düşünsene bir ömür boyunca aradığım kişiyi buluyorum ve ona doğru kelimeleri söylemezsem o yanımda bir saniye bile kalmaz. Bu nedenle ona söyleyebileceğim kelimeleri özenle seçmeliydim ama ben konuşabileceğime bile inanmıyordum.

3 adım kaldığında tüm zihnimi korkunç bir acı kapladı ve o acı bedenime yayılmaya başladı. O esnada kafamı duvara vurarak parçalamak istedim ama bunu yapmadım tabi ki. Yapmama sebebim büyük ihtimalle hareket edemememdi.

2 adım kaldığında kendimi bir parça toparlamaya başlamıştım ve hafifçe gülümsedim. Gülümseme sebebim onun ilgisini birazcık da olsa çekmekti. Yoksa onun gibi birisinin bana bakmayacağını çok iyi biliyordum. Bu düşünce beni gelecek planları yapmaktan alı koyuyordu. Zaten gelecek planları yapsaydım eğer beynim orada patlardı buna eminim.

1 adım kaldığında artık yanıma kadar gelmişti ve elindeki maşa ile lülenin üzerindeki közleri aldı. Daha sonra onların yerine 3 tane yeni köz koydu. O kadar özenliydi ki o an o közlerden birisi olmayı çok istedim. Ancak işi bittiğinde gitmek üzere hafifçe döndü ve o an en büyük korku ile baş başa kaldım. Sanki birisi kafama silah dayamıştı ve altıpatların içine bir kurşun koyup çarkı çevirmişti. Ona bir şey söylemeliydim ve onun gitmesini geciktirmeliydim. Ancak ne söyleyebileceğimi bilmiyordum.

Geldiği yöne doğru yürümek için ayağını kaldırdığında "gitme" dedim ama sesimi ben bile duyamamıştım. O ayağını aşağıya doğru indirmeye devam ederken "gitme" diye tekrarladım. O an sağ ayakkabısının burnu yere değmek üzereydi ve bu sefer kendi sesimi duymuştum. Ancak o yine duymamıştı ve sağ ayağı yerle temas edip sol ayağını kaldırdı. İşte bu an içime büyüyen korkumla tekrardan "gitme" dedim ve o ileriye doğru gitmekten vazgeçti.

Bir sonraki anda ise bana doğru dönmüştü ve ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. İşte o an kelimelerimi söylemek ve onu yanımda kalmaya ikna etme anıydı. Bu an için aklımdan binlerce farklı cümle geçirmiş ama hepsini silip atmıştım. O binlerce cümlenin yerine başkalarını bulmuş ve planlarımı yapmıştım ama o an hepsi silinmişti zihnimden. Sadece "seni bir ömür boyu beklemişken lütfen gitme" diyebildim. Söylediklerim onu şaşırtmıştı ve anlamamıştı ne demek istediğimi. "Anlamadım ne demek istediğinizi" dedi bana. Allahım o nasıl mükemmel bir sesti öyle. Onun dudaklarından çıkan bir kelime için dünyayı yakabilirdim ben. O an mutluluğun anlamını öğrenmiş, aşk ateşinde yanmaya başlamıştım.

"Ne dediğimi açıklamama izin ver" dedim daha sonra. "Biraz uzun bir hikaye ama o hikayenin özeti hep seni aradığımdır." Sözlerime anlam verememeye devam ediyordu ama yinede elindeki köz tavasını yere bıraktı ve masanın karşı tarafına oturdu. Eliyle beni işaret ederek konuşmamı söyledi ve sıra bendeydi artık ama ben hala nefes alamıyordum.

Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook