Son yolculuk 20

İnsan nefes almadığı zaman konuşabiliyormuș bunu öğrendim. Benim için ne kadar zor bir deneyim olduğunu anlatmama gerek yok sanırım. Daha önce hiç böyle hissetmemiș hiç bu kadar çaresiz kalmamıştım. Övünerek anlattığım oyunların hiçbiri bana yardımcı olmuyordu. Konuşmam gerekiyordu ve ben konuşmaya başladım.

"Ben hep seni bekledim" dedim ilk önce. Yeterli bir cümle değildi hatta oyunlara göre yanlış bir başlangıçtı. İlk an tüm savunmalarını indirmiştim ve oyunlar kitabında bu yapılacak en büyük hataydı.

Ancak ben oyun oynamıyorum ve konuşmaya devam ettim. Aynı cümleyi tekrar etmemin sebebi ilk cümlenin etkisini arttırmak  ve biraz zaman kazanmaktı. Ancak konuşmaya dev etmeliydim ve kaybedecek zamanım yoktu. "Senin karşında konuşmak çok zor inan bana. Hatta bu noktada neden zor olduğunu sorabilirsin ki verecek cevabı bulamıyorum. Çok istediğin bir şeye kavuştuğunu ne yapacağını bilemediğin oldu mu hiç? İşte bende benzer bir durumdayım. Tabi seni tanımadan, daha önce hiç karşılaşmadan, hakkında en ufak bir şey bilmeden sebepleri de sorabilirsin. Üzgünüm çünkü sana verecek bir cevabım olmadığını söylemeliyim. Cevap olarak sana hayatımı anlatmam gerekir ki bu uzun süreceği için yapmayacağım. Seni daha önce görmüştüm ben. Yıllar önce rüyamda veya alt bir gerçeklikten görmüştüm bilmiyorum ama seni bulmam gerekiyordu. Zaman geçtikçe hayatımın anlamı olmuştu bu arayış. Seni başkalarında aradım daha doğrusu senden parçalar aradım ama mümkün değildi bulmak. Her yanıldığım zaman biraz daha uzaklaştım hayattan. İnsan amacını,  umudunu kaybedince ne olur bilir misin? Veya sen hiç amaçsızca esen bir rüzgar tanıdın mı? Biraz konudan konuya geçtiğimin farkındayım ancak o zamanları anlatmak bile nabzımı yükseltmeye yetiyor. Ben konuya devam edeyim.

Oyunlar olmadan çıplak gibiydim. Sanki o gelmiş ve derimin altını görebiliyormuş gibiydi. Sanki DNA zincirimi okuyabiliyordu. Hissettiğim duyguları anlatmamın imkanı yok sanırım. Sadece sonsuza kadar konuşmak onsuzluğun nasıl olduğunu anlatmak istiyordum. Bu sebeple söyleyeceklerim hep eksik kalacaktı.

"Söylediklerimin senin için anlamı olmayabilir. Hatta bu deli ne saçmalıyor da diyebilirsin. Bu yüzden seninle tanışmamı anlatmam gerekiyor. Gerçek hayatta tanışmamış olabiliriz ama ben seni tanıdım, seni gördüm, sesini duydum. Bu yüzden burada seni gördüğümde nefes alamadım, kalbimin atmayı durdurduğunu düşündüm. Anlatacaklarımı gerçek olarak nitelenebilir veya bir deli saçması yaftasını yapıştırabilirsin. Sadece senden ricam karar vermeden önce anlatacaklarımın bitmesini beklemen." dedim konuşacak gücü nereden bulabileceğimi bilmeden.

O ise uzun bir sürenin ardından konuşmuştu sesi şimdiye kadar yazılmış en güzel şarkıdan daha güzel bir tınıdaydı. Tek bir kelimesini kaydedip ömrümün sonuna kadar dinlemek istiyordum. O bana "Biliyorum" dedi. Biliyor muydu? Neyi biliyor olabilirdi ki? Yalnız geçen gecelerimi, gölgelerde yaşayan sanrılarımı, boğazımı kesmek isteyen kabuslarımı nasıl bilebilirdi ki? Onun tek bir kelimesi beni düşünceler diyarında uzun bir gezintiye çıkardı. İşin garip kısmı ise ne düşüneceğimi bilemiyordum. Ancak heyecanımın katlandığı söyleyebilirim hele o gülümsediğinde ve "lütfen devam et" dediğinde ben yaşamın anlamını bulmuş gibiydim. Gülümsemesini anlatmaya herhangi bir dildeki herhangi bir kelimenin yeteceğine inanmadığım için onu anlatmaya çalışmayacağım. Sadece o an güzelliğin kelime anlamını öğrendiğimi söylemek istiyorum.

Konuşma sırası tekrardan bendeydi ve devam ettim anlatmaya "Cümlelerimin boynu büküklüğü maruz gör lütfen. Öyle bir andayım ki kelimeler anlamını yitiriyor veya ben yaşadıklarımı birkaç kelimeye sığdıramıyorum. Sensizliği anlatmak kolayken içinde senin başrol oynadığım bir cümle kurmakta zorlanıyorum. Seninle nasıl tanıştığımı anlatmak istiyorum. Bundan yıllar önceydi ben güneşin hiç doğmadığı zamanlardan geçiyordum. İpten bir köprüyü ellerim bağlı geçmeye çalıştığım zamanlardaydım. İçimde bir yara vardı ve o yara kapanmak bilmiyordu. Ben kep kanıyor kanadıkça uzaklaşıyordum hayattan. Yıldızsız gecelerim vardı benim, renkler teker teker kaybolmuştu. Filmin sonundaki jenerik bölümü gibiydim. Film bitmişti ve izleyiciler salonu terk etmişti çoktan. Bir şey arıyordum ama ne aradığımı bilmiyordum. Onu bulamadıkça o yaranın asla kapanmayacağını biliyordum. Uykusuz gecelerimden birisindeydim, geceye bakıp küfretmek istiyordum. Hep şükreden bir insan oldum ben o yara tüm bedenimi kaplamıştı. Cüzzamlı birisi gibi hissediyordum kendimi bu nedenle." Derin bir nefes almam gerekiyordu yoksa konuşabilme şansım düşük olacaktı. Arkama yaslandığım sırada o "devam et" dedi.

"Uykusuz gecelerimden birisindeydim. Hani yıldızsız bir gökyüzüne bakarsın ve soluk bir yıldızın sana göz kırpmasını beklersin ya hani bende aynı umutla bekliyordum ancak yıldızlardan eser yoktu. Bu nedenle şehrin ışıklarına sövüyordum. Sonra bir yıldız gördüm, gördüğümü sandım veya gördüğümü hayal ettim bilmiyorum. Emin olmak için gözlerimi kapattım ve hemen ardından gözlerimi açtım. Gözlerimi açtığımda uçsuz bucaksız bir çöldeydim. Güneş tenimi yakıyordu. Hava o kadar sıcaktı ki nefes almak bile zor geliyordu. Şansıma bir ağaç vardı ve onun gölgesinde bekliyordum. İki seçeneğim vardı ya orada duracak yada ilerleyecektim. Durmak benim için mantıklı bir seçimdi ancak ben durmadım ve ileriye doğru yürümeye devam ettim. Bir süre sonra yürüyememeye başlamıştım ama durmak istemiyordum. O çölde her ne var ise ona ulaşmalıydım ve yarım adımlarla ilerlemeye devam ettim. Ne kadar yürüdüğümü bilmiyorum ama bence yıllarca yürümüştüm. Sonra bir kum tepesi gördüm ama onu tırmanmak çok güçtü. Sürünerek o tepeyi tırmandım. Kumlar tenimi kesmiş, paramparça etmişti. Tepeye vardığımda ilerde seni gördüm ve koşmaya başladım ancak ne kadar koşarsam koşayım sana yaklaşamıyordum. Attığım her iki adımda iki adım geriye gidiyordum sanki. Dizlerimin üzerine çöktüm ve ağlamaya başladım. Hayatım boyunca ilk kez ağlamıştım belki de. Gözyaşlarımın düştüğü kumlarda çimenler büyümeye başladı. Çimenlerden ağaçlar yükseldiğinde başımı büyük bir meşenin gövdesine yasladım ve gözlerimi kapattım. Gözlerimi açtığımda ise tekrar odamdaydım ve gökyüzüne bakıyordum. İşte seninle tanışmamın hikayesi bu" dedim ona ve gülümsedi. Keşke o hep gülümsese dedim, dünya çok daha güzel olurdu o gülümseyince.

Anlattıklarımı dinlemiști ve bana deli dememişti. O an yaşadıklarımın ne kadar gerçek olabileceğini sorguluyorum. Hepsinin hayal gücümün bir parçası olma ihtimali vardı ancak benim hayal gücüm onu var edecek kadar güçlü değildi. Onu görüyor,  sesini duyuyor ve kokusunu alıyordum. Ben sadece onu bir kez olsun gördüm diye deliliğin sınırlarında yaşayan bir insanım. Onun hayal olamayacağını kabul ettikten sonra onun gerçekliğini kabul etmem gerekiyordu. Çok istediğin bir hayaline ulaştığında ne yapacağını bilemezsin ya hani onun gerçekliğini sorgularsın bende aynı durumdayım.

Bildiğim herşeyi unutmuş gibiydim. Hatta konuşurken saçmaladığım bile düşünüyordum ama onun gülümsemesi tüm düşüncelerimi yok etti.

Son cümlemden sonra gülümsemesi biraz daha arttı. O an sol yanağındaki gamzesini farkettim. Oraya gömülmek istedim ben elbette bunu ona söyleyemedim. Zaten benim yerime konuşan o olmuştu daha doğrusu başka bir soru sordu bana ki bu anlattıklarımın ilgisini çektiğini gösteriyordu. "Sonra ne oldu peki?"

"Sonra ben seni aramaya başladım. Başlarda seni başka insanlarda aradım tabi yanına bile yaklasamadım. Daha sonra senin hayal gücünün veya hastalıklı beynimin bir parçası olduğuna inandırmaya çalıştım kendimi ama bunu yapmak seni yalanlamak anlamına geliyordu ve yapamadım. Her yerde seni arayıp ulaşamayınca hayat çekilmez oluyor inan bana. Mesela senin adını hayal koydum ve eski bir deftere sana dair cümleler yazdım. Amacım seni hiçbir zaman unutmamalı bu yüzden seni ilk gördüğüm gece seni yazdım. Tabi yapamadım çünkü çölün karşı tarafındaki senin çaresizliğini bir cumlenin anlatabilmeyi mümkün değildi. Solmuş bir gül gibiydin sanki yaprakların kurulmuştu belki da sana şu verecek tek kişi bendim ama sana ulaşamıyordum. Bana verecek suyu nereden bulabilirsin diye sorma lütfen sonuçta seni yaşatmak için kanımı kullanmak istediğimi hatırlıyorum. Sen yokken ben hep yaşadım belki seni bulabilirim diye ama benim için anlamı olan anlari toplasam inan bana sensizlik yutan eleman gibi her şeyin anlamını kaybetmesine neden oluyordu."

Anlattıklarımı anlıyor gibiydi ve bu benim başıma ilk kez geliyordu. Ben soğuk duvarlarla konuşmaya alışan birisi olarak anlaşılmak benim için çok farklıydı. Onun karşısında oturduğum zaman yaşadığımı hissediyordum. Nefes almam anlam kazanmıştı sanki. Masanın üzerinde duran ellerimi açmış ve "böyle işte" demiştim o ise bana gülümsemesi ile karşılık vermişti. "Seni dinlemek gerçekten güzeldi. Anlattıklarının sıra dışı olduğunu söylemeliyim ancak anlatırken gözlerinde gördüğüm o ışık söylediklerinin gerçek olduğunu gösteriyor. Seninle tanışmak gerçekten güzeldi. Bu günlük bu kadar yeterli diye düşünüyorum. Yarın tekrardan buluşalım ve yarın benim hikayemi dinleyeceksin." Cümlesini bitirdiğinde ayağa kalktı ve tokalaştık. Onun tenine dokunmuştum ya başka bir şey istemezdim. "Beykoz, Hünkar'da buluşalım" dedi bana giderken. "Saat 3'te."


Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook