Aşkım mezarı 21

Sahile ulaşmanın ne kadar zamanını aldığını bilmiyordu ama zaman onun için durmuş gibiydi. Sanki saat yavaşlamış, akrep ile yelkovan takılı kalmıştı. Hızlı adımlarla yürüğünü hesaba kattığı zaman 7 dakika civarında sahile ulaşmalıydı ama ona göre bu zaman birkaç saati buluyordu. Etrafındaki herkes yavaş hareket ediyordu. Keşke her yavaş hareket ederken hızlı hareket edebilseydim diye düşündü. Böylece kimseyle uğraşmak zorunda kalmaz, kendi yolunu çizebilirdi.

Sahile ulaştığı zaman aynı bankın üzerine oturdu ve şapkalı adamı beklemeye başladı. Aslında onun geleceğinden emin değildi ama geçen sefer geldiğine göre yine gelebilirdi yani gelmesi lazımdı eğer gelmezse aradığı cevaplara asla ulaşamazdı ve cevaplara ulaşamazsa eğer asla anlayamazdı. Düşünceler yine zihninden hızlı bir biçimde geçmeye başlamıştı. Öyle ki bir düşünce cümlesi tamamlanmaya hazırlanırken cümle bitmeden devam ediyor ve çok uzun düşüncelere sahip oluyordu. İnsan beyni bu kadar uzun düşünceyi kaldıramaz herhalde dedi içinden.

O içinde bir son planlamaya devam ederken bu isteğinin güçsüzleştiğini fark ettiği zaman şaşırdı. Oysa birkaç gün önce tek istediği şeydi son. O an ise hayata tutunmuş gibi hissediyordu. Hala her an bırakabilirdi onu ama nedense bırakmak istemiyordu. En azından o yazıyı anlayana kadar, başka yazılar bulana kadar tutunmaya devam etmeliydi. Belki dışarıdan tutunmak yerine içine bile girebilirdi onun ve o zaman yaşadığını söyleyebilirdi.

Gökyüzünde 3 ay dolunaya yaklaşıyordu. Kırmızı ve beyaz ayların yansıması denizin üzerine düşüyordu. Siyah ay ise her zaman olduğu gibi görünmüyordu. Kırmızı ve beyaz ayların yansımaları denizdeki hafif dalgalanma ile beraber küçük bir dans içine girmişken bu güzel görüntüyü başka kimsenin görmemesi oldukça ilgi çekiciydi. Sonuçta 71 günde 1 kez meydana gelen bu olay sadece 3 gün sürüyordu ve ayları incelemek için en uygun bu 3 günden ibaretti.

Aylar gökyüzünde yükseldikçe içindeki düşünceler değişmeye devam ediyordu. Aylara baktıkça onlarla konuşma isteği artıyordu ancak konuşmak istemiyordu onlarla. Beyaz ay için fazla karanlık hissediyordu kendini. Kırmızı ay ise ona göre fazla kızgındı ve ona her zaman kızdığını çok iyi biliyordu. Siyah ay ise aynı onun gibi saklanıyordu. Onu görmek mümkün değildi bu yüzden. Keşke o da görünmez olabilseydi belki o zaman daha kolay olurdu yaşamak.

Zaman tekrardan yavaşlamıştı ve bu sefer geçen zamanı hesaplayamıyordu. Bu duruma çok alışık değildi. Zamanın hızındaki değişimler için ışık hızına yaklaşmak gerekirdi ve ışık hızına yaklaştıkça zaman yavaşlardı. Onun ışık hızına yaklaşması mümkün olmadığına göre bu durumun başka bir sebebi olmalıydı. Bu sebebi ona çok mantıklı gelmese de düşüncelerinin zihninde çok hızlı biçimde dolaşmasına başladı. Belki de onun düşünceleri ışık hızına yaklaşıyordu. Ona mantıklı gelmese de bir açıklamaya ulaşıyor olmak ona yeterli geliyordu keşke açıklamalarına kendini inandırabilseydi.

Belirsiz bir zamanın ardından birinin ona doğru yaklaştığını hissetti. İnce ayak seslerinden anlamıştı birisinin geldiğini ve bu sesleri daha önce de duymuştu. Şapkalı adamın yaklaştığını düşündü seslerin yaklaşma hızına baktığı zaman birkaç saniye sonra yanına geleceğini düşündü. İçinde sebebini bilmediği bir heyecan vardı ve bu heyecanla birlikte kalbinin atış hızı artmıştı. Öyle ki nabzının ritmi dışında başka bir şey duyamıyordu.

Kısa bir süre geçtikten sonra sağ tarafında bir karaltı gördü ve başını o tarafa doğru çevirdi. Şapkalı adamı karşısında gördüğü zaman derin bir nefes aldı. Rahatlamıştı ve bankın üzerinde kenara çekilerek şapkalı adama oturması için yer açtı. Şapkalı adam hafifçe gülümseyerek selam verdikten sonra kızın yanına oturdu ve "geleceğini biliyordum" dedi.

"Nasıl biliyordun geleceğimi?" diyerek karşılık verdi kız. Onun cevaplarını çok merak ediyordu.

"Biliyordum yanlış bir kelime umuyordum demeliyim sanırım. Gerçekleri öğrenmek istediğini düşünüyorum ve onları öğrenmek için geleceğini düşündüm."

"Evet bana ne olup bittiğini anlamak istiyorum. Neden herkes gibi değilim ve neden kendimi ait hissedemiyorum?"

"Sorduğun soruların cevaplarını kendin bulmalısın. Bir rüyadan uyandığını düşün, yaşamın boyunca o rüyayı görüyordun ve uyandığın zaman cevaplarını öğreneceksin ama hala tam anlamıyla uyanamadın. Eğer bu yolda devam edersen uyanmayı başaracaksın."

"Artık bu kabusu görmek istemiyorum. Bana uyanmanın yolunu göster."

"Bu kağıdı al. Sana boş gibi görülebilir ama şifreli bir biçimde yazılmış. Ne yazdığını bende bilmiyorum ama bunu sen öğrenebilirsin. Sadece bu yazıyı belirli şartlar altında okuyabileceğini biliyorum. Şimdi evine dön ve yazıyı okumaya çalış. Bazı sorularının cevapları bu yazıda saklı. Yazıyı okuduktan sonra tekrar bul beni."

Şapkalı adam konuşmasını bitirdikten sonra ayağa kalktı ve kızın yanından uzaklaştı. Belli ki daha fazla konuşmak istemiyordu kız ise elinde tuttuğu boş kağıda bakıyor ve onunla ne yapacağını düşüyordu. Eve gitmeden önce biraz daha oturmaya karar verdi. Sonuçta eve ne kadar hızlı giderse gitsin kağıdı okumak için düşünmesi gerekecekti. Bu nedenle oturdu ve gökyüzüne doğru baktı. Siyah ayın olması gereken noktaya odaklandı ve "Neden her şey bu kadar anlamsız?" diye sordu onun verdiği cevabı duymadan.






Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook