Aşkın mezarı 14

Çalan şarkı onda bambaşka duygular uyandırmıştı. Hiç birinin adını bilmiyor, onları tanımıyordu ama hissettiği duygular çok başkaydı. Hala şarkıyı tam anlamıyla dinleyemiyordu. Hızı tam anlamıyla ayarlayamıyor, diskin üzerindeki iğne doğru sesi çıkartamıyordu. Adamın söylediği bölümü tam anlayamasa da çok farklı hissediyordu. Hayatında ilk kez yaşadığını hissetmişti.

Gözlerini kapatmış ve koltuğuna yaslanmıştı. Sanki eksik bir şarkıyı dinlerken notaların arasında dolaşıyordu. Sanki bir şey tüm bedenini dolaşıyordu. Sanki birisi kanına bir madde enjekte etmiş ve o madde tüm damarlarında geziniyordu. Bu diski dinlemenin bir yolu olmalıydı. Hayatındaki her şey olmuştu o disk. Kalan her şey anlamını kaybetmişti. Şimdiye kadar yaşadığı hayatın anlamı olmadığını düşündü. O an tek istediği şey o müziği anlamaktı.

Ancak bilmediği çok şey vardı ve onları öğrenmek için önce diski tam anlamıyla dinleyebilmeliydi. Hissettiği kadarıyla şarkıda hüzün vardı ama hüznün yanında başka bir duygu daha bulunuyordu. İşte tanımadığı o duyguydu. O duyguyu öğrenmeliydi. Sanki zifiri bir gecede açan güneş gibiiydi o duygu. O bölümü dinlerken tüm sorular kafasından uçuyordu.

Bir saate yakın bir dinlemenin ardından aklına bir fikir gelmişti. Eğer diski yazılıma aktarabilirse orada istediği gibi oynayabilirdi. Sadece biraz karışık bir yazılım yazmalıydı. Diskin hareket hızını, iğnenin kalınlığını değiştirebileceği ve iğnenin çizgilere değmesini canlandırabileceği bir yazılıma ihtiyacı vardı. Ayrıca diskin fotoğrafını çekeceği için yazılımın çizgileri ayırt etmesi gerekiyordu.

Şarkı çalmaya devam ederken bilgisayarının başına geçti ve yazılımını yazmaya başladı. İlk önce diski tanımlaması gerekliydi. Bunun için fotoğrafını çekti ve bilgisayara aktardı. Daha sonra çizgilerin ses içeridiği bilgisini bilgisayara aktardı. Ardından bu çizgilerin nasıl aktif hale geleceğini ekledi. Daha sonra iğne özellikleri ve çeşitlerini ayarladı. En son olarak diskin dönme hızını değiştirebilmesi gereken özellikleri ekledi.

Şansı vardı ki uyuması gerekmiyordu. Yine de yazılımı bitirmesi 2 gününü almıştı. Bu iki gün gün boyunca hiç uyumamış ve sadece kahve ile beslenmişti. Bazı zamanlar atıştırmak için dolaptan bir şeyler alıyor ve yazılımla uğraşırken onları yiyordu. Kaç tane kahve içtiğini bilmiyordu ama içtiği kahvenin fazlalığını kahve stoğundaki azalma sayesinde anlayabilirdi.

Yazılımı bitirdiğinde arkasına yaslandı ve derin bir nefes aldı. İçinde büyük bir korku vardı. Ya yazılım çalışmazsa ne yapacaktı? Başka bir yöntem bulabilir miydi? Aradığı her şey o diskin içindeydi ve aradıklarına ulaşamama düşüncesi onu korkutuyordu. Bu korku yüzünden yazılımı çalıştırması birkaç dakikasını almıştı.

Yazılım çalıştığı zaman seste bazı hatalar fark etti. Öncelikle disk olması gerekenden çok hızlı dönüyordu. İlk olarak onu düzeltti. Daha sonra fark ettiği noktada iğne ayarlarında olan sorundu. Ses çok cızırtılı geliyordu ve bunu düzelmek oldukça zordu çünkü gerçek iğnenin neye benzediğini bilmiyordu. Sürekli olarak deneme yapması gerekliydi.

Her denemesinde ayarlaması gereken parametrelerin çokluğu ise bu sürenin uzun olacağı anlamına geliyordu. Bu yüzden düzeltmelere başlamadan önce kendine bir kahve yaptı. Bu esnada aklına diskin iğne ile olan temasında bir sorun olabileceği aklına geldi. Demek ki işleri daha da uzayacaktı.

Kendine bir ara vermek istedi. Bu sayede biraz daha mantıklı düşünebilirdi. Hem belki kahve iyi gelebilirdi ona şimdiye kadar hiç iyi gelmese de. Bir taraftan eksik şarkıyı dinliyor bir diğer taraftan gözlerini kapatıyordu. Aradığı her şey bir adım uzağındaydı ama o adımı bir türlü atamıyordu. Dünyayı parçalamak isteği o an düşmüştü zihnine. Elinde olsa kendi dahil her şeyi yok edebilirdi.

En kötü tarafı ise kendini başarısız hissetmesiydi. Aslında hissettiği duygu tam olarak istediği bir işi başaramamanın getirdiği boşluk ve acı ile birlikte umutsuzluk olarak adlandırılabilirdi. Ancak bu adlandırmayı yapmadı. İlk kez hissettiği duygunun tadını çıkardı her ne kadar tadı son derece acı olsa da onun için çok önemliydi bu deneyim. Bu diskte çok şey var diye düşündü.

Acaba o diskin çıkardığı sesler insan beynine etki mi ediyordu. Hatta sesle duygu transferi mi yapıyordu disk. Aslında böyle bir şey olsa çok güzel olabilirdi. Belkide eskiden bu teknolojiye insanlar sahipti ama o teknolojiye ne olmuştu. Diskin ne kadar eski olduğunu bilmediğine göre eski teknoloji şimdikinden nasıl daha iyi olabilirdi? Düşündükçe başka sorularla karşılaşıyordu ve bu soruların bir cevabı yoktu. Sorularla uğraşmayı bir kenara bırakarak kahvesinden bir yudum aldı ve ardından bir tane daha. Önünce uzun geceler olacaktı.

Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook