Aşkın mezarı 25

5. Bölüm

Erkeğin dönüş yolu biraz daha uzun sürmüştü. Bunda hem yorulmasının payı hem de bulunmak istemediği için ara sokaklarda yürümesinin payı vardı. Eve geldiği zaman ilk iç olarak diskin fotoğrafını çekti ve onu bilgisayara aktardı daha sonra kendi yazdığı yazılım ile diski dinlenebilir hale getirdi. Bu işlem yaklaşık olarak bir saatini almıştı. O diskin içinde neler olduğuna dair hissettiği merak oldukça büyüktü ve bu onun için zamanın yavaş akmasına sebep oluyordu. Zaman algısı ne kadar da garip diye düşündü. Normalde onun için yavaş akan zaman artık akmamaya başlamıştı. Ortalama insan ömrünün 157 yıl olduğu hesaba katılırsa eğer bu şekilde bu 157 yılın bitmesi oldukça zordu. Tabi bu hesaplamaya siyahlı adamların götürdüğü insanlar dahil edilmiyordu. Yoksa bu rakam çok daha aşağılarda olurdu.

Diski dinlemeye başladığı zaman bilmediği bir enstrüman karşıladı onu. Sanki şarkı ağlıyordu durmaksızın. Evet dedi hafif sesli bir biçimde bende böyle hissediyorum. Daha sonra ilk enstürmanın sesine benzeyen başka bir tane daha eklendi ona. Bu enstrüman ise biraz daha elektronik gibi geliyordu. İlk enstrümanla büyük bir uyum içindeydi sanki. Sanki biri göz yaşıysa diğeri hüzündü. Bir süre sonra bir erkek sesi şarkı söylemeye başladı. Eksik olan şey buydu dedi kendine.Erkek sesi eklenince şarkı başka bir havaya bürünmüştü sanki. Bir süre sonra erkeğin neler söylediğini anlamaya çabaladı.

Şarkı sözleri bir adamın ağzından bir kadına söylenen sözlerden oluşuyordu. Adam kıza karşı duygularından bahsederken onu görmemesi için neler yaptığını anlatıyordu. Bu duygu nasıl bir şeydi ki ondan uzakta duruyordu. O zaman bu duygu kız için kötü bir şeydi ve ondan uzak durarak onu korumaya çalışıyordu. Demek ki adam kızın iyi olmasını istiyordu ama böyle bir şarkı yaptığına göre kendisi üzülüyordu. Neydi bu bilmediği duygunun adı?

İşin garip tarafında ise şarkının devamında kızın onu gördüğünde gözlerinde kendi yanmasını gördüğünü söylemesiydi. Madem uzak duruyordu neden yaklaşmıştı kıza. Kıza yaklaştıysa neden konuşmamıştı. Sonrasında ise yalvarır bir tonda onunla konuşmasını, biraz merhamet göstermesini istiyordu. Demek ki adam aslında kızla konuşmak istiyor ama yapamıyordu. Demek ki utangaçlık böyle bir şey oluyordu. Bu duyguyu da hiç bilmiyordu. Hatta yakınından bile geçmemişti. Bir insanı kendinden korumak gibiydi sanki.

Sana, senin görünüşüne takıntılıyım diyordu adam ve her hangi bir gün senin için ölebilirim diye ekliyordu. Bir insan neden başka biri için ölmek isterdi ki? Onun zamanında kimse başka birisi için kılını bile kıpırdatmazdı. Bir kağıda yazıp dildiğini söylüyordu şarkı. Neden yazıyordu ve neden siliyordu. Kalıcı olması için yazıyor olabilirdi ve kız okumasın diye siliyor olabilirdi. Ancak neden bunları yapıyordu? Kızı neden koruyordu?

Şarkının devamında bir yerde oturduğundan ve yalanları okuduğundan bahsediyordu. Demek ki şarkı zamanında da yalanlar vardı. Demek ki kız o yalanların dışındaydı. O zaman her şey yalanken kız gerçek olmalıydı ama onun gerçek olduğunu nasıl anlamıştı? Onunla konuşmamışken onu nasıl bu kadar iyi tanıyabiliyordu? Onu fazlasıyla takip etmişti demek ki. Aslında o da başkaları gibi birisini görse şarkıdakinin aynısını yapardı. Düşündüğü zaman herkesten farklı birisini görse onunla konuşmayı ister ama onu kendisinden korumak da isterdi. Bir başka sözde ise başını çevirdiğinden ve onu gördüğünden bahsediyordu. Onun gerçekliğini sorguluyordu ardından. Demek ki onun gerçek olmama ihtimali de vardı.

Şarkı giderek anlaşılamaz bir hale geliyordu. Seni görüyor ama sana dokunamıyorum, seni yalnız bırakamam çünkü seni görmeliyim derken de şarkı başka bir kapı açmıştı. Hele beni nasıl zincirlediğini anlamıyorum derken çok farklı yerlere gidiyordu. Zincirlenmesi, bağlanması onun için kötü bir şeydi ama ama şarkıda bu kötü olarak gösterilmiyordu. Demek ki adam kıza karşı olan hislerini zincirlenmek olarak anlatıyordu. Hele şarkıda bir kelime vardı ki onun anlamını hiç bilmiyordu. Aşk ne demekti? Aşk şarkıdaki duyguların tümü müydü? Yoksa onlardan başka bir duygu muydu?

Ona aşk şarkının ana konusu gibi geliyordu. Öyleyse aşk çok büyük bir şeydi ve onun ne olduğuna dair hiçbir fikri yoktu. Yoksa aşkda yok edilenlerden miydi? Peki neden aşk yok edilmişti? Neden birileri siliyordu duyguları? Sistem miydi bunu yapan? Bu sorunun cevabını biliyordu ama neden sistem aşkı silmişti? İnsanlara nasıl unutturmuştu? Onun bilmediği geçmişte neler yaşanmıştı? Bu kadar muhteşem şarkılar yapılmışken neden hepsi kaybolmuş ve yerlerini anlamsızlığa bırakmıştı? Neden anlamları bulmak imkansızdı?

Adamın kafasında çok fazla soru vardı ve bunların cevaplarını bilmiyordu. "Öğrenmeliyim" dedi kendine "Aşka neler olduğunu öğrenmeliyim!" Ancak önce şarkıyı tam olarak anlamalıydı yoksa cevaplara ulaşması çok mümkün değildi. İşin garip tarafı ise şarkıların ona cevapları değil soruları vermesiydi. "Doğru soruları sorarsam cevaplara ulaşabilirim" dedi kendine. Bu esnada avize ile göz göze geldi ve "Doğru soruları mı soruyorum?" diye sordu. Avizenin ışığı iki kere gidip geldi demek ki doğru soruları soruyordu. Evinin penceresine çıkıp siyah aya aynı soruyu sorduğu zaman bir bulutun ayın önünden geçtiğini gördü. Siyah ayda onayladığına göre soruları doğruydu. Demek ki cevaplara ulaşabilmek için daha fazla soru sormalıydı ve en doğru olanları bulmalıydı. Şarkıyı bir kaç kere daha dinledi ve yeni sorular belirdi zihninde ve onları takip eden başkaları. Sahi neler olmuştu da böyle bir şarkının yazılmasına sebep olan aşk yok olmuştu? En önemli soru buydu ona göre.

Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook