Aşkın mezarı 16

Şarkıdaki adam uzun zamandır bekliyordu. Bu beklemede yaşlanmış, yorulmuştu. Daha fazla dayanamayacak gibi hissediyordu. O adamı bulup ona neden beklediğini sormak istese de sorusunun cevabı şarkının içine saklanmıştı "Beklemek en güzel yoluydu yaşamanın." Beklemek nasıl güzel bir yol olabilirdi ki yaşamak için. O da bekliyordu hatta ne beklediğini bile bilmiyordu ama beklemek ona acı veriyordu hep. Beklemek acı çekmenin en güzel yolu olabilirdi belki ama fazlası mümkün değildi.

Şarkı çalmaya devam etti. Adam ise şarkıdaki kişinin profilini çizmeye devam etti. Daha önce tanışıp tanışmadıklarından emin değildi. Emin olsaydı eğer profili tamamlayabilirdi. Belki şarkıdaki adam onu rüyasında görmüştü. Gerçekte de görme ihtimali vardı ama o ihtimal daha düşüktü. Sonra adam onu gördükten sonra hayatı boş verdiğini söylüyordu. Demek ki onda nasıl bir etki bıraktıysa adam kalan her şeyi bırakmıştı. Demek ki o kişi hayatın ötesindeydi.

O kişi gerçek olamazdı bu yüzden. Onun tanıdığı, bildiği, gördüğü kimse bu etkiyi bırakmamıştı onda. Eğer o kişi gerçek değilse adam neden böyle hissediyordu. Deliydi belki ama deliler şarkı yazabilir miydi? Belki başka biri delinin şarkısını yazmıştı? Sahi insan nasıl böyle bir şarkı yazabilirdi ki? Demek ki o insanlar çok daha üstündü ve insanlık gerilemişti. İnsanlık neden gerilerdi ki?

İşin garibi şarkıyı anlatılanların hiçbirini bilmiyordu. Beklemeyi biliyordu evet ama diğer şeyleri bilmiyordu. Ona hiç anlatılmamış, hiçbir yerde yazmamıştı bunlar. O zaman şarkı var olmayan bir şeyleri anlatıyordu. Hayali bir şarkıydı belki ama o kadar gerçek geliyordu ki ona bunun hayali olduğuna inanmak oldukça zordu.

Aynı şekilde bir diğer soru adamın kimi beklediğiydi. Bir erkeği mi yoksa kızı mı bekliyordu? O kimseyi beklememişti. Bir erkeğe yazılması mantıksızdı. Bir kıza yazılması daha mantıklıydı ama insan neden bir kızı beklerdi ki? Onların birbirinden hiçbir farkı yoktu ve sadece sevişme işine yararlardı. Bunu çok iyi biliyordu zamanında yatağını birçok kızla paylaşmış ve sonrasında onları bir daha görmemişti. İnsan neden bir kızı beklerdi ki? Hatta o kız için hayatı boş veriyordu. O kız ona neler sunacaktı acaba? "Sen cennete açılan bir kapıydın" sözünde ise cennet diye bir kavram vardı ve ne kadar araştırırsa araştırsın onu bulamıyordu. Ne vardı cennette, cennet neresiydi? Sözlere baktığı zaman ise cennetin çok güzel bir yer olduğunu tahmin edebiliyordu. Demek ki kızı bulduktan sonra o çok güzel yere gidecekti adam.

Demek ki adam o güzel yere gitmek için kıza ihtiyaç duyuyordu. Şimdi ona daha mantıklı geliyordu ama şarkı bu düşüncenin gerçek olmadığını söylüyordu ona. Öyle birini bulmasının mümkün olmadığını söylüyordu kendine. Belki o kız başka bir gezegenden gelmişti. Kendilerinden daha üstün bir topluma aitti o. Bir uzaylının yanına gelme ihtimali oldukça düşük bir olasılıktı ama bu açıdan baktığı zaman belki onun yanına da gelebilirler diye düşündü. Bu düşünce bile onun yüzünü güldürmeye yetti kıza bir süre için.

Yapacağı başka bir şey yoktu. Bir uzaylıyı beklerdi o da. Çünkü şarkıdakiler gerçek dışı geliyordu ama içindeki seslerden birisi bunun tam tersini söylüyordu. Avize bile ona yanıldığını söylemişti. Avizeye güvenemeyeceğini çok iyi biliyordu ama o an inanmak istiyordu.

Şarkıyı birkaç kere daha dinledikten sonra onu müzik çalarına attı ve sokağa çıkmaya karar verdi. Zaten gece yaklaşıyordu ve sokaklar boş olurdu. İnsanlar eğlenme mekanlarında olduğu için boş sokaklarda rahatlıkla hareket edebilirdi. Hem belki uzaylı kız onun yanına gelirdi veya şapkalı adamı tekrar görürdü ve başka bir disk alabilirdi ondan.

Bunun için önce yemeğini yedi ve ardından kısa bir duş aldı. Güzel elbiselerinden giydi. Siyah bir tişört ve siyah bir pantolon giydikten sonra evden çıktı. Evden çıkmadan önce avize ile göz göze geldi ve "onu bulacağım" dedi.

Evden çıktıktan sonra yavaş adımlarla ilerlemeye başladı. Giderken önceki seferlerin aksine etrafını inceliyor  ve uzaylı bir kız arıyordu. Acaba uzaylı bir kız neye benzer diye düşündü yürürken. İnsana benzeme olasılığı oldukça düşüktü. Farklı görünürse siyahlı adamlar onu alırdı. Belki de kılık değiştirebiliyorlardı. Kendini farklı gösterebilen bir cihaz oldukça mümkündü. Ancak böyleyse onu tanıyamazdı. Belki de tanıyabilirdi eğer uzaydan geldiyse diğerleri gibi bakmazdı etrafa. Gözlerinde bir anlam olurdu onun.

Sahile ulaştığında hiçbir uzaylı görmemiş olmanın getirdiği hayal kırıklığı ile karşılaştı. Ancak yapacak bir şey yoktu. Zaten onunla karşılaşması çok düşün bir ihtimaldi. Deniz kenarında her zaman oturduğu bankın üzerine oturdu ve geceyi seyretmeye başladı. Beyaz ay gökyüzünde yükselmeye başlamıştı ve kırmızı ay ise onun biraz gerisindeydi. Onun ışığı gökyüzünü kırmızıya boyamaya başlamıştı çoktan. Siyah ayı ise her zaman olduğu gibi göremiyordu. Aslında en çok onunla konuşmak istiyordu ama siyah ayı göremediği için onunla konuşması çok doğru olmazdı.

Bu sefer kırmızı ayla konuşmaya karar verdi. Belki onun anlatacağı farklı şeyler vardı. Konuşma konusu elbetteki şarkı ve bilinmeyenleriydi. İlk sorusunu düşündü ay gökyüzünde belirene kadar. Kırmızı ay artık görebildiği zaman ilk sorusunu sordu "O şarkıdaki anlatılanlar gerçek mi yoksa başka bir yalanı mı dinledim ben?"

Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook