Aşkın mezarı 2

Ancak havanın soğukluğu ile düşüncelerinin yoğunluğu arasında hiçbir ilişki bulunmuyordu. Bu yüzden üşümesi düşüncelerini dağıtmaya yetmiyordu. Üşüdüğü de söylenemezdi onun. Düşünceleri hissetmesini engelliyordu. Hava da yeterince soğuk değildi. Soğuk olsa da değişmiyordu. Uyuması engel olabilirdi ama düşünceleri onu uykusunda da rahat bırakmıyordu. Kaçacak hiçbir yeri yoktu onun. Her yer aynıydı.

Karanlık sokakta yavaş adımlarla ilerliyordu. Aslında takip edilme olasılığına karşılık hızlı adımlarla yürümesi daha güzel olabilirdi ancak sık sık arkaya baktığında peşinde kimseyi görmemesi takip edilmediğini gösteriyordu ona. Elbette onu takip etmeleri için peşindeki birisine ihtiyaç yoktu. Her yerde saklanmış kameralar onun her adımını takip edebilirdi. Kameralardan kaçmak neredeyse imkansızdı bu yüzden. Kaçmayı başarırsa ne olacağını bilmiyordu kaçmazsa ne olacağını bilmediği gibi.

Yine de yavaş yürümesinin sebebi dikkat çekmeme isteğiydi. Hızlı yürürse eğer dikkat çekebilirdi. Hızlı yürümek de yasaklanmış değildi ama normalin dışına çıkmamaya gayret gösteriyordu. Normalin dışında yaptığı bir şey yoktu aslında ama kendini farklı olarak gördüğü için aynısını sistemin düşünmesi olasılık dahilindeydi ki onun olasılıklara inancı yoktu. Hiçbir zaman inanmamıştı olasılıklara. Saçma geliyordu ihtimaller, nasıl olsa tüm olasılıklar sistem tarafından belirleniyordu. Onun istemediği bir şey olamazdı zaten bu yüzdendi içindeki boşluğun büyüklüğü.

İşin garip tarafı ise yol boyunca hiçbir şey düşünmemesiydi. Neyi düşüneceğini bilmiyordu daha doğrusu. Zihninden aynı anda binlerce düşünce geçiyor ve hiç biri uzun süre kalmıyordu. Bu durum ise onu sarhoş ediyordu. Nereye bakacağını bilmiyor, nereye gideceğine karar veremiyordu. Bu nedenle evine gidecekti. Herkesten ve her şeyden uzaklaşabileceği tek yer evdi. Acaba evinde kameralar var mıydı diye düşündü. Her ne kadar evi daha önce defalarca kez aramış olmasına rağmen hala emin olamıyordu. Mutlaka sistem evleri de takip ediyordu. Yoksa sistemin her şeyi bilmesi mümkün değildi ve bu sadece onu rahatsız ediyordu.

Evine geçtiği zaman telefonunu kapatırdı mesela. Bilgisayarını açtığı zaman kamerayı ve mikrofonunu çıkartırdı. Eğer internette bir işi yoksa internet bağlantısını keserdi. Elbette programlar bilgisayar internete bağlandığı zaman onun ne yaptığını sisteme gönderirdi. Bunu bildiği için kendince önlemler almış ve sistemin onun her adımını takip etmesinin önüne geçmişti. Sistemi engelleyebileceğini düşünmüyordu ama. Bu düşünce onun da takip edilebileceğini gösteriyordu. Zaten bu yüzden sıklıkla arkasına dönüp bakıyordu.

Kocaman bir şehrin kısmen boş sokaklarında dolaşıyordu. Yanından geçen insanları umursamıyordu yürürken. Çoğunlukla kol kola girmiş çiftler geçiyordu yanından onların da nereye gideceğini çok iyi biliyordu. Bu yüzden dikkat etmesine gerek yoktu. Hepsinin kafası güzel ve tek bir amaca odaklanmıştı. Kim bilir neler içmiş hangi uyuşturucuları kullanmışlardı. Bunları düşünmedi bile sadece aklından geçen düşüncelerden birisiydi bu. Belki de en net olanıydı ve diğerlerinin ne olduğunu bilmiyordu.

Düşünceler arasında yolculuk ederken sürekli olarak bir yerden başka bir yere savrulup duruyordu. Gidebileceği tek bir yer olsa bile gitmek istediği yer orası değildi. Hatta gitmek istediği bir yer olduğundan bile emin değildi. Nereye giderse gitsin her yerde benzer insanlar ve benzer kurallar olacaktı. Ölüm onlardan kurtulmanın tek yoluydu ama öldükten sonra her şey biteceği için onun da anlamı kalmıyordu. Olasılıklara inancı kalmamıştı ama bir kum tanesinden bile küçük de olsa bir olasılık her zaman vardı. Elbette bu olasılığın ne ile alakalı olduğunu bilmiyordu.

Takip edilmediğinden emin olduktan sonra evine girdi. İlk iş olarak mutfaktan bir bardak su aldı ve daha sonra kendini oturma odasındaki siyah koltuğa bıraktı. Onun evinde her şey siyahtı. Renklere inancı kalmadığı için onları görmek bile istemiyordu. Hele çok renkli şehirde geçirilen kısa bir zamandan sonra onları görmeye tahammülü bile kalmıyordu. Ancak siyah öyle değildi. Siyah ona göre en gerçekçi renkti. Siyahın olduğu yerde ışık olmazdı, renkler olmazdı. Sadece siyah olurdu. Hiç bir gizlisi, saklısı yoktu siyahın. Bu nedenle evinin duvarlarını bile siyaha boyamıştı.

Siyah koltuğa oturduğu zaman dirseklerini bacağının üzerine koydu ve başını iki eliyle tuttu. O kadar gürültüden ve düşünceden sonra başı ağrımaya başlamıştı. Başını kaldırmadan avizeye selam verdi. Onu pek sevmezdi, kavga etmişler ve uzun zamandır barışmamışlardı. Daha sonra halının halini hatırını sordu. Onu daha fazla severdi. Aslında avizeyi de severdi ama tahminlerine göre onu kıskanıyordu avize. Evdeki bazı eşyaları selamlamayı bitirdikten sonra evdeki ses yapan her şeyi kapattı. Televizyonu açmayı düşünmedi bile çünkü ordaki hiçbir şeyin anlamı yoktu.

Tüm sesleri susturduğuna göre artık sessizliği dinleyebilirdi. Evet sessizliğinde bir sesi vardı. İnsanı hiçliğin sonsuz coğrafyalarına götürürdü o ses. Daha sonra insan o engin sonsuzlukta huzur bulur ve geri geldiğinde dinlenmiş olurdu. Ancak onun için durum farklıydı. Sessizlik onu hiçbir yere götürmezdi mesela. Hiçliğe giden yol uzundu ve bütün o yolu kendi başına yürürdü. Aynı zamanda yorucuydu o yol. Eğer sessizlik ile yolculuk yapmıyorsan yol seni bitirirdi. Canını yakardı durmaksızın ve hiçliğe ulaşamadan geri dönerdin.

Onun sessizliğe katılamamasının tek bir sebebi vardı: Aklından geçen binlerce düşünce. O düşünceler var oldukça asla sessiz olmayacaktı. Belki kimse duymuyordu onu ama kendisi duyduğu sürece anlamı yoktu bunun. Başını bir süre daha avuçlarının arasında tuttuktan sonra başını kaldırdı ve sırtını koltuğa yasladı. Bu esnada avize ile göz göze geldi ve konuşmaya başladı.

"Neden bana böyle davrandığını anlamıyorum. Kocaman bir boşluk var içimde. Eğer o boşluk büyümeye devam ederse beni bile yok edecek. O boşluğu da hiçbir şekilde dolduramıyorum anlıyor musun. Bunun için çok uğraştım, çok çabaladım. Herkes gibi olmam gerektiğini düşündüm ama yapamadım. Onlardan hiçbir farkım yok sadece onların yaptığı hiçbir şeyi yapamıyorum. Onların yaptığı hiçbir şeyi yapmak istemiyorum. Bu yüzden mi kızgınsın bana.

Hatalı üretim olduğumu biliyorum. Yoksa bunların hiçbirini yaşamazdım. Herkes gibi akıntıya kapılır ve giderdim ama yapamıyorum. Akıntıya bile kapılamıyorum ama onlar gibi gülemiyor, kahkaha atamıyor, içemiyor ve sevişemiyorum. Hepsi o kadar anlamsız geliyor ki bu anlamsız dünyada bir anlam arıyor ve bulamıyorum. Nedenleri arıyorum ben ama nedenler yok.

Neden yaşadığımı soruyorum kendime ama cevap yok. İnsanın yaşaması için bir sebebe ihtiyacı olmaz mı.Herkesin bir amacı var gibi görünüyor ama benim yok. Benim hiç amacım olmadı, onların da yok. Sadece kendilerini kandırıyorlar. Akıntı onları nereye sürüklerse oraya gidiyorlar ama beni sürükleyen bir akıntı bile yok. Durduğum yere çakılıp kalmışım, hareket bile edemiyorum. Ne kadar denesem de onlar gibi olamıyorum. Hatalı üretimim ben ve bir gün birilerinin beni fabrikaya götürmelerini bekliyorum.

Evet avize söyle bakalım ben nerede yanlış yaptım?"





Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook