Aşkın mezarı 20

Aslında o ne aradığını bilmiyordu. Sadece farklı bir hayat düşünüyor ve onu yaşamaya çalışıyordu. Bu yüzden kendi gerçekliğini yaratmıştı. Mavi çimenlerin orası onun hayal ettiği dünyaydı. Siyahlı adamın evine geldiği yer ise gerçek dünyayı sembolize ediyordu ve gerçek dünya her zaman kazanıyor ve onun acı çekmesine sebep oluyordu. Gerçek dünyadaki hiçbir şeyin onun için anlamı yoktu. Aslında o dünyada kalmanın bir yolunu bulması gerekiyordu onun. Ancak o dünya tamamlanmamış olduğu için pek bir anlamı yoktu. En azından gerçek dünyada çektiği acılar gerçekti.

Hayatında başka gerçek ne var diye sorguladı bir süre boyunca. Bu esnada sessiz bir biçimde konuşuyordu gölgesiyle. Gölgesi iyi bir dinleyiciydi aslında bu yüzden onunla konuşmak güzel olurdu. Gölgesine "bir şey değişmeye başladı ve ben ne olduğunu bilmiyorum ama her şey çok hızlı değişiyor. Siyahlı adam bana işkence etmedi mesela. Düşünsene yıllardır çekmediğim acı kalmamıştı ama bir anda değişti. Yazıyı bulmam mı sebep olmuştu buna bilmiyorum ama bir şeyler değişmeye başladı ve ben nelerin değiştiğini bilmiyorum. Değişim denilen şey bir anda mı olur acaba? Ben hiç değişin görmedim şimdiye kadar. Aynılık içinde yaşadım hep ve aynı olmamaya çabaladım."

Elbette gölgesi ona bir cevap vermedi ama o konuşmasa da kız onun ne demek istediğini anlamıştı. "Sen değişiyorsun" diyordu gölgesi. "Sonunda kabuğunu kırmaya başladın." Değişim nasıl olurdu ki bilmiyordu. Bir süre boyunca evde kalsam iyi olur diye düşündü. Bunun için de işe gitmemesi gerekiyordu. Zaten onun sürekli işe gitmesine de gerek yoktu. Evinden de yıldızları seyredebilirdi. Böylece düşünmeye daha fazla zaman bulurdu. Balkonuna çıktı ve teleskobunu açtı. Daha sonra hep hayran kaldığı uzayı seyretmeye başladı.

Ne aradığını bilmiyordu sadece farklı bir şeyler olmasını bekliyordu. Defterini açtı ve gördüklerini not etmeye hazırlandı. Uzaylıların dünyaya gelip her şeyi yok etmesini bekliyordu belki de. Sonuçta bir şey yok olmadan tekrardan başlayamazdı. Bu yüzden uzaylılar gelse güzel olur diye düşündü. Tabi bu durumun ne kadar olasılık dışı olduğunun farkındaydı ve yüzündeki tebessüm kısa bir süre sonra kayboldu.

Uzaya bakmak belki de onu en çok rahatlatan şeydi. Onun sonsuzluğunu seyrederken her şeyi unutabiliyordu ama o an bu mümkün değildi. Düşünceler zihninin içinde ışık hızından daha hızlı yolculuk yapıyordu. Hatta öyle ki bazı düşünceler zamanda yolculuk yapıp geçmişten veya gelecekten geliyordu. İlk kez böyle bir durumla karşılaşmıştı. Beyninin zihninde artan elektrik akımından dolayı yanacağını düşündü. Böyle bir şey olursa oldukça gerçek dışı olur diye düşündü. Sahi ölmek için ne kadar da farklı bir yöntemdi düşünmek.

Düşüncelerin arasında dolaşırken ne yapacağını bilemiyordu. Kolunu bile kaldıramadığını fark ettiğinde korkmaya başlamıştı. Hatta gözünü teleskobundan bile çekemiyordu. Sanki orada dona kalmıştı. Her halde bedeninin değişime ayak uydurması gerekiyordu. Sanki gezegenin atmosferinde değişiklik oluyordu da ona uyum sağlaması gerekiyordu. Mutlaka hareket edememesinin mantıklı bir açıklaması olmalıydı. Her şeyin bir açıklaması olmalıydı ona göre ama şimdiye kadar hiçbir açıklamaya ulaşamamıştı.

Bir süre sonra düşünceleri tekrardan yazıya odaklandı ve o an başka düşünceler zihnine yerleşti. Yazı neden bu şekilde etkilemişti onu. Acaba kağıdın üzerinde onu yavaş yavaş zehirleyen bir zehir mi vardı? Bu olasılık ona çok mantıklı gelmeye başlamıştı ta ki gelecekten gelen sesin duyana kadar. Ses nasıl zaman yolculuğu yapabilir diye düşündü çok kısa bir süre için. "Eğer ses ışık hızını geçerse ama ışık sesten 13333 kat daha hızlı" dedi fısıldayarak.

Gelecekten gelen ses kendi sesine benziyordu ama daha sertleşmişti ama garip bir biçimde sesinde neşe vardı. Şu anda sahip olmadığı bir özellikti bu. Demek ki geleceğinde hayatında bir çok değişecekti onun. Acaba neler değişecek diye merak etti ve bunu geleceğine sormaya karar verdi. Acaba geleceğindeki kendisi onu duyup cevap verebilecek miydi? Zaten bu da gerçek olursa fizik kurallarının yok olduğu bir anda olduğunu anlardı ve o zaman öldüğüne dair düşünceleri daha da kesinleşirdi.

"Kaç yıl sonra yaşadığını bilmiyorum ama sesin neden bu kadar neşeli geliyor?" diye sordu geleceğine en çok merak ettiği şey oydu belki de. Bir kaç an boyunca cevabın gelip gelmeyeceğini merak etti. Daha sonra bir kaç an boyunca sesin zamanda yolculuk yapmasıyla ilgili teorileri düşündü. Belki de beynindeki elektrik akımı ışık hızını geçmişti. Belki paralel evrendeki geleceği ile konuşuyordu. Toplamda 13 an sonra geleceğinden cevap geldi "Sesim iyi geliyor çünkü sen dünyayı değiştireceksin. Aramaktan sakın vazgeçme. Geleceği daha da güzel yapmak senin elinde."

Geleceğinden cevap geldikten sonra zihnindeki düşünceler hareket etmeyi bıraktı ve teleskoptan çekilerek küçük balkonunda yere oturdu ve gökyüzüne baktı. "Her şey değişecekse bu değişimi hızlandırmalıyım" dedi kendine ve oturduğu yerden kalktı. Saatin kaç olduğunu umursamadan evden çıkmalı ve şapkalı adamı bulmalıydı. Hızlı bir biçimde üstünü değiştirdi ve sahile doğru yürümeye başladı. En hızlı biçimde yürüyordu ve sokakta gezinen insanlar ilk kez olsun onun dikkatini dağıtmıyordu. Cevaplara ulaşabilmek için şapkalı adamı bulmalıydı.


Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook