Aşkın mezarı 27

Biraz uyuması iyi olurdu onun için. Böylece sabahın daha kolay gelmesini sağlayabilirdi. Ancak nasıl uyuyacağını bilmiyordu. Ona göre kalbi normalden birkaç daha fazla hızlı atıyordu. Onu sakinleştirmesinin bir yolunu da bilmiyordu. Acaba bu şekilde devam ederse kalbi patlayabilir miydi diye merak etti. Daha sonra bu düşünceden vazgeçti. Belki ilk kez ölmeyi istemiyordu ki bu onun için oldukça önemli bir gelişmeydi.

Düşünmemeye çabaladı. Koltuğuna oturdu, gözlerini kapattı ve ilk bulduğu diski tekrardan dinlemeye başladı. Ayaklarını küçük bir sehpanın üzerine doğru uzattı. Belki bu şekilde rahatlayabilirdi. Kendini müzikteki notaların arasında bir yolculuğa bıraktı. Belki de şimdiye kadar yaptığı en güzel yolculuktu onun. Her bir notada başka bir diyara konuk oluyordu. Gittiği her diyar biraz daha rahatlamasını sağlıyor ve o diyarları görme isteğini arttırıyordu. Onun geçmişe, o şarkıların yazıldığı zamanlara gitmesi gerekiyordu. Yoksa hiçbir zaman kendini tamamlanmış hissetmeyecekti.

Notalardan birisine tutunmuş ve bilmediği bir diyara doğru ilerliyordu. Bilmediği bir enstürmandan çıkıyordu o nota. Her yeni ses bir eskisini tamamlıyor ve harika bir uyum oluşturuyordu. Tutunduğu o notayla birlikte yolculuğu devam etti. Daha sonra O gittiği başka diyarı gökyüzünden seyretti. Notayla birlikte uçabiliyor, diyarları başka kimsenin göremediği gibi görebiliyordu.

Bir süre sonra gittiği diyarları hatırlamamaya başladı. Gittiği her yer onun için çok farklıydı ve nerede olduğunun bir önemi yoktu. Bir süre sonra etraf kararmıştı ve tutunduğu nota artık yoktu. Neden böyle olmuştu ki? Neden o renkli diyarlar bir anda kaybolmuştu. Ne yapacağını bilmediği için koşmaya başladı. Zifiri karanlığın içinde ne kadar koştuğunu bilmiyordu ancak bir süre sonra kendini odasında bulmuştu.

Odanın duvarları paramparça olmuştu ve odasının içi tamamen yanmıştı. Şaşırmış bir şekilde odanın içinde dolaşırken, yangının nefes kokusu nefes almasını engelliyordu. Evinin içindeki herşey yanmıştı. Onların hiçbirinin önemi yoktu ama disklerde yanmıştı ve onları görmek gözlerinden bir sıvının aşağıya doğru akmasını sağlamıştı. O sıvının ne olduğunu bilmiyordu ama soğuktu o sıvı ve yanaklarına doğru süzülürken canını yakıyordu.

Yanmış bilgisayarının yanında erimiş 3 tane disk gördü. Ancak o şimdiye kadar 2 tane disk bulmuştu. Yani 1 tane daha bulacaktı. Peki her şey neden yanmıştı? Diskleri bulduğu için mi yanmıştı her şey? Yoksa siyahlı adamlar onu bulmuş ve her şeyi ateşe mi vermişti? Eğer böyle olduysa kendisi neredeydi? Kendini tanıyorsa eğer asla diskler bırakıp gitmezdi. Peki kendisine ne olmuştu.

Zamanın neresindeydi acaba? Geleceğe mi gitmişti? Geleceğe gittiyse eğer gördüklerinin hepsi yaşanacaktı. Peki geleceğe gittiyse nasıl geri dönecekti ve kendisine ne olmuştu? Bu soruların cevapları zihninde dolaşırken odasının içinde dolaşmaya devam etti. Bir süre sonra odasının arka tarafına baktığında orada kendisini yerde yatarken gördü. Yanmamıştı ama sadece vücudunda çok fazla sayıda delik vardı. Demek ki siyahlı adamlar onu öldürmüştü. Peki yanmadığına göre önce odası yakılmış daha sonra öldürülmüştü. Cesedin yanına yaklaştığı zaman onun elinde yanmış bir kağıt buldu. Kağıdın üzerindetek bir kelime haricinde hiçbir şey okunmuyordu "aşk."

Demek ki aşkı bulacaktı bir şekilde ama ölmüştü. Eğer öldüyse aşkı bulamazdı. Belki de aşkı bulduktan sonra ölecekti. Bu onun için yeterliydi. Başka bir beklentisi yoktu zaten. Bir anda kocaman bir elin kalbini sıktığını hisseti ve nefes alamamaya başladı. Bir süre boyunca dayanmaya çabaladı ama dayanamayacağını hissettiği zaman "Yeter" diye bağırdı ve sesinin gücüyle yanmış odasının tüm duvarları parçalandı.

Odası bir anda ortadan kaybolmuştu ve o gri bir yerde yürümeye başladı. Denizin yanına varıncaya kadar yürüdü ama ilginçtir ki denizin rengi de griydi. Her şey griydi aslında. Gri bir bankın üzerine oturup gri denizi seyretmeye başladı. Neden her şey bu kadar garipti? Yoksa ölmüş müydü o? Ölümden sonra hayat var mıydı ki?

Bu sorularla kafası tıka basa dolduğu zaman nerede olduğunu anlamaya karar verdi. Önce etrafa bakmaya başladı. Önce sağa sonra sola baktı. Sola baktığı zaman karşısında simsiyah giyinmiş bir kız gördü. Ona baktığı zaman nefesi tekrardan kesildi ancak bunun sebebi ne korkuydu ne de siyahlı kızın sıradışı güzelliğiydi. Sanki onu daha önce görmüştü. O duyguyu çok biliyordu. Geceleri deniz kenarına gittiği zaman başını kaldırıp siyah ayla konuşurdu o.

"Sen" dedi adam ve cümlesini devam ettiremedi.

Karşısındaki kız ona bir adım daha yaklaştı ve yanına oturdu. Daha sonra çok hafifçe gülümsedi ve onun titremeye başlayan elini tuttu. "Evet" dediğinde adam derin bir nefes verdi sanki aynı nefesi bir daha alamayacaktı.

Siyahlı kız konuşmaya devam etti "Beni o kadar çağırdın ki sonunda seninle konuşmak istedim. Evet ben senin deyiminle Siyah Ay'ım. Beni hiç görmemiş olmana rağmen herkesten daha fazla sevdin. Kimse beni umursamazken senin benimle olmayı istedin. Bu yüzden yanına geldim senin. Bana iyice bak. Şu anda uyuyorsun ve uyandığun zaman benim neye benzediğimi unutacaksın. Sadece benimle konuştuğunu ve sözlerimi hatırlayacaksın "Şimdi bu rüyadan uyan ve ardından gördüğün diğer rüyadan da uyan. Aradığın her şey o rüyanın diğer tarafında ve unutma hep yanındayım senin."

Siyahlı kadın elleriyle adamın gözlerini kapattı ve bir an sonra adam gözlerini açtı. Koltuğunda uyuya kalmıştı ve sadece siyah ayın söylediklerini hatırlıyordu.

Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook