Aşkın mezarı 28

Uyanması gerekiyordu onun. Gördüğü rüyadan bir an önce uyanmalıydı ve siyah ayı gördüğü rüyasındaki diskler onun uyanmasına yardımcı olacaktı. Acaba gördüğü kadın gerçekten siyah ay mıydı? Onu gerçekten çok çağırmış, sadece ona güvenmişti. Bazı zamanlar o görünmese de onu gördüğüne inanırdı. Demek ki o bir hayali yaşamıyordu. Kendi dünyasındaki her şey gerçekti. Amaçlarına bir tanesi daha eklenmiş ve siyah ayın bahsettiği rüyadan uyanmak amaçlarından bir tanesi olmuştur.

Rüyadan nasıl uyanacağını bilmiyordu. Keşke bir kırmızı bir hap aldığında uysansam diye düşündü. Ancak bu mümkün değildi acaba çektiği acılar onun uyanmasını mı sağlayacaktı. Eğer böyle olsaydı çoktan uyanmış olurdu veya yeteri kadar acı çekmemişti. Bunun olasılığını düşündü bir süre için. Ancak fazla düşünecek zamanı yoktu. Saat 7ye yaklaşıyordu buda uyuyan adamın yanına gitmek için zamanının azaldığını gösteriyordu. Kendine atıştırmalık birşeyler hazırladıktan sonra hızlı bir şekilde yemeye başladı. Normalde kahve de içerdi ama kahve için yeteri kadar vakti yoktu. Yemeğini bitirdikten sonra hızlı bir şekilde giyindi ve dışarıya çıktı. Gideceği yer şehrin dışındaydı ve hızlı adımlarla yürümekten başka bir şansı yoktu.

Tahminine göre 2 saat kadar yürüyecekti. 9 gibi evin orada olacaktı ve siyahlı adamların gitmesini bekleyecekti. Onlar gittikten sonra bir süre daha bekleyecek ve sonrasında eve girecekti. Sonrasında neler olacağını bilmiyordu. Nasıl bir makine ile karşılaşacağını da bilmiyordu hele rüyanın içine nasıl gireceğine dair hiçbir fikri yoktu. Demek ki şapkalı adam ona inanıyordu, demek ki başarabilirdi.

Evden çıktığında saat 7yi 13 geçiyordu ve yürümeye başladı. Şehir hala uykuda olduğu için insanlar onu için endişe kaynağı değildi. Ancak kameraların sürekli açık olması onun için tehlikeydi bu yüzden çantasının içine birkaç tane şapka koydu. Tanınmamak için belirli aralıklarla şapkasını değiştirecekti.

Yürüdükçe şehrin merkezinden uzaklaşıyordu. Merkezden uzaklaştıkça binalar eskimeye başlıyor ve şehir kimlik değiştiriyordu sanki. 1 saat kadar yürüdükten sonra etrafındaki evler daha fazla eskimişti. Biraz daha ilerledikçe evler kimsesizleşmeye başladı ve ardından binalar yıkılmaya. Acaba zamanda ileri mi yoksa geriye doğru mu yolculuk yapıyordu? Bunun başka açıklaması olamazdı. Birkaç saat önce şehir yepyeniyken bir anda kendini yıkılmış bir yerde bulmuştu. Bazı binalarda delikler vardı, bazılar yanmış, bazıları ise tamamen yıkılmıştı. Şehrin bu bölümlerine kimse gelmezdi. Demek ki orada birşeyler olmuştu. Deliklere baktığında siyahlı adamların silahlarındaki kuşunları andıran izler gördü. Peki ya binalar nasıl yıkılmıştı.

Eve yaklaştığında evin önünde siyah aracı gördü. Demek ki siyahlı adamlar daha gitmemişti. Saatine baktığı zaman 15 dakikası daha olduğunu anladı. Demek ki bekleyecektı. Şehrin o bölümünde yaşam olmadığı için görülmesi tehlikeli olabilirdi. Bu yüzden çalılıkların arasına saklandı ve yere yattı. Araba sesini duymayı bekleyecekti daha sonra başını kaldıracak ve siyahlı adamların gittiğinden emin olacaktı. Şapkalı adam ona bir uyarıda bulunmadığı için içeriye girdiğini anlayabilecek bir sistem olmadığını düşündü. Aksi olsaydı şapkalı adam onu sona göndermiş olurdu ve buna inanmıyordu.

Biraz daha bekledi bu esnada sürekli olarak saatine bakıyordu. Saati hiçbir zaman sevmemişti o. Sanki geçen zamanın bir anlamı varmış gibi ona değer veriliyordu ve bunu anlayamıyordu. Sürekli saatine baktığı için zamanın yavaşladığını düşündü. Bunun sebebi çok fazla düşünmesi olabilirdi. Düşüncesi zamanı yavaşlatmaya yeter miydi acaba diye sordu kendine ancak bir cevap bulamadı. Fazla düşünmesine gerek olmadan siyah arabanın çalıştığını duydu ve birkaç saniye sonra başını kaldırdı. Arabanın içinde iki tane siyahlı adam vardı ve bir süre sonra gözden kaybolmuşlardı. Şimdi onun hareket etme zamanıydı.

Evin yanına gittiğinde kapının yıkılmış olduğunu gördü ve bir an bile yavaşlamadan içeriye girdi. Ev oldukça küçüktü ve bir bölümü yıkılmıştı. Dar bir yoldan gittikten sonra biraz daha geniş bir odaya ulaştı. Odanın ortasında bir adam yatakta yatıyor ve ona bağlı bir çok alet vardı. Başlı olan serumları gördüğü zaman adamın onlarla beslendiğini düşündü. Belki de sakladıklarını öğrenmek için uyutuyorlardı onu. Adama biraz daha yaklaştığı zaman şaşkınlığından bir süre nefes alamadı. Adam şimdiye kadar gördüğü en yaşlı kişiydi. Her halde yüzlerce yıldır bu şekilde uyutuluyordu. Yüzlerce yıldır uyutuluyorsa o kadar zamandır sakladıklarını öğrenmeye çalışıyorlardı ve şimdi sakladıklarını birkaç saat içinde öğrenmesi gerekiyordu.

Adama bağlı olan kablolardan 7 tanesi adamın kafasındaydı ve bir makineye başlıydı. Makinenin diğer tarafında bir koltuk bulunuyordu ve koltuğun üzerinde 7 tane kadar daha kablo vardı. Demek ki koltuğa oturacak ve kabloları başına takacaktı. Siyahlı adamların fazla zeki olmadığını tahmin ettiği için makinenin çalışmasının kolay olduğunu düşünü. Düşüncelerinde yanılmadığını makinenin üzerindeki çalıştır düğmesin gördüğü zaman anlamıştı.

Koltuğun üzerine oturdu ve kabloların ucunu başına yapıştırdı. Bunu yaparken uyuyan adamın kafasındaki kablolar ile aynı noktaları seçmeye özen gösterdi. Kabloları yerleştirdikten sonra üzerinde çalıştır yazan düğmeye bastı ve birkaç saniye boyunca hiçbir şey olmadı. Daha sonra düştüğünü hissetti. Sanki siyah bir delik tarafından çekiliyordu. Ne kadar hızlı gittiğini bilmiyordu ama bildiği tek şey var olan herşeyden daha hızlı gittiğiydi. Bazen rüya görmeden önce düşmeyi hissettiğini hatırlıyordu. Bir süre sonra hiçbir şey düşünmemeye başladı.

Düşünmeme kendini mor bir çimenlikte bulana kadar devam etti. Etrafındaki ağaçlar kırmızı renteydi ve her ağacın yapraklarından kan damlıyordu. Bu nedenle havada kan kokusu vardı. Neden renkler farklıydı ve neden her yerde kan vardı? Uyuyan adamın rüyasında olduğuna göre gördükleri adamın yaşadıklarıydı büyük ihtimalle. Turuncu renkte bir gölün yanına gelene kadar yürümeye devam etti. Gölün yanına vardığında yaşlı bir adamı gördü. Yaşlı adam silik bir kızın arkasından koşuyordu. Ancak ne kadar hızlı koşarsa koşsun onu yakalayamıyordu. Kız neden silikti? Neden ona ulaşamıyordu ve neden onun peşinden koşuyordu? Cevabını öğrenmesi gereken sorularla karşılaşmıştı.

Yaşlı adam ve silik kız bir evin kapısından içeriye girene kadar onların peşinden koştu ve onlardan biraz sonra kapıdan içeriye girdi. Karşısında sonunu göremediği bir koridor vardı ve koridor kaynağını bilmediği bir ışıkla aydınlanıyordu. Yaşlı adam ise silik kızın peşinden koşmaya devam ediyordu o ise onları takipteydi. Aslında bu kadar koşmanın ardından nefes nefese kalması gerekliydi ancak şapkalı adamın söylediklerini hatırladı, rüyada fizik kuralları geçerli değildi. Bir süre sonra kız ortadan kayboldu ve yaşlı adam koşmayı bıraktı. Aslında yaşlı adam kızı yakalamak üzereyken kız kaybolmuştu.

Yaşlı adam yüzünden büyük bir acı ifadesiyle ona doğru döndü ve yüzündeki acı ifadesi yerini büyük bir öfkeye bıraktı. O an yaşlı adamın elinde bir silah belirdi ve peşpeşe 3 el silah sesi duydu. Sonrasında tekrar karanlıktaydı ve tekrar düşüyordu. Demek ki bu şekilde oluyor ve bir rüya bittiğinde bir başkasına bu şekilde ulaşıyordu.

Kendine geldiğinde ilk gördüğü şey pembe bir zeminde olduğuydu. Daha sonra pembe zeminin aralarında boşluk olduğunu fark etti ve boşluklardan aşağıya doğru baktığında çok yukarıda olduğunu gördü. Aşağıda mor çimenleri görebiliyordu. Demek ki gökyüzündeydi ve pembe bulutların üzerinde yürüyordu. Demek ki yer çekimi farklı işliyordu, bunu havaya hıpladığında havada asılı kaldığını gördüğünde anladı. Demek ki uçabiliyordu.

Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook