Aşkın mezarı 29

Pembe bulutları gördüğü zaman tamamen farklı bir yerde olduğunu anladı. Pembe bulutların olması renkli bir rüyada olduğunu gösteriyor olabilirdi. Ancak renkli bir rüyaad olması onun güvende olduğu anlamına gelmiyordu. Anladığı kadarıyla yaşlı adamın bir kabusu vardı ve bu kabus o kaçan kız ile alakalıydı. O kızın neden kaçtığını anlaması gerekiyordu. Bu düşüncelerin arasında gerçek dünya ile rüya dünyası arasındaki zaman farklılığı merak etti. Bir rüyanın birkaç saniye sürdüğü hesaba kattığı zaman burada fazla zaman geçirmemiş olduğunu düşündü.

Bulutların üzerinde gezinirken yaşlı adamı aradı. Havaya zıpladığında daha geniş bir açıdan baktığı için onu görmesi fazla uzun sürmemişti.Yine kızın peşinden koşuyor ama ona yetişemiyordu. Neler olup bittiğini anlaması için biraz daha yaklaşmalıydı. Öyle bir andaydı ki bu kovalamacanın hiçbir zaman bitmeyeceğini düşündü. Bir insan neden imkansızın peşinde koşardı? İmkansızı arayan birisi elbette onun peşinde ilerlerdi. Hem belli mi olur belki de ulaşabilridi. Sahte bir hayat yaşadığını düşündüğü zaman gerçeğe ulaşmak için herşeyi yapabileceğini fark etti. Demek ki de o da imkansızın peşinde koşuyordu.

Yaşlı adam kıza yaklaşıyor ve elini uzatıyordu ama onu tutmayı başaramıyordu. Başarmasını istediğini fark etti. Bu esnada ise aklına dinlediği diskler geldi. Belki de o da aşkın peşinde koşuyordu. Aşkı yakalamak bu kadar zormuydu? Belki de önemli olan onun peşinde geçirdiği zamandı. Eğer böyleyse o da doğru yolda ilerliyordu. Aşkı anlamadan ölmeyeceğim dedi kendine. Ancak bunu içinden geçirmek istesede sesli bir biçimde söylemişti ve yaşlı adam kızı kovalamayı bırakıp ona döndü. O an yaşlı adamın yüzündeki öfkeyi gördüğü zaman bir an için nefes almayı bıraktı ve  pembe bir bulutun üstüne düştü. Yine öldürecekti onu ama belki bu sefer konuşmak için biraz zamanı olabilirdi.

Ancak konuşmak için fazla zamanı olmadı onun. Yaşlı adam bir yanda yanında belirdiğinde tüm bulutların siyaha döndüğünü fark etti. Fazla zamanı kalmamıştı. Bir sonraki anda ise yaşlı adamın büyümeye başladığını gördü. Anın bitiminde yaşlı adamın tırnağı büyüklüğünde olduğunu anladı. Bir sonraki anda yaşlı adam onu iki parmağı ile havaya kaldırdı ve "ne istiyorsun benden?" diye sordu.

Sahi ne istiyordu ki o? Yaşlı adama diskin yerini öğrenmek istiyorum diyemezdi. Böyle söylerse onun yerini asla öğrenemezdi. "Hepsi senin yüzünden" dedi yaşlı adam ve diğer eliyle onun kolunu yakaladı. Kolunu çektiğinde kolunun adamın elinde kaldığını gördü. Bir an için kanlar fışkırdıktan sonra yaşlı adam diğer kolunu da kopardı.

"Konuş şimdi" dediğinde bir bacağını çoktan kaybetmişti bile. "Ben sadece yardım etmek istiyorum" acıdan konuşmakta zorlanıyordu. "Yardım etmek istiyorsan git buradan!" diye bağıran yaşlı adam diğer bacağını da kopardı ve üzerinde durduğu siyah bulut akan kanından dolayı kırmızıya döndü. Hatırladığı son anda ise bedeni gövdesinden ayrılmıştı ve sonra karanlık vardı.

Ona göre karanlık sadece bir an sürmüştü. Belki de çok daha uzun sürmüştü ama anlayamıyordu geçen zamanı. Kendine geldiği zaman ters bir dünyada buldu kendini. Ağaçlar tersti mesela. Karşısında gördüğü eski ev bile ters duruyordu. Ağacın kökleri bulutlara doğru uzanıyor, ev çatısının üzerinde yükseliyordu. İleriye doğru birkaç adım attığı zaman attığı her adımdan sonra zeminin yok olduğunu gördü. Demek ki yaşlı adamın derinliklerine doğru ilerliyordu. Bu onun için oldukça önemliydi. Derinliklerine doğru indikçe daha fazla şey öğrenecekti ve tehlike daha da artacaktı. Ancak aynı zamanda yaşlı adamın savunması zayıflayacaktı diye düşündü. Düşüncelerinde yanılmamış olmayı ne kadar fazla istediğini fark ettiğinde diğer ihtimalde asla başarayamayacağını anladı.

Ters bir dünya ne anlama geliyor olabilirdi diye düşündü. Adamın iç dünyasına doğru yolculuğa devam ettikçe daha fazla şaşıracaktı. Aslında bir sonraki rüyaya geçmesi onun derinliklerine indiği anlamına geliyordu. Demek ki her rüya ona doğru açılan bir kapıydı. Ancak eğer yalnış bir şey yaparsa daha fazla derinlere gidemezdi.

Ters dünyada ters eve doğru ilerledi. Yaşlı adamın orada olduğunu tahmin edebiliyordu. Evin yanına geldiğinde içeriden bazı sesler duydu. Sesleri anlayabilmek için pencereye yaklaştığı zaman içeriden ayak sesleri geldiğini anladı. İçeride birisi koşuyordu. Pencereden içeriyi görmek mümkün olmadığı için bunun yerine ters evin ters kapısından içeriye girdi. Adam tek başına içi dışından daha büyük olan bir evin içinde koşuyordu ve kız ise kaçıyordu.

İçeriye girdiği zaman "Dur" diye bağırdı. Onu duyan yaşlı adam ise durdu ve ona kızgın gözlerle bakmaya başladı. Yaşlı adam belinden uzun bir kılıç çektiği zaman adam konuşmaya başladı "Dur, gördüklerin gerçek değil. Bir rüyanın içindesin ve bu yüzden onu yakalayamıyorsun."

Yaşlı adam için bu cümleler anlamsızdı ama bir an için sorguladı. Öyle ki ne kadar zamandır düşünmediğini hatırlamıyordu bile. "Seni öldürmemem için bir sebep söyle bana. Hatta daha güzelini yap ve bana nerde olduğumu anlat."

"Öncelikle beni daha önce 2 kere öldürdüğünü söylemeliyim. Eski bir evde bir makineye bağlı yaşıyorsun. Tahminime göre 100 yaşın üzerindesin belki 200. Siyahlı adamlar senin rüyalarına girip bir şeyi öğrenmek istiyorlar. Onları da öldürüyorsun büyük ihtimalle. Ben ise seninle konuşmak için geldim. Şapkalı adam gönderdi beni buraya." Adam cümlesini bitirdiği zaman yaşlı adam kılıcını sert bir biçimde savurdu. O an ne olacağını biliyordu ama eğer rüyaya ortaksa eğer kendi kurallarını koyabilirdi. Yüksek bir hızla boynuna çarpan kılıç paramparça oldu. Boynunu metale dönüştürmüştü. Yaşlı adam bir anlık şaşkınlığın ardından yere eğildi elini yumruk yaptı. Daha sonraki anda ise elini sivri uçlu bir kılıca dönüşmüştü ve kılıç alevler içerisinde yanıyordu. Demek ki rüyayı kontrol etmesi biraz daha zaman alacaktı. Bıçak bedeninden içeriye girdiğinda hiçbir şey hissetmedi. Acıyı da engellemeyi öğrenmişti ama öleceğini çok iyi biliyordu ve bir an sonra sadece karanlık vardı.

Karanlıkta bir süre bekledikten sonra kendini yeşil ile mavi karışımı bir yerde buldu. Etrafında bir sıvı her yeri kaplıyordu. Yukarıya doğru baktığı zaman yukarıdan gelen ışığı gördü ve nefes almaya çalıştığında etrafını kaplayan sıvının ağzına dolduğunu. Demek ki denizdeydi o. Çok uzun süre nefesini tutamazdı. Bu yüzden bir çıkış yolu bulmalıydı. Yüzeye kadar yüzebilir ve nefes almayı deneyebilirdi. Ancak yüzey ile arasındaki mesafe oldukça fazlaydı ve yaşlı adamı kaçırmış olurdu. Başka bir çözüm bulmalıydı kendine.

Zaman geçerken akciğerlerindeki baskının arttığını, nefes alma ihtiyacının yoğunlaştığını hissetti. Fazla zamanı kalmamıştı. Bu esnada az ilerisinde yaşlı adamı gördü. İleriye doğru etrafındaki balıklarla birlikte yüzüyordu. Başını hafifçe çevirerek ona bakmış ve sanki onu denizin altına sokarak ölmesini planlamıştı. Ancak bu onların ortak rüyasıydı ve kurallarda kendisi de pay sahibiydi. Denizin altında nefes alabileceğini düşündü ve akciğerlerindeki baskı sona erdi.

Biraz daha yüzdükten sonra yaşlı adamın kızın peşinden ilerlediğini gördü. İleride bir ev vardı ve ikiside ona doğru ilerliyordu. Bir süre sonra yaşlı adam durdu ve yüzünü ona doğru döndü. Birkaç kulacın ardında yaşlı adamın yanına gelmişti.

"Senden kurtulamayacak mıyım?" diye sordu yaşlı adam sesi kızgın ve şaşırmıştı.

"Aradığımı bana verene kadar kurtulamayacaksın.!" konuşurken hafifçe gülümsemişti bunu neden yaptığını bilmiyordu ama güven kazanmak için olduğunu düşündü.

"Ne arıyorsun peki?"

"Aşkı arıyorum. Onun ne olduğunu bile bilmiyorum ama onu bulmak için herşeyimi verebilirim."

"Aşk demek. Onun hakkında ne biliyorsun bakalım?"

"Aşkın en güçlü duygu olduğunu biliyorum. Aşkı bilmeyen insan aslında yaşamamış sayılır. Bir insan onu bulmak için yaşamalı ve aşkı bulmak en güzel amaçlardan birisidir.

"Güzel cevapların var ama bunlar sana ezberletilmiş olabilir. Bana aşkı nasıl öğrendiğini anlat."

"Şapkalı adamla karşılaştım ve bana bir tane disk verdi. Onu dinlemek için bir makine bile yaptım. Dinlediğim zaman eksik olan herşeyin o şarkıda saklandığını anladım. Daha sonra şapkalı adam başka bir diskin yerini daha söyledi bana. Ölü bir adamın evindeydi. Oraya gittiğim zaman ev yanmaya başladı ama ben diskin saklı olduğu kasayı açıp onu alabildim ve sonrasında siyahlı adamlar ateş etti bana. Birkaç yerimden yaralandım ama diski almıştım gerisi önemli değildi. Son olarak da şapkalı adam buranın adresini verdi bana ve senin rüyana girmemi istedi."

"Öldü mü o." yaşlı adamın yüzünde büyük bir hüzün ifadesi oluştu.

"Onu tanıyor muydun?"

"Evet çok yakından tanıyordum. Şimdi bir sonraki rüyada konuşmaya devam edelim ve benim hakkımda bir şeyler anlat bana."

Yaşlı adam cebinden silahını çıkardı ve peşpeşe ateş etmeye başladı. O ise elini kaldırıp gelen kurşunları durdurdu. Daha doğrusu önce zaman yavaşladı ve kurşunların ağır ağır, suyun içinde daireler çizerek ilerlemesini seyretti. Daha sonra bir duvara çapmış gibi tüm kurşunlar denizin derinlikle doğru düşmeye başladı. Artık rüyanın sonuna gelmişti ve yaşlı adam gitmişti. Bir an sonra karanlığın içindeydi.





Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook