Aşkın mezarı 3

Adam avize ile konuşmayı bitirdiğinde başını tekrardan avuçlarının arasına aldı ve sessizliği dinlemeye çalıştı. Eğer içinde kopan fırtınalar olmasaydı sessizliğin içinde olduğu söylenebilirdi ancak düşen yıldırımlar onun duymasına engel oluyordu. Avizeyle konuştuktan sonra kafasındaki düşüncelerin sayısı azalmıştı. Bir diğer taraftan azalan düşünceler büyüyor ve zihnini dolduruyordu.

Düşüncelerin kelimelerden oluşması gerekirdi. Yoksa onları anlaması imkansız olurdu insanın.Ancak onun düşünceleri kelimelerden oluşmuyordu. Hayır görüntülerden de oluşmuyordu. Düşünceler zihninden içi boş bir şekilde geçiyor ve onun nefes almasını engelliyordu. Zihninin o kadar ağırlaştığını hissediyordu ki koltuğundan kalkacak gücü kendine bulamıyordu. Bu yüzden kendini kıpırdayamaz hissediyordu. Düşüncelerine çivilenmişti sanki ve kurtulmasının bir yolu yoktu. Uyumak belki ah keşke uyuyabilse.

Uykusuz bir gece daha onu bekleyecekti. Keşke hiç sabah olmasa diye düşündü bu esnada. En azından gece karanlık oluyordu. İnsan gece olduğunda gerçeklerin tamamını göremezdi. Şehre gece çöktüğü zaman bir çok şeyin üstü kapanırdı ve bu yüzden o en çok geceleri severdi. Elinde olsa gündüzleri hiç dışarıya çıkmaz şehri hiç görmezdi ama buna izin yoktu. Onun da herkes gibi olmak, görünmek için dışarıya çıkması gerekiyordu yoksa fark edilir ve siyahlı adamlar tarafından götürülürdü.

Her zaman yaptığı gibi düşüncelerini bir anlığına kenara bıraktı ve ayağa kalktı. Düşünceler onunla birlikte yolculuk yapacaktı ama sabaha kadar orada oturmaya niyeti yoktu. Mutfağa gitti ve kendine sert bir kahve yaptı. Kahvenin ona yardımcı olması gerekirdi. Şimdiye kadar pek bir faydasını görmemiş olsa da en azından acı bir kahve onu kendine getirirdi.

Kahveyi aldıktan sonra bilgisayar masasındaki sandalyeye oturdu ve ekranını açtı. Bilgisayarı sürekli olarak çalıştığı için onu açmasına gerek yoktu. Ekranına görüntü geldiğinde siyah arkaplanını gördü daha sonra bilgisayarının internet bağlantısını kesti. Böylece takip edilmekten kurtulabilirdi. Daha sonra kendi yazdığı bir programı açtı. O program sayesinde müzik yapabiliyordu. Yaptığı müzikler en fazla 29 saniye kadar sürse de onu tekrara alıp saatlerce dinleyebiliyordu. O müzikten anlamıyordu sonuçta ve farklı bir müziği nasıl yapabileceğini bilmiyordu.

İlk önce ayarlarla biraz oynadı. Ses tonunu ayarladı, daha sonra bas ve tizleri ayarladı. Fazla bir şey yapmasına gerek yoktu. Başka şarkılardan aldığı bölümleri birleştirmeye başladı daha sonra. Tüm şarkılar hızlı ve anlamsız olduğu için onlardan başka bir şey yapması oldukça zordu. Ancak seslerin uzunluğunu değiştirerek hızlı ritmleri değiştirebiliyordu. Bu sayede şarkıyı yavaşlatmış oluyordu.

Bir kaç saat boyunca uğraştıktan sonra kısa şarkısının son halini dinledi ve tekrara aldı. Şarkı çalarken gözlerini kapatıyor ve kendini müziğe bırakıyordu. Belki de rahatlamanın bulabildiği tek yöntemiydi bu. Bilgisayar başında otururken koltuğuna yaslandı ve gözlerini kapattı. Sessizliği dinleyebildiği en nadir anlardan birisindeydi o an.

Öyle bir andaydı ki aklındaki her şeyi unutmuştu. Bunun kısa süreceğini biliyordu ama önemsemedi. Kısa da olsa biraz uzaklaşmaya ihtiyacı vardı. Başka türlü uzaklaşması mümkün olmuyordu hele zihnindeki düşünceler peşini bırakmadığı sürece bu pek mümkün değildi.

Bilgisayar başında bir süre daha oturduktan sonra koltuğuna geçmeye karar verdi. Böylece uzanabilir ve daha rahat oturabilirdi. Belki uyurdu bile. Uyumak genelde gereksiz gelirdi ona ve uykuları daha çok bayılma şeklindeydi. Dayanacak gücü kalmadığı zaman bayılırdı ama o zaman gelene kadar uyumazdı. Uyumayı sevmiyordu o. Uyumayı hiç bir zaman sevmemişti. Zaman geçirmek için uyumaya ihtiyacı yoktu.

Ancak koltuğa uzandığı zaman o kadar rahatlamış hissediyordu ki bir süre sonra gözlerini kapattı ve bir süre daha geçtikten sonra nefes alış verişi yavaşladı. Şehrin içinde buldu kendini ve tek isteği şehirden uzaklaşmaktı. Bu nedenle ileriye doğru yürümeye başladı. Gündüz yerini geceye bıraktı ama o durmadı. Kaç gün boyunca yürüdüğünü bilmiyordu ama şehirden uzaklaşmıştı. Hep istediği şeyi sonunda başarmıştı.

Şehirden uzaklaştığında simsiyah bir hiçliğinde ortasında buldu kendini. Aslında orada siyah bile bulunmuyordu. Işığın yokluğuysa siyah orada ışık yoktu. Hatta orada hiçbir şey yoktu. Hep istediği yerdeydi. Ancak kısa bir zaman geçtikten sonra hiçliğin içinde bir boşluk belirdi ve her yeri kapladı. O boşluğun nereden geldiğini anlamamıştı veya ondan nasıl kurtulacağını da.

İlk önce boşluğu kapatmaya çabaladı. Etrafındaki eşyaları içine attı önce ancak işe yaramayınca onlardan bir duvar örmeye çalıştı. Boşluk duvarı yok ettiği zaman ne yapabileceğini bilmiyordu. Boşluk nasıl yok edilebilirdi ki. İşin garip tarafı ise hiçliğin tadına varamıyordu bu yüzden. Ne zaman rüya görse aynı rüyayı görüyor ve uyandığı zaman bir daha uyumamaya yemin ediyordu. Ancak birkaç gün sonra dayanamayıp tekrar uyuyordu.

Hep aynı rüyayı görmekten sıkılmıştı artık. Rüyasının devamında kendini boşluğa atması da bu yüzdendi. Boşlukta çok uzun bir süre boyunca düşmüş ve kendini koltuğunda bulmuştu. Uyandığında başını iki yana salladı ve kendine birkaç hafif tokat attı. Bu sayede ayılmayı planlıyordu ve yapabilse rüyasını unutmayı. Ancak bu mümkün değildi o rüya uzun bir süre daha kafasını kurcalayacaktı aynı önceki rüyaların yaptığı gibi.

Bu nedenle koltuğundan kalktı ve başını soğuk suyun altına soktu. Belki biraz kendine gelebilirdi. İşe yarayacağını sanmadığı gibi. Daha sonra kendine sert bir kahve yapacaktı ve kendine gelmeye çalışacaktı. Kendinde değildi ki kendine gelebilsin. Kendini kaybeden bir insan nasıl kendine gelebilirdi ki.

O da başkalarının yaptığı gibi düşünmemek için içse, otlardan kullansa belki bu şekilde hissetmezdi ancak o bunları yapmak istemiyordu. Hayatında gördüğü tek gerçek acı olduğu için ona sarılmaktan başka bir çare yoktu. Acı onun her şeyi olup çıkmıştı bir de yarım şarkıları vardı. Acaba bir gün bir şarkısını tamamlayabilecek miydi? Acaba bir gün rüyasında gördüğü o boşluğu doldurabilecek miydi? Acaba bir gün?

Kahvesini aldıktan sonra tekrardan koltuğuna oturdu. Tüm saatleri parçalamak istedi o an ama yapmadı. Yapması bir şeyi değiştiremeyecekti sonuçta. Zaten o hiç bir şeyi değiştiremiyordu. Bu yüzden kahvesini yudumladı ve onun acısını içine çekti içinde yeterince acı yokmuş gibi.




Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook