Aşkın mezarı 30

İçinde bulunduğu karanlık sadece bir an sürmüştü. Elbette bulunduğu yerde bir anın ne kadar sürdüğü tartışma konusuydu. O karanlık süresince neler olup bittiğini merak bile etmedi. Yaşlı adamla konuşmaya başlamıştı ve önemli olan tek şey buydu.

Karanlık gittiğinde kendini simsiyah bir yerde buldu. Havaya doğru baktığı zaman mavi bir gezegen gördü. Orası geldiği yer miydi diye düşündü bir süre boyunca. Eğer öyleyse uzayda olmalıydı. Uzayın hangi bölümünde olduğunun bir önemi yoktu ama tahminine göre küçük bir meteorun üzerindeydi. Zeminde kraterler haricinde başka bir şey yoktu ve etrafında hiçbir bitki yetişmiyordu. Tahminine göre atmosferde bulunmuyordu. Nefes alabildiğine göre rüyalara daha fazla alışıyordu veya yaşlı adam ona izin veriyordu.

Meteorun üzerinde biraz daha yürüdükten sonra ileride yaşlı adamı bir bankın üzerinde otururken gördü. Kesinlikle onun rüyasındaydı ve kesinlikle kuralları o koyuyordu. Bu rüyada garip olan ise yaşlı adamın kızın peşinde koşmamasıydı. Demekki o rüya ona özel hazırlanmıştı.Yaşlı adama biraz daha yaklaştığı zaman yaşlı adam hemen karşısındaki bir bankı işaret etti. Aslında o bank bir an kadar önce orada değildi. Banka oturduğu zaman yaşlı adam  gülümsedi ve "anlat" dedi.

En zor yere gelmişti öyle şeyler söylemeliydi ki yaşlı adamı ikna edebilsin. Siyahlı adamların bunu başaramadığını düşündüğü zaman işinin ne kadar zor olduğunu tahmin edebiliyordu. "Seni anlatmamı istemiştin benden" dedi adam. "Senin hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Tek bildiğim on yıllardır uyutulduğun. Şimdi eski bir evin içinde makineye bağlı yaşıyorsun. Kaç yaşındasın bilmiyorum ama yüz yıldan fazla zamandır yaşamaktasın."

"Demek o kadar oldu, demek ki onlarca yıldır kendimde değilim. Sahi kaç yaşındaydım ki ben? Öldüm ama ben, onu kaybettiğimde öldüm. Nefes almak insanın yaşaması için yeterli değil biliyor musun? Ölmedim ben evet ama yaşamıyorum. O gittikten sonra oldu hep. Önce onu öldürdüler sonra beni yakaladılar. Niye öldürdüler ki onu, beni niye yakaladılar? Hatırlamam lazım hepsini." yaşlı adam başını avuçlarının arasına aldı ve dirseklerini bacaklarına dayadı. Yüzü ifadesizdi ve sesi giderek kısılıyordu.

"Tahmin yürütebilir miyim. Aşk adında bir kelime var. Onun hakkında söylediklerin onu hatırlattı bana. Bir diskin içinde duymuştum onu. Hala ne olduğunu bilmiyorum ama anlattıkların aşka benziyor. Siyahlı adamlar da aşkı yasaklamış ve kimse ne olduğunu bilmiyor. Aşkı öğrenmek için buraya geldim ben ve evet ölmedin ama makineye bağlı yaşıyorsun. Aşka engel olmak için öldürdüler onu."

"Aşk, evet yasaklanan bir kelime o. Aşk nedir biliyor musun? Aşk başka bir insanı her şeyden çok sevmektir. Sevmeyi de bilmiyorsundur sen. Sevmek bir insanı her şeyden daha fazla önemsemektir. Onu da bilmiyorsan sana anlatamam ama zamanla öğreneceksin. Bir zamanlar aşk varmış derler, aşka insanlar ulaşabilirmiş ama sonra sistem onu yok etmeye karar vermiş. Sistem bunu yapınca aşkı kimse bilemez olmuş. Ancak ben öğrendim onu, şapkalıyla da o zaman tanıştım. Başkalarıyla da tanıştım. Şimdi nasıl bir yerdesin bilmiyorum ama benim zamanımda aşkı bilen çok az kişi vardı. Şapkalı yaşıyor demek ki sayı çok azalmamış ama bir kişi ölmüş. Onların emanetleri sende mi?"

"Evet, iki tane disk var bende."

"Onları çok iyi sakla çünkü siyahlı adamlar peşinde olacak senin. Şapkalıya selamımı söyle sana diskin yerini söyleyeceğim ama iki şey yapmanı istiyorum. İlki bir başka sınav. Bir sonraki rüya sana ait olacak ve onu da geçersen diskin yerini söyleyeceğim. İkincisi ise beni öldürmeni istiyorum. Beni öldür ki o her nereye gittiyse onun yanına gideyim. Aynı rüyayı defalarca kez görüyorum ve her seferinde baştan başlıyorum. Eğer rüyanı başarıyla geçersen sana diskin yerini söyleceğim ve beni öldürürsen acımı dindirecek ve bana iyilik yapmış olacaksın."

...

Adam siyah bir yerde buldu kendini. Üzerine bastığı toprak siyahtı, başını kaldırdığı zaman gördüğü gökyüzü de siyahtı. Bastığı toprakta hiçbir şey yoktu ve bu hiçlik onu rahatsız etmişti. Ayaklarının yanına baktığı zaman kırmızı bir çiçek gördü. Evet o çiçeği dikmesi gerekiyordu. Hayatında renk olmayan bir insanın rekleri bulması gerekiyordu. Elleriyle toprağı kazmaya başladı. Sanki toprağa hiç yağmur yağmamış gibiydi. Toprak parmaklarının arasında ufalanıyordu.

Toprağı kazıp açtığı çukura çiçeği yerleştirdikten sonra toprağı çukura doldurdu ama çiçeğin büyümesi için su vermesi gerekiyordu. Yanında beliren şişeden çiçeğin alt kısmına su dökmeye başladı. Bir şişe su bitiyor ve bir diğerine geçiyordu. Bu ıssız yerde çiçek yetişir miydi acaba? Yetişmese bile onun büyümesi için her şeyi yapmaya hazırdı. Ancak aralıksız olarak sulamasına rağmen çiçek büyümüyordu. Yeşil yaprakları zamanla kuruyor ve üst kısmında bulunan çiçek bir türlü açmıyordu.

"Ne olur çiçek" dedi adam "ne olur bu karanlık dünyayı renklendir." Adam bunu söyleyince çiçeğin solmaya başlayan yaprakları tekrar yeşerdi. "Sana yalvarırım çiçek ne olur renksiz olan hayatımı renklendir" dediğinde ise çiçeğin üst kısmında bulunan tomurcuk bir parça açıldı ve tomurcuğun içindeki çiçek gözükmeye başladı. Kırmızı renkliydi ve onu görmek adamı daha iyi hissettirmişti.

Bu esnada sulamaya devam ediyor ve çiçeğe yalvarıyordu ancak tomurcuk bir türlü açmıyordu. O esnada garip bir duygu hissetti. Önca boğazı doldu ardından kalbi sıkışmaya başladı. Neden böyle olmuştu ki? Daha sonra ise o sıkışmışlık duygusu bedeninin kaplamaya başladı. Çiçeğin başında dizleri üzerinde dururken ona doğru eğildi ve "yalvarırım çiçek sana ihtiyacım var" dedi. Aslında konuşmaya devam etmek istiyordu ama konuşamadığını fark ettiğinde oldukça şaşırdı. Sanki içinde bir şey büyüyor ve onun konuşmasına engel oluyordu.

Çiçeğin biraz daha üzerine eğildiğinde gözlerinden aşağıya doğru akan bir sıvı hissetti. Bu esnada nefes almakta zorlanıyordu. Sıvı yanaklarından aşağıya doğru süzüldü ve dudaklarının kıyısından geçti. Çenesine doğru ilerledi daha sonra ve bir damla sıvı çiçeğin üzerine düştü. Ardından çiçek bir anda açıldı ve onun güzel kokusu yer yeri kapladı. Çiçek büyüdükten sonra daha dik durmaya karar verdi ve o an her yerin kırmızı çiçeklerle dolduğunu gördü.

Tam bu esnada siyah elbiseli bir kadın ona döğru yürümeye başladı. Onu tanıyor gibiydi ama onu daha önce görmediğinden emindi. Siyah elbiseli kızın beline kadar uzanan siyah saçları vardı. Siyah saçları bembeyaz teniyle büyük bir tezatlık oluşturuyordu. Siyah elbiseli kız yanına geldiği zaman "çiçekler nasıl açtı?" diye sordu adam.

"Çok istedin çünkü." cevabını verdi siyah elbiseli kadın. "Evet, beni tanıyorsun. Ben siyah ayım."

"Peki, nasıl olur bu?" diye sordu adam şaşkınlıklar içinde.

"Bir rüyada olduğunu unutuyorsun galiba. Burada her şey mümkün olabilir."

Evet, o bir rüyadaydı. Evet, yaşlı adamın rüyasına girmişti. Evet, diski almak istiyordu.

"Bana onca kez seslendikten sonra seninle tanışmak istedim."

"Peki bütün bunlar gerçek mi?"

"Gerçek nedir senin için? Gördüklerin midir gerçek yada hissettiklerin mi? Bir rüyadasın ama ben gerçeğim ve benimle konuşuyorsun."

"Neden her şey bu kadar anlamsız? Neden seni görebilmek için rüya dünyasına gelmek zorundayım?"

"Çünkü senden öncekiler her şeyi yok etti. Senin yeni keşfetmeye başladığın şeyleri onlar yok etti. Ancak seni hesaba katmadılar. Onların anlamsızlığında birisinin aramaya başladığını hesaba katmadılar. Senin gibi başkaları var ama. Onlar da senin gibi aramaya devam ediyorlar."

"Başarmak için ne yapmam gerekir?"

"Asla vazgeçmemelisin. Seni ne kadar engellemeye çalışırlarsa çalışsınlar asla korkuya kapılmamalısın. Merak etme başarı çok sadece biraz daha zaman var. O gün geldiği zaman hazır ol."

"Beni duyup duymadığını bile bilmiyordum. Seni göremiyordum bile ama birisiyle konuşmam gerekiyordu ve benden avizeden ağaca kadar hepsiyle konuştum. Avizeyle konuşmayı sevmiyordum ama sen hep dinledin beni, anlaşıldığımı hissettim."

"Hep duydum seni ama cevap veremezdim sana çünkü benimle burada karşılaşman gerekiyordu senin. Asla yalnız hissetme kendini senin gibi başkaları da var. Hatta yakın zamanda onlardan bir tanesiyle tanışacaksın. Hazır ol ve o sana yardımcı olacak. Onu nasıl tanıyacaksın sorusuna gelince onu gördüğün zaman anlayacaksın."

Tam bu esnada siyah ay kaybolur ve yaşlı adam ona doğru yaklaşır. "Başaracağına inanmak istiyordum ve inancımın boşa çıkmadığını görmek benim için çok önemli. Siyahlı ayı da ikna ettiğine göre diskin yerini söylüyorum sana. Banyoda soldan 13. sıradaki 7. parçanın altında disk var. Oraya git ve konuştuğumuz gibi onu al. Daha sonra da yine konuştuğumuz gibi ona ulaşmama yardımcı ol ve beni öldür."

Adam uyandığı zaman yaşlı adamın yanındaki koltukta olduğunu gördü. Yaşlı adamın dediği gibi yaparak banyoya gitti ve 13. sıradaki 7. parçanın altından diski aldı. Daha sonra tekrardan yaşlı adamın yanına geldi. Onu nasıl öldürecekti ki? Bilmiyordu daha önce kimseyi öldürmemişti. Bir an için duraksadı daha sonra sırayla yaşlı adama bağlı olan hortumları çıkarttı ve makineyle olan bağlarını. Bağları çıkarttıktan bir süre sonra makineden gelen ritmik sesler yerini tek bir sese bıraktı. Yaşlı adam ölmüştü ve o kızın yanına gitmesini istediğini fark etti. Acaba gerçekten de öldükten sonra gidilebilecek bir yer var mıydı?

Evden çıkıp yürüdüğü yoldan geriye doğru gelirken aklında tek bir soru vardı "Kiminle tanışacağım ben?"









Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook