Aşkın mezarı 35

İçindeki ses yine ona bir şey söylüyordu ve onun ne demek istediğini anlamak için biraz bekledi. Kendi DNAsının içinde yolculuk ediyorsa içindeki ses de o DNAdaki bilgilerle alakalı olmalıydı. Harekete geçmeden önce etrafını inceledi biraz. Küçük, renkli çiçekler vardı ve bir çok farklı çiçek bulunuyordu. Acaba hangisi güzel kokuludur diye düşünüp birkaç tanesini kokladı ve hiçbiri kokmuyordu. Demek ki onlar da sahteydi demek ki daha çiçeklere koksunlar diye koku sıkmaya başlamamışlardı.

Ancak o her renkteki çiçekleri koklamaya devam etti. Hatta adım başı eğilip çiçekleri kokluyordu. Çiçeklerin kokusunu merak etmişti aslında onun zamanında çiçekler kokmazdı çünkü. Ancak neden olduğunu bilmiyordu ama canı hiçbir şey yapmak istemiyordu o an. Belki de zihnine kazınmış kan kokusundan kurtulmak istiyordu. Yere oturmak ve öylece beklemek istiyordu. Garip bir biçimde yorgun hissediyordu kendini. Yorgun hissetmesinin sebebi kokulu çiçek bulaması olamazdı. O zaman başka birşey olmalıydı ama ne olduğunu bilmiyordu.

Biraz zaman geçtikten sonra ki bu arada o hala çiçekleri kokluyordu, bir ses duydu. Başta çok önemsemedi ama daha sonra herhangi birisidir diye düşündü. En son olarak "hey sen, mor renkli küçük olanları kokla. Onlar çok güzel kokar" dedi. Başını çevirdiği zaman ağacın altında oturan adamın ona seslendiğini fark etti. Buraya onun için gelmişti hatırlıyordu ama onu neden onutmuştu. Çiçekler mi sebep olmuştu unutmasına?

Uzun saçlı adama hafifçe gülümsedikten sonra mor renkli çiçeklerin yanına gitti ve onları kokladı. Muhteşem kokuyorlardı. Hatta şimdiye kadar karşılaştığı en güzel kokuydu onlar. 5 kere derin derin kokladı onları ve bir an başının döndüğünü hissetti. Ağaca tutunarak dizlerinin üstüne çöktü. Neden böyle olmuştu ki. Neden kokular onu bu kadar etkiliyordu. Gerçekler böyle mi yapardı insana?

Fazla uzun zaman olmamıştı o ise yere bakıyor ve kendine gelmeye çalışıyordu ancak boşuna bir uğraştı bu. Hala ne olup bittiğini anlayamıyordu ve bir elin omuzuna dokunduğunu hissetti. Başını hafifçe yukarıya doğru kaldırıp ve yana çevirdiğinde uzun saçlı adamı gördü.

"İyi misin?"

"Bilmiyorum. Bir anda kendimi kaybettim. Daha önce hiç böyle olmamıştım."

"Hastaneye götüreyim mi seni?"

"Hstane nedir ki?"

"İyi olmayan insanların gittiği ve iyi oldukları yerdir hastane."

"Birazdan kendime gelirim ben. Sanırım gelirim, yani gelebilirim."

"Hafızanı mı kaybettin sen. Bir insan nasıl hastaneyi bilmez ki?"

Aslında herşeyi hatırlıyordu. Gelecekten gelmişti o. Hafızasında bir sorun yoktu onun. Peki bunu adama nasıl anlatabilirdi?

"Hafızamda bir sorun yok benim. Her şeyi hatırlayabiliyorum. Sadece benim geldiğim yerde hestana yok diyebilirim. Birazdan kendime gelirim ben sanırım gerçek çarptı beni." kız cümlesini bitirirken hafifçe gülümsedi. İlgiçtir ki o an davranışları gerçekti.

"İyi olacağını söylüyorsan öyledir ve evet gerçek arada çarpar insanı. Hele gerçek çok ağırsa insan kim olduğunu bile unutur bazen."

"Ben kim olduğumu bilmiyorum."

"Neden nerede braktın kimliğini."

"Sanırım hiçbir zaman bilemedim kim olduğumu ama onu bulmak için çıktım yola." tam o anda neden orada olduğunu hatırladı ve cümlesine devam etti "neredeyim ben?"

"Yok oluşun başladığı yerde, karanlığın merkezine olan yolculuktasın."

"Ben yok oluşun sonunu da gördüm, karanlığın en derininde de bulundum."

"Ne varmış karanlığın sonunda. Karanlığın sonunda hiçbir şey yok. Duygular yok mesela. Hiçbiri yok, güzel kokulu çiçekler bile yok."

"Gelecekten bahsediyorsun sen!"

"Evet, gelecekten geliyorum ben."

Adam bir an için duraksadı. Gelecekten nasıl gelebilirdi o. Her halde abartıyor diye düşündü ama kızın sesinde öyle bir ton vardı ki sanki sadece gerçekleri söylüyordu.

"Gelecekten geldiğini kanıtlayabilir misin?"

"Aslında kanıtlayamam ama buraya bunun için gelmedim. Kendi DNAmdaki geçmişte yolculuk yapıyorum ve buraya geldim. Aşkı anlamak istiyorum."

Benimle gel dedi adam ve kızı yanına alıp ağacın yanına gitti ve yerdeki defterini aldı ve kalemini. Daha sonra kızla birlikte bir bankın üzerine oturdu.

"Anlattıklarından hiçbir şey anlamadım ama eğer anlattıkların doğruysa bunlardan güzel bir roman olur. Uzun zamandır yazmak istiyorum ama bir türlü hikayeyi tamamlayamadım. Belki bir anlattıklarından esinlenir ve yazarım"

"Evet sen yazıyorsun." kızın yüzünde büyük bir gülümseme belirdi o göremese de gözlerinin içinde bir yıldız parladı. "Bana yazıyı anlatır mısın?"

"Yazıyı anlatamam ki sana, kelimelerim yetmez anlatmaya. Asla ulaşamayacağın bir şeye dokunmak gibi veya gözleri görmeyen bir adamın renkleri görmesi gibidir yazmak. Hep istediğin ama asla kavuşamadığın şeydir yazı."

"Peki senin çok istediğin ama asla kavuşamadığın şey nedir?" kız konuşmanın doğru yönde ilerlediğini düşündü birazdan konu aşka bağlanacaktı biliyordu.

"Söylediklerin doğruluk payını hesaba katarak tüm sorularına cevap vereceğim. Yazı nedir diye sormuştun ya bana, yazı onsuz bir hayatı o varmış gibi yaşamaya çalışmaktır. Yazı yokluktan bir sevgili yaratmaya çalışmaktır."

"Sevgilinin anlamını bilmiyorum ben."

"Sevgili, hayatını adadığın insandır. Aşkın sözlükteki karşılığıdır sevgili. Baktığın her yerde gördüğün kişidir."

"Aşkı anlamaya başladım sanırım. Benim geldiğim yerde bunların hiçbiri yok. Merak ediyorum hayat neden onsuz ve neden o varmış gibi yaşamaya çalışıyorsun."

"Aşk ölmek üzere ve onu bulursam aşkı da bulacağım. O varmış gibi yaşamaya çalışıyorum çünkü diğer türlü anlamı yok yaşamanın. Onun yokluğuna sarılıyorum, yokluğu kanımı dondursa da başka çarem yok yoksa ölürüm ben. Neden o varmış gibi yaşadığımı anlamışsın, o yok çünkü onu tanımıyorum."

"Tanımadığın birisine nasıl yazı yazabilirsin ki?"

"O varmış gibi yazıyorum. Tüm sıfatlardan uzakta yazıyorum, Ayrıca bilindik anlamda olmasa da onu tanıyorum ben."

"Onu tanımadığını söyledin bana ama şimdi tanıdığını söylüyorsun. Onu görmemişken nasıl görebilirsin ki?"

"Uzun bir hikaye ama şöyle söyleyeyim sana. Bundan birkaç yıl önce buraya gelmiştim yine ve yine yazı yazıyordum. Gece olmuştu saati hatırlamıyorum bile. Ben gökyüzüne bakıp yıldızları göremediğim için şehrin ışıklarına küfrediyordum. Hava sıcaktı, gece olmasına rağmen sıcaktı. Hatırlıyorum da o an ölmeyi düşünüyordum ben sanırım nasıl öleceğimi kurguluyordum. Neyse böyle bir gecede serin bir rüzgar esti öyle ki ben donacağımı hissettim. Rüzgarın geldiği yöne başımı çevirdiğim zaman karşımda bir kız duruyordu. Saçları simsiyahtı ve gördüğüm en güzel kızdı. Daha sonra bana bir adım attı ve saçları kırmızı oldu. Uzun olan saçları kısaldı bir anda. Yanıma geldiğinde ayağa kalktım ve onu inceledim. Evet aradığım kızdı o. Daha sonra bana gerçek olmadığını söyledi. Ancak bir gün buluşacağımı da ekledi ve bana yaşa dedi. Yaşamak sanki çok mümkünmüş gibi.


Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook