Aşkın mezarı 36

"Onsuz yaşamak mümkünmüş gibi söyledi hatta. Ben her ne kadar yaşamaya çalışsam da hep eksik kaldım.Onu bulamadım, yarım bile değildim ben. Sanki bir parçamı benden almıştı. Kaybettektiklerimin yerine yazıyı koydum bende. Yazdıkça onu hissettim ama bir daha göremedim. Yazdıkça onun kokunu çektim içime ama bir daha koklayamadım. Ona dokunmak kaç tane hikaye yazdığımı bilemezsin ama ona dokunamadım. Onu bulabilmek ümidiyle yaşadım ben ve aradan 12 yıl geçti. Ben hala herşeyin başladığı yerdeyim. Gidecek başka yerim yok benim. Olasılık kitaplarını yırtıp attım ben. Yaşamak beklemekmiş bunu anladım. Yaşamak ümit etmekmiş."

"Ümit etmeyi bilmiyorum ben"

"Ümit etmek bir şeyin gerçekleşmesini beklemektir. Herşeyin güzel olacağını beklemek gibi düşün, güzel olmayabilir hatta daha da kötüye gidebilir ama sen yine de beklersin."

"Aynı benim aşkı anlayabileceğime inanmam gibi."

"Aynen öyle aşkı anlayabileceğini bilimiyorsun ama yine de inanıyor ve onun için yaşıyorsun. Aynı benim O'nu bulabileceğime inanmam gibi."

"Onu bulunca ne olacak peki?"

"Bilmiyorum ve bilmek önemli değil. Önemli olan onun için yaşamaktır. Ben onu bulmak için yaşıyorum. Aşkı öğrenmek için yaşadığını söylüyorsun, aşk onun için yaşamaktır."

Adam gülümsemeye başlar, gülümsemesi yüzündeki kırışıkları ortaya çıkartır ve konuşmaya devam eder. "Madem buraya aşkı anlamak için geldiğini söylüyorsun o zaman sana bir yazımı okutayım."

Etraf bir anda karardı ve kız çekildiğini hissetti kısa bir süreliğine. Karanlık gittiği zamanbir odada olduğunu farketti. Mor bir koltukta oturuyordu ve bir defter tutuyordu elinde. Defterii bacağının üzerine koymuş ve sağ elindeki kalem ile yazı yazıyordu. İlk başta orada ne olduğu anlamadı ama daha sonra adamın hikayeyi yazdığı zamanda olduğunu fark etti ve adamın yazdıklarını okumaya başladı. Bir taraftan yazıyor diğer taraftan okuyordu. İşin garip tarafı ise adamın ne yazacağını bilmesindeydi.

"Günlerden dündü. Salıydı galiba, şubatın 30 u. Salı, seni gördüğüm gün yani dün. Hatırlıyorum ayak tabanların yere değmeden yürüyordun sessizce. Yanaklarında hafif bir tebessüm vardı bir şarkı mırıldanıyordun belki sadece kendinle konuşuyordun. Herkes konuşur kendinle, hayaller kurar, tartışır bazen ise komik şakalar yapar. Son damla yağmurun toprağa değmesinin üzerinden 11 saat 23 dakika 37 saniye ve 47 salise geçmişti. Saçların hala ıslaktı ama belli ki yağmur damlalarını saklıyordun kim bilir neden. Saçların kıvır kıvırdı, yanaklarındaki gamzelere gömülmek isterdim doğrusu. Fazlasında gözüm yoktu, kalbin için bedenim fazla kirliydi bu yüzden gamzelerine gömülmek yeterli geliyordu o anda.

Sonra sen gittin bir anda gözlerimin önünden kayboldun. Hangi otobüse bindiğini göremedim, peşinden ne kadar koşsam da yetişemedim sana. Öylece gidiverdin, hayatında birisi vardı belki yoktu. Belki birisinin özlemi içerisindeydin belki hayatına kimseyi istemeyecek kadar acı çekmiştin. Yaralarını iyileştirebilir miydim bilemiyorum ama sen ruhumdaki bütün kanamaları durdurabilir kendi yaralarını açabilirdin. Sorun olmazdı inan bana tenin tenime bir kez olsun değse beni istediğin gibi öldürebilirdin. Sadece bir kez olsun duyabilseydim güzel dudaklarından dökülen tek bir kelimeyi kafi gelirdi bana. Fazlasında gözüm yoktu.

Sonra başka bir gün daha doğrusu aradan tam 7907 saat ve 1543 saniye sonra tekrar görmüştüm seni. Gözlerinin etrafındaki çizgiler derinleşmiş, gamzelerine göz yaşların birikmişti. Tuzluydu senin göz yaşların, oraya gömülsem çürümezdim belki. Hüzünlüydün belki erkek arkadaşından ayrılmıştın belki sadece o gün ters tarafından kalkmıştın. Seni takip ettim günlerce aylarca. O kadar güzeldin ki seninle aynı kadraja girsem kirleneceğinden korktum hep."


"Bir insan neden zamanı bu kadar önemser ki? Normalde bu kadar önemsemez aslında. Sanırım aşkın büyüklüğünü anlatmak için bu şekilde anlatıyor. Bir insanın gamzelerine gömülmek ne demekti veya neden isterdi insan bunu. Evet, ona yakın olmak hiç ayrılmamak için ama ölürse yaşayamazdı ama aşk böyleydi galiba" kız bir an için derin bir nefes aldı düşüncelerini serbest bıraktı ve daha sonra yazmaya devam etti."

"Evet, eski erkek arkadaşını ben öldürdüm. Sana herkesin içinde vurmaya kalktığında onu durduran da bendim. Sen beni görmedin bile, tanımadın asla bilmedin ama bu en güzeliydi biliyor musun. Eski erkek arkadaşını önce kör bir iple astığımı sonra ise buna intihar süsü verdiğimi bilmiyorsun. Onu öldürürken eldiven giydim sadece hayatında parmak izlerim kalmasın diye. Yüzünde bir gülümseme daha açması için her şeyi yapardım. Yüreğine bir gül dikebilmeyi çok isterdim inan bana. Çok isterdim senin yanında durmayı tenine dokunmayı belki. Ancak hepsi için fazla günahkarım biliyorum. Sen cennete açılan bir kapıydın daha doğrusu sen cennettin.

Kıvırcık saçlarına fön çektirmeni sevmiyordum, bir gece gizlice odana girip fön makinanı bozan bendim. Evinin çaprazındaki eski apartmanın üçüncü katındaki kırık pencereli evde ben yaşıyordum. Belki dikkatini çekerde bir gün beni fark edersin diye o camı ben kırmıştım. Kendi ellerimle kırmıştım hatta eğer fark etseydin duvardaki kırmızı lekelerin kan olduğunu da anlayabilirdin. Bunların hiçbiri olmadı ama sen hayatına devam ettin bense bastığın kaldırımları düzelttim, bozulan bulaşık makinanı tamir ettim sen uyurken. Gönderdiğim çiçeklerden bahsetmiyorum bile. Hepsini aldıktan sonra yeni erkek arkadaşını nasıl tutkuyla öptüğünü izledim. Hepsi senin içindi, hepsi o güzel yüzünün bir kez daha gülebilmesi içindi.

"Aşık olan o işin herşeyi göze alırdı demek ki. Bunları bilmeden yaşadığım her an ne kadar boş ve anlamsızmış. Benim hayatımda bu kadar değer verdiğim, yani sevdiğim (bu kelimeye alışmam lazım sanırım) birisi olmadı hiç. Onun gülümsemesi için her şeyden vazgeçmek ne kadar da uzak bir kavram bana." Bu esnada adam zor nefes alıyordu. Bunun sebebinin yazdıklarının yoğunluğu olduğunu düşündü başlangıçta ama adamın hissettiği herşeyi hissettiği için yazmasının zorluğunun içindeki o kıza dair duygular olduğunu fark etti. Bu zamana kadar bu duygularla nasıl başa çıktığını sordu kendine.

"Düğünündeki uzaklardan gelen akraba bendim, elindeki küçük keseye tüm mal varlığımı bırakan da bendim. Hatta erkek arkadaşın ile tanışmanı bile ben sağladım hepsi sadece seni mutlu kılabilmek içindi. Evlendin şimdi çocukların var. Oysa seni daha dün görmüştüm.

Bu mektubu sana senin kollarında can verdikten kısa bir süre sonra yazıyorum. Aldığım zehir damarlarımda dolaşırken acı çekmedim hiç. Karşımda hayalin varken böyle bir ihtimal olmamıştı hiç. Gözlerinin içine baktım uzunca, en son gözlerini görmek istemiştim. İstediğim gibi oldu sadece gamzelerine gömülemedim olsun önemi yok artık. Ben dün seni gördüğüm yerde öldüm anlıyor musun. Bu mektubu hiç yazmadım ben sadece kısa bir süre için düşledim ve orada ani bir kalp krizi ile öldüm. Gömleğimin cebinde bu mektubu bulabilirsin yine de dikkate alma, seni bu hayattan daha fazla sevdiğimi asla bilme. Ben seni ilk gördüğümde öldüm aradan geçen 147 bin küsür saatin hiçbir önemi yok.

Ben seni ilk gördüğüm gün öldüm. Şu anda cesedimin yanında elinde bu mektup ağlıyorsun. Seni çok sevdiğimi düşünürdüm ama yeteri kadar sevmiyormuşum. Ağlamana sebep oldum asla affetmeyeceğim kendimi."

Kız yazıyı bitirdiğinde kendini tekrardan adamın yanında buldu ve "Bunların hepsini yaşadın mı?" diye sordu.

"Elbette hepsini yaşamadım ama hepsini hissettim. İnsan yaşamadığı bir şeyi başka türlü yazamaz. Bu yazının devam etmesini istiyorum belki birkaç bölüm daha yazarım ona. Yazının sonunda belki ona kavuşurum. Benim ona kavuşmaktan başka bir amacım yok. Ben hissettiklerimi yaşadım ve yaşadıklarımı yazıyorum. Yazıdan başka bir yerde ben hissedemiyorum."

Adam konuşmayı bitirdiğinde kız tekrardan çekildiğini hissetti ve bir anda kendini şapkalı kızın yanında makineye bağlı buldu. 

"Demek geri döndün? Çok ilginç bir şey oldu sen makinedeyken. Bir an makinenin içinde kayboldun. Makinenin sınırlarının dışına çıktın. Neden olduğunu bilmiyorum ama sanırım zamanda bir iz bıraktın."

"Evet, o zamanlarda kalamazdım ve ne demek istediğini anlamadım. Şimdi boşver bunları bana bir kağıt vermelisin. Gördüklerimi yazmalıyım yoksa unuturum onları."

"Unutmayacaksın hatta birisi sorarsa eğer hepsini anlatacaksın birer birer. Şimdi git, giderken normal bir şekilde yürü ve hiçbir şeyi belli etme."

Kız şapkalı kadının yanından ayrıldı ve evine doğru yola çıktı. Yol boyunca aklında tek bir düşünce vardı "Aşkı anlamaya başlıyorum." Yüzündeki gülümseme gezegendeki gerçek olan tek düşünceydi ve o bunun farkında bile olmadan ilerledi. 


Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook