Aşkın mezarı 38

Şarkı tekrar ve tekrar değişiyor, o her dinlediği zaman yeni anlamlar buluyordu. Şarkı o kadar güzeldi ki öyle bir şeyi daha önce hiç yaşamamıştı. Hatta yaşayan birisinin olduğuna inanmıyordu. Aslında birilerinin yaşama ihtimali güzel olurdu ama buna ihtimal vermekte zorlanıyordu. Bir süre sonra rahatladığını hissetti ve kafasındaki sorular yok olup giti. Bir süre daha sonra gözlerini kapattı ve şarkının uçsuz bucaksız bir deniz olduğunu hayal etti. O ise uçsuz bucaksız denide yolculuk yapan bir gemiydi.

O gemide yolculuk yapıyordu ve 3 ay tüm güzellikleriyle birlikte gökyüzündeydi. Hafif bir rüzgar esiyor ve serin esen rüzgar onun tenini okşuyordu. Her zaman olmak istediği yerdeydi aslında. Hafif dalgaların üzerinde yolduluk ederken dalgaların gemiye çarparken çıkardığı ses o anın müziği oluyordu. Sanki denizin bestesinin içinde dinlediği şarkılardan parçalar vardı ama bu durumu önemsemedi. Geminin arka tarafında uzanmış  ve 3 ayı seyrediyordu. Sanki her birinin ona baktığını düşündü. Sanki 3 ayda onu seyrediyordu.

Bir an geminin durduğunu hissetti. Gemi neden dururdu ki? Dalgalar durmuş olamazdı öyle olsa bile gemi bir süre daha yolculuk eder daha sonra dururdu. Bir gariplik olduğunu düşündüğü sırada ayağa kalktı ve geminin uç kısmına doğru koşmaya başladı.

Geminin uç kısmına geldiğinde gördükleri karşısında kayretler içinde kaldı. Devasa bir şey, bir yaratık, bir başka bir şey karşısında durmuştu. Gemi ise onun bacaklarından birisine çarpmıştı. Ancak o gemi ile ilgilenmiyordu. Bir elini havaya kaldırmış ve beyaz ayı yakalamıştı. Daha sonra da diğer elini kaldırıp ayı iki eliyle tutmaya başladı.

Beyaz ayı iki eliyle kendine doğru çekiyor ve beyaz ay yavaş bir biçimde ona doğru ilerliyordu. Ne olduğunu anlamadı, nerede olduğunu da anlamadı ama karşısındaki yaratık beyaz ayı yakalamak istiyordu. Daha sonra yaratık öfkeli bir biçimde haykırarak beyaz ayı bıraktı ve siyah ayı tutmaya başladı. Siyah ay beyaz aya göre daha dayanıksızdı ve daha hızlı bir biçimde yaratığa doğru geliyordu.

"Siyah ayı almana izin veremem" diye bağırdı adam ve yaratığın bacağına vurmaya başladı. Ancak yaratık onu hissetmiyordu bile. "Bunu yapmana asla izin veremem"

Adam yaratığın bacağına tırmanmaya başladığı sırada siyah ay iyice yaklaşmıştı. Ancak yaratık o kadar büyüktü ki adam ona tırmanana kadar siyah ayı yakalamış olacaktı.

Siyah ay iyice yaklaştığı ve denizin üzerinde siyah bir leke oluşturduğu zaman adam yaratığın karnına bile gelmemişti. Bu esnada yaratığın kahkalar attığını duydu ve gözünden aşağıya doğru bir sıvı akmaya başladı. Sıvı aktıkça daha hızlı hareket edebildiğini fark etti ve daha sonra büyümeye başladığını. Öyle ki birkaç an sonra yaratıkla aynı boyuta ulaşmıştı. Yaratığın siyah ayı tutan elini tuttu ve kenara doğru fırlattı. Bu hareketin şaşkınlığı içinde olan yaratık adama baktığında içini bir korku kapladı. Bu esnada adam yaratığa doğru yumruk atmaya başladı. Attığı her yumruk yaratığın yüzüne çarpıyor ve teninin değdiği her yer parçalanıyordu.

Yaratığa yumruklarını attıktan sonra yaratığın suratı paramparça olmuştu. Daha sonra iki eliyle yaratığın bir kolunu tuttu ve kendine doğru çekti. Yaratığın kolu adamın ellerindeydi ve kopan kolu denize fırlattı. Denize düşen kolun yarattığı dalgalar bacaklarına çarparken diğer kolunu tuttu ve onu da kopardı. Yaratıktan yeşil kanlar dökülüyor ve deniz koyu yeşil renge bürünüyordu. Yaratık çığlıklar atarken onun kafasını iki eliyle tuttu ve kendine doğru çekti. Vucudundan ayrılan kafaya önce bir süre boyunca baktı ve ardından kafayı da denize fırlattı. Kafası ve kolları kopan yaratık denize doğru düşerken o bir elini siyah ayın üzerine koydu ve "Kimsenin seni almasına izin vermeyeceğim" dedi.

O an siyah ayın gülümsediğini hissetti. Siyah ayı kurtarmıştı hatta diğer ayları da kurtarmıştı. Elini siyah ayın üzerinde gezdirdiği sırada içinde bir ses duydu "Şimdi yapman gerekenleri yapma zamanı geldi. Hadi uyan."

Gözlerini açtığında koltuğunda olduğunu fark etti. Uyumuştu demek ki ama gördüğü o rüya ne anlama geliyordu, o yaratık kimdi ve siyah aydan ne istiyordu? Ayrıca onun yapması gereken şey neydi? Şapkalı adam, evet şapkalı adamın yanına gitmeliydi. Pencereden dışarıya baktığında güneşin doğmuş olduğunu gördü ve hızlı bir şekilde evden dışarıya çıktı.

Adımları da evden çıkışı kadar hızlıydı. Sokakta yürürken hiçbir şeyi umursamadı. Aklında sadece kafasındaki sorular vardı ve onların cevaplarını sadece şapkalı adamda bulabilirdi. Sokakta yürürken birisi omuzuna çarptı. Adam dengesini kaybettiği sırada kafasını kaldırıp ona kimin çarptığına baktı. O kadar sinirliydi ki ona çarpan kişiyi oracıkta öldürebilirdi. Birisinin onunla cevapların arasına girmesine asla izin veremezdi hele onunla aşkın arasına girmeye kimsenin gücü yetmezdi.

Başını kaldırdığında karşısında şapkalı adamı gördü. Şapkalı adam ciddi bir şekilde duruyordu ve elini kaldırıp işaret parmağını dudaklarına koydu. Bu sus işaretiydi. Ardından şapkalı adam yanına yaklaştı ve "kusura bakmayın." dedi. Daha sonra "iyi misiniz?" diye sorduğunda adamın elini tuttu ve o an adam şapkalı adamın elinde bir kağıt olduğunu fark etti.

Hemen ardından ise şapkalı adam uzaklaşmaya başladı. Şapkalı adam uzaklaşırken elinde tuttuğu kağıda baktı ve orada bir adres yazdığını gördü. Yazan adres şehrin biraz dışındaydı ama birkaç saate yürüyebilirdi. Neden böyle olmuştu? Neden her zaman oturdukları bankta oturmamışlardı ve neden şapkalı adam bu kadar gergindi? Bir şeyler oluyor olmalıydı ve nelerin olduğunu öğrenmesi gerekiyordu.

Gideceği yeri biliyordu. Hatta kağıtta oraya nasıl gideceği detaylı bir biçimde yazıyordu. Oraya gelene kadar hızlı bir biçimde ilerlemiş olsa da şapkalı adamın davranışları şüphelenmesine sebep olmuştu. Bu nedenle yürürken daha yavaş yürümeye ve dikkat çekmemeye çabaladı. Şapkalı adam bu şekilde davrandığına göre kötü bir şeyler oluyor olmalıydı. Ne olmuş olabilirdi ki? Şimdiye kadar hep rahat olduğunu gördüğü adam neden bir anda değişmişti.

Tüm gücüyle koşmak istese de mantığı ona yavaş hareket etmesini söylüyordu. Hatta bunu o kadar sık tekrar ediyordu ki istese bile koşamazdı artık. Ağır adımlarla ilerlerken neler olmuş olabileceğini düşündü. Sistem şapkalıyı öğrenmiş olabilirdi ve belki de şapkalı bir kaçma planı yapıyordu. Kaçarlarsa eğer sistem onları bulurdu. Bu yüzden kaçmak çok mantıklı değildi. Belki bir süre boyunca saklanmaları gerekiyordu ama o saklanmak da istemiyordu. Kaybedecek bir zamanı yoktu onun.

Ağır adımlarla ilerlemeye devam ederken dikkat çekmediğini düşündü. Etrafından insanlar geçiyor ve hiçbiri ona bakmıyordu. Yarım saat kadar yürüdü ve ana caddeden ayrılmaya karar verdi. Ara sokaklarda daha hızlı hareket edebilirdi ama ara sokaklarda bile koşmadı sadece hızlı bir biçimde yürüdü. Kimsenin onu fark etmemesi onu rahatlatıyordu.

Tahmini olarak yarım saat daha geçtikten sonra kağıtta yazan yere ulaşmıştı. Karşısında küçük bir ev vardı ve evin yanına gidip kapıyı çaldı ama hiçbir cevap gelmedi. Biraz daha bekledi ve kapıyı bir kere daha çaldı. Kapı tekrardan açılmayınca kendisi açmayı denedi ve açılan kapıdan içeriye girdi. İçeriye girdiği zaman ilk olarak şapkalı adamı beyaz bir koltukta oturduğunu gördü. Daha sonra ise içeriye girdiği kapı arkasından kapandı. İlginç bir biçimde dışarıdan küçük bir ev olarak gördüğü yer tahminine göre gördüğünün neredeyse 10 katı daha büyüktü.

O şaşkınlık içinde bakarken şapkalı adam diğer koltuğu işaret etti ve "Evet, içi dışından daha büyük. Otur, seninle konuşacaklarımız var" dedi.

Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook