Aşkın mezarı 8

Bu yüzden koltuğuna oturdu ve sırtını yasladı. Gözlerini kapattı ve ellerini iki yana bıraktı. Mavi çimenlerde olduğunu ve pembe tavşanın etrafta koşturduğunu hayal etti. Renklerin neden bu şekilde olduğunu bilmiyordu. Nedenleri umursamıyordu. Sadece oranın farklı olmasını istemişti. Normalde tavşanın ona yol göstermesi gerekiyordu ama bunu da önemsemiyordu. O dünya onun kendi başına kalıp dinlenebildiği tek yerdi.

Orada olmadığı zamanlarda beyni saçma sapan şeylerle doluyordu ve bunu istemiyordu. Zaten önceki gecenin etkileri hala üzerindeydi ve onlardan bir süre boyunca kurtulamayacaktı. Bu yüzden mavi çimenler onun tek kurtuluşuydu. Başka gidecek hiçbir yeri olmadığı için her çıkmaz sokakta kendini orada buluyordu. Ancak yazdıklarının bir sonu yoktu. Sonlarda ne olacağını bilmediği için sonları kurgulayamıyordu.

Mavi çimenlere oturuyor ve gözlerini kapatıyordu. Başka bir kaçış bilmiyordu eğer bilseydi bir saniye bile durmaz, giderdi. Ancak kaçış yolu bilmediği için koltuğundan bile kalkmıyordu. Hareket ederse her şeyin eskisi gibi olacağını düşünüyordu aslında ve eskisi gibi olmak gibi bir niyeti yoktu. Eğer eskisi gibi olmak saçma sapan şarkılar dinleyip, anlamsızca yaşamaksa onu istemiyordu. Hatta kendine söz verdiği zamandaydı. Bir daha yaptıklarını tekrar etmeyecekti. Zaten anlamı yoktu yaşadıklarının.

Bir anlam bulana kadar oturacak ve hiç yerinden kalkmayacaktı. Tabi bu mümkün olmayacaktı ama en azından hareket etmeyi en aza indirebilirdi. Eğer hareket etmek onun canını yakıyorsa kıpırdamadan durabilirdi. Teorik olarak kendi içine çekilip, mavi çimlerin üzerinde yaşayabilirdi. Sadece bunun için bolca sayfaya ve hiç tükenmeyen bir kaleme ihtiyacı vardı. Tek kurtuluşu olarak bildiği şey bile kurtulmasına yeterli gelmiyordu ve bu düşünce bakışlarındaki ışığın giderek azalmasını sağlıyordu. Neden her şey bu kadar saçmaydı?

Hayatında hiçbir şeyin değişmeyeceğini bilmesine rağmen yine de bekliyordu. Neyi beklediğini bilmese de beklemeye devam ediyordu. En azından küçük bir farklılığın oluşması beklemeye değerdi ona göre. O beklemeye devam ederken odasında değişiklikler olmaya başladığını fark etti. Zaman gelmişti ve bundan kaçacak hiçbir yol yoktu. Koltuğunda biraz daha rahat bir şekilde oturdu ve içindeki korkunun büyümesine izin verdi.

Önce duvarındaki saatler erimeye başladı ve damlalar halinde yere döküldü. Odasında fazla renk olmamasına rağmen renkler sırasıyla odasını terk etti. Camlar kapandı ve içerisi karanlığa büründü daha sonra. Nereden geldiğini bilmediği bir ışık odasının ortasına vuruyordu. Duvarların hareket ettiğini hissettiğinde duvarlar içe doğru çökmeye başlamıştı. Çöken duvarların arka tarafında ise siyah bir hiçlik bulunuyordu.

İçindeki korku büyümeye devam ederken bu etkiyle soluk alış verişi hızlanmış ve nabız sayısı yükselmişti. Bir susuzluk isteği hissettiği zaman mutfağının yerinde olmadığını fark etti. Neden böyle olduğunu bilmiyordu. Mavi çimenlere istediği zaman gidiyordu ama şu an olduğu yer onun isteğine bağlı değildi. Sanki o ne zaman mavi çimenlerde kendini dinlense buraya geliyor ve eskisinden daha kötü oluyordu. Anlayamadığı şeylerin başındaydı bu durum. Mavi çimenlere gitmek için yazması yeterliydi ama şimdi yazmıyordu.

Aslında önce burası başlamıştı. Daha sonra dengeyi sağlamak için mavi çimenleri yazmıştı. Yoksa daha fazla dayanamaz, daha önce kendini bulduğu yüksek bir binanın tepesinde olurdu. Hissettiği tek duygunun korku olması onun hareket etmesine engel oluyordu. Yoksa kaçmayı deneyebilir veya o siyah boşluğa atlayabilirdi. Ancak saatlerdir aynı yerde oturması sonucu bacaklarını hareket ettirmek onun için oldukça zordu.

Tam bu esnada yıkılmış duvarlardan birinden içeriye bir adam girdi. Simsiyah giyinmişti ve yüzü belli olmuyordu. Elinde tuttuğu bıçağından kan damlıyordu ve damlayan kanın kokusu midesinin kalkmasına neden olmuştu. Kimin kanıydı o, yine kimin canını almıştı gibi sorular zihnine dolaştı. Şimdi onun canını almaya gelmiş olmalıydı. Onun için değişen bir şey olmazdı ama hayatla arasında çok ince bir iplik vardı.

Adam biraz daha yaklaştığı zaman cebinden bir kağıt çıkardı ve yere bıraktı. Daha sonra adam hiçbir şey söylemeden yokluğun içinde kayboldu. Adam gittikten sonra kız yerdeki kağıdı aldı ve okumaya başladı. Gariptir ki sadece bir cümle yazıyordu kağıtta. "Bekle, yakında her şey değişecek."

Genelde bu şekilde olmazdı. Siyahlı adam onu defalarca kez bıçaklar, işkence ederdi ama bu sefer her şey değişecek demişti. Bunu anlaması mümkün değildi, anlamaya da çalışmadı. Nasıl değişebilirdi ki onun hayatı. Her şeyin aynı olduğu bir yerde nasıl farklılık oluşabilirdi. Yapacak bir şey olmadığı için beklemeye devam etti.

Evin kalanı da yıkıldığı zaman kendini yokluğun ortasında buldu. Düşüyordu ve bu düşüşün sonu evi olacaktı. Evine geldiği zaman hala koltuğunda oturduğunu gördü demek ki bu sefer etrafa saldırmamıştı. Sadece bacaklarının üst bölümünün kollarının acıdığını fark etti ve bacaklarına baktı. İki bacağının üstü kızarmıştı ve parmakları aynı kırmızılıktaydı. Ne olduğu belliydi, düşünmeye gerek bile yoktu.


Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook