Aşkın mezarı 11

Aradığı sayfayı bulamadığı için o kadar kızgındı ki her yeri paramparça etmek istiyordu. İlk olarak kitaplığını duvara vurarak parçalamak ardından duvarları yıkmak ve enkazın altında kalmak istiyordu. Ancak bunların hiçbirini yapabilecek kadar güçlü değildi. Eğer gerçekten o kadar güçlü olsaydı gezegeni yerle bir edebilirdi ki o gezegende onun için hiçbir şey yoktu.

Böyle bir hayat nasıl değişebilirdi diye sordu kendine. Yatak odasını büyük bir hızla terk etmiş ve oturma odasına geçmişti. Avize ile göz göze geldiği sırada sormuştu bu soruyu ama avize her zaman olduğu gibi hiçbir cevap vermemişti. O sessizliğini hiç sevmiyordu, konuşsaydı onun için çok daha iyi olurdu ancak avize konuşmazdı. Zaten hiçbir şey konuşmuyordu onunla. Bir çokların söyleyecek bir kelimesi bile yoktu. Bu yüzden sevmiyordu insanları.

Kendisi de konuşamıyordu aslında. Söyleyecek kelimeleri yoktu ama konuşmaya çalışıyordu. Durmaksızın kelimeleri araştırıyordu. Beklemek diyordu yazıda, o beklemenin ne demek olduğunu biliyordu. Bilmemesi daha iyiydi belki de ama herkes gibi olmak istemediği için başka bir şansı yoktu.

Evde kaldığı süre boyunca katlanarak artan düşüncelerinden dolayı kafasının patlamak üzere olduğunu düşündü. Belki de evden bir süre uzaklaşmak iyi gelebilirdi yani iyi gelmesi gerekiyordu ama bu hiçbir zaman işe yaramamıştı. Elbiselerini seçerken fazla zaman kaybetmedi, makyaj yapmadı. Yanına hiçbir şey almadan çıktı evden. Belki hayatını değiştirecek olay dışarıda olacaktı.

Evden çıktıktan sonra etrafına baktı. Hangi yönü seçmesi bir değişikliğe sebep olmayacaktı. Bu yüzden etrafına bir kere daha baktı ve sahile gitmeye karar verdi. Belki denize bakmak ona iyi gelebilirdi ama hiçbir zaman denizi görmek ona iyi gelmemişti. Yine de milyarda bir bile olsa o ihtimali denemeliydi. Belki de denize bakmanın ona iyi gelme ihtimali hayatının değişme ihtimalinden çok daha büyüktü ama bunu umursamadı ve denize doğru kısa ama hızlı adımlarla ilerledi.

Etrafında gördüğü kimseyi tanımıyordu aslında, kimseyi merak etmiyordu. Herkes yanından uzaklaşıyor ve kayboluyordu. Aynı kişiyi iki kez görse onu tanıyamayacağından emindi. Bu yüzden sadece önüne baktı ve etrafını hiç umursamadı. Denizi görmek istiyordu. Güneş batmaya hazırlanıyor olmalıydı. Belki gökyüzü kırmızıya bürünürdü. Severdi gökyüzünün kırmızılığını ama o kırmızı ona başka şeyler hatırlatırdı. Kırmızı kötü bir renkti ona göre. Tüm gece klüpleri, barlar kırmızı renkliydi. Kırmızı anlamsız insanların rengi diye düşünürdü hep ve bu yüzden kırmızıyı sevmezdi. Ancak gökyüzü insanlar gibi olmamalıydı. Bu yüzden gökyüzünün kırmızısını daha fazla severdi.

Eviyle deniz arasında fazla bir mesafe yoktu. Sadece biraz yürümeliydi ama o fazla insanla karşılaşmamak için yolunu uzatmıştı. Böylesi daha güzeldi yoksa insanların yüzlerindeki anlamsız ifadeyi gördükçe beyninde düşüncelerin sayısı artıyordu.

Sahile ulaştığı zaman boş bir banka oturdu. Biraz dinlenmek iyi gelebilirdi ona ve denizin sonsuzluğunu seyretmeye başladı. Gökyüzü hafifçe kızarmaya başlamıştı ve gün batana kadar orada kalabilirdi. Belki zihnindeki düşünceler azalmamıştı ama dışarıda olmak iyi gelmişti yani böyle olması gerekirdi. Kendinden uzakaşmak için nereye gitmesi gerektiğini düşündü ama öyle bir yer olmadığını fark ettiğinde denizin ona iyi gelmediğini fark etti.

Batmakta olan güneşle konuşmadı ama veya denizle de konuşmadı. Onların sessizliği canını sıkıyordu. Bu yüzden denizi seyretmeye devam etti ta ki birisi yanına oturana kadar.

Başını çevirip kimin oturduğuna baktığı zaman yanına oturmuş orta yaşlı, şapkalı bir adam gördü. Onu tanımıyordu herhalde boş bank yok diye düşündü ama tüm banklar boştu. Yine de konuşmadı onunla. Konuşmak en son istediği şeydi onun.

Konuşmayı şapkalı adam başlattı "İnsan denize doğru bakarken sonsuz olmak istiyor." Şapkalı adam cümlesini bitirdiği zaman kız onun düşüncelerini söylediğini düşündü ama hiç tepki vermedi. Ancak yaşlı adam konuşmaya devam etti "Başka yerlere gitmek istiyorum bazen. Kimsenin bilmediği bir yere gidip her şeyden uzak olmak istiyorum."

Şapkalı adam onun cümleleri ile konuşmaya devam ediyordu. Acaba yanında oturan adam gerçek miydi diye sordu kendine. Ancak cevabı bulabilmek için konuşması gerekiyordu. Zaten o hiç böyle şeyler görmezdi. Sadece siyahlı adam vardı ve o çok farklıydı. "Öyle bir yer var mıdır acaba?"

"Sanırım var. Geçen bir yazı bulmuştum ve orada başka bir dünyadan bahsediyordu."

Kız bu cümle karşısında heyecanlanmıştı "O yazıyı nerede? Okuyabilir miyim?" Konuşurken sesi heyecandan titriyordu. Öyle bir yazı gerçekten var mıydı?

"Elbette okuyabilirsin." Adam yanındaki siyah çantasını açtı ve bir kağıt çıkarıp kıza uzattı. Kız kağıdı aldı ve hızlı bir şekilde göz gezdirdi. Ardından bu bende kalabilir mi diye sordu ve şapkalı adamın hafifçe gülümsemesi ve başıyla onaylaması ile kağıdı çantasının içine koydu.

Yaşlı adama "şimdi gitmeliyim. Tekrar görüşmek üzere" diyerek ayağa kalktı. Yaşlı adamın çok yakında tekrar görüşeceğiz dediğini duymadı ve evine doğru hızlı ve büyük adımlarla ilerlemeye başladı.

Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook