Son yolculuk 31

Bir diğer taraftan geleceği göremediğim için unun mutlu olup olmayacağını bilemezdim. Maalesef insanoğlu zaman boyutunda diğer 3 boyut gibi hareket edemezdi. Sadece kendi içinde olduğu anı yaşayabilir ne geleceğe ne de geçmişe gidemezdi. Ancak bir diğer taraftan zamanda yolculuk yapmak mümkündü. Sadece ışık hızına yakın bir hıza ulaşmak gerekiyordu ki bu şu an için pek mümkün olmayan bir durum. Işık hızının %99'u kadarlık bir hızla dünyanın etrafında dönmeye başlarsak bizim bir günümüz dünyada yaklaşık 1 yıllık bir zamana eş değer olur. Bunun sebebi de ışık hızına yaklaştıkça zamanın yavaşlaması ve ışık hızına ulaştığımızda durması. Yani benim 5 yıl sonraya gitmem için  ışık hızıyla 5 saat yolculuk yapmam gerekiyordu.

Yani benim geleceğe gidebilmem için saniyede 300.000 km hıza erişmem gerekiyordu ki bu daha önce söylediğim gibi imkansızdı. Ancak filmlerde bu durum biraz daha farklı oluyordu. Eski model bir arabayla 88 km'lik bir hıza ulaşmak yeterli oluyordu. Tabi çılgın bir bilim adamının kafasını lavaboya vurması sonucu akım kapasitörü isimli bir cihazı da bulması zamanda yolculuk için oldukça önemli bir nokta. Ancak bunların hiçbiri bende yoktu ve geleceğe nasıl gideceğimi bilmiyordum.

Geleceğe gidebilseydim eğer onunla tekrar karşılaşıp karşılaşamayacağımı öğrenebilirdim. Bu sayede beklememin bir anlamı olabilirdi. Tabi 5 yıl sonraya gitsem 10 yıl sonra onun gelemeyeceğini bilemezdim. Aynı şekilde herhangi bir güne gitsem ertesi gün gelme ihtimalini bilemezdim. Belki ömrümün son günü gelecekti bunu bilemezdim. Bu sebeple zamanda yolculuk planlarım biraz anlamsızdı ama en azından onun gelmeyeceğini bilirdim. Bana gelmeyeceğini söylese beklemezdim ki ama o geleceğim dedi. Gelmeyeceğini söylese pes etmek çok kolay olurdu ancak onu beklemek zorundaydım.

Yalnızlık çölünden kurtulup aşk adı verilen bir vahaya gitmiştim ve orası evrenin en güzel yeriydi. Ancak bir anda kendimi tekrardan çölün ortasında bulmuştum ve bu sefer gidecek hiçbir yerim kalmamıştı. Geleceğe gitmenin bir yolunu bulmalıydım bir an önce yoksa daha fazla dayanamayabilirdim.

Finaller başlamıştı ve ben derslerime çalışmaya çalışıyordum. Final sınavlarından birisinde cevabı geleceğe dönüş teorileriyle açıklamıştım ve bu hoca için fazla yaratıcı gelmişti. İlginç bir şekilde sınavlarım güzel gidiyordu. Fazla çalışmamama rağmen, dersleri takip etmememe rağmen tek hedefim okulu bitirmek olduğu için kendimi derslere vermiştim. Bir diğer taraftan içimdeki boşluk azalmak bir yana gün geçtikçe büyüyordu. Bir zamanlar yaşamın sebebi olduğuna inandığım o artık devasa bir kara deliğe dönüşmüştü ve her şeyi içine çekiyordu.

Sondan bir önceki finale girmiştim ve fena geçmemişti. Sınavın ardından her gün gibi Beykoz'da Hünkar'a gitmiş nargilemi içmiştim. Nargile bittiği zaman sahildeki banka oturmuş ve onu beklemeye başlamıştım. Onun gelmeyeceğini biliyordum ama bu benim beklememe engel değildi. "Shaman, Fairy Tale" çalıyordu o esnada. Yeni keşfettiğim ve çok sevdiğim bir şarkıydı. Tekrar özelliğini açmıştım ve devamlı onu dinliyordum.

O gittiğinden bu yana 5 ay, 17 gün, 3 saat 37 dakika geçmişti ve ben aynı çalan şarkı gibi en baştan başlıyordum. Kendi içimde bir çıkmazın içindeydim. Köprüden önceki son çıkışı kaçıralı uzun zaman olmuştu ve yolun devamında başka bir çıkış yoktu. Durmaksızın devam edebilir veya bekleyebilirdim. İki seçenek arasında hiçbir fark yoktu benim için. İki seçenek de aynı acıdan yontulmuştu.

Bir diğer taraftan zamanda yolculuğu düşünüyordum. Geleceğe gidip onun yüzündeki bir gülümsemeyi görseydim benim için yeterliydi. En azından beklememin bir anlamı olurdu. Akıp kapasitörüm olmadığına göre ışık hızında gitmenin bir yolunu bulmalıydım. Bu fiziksel olarak imkansızdı fiziğin anlamsız kanunlarına göre. Her şeyin mümkün olduğu bir dünyada yaşıyorduk o halde ışık hızını geçebilirdim.

Bu esnada aklıma bir fikir geldi. Fazlasıyla kaçık ve çılgınca bir fikirdi ki benden başka türlüsü beklenemezdi. Düşünce bir enerjiydi ve enerji ışık demeti gibi yayılabilirdi. Bu demektir ki enerjiyi kullanarak ışık hızına yaklaşabilirdim. Düşünce de enerji olduğu için onu kullanarak geleceğe gidebilirdim. Bu fikir gülümsememe sebep olmuştu ki uzun zamandır gülümsemediğim için biraz eğreti durmuştu yüzümde ama bunun bir önemi yoktu.

Gözlerimi kapattım ve düşünmeye başladım. 5 saat kadar ışık hızına yakın düşünmem beni 5 yıl sonraya gönderirdi. Gözlerimi kapattığımda onun silueti karşımda belirdi ve ben gözlerine odaklandım. Daha sonra gözlerinin arka tarafına doğru uzanmaya başladığımı hissettim. İlerledikçe hızlandığımı hissediyordum ve hızlandıkça uzadığımı. Belki kilometrelerce uzunlukta olmalıydım o anda. Aklımda sadece o vardı, sadece onu düşünüyor, sadece onu hissediyordum.

Ne kadar zamanın geçtiğinin farkında değildim ama bir süre sonra gözlerimi açtım. İlk iş olarak etrafa baktığımda Beykozun tepelerinde yeni binalar gördüm. Hünkar Mahfili bir kat daha yükselmişti. Etrafımda yeni arabalar vardı. Ancak uçan kay kay ortalıkta yoktu. Cep telefonu ile konuşan birisini gördüğümde camdan oluşan bir telefon dikkatimi çekti. Başka biri ise telefonuyla işi bittiğinde onu katlamıştı. Geleceğe gelmiştim ama hangi zamanda olduğumu bilmiyordum.

Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook