Son yolculuk 32

Etrafı biraz daha detaylı inceledim. Yeni binalar, yeni arabalar, yeni kaldırımlar vardı ki bunların olması şaşırtıcıydı ama beni şaşırtan başka bir şey daha vardı. İnsanları incelediğim zaman hepsinin yüzlerinin asık olduğunu fark ettim. Acaba bu kadar insanın bu durumda olmasının sebebi neydi? İnsanlar sanki bir robot gibi bir yerden başka bir yere doğru gidiyordu. Gözlerinde baktığımda hiçbir şey göremiyordum.

Boş bakıyorlardı sanki. Sanki ellerindeki yeni telefonlar onların her şeyiydi. Sanki sistemin kölesi olmuşlardı tamamen. Duyguları çalınmış, bir kenara fırlatıp atılmıştı. Ruhları çekilip alınmış birer kukla gibiydiler. Birkaç kişinin yanına gidip sorular sormak istedim ancak benim farkıma ne kadar az insan varırsa o kadar iyiydi. Yoksa gelecekte zamanın kırılmasına sebep olurdum. Zamanın kırılması durumunda neler olabileceğini bilmediğim için bu ihtimal benim için korkutucuydu. Aslında gelecekte tek bir toz tanesinin yerini değiştirmem bile zamanda kırılmaya sebep olurdu ki başka bir fizik teorisine göre zaman zaten her an sonsuz sayıda kırılmadan oluşuyordu yani benim yapacağım kırılmaların bir önemi yoktu.

Biraz durup neler yapacağımı düşünmek istedim. Arkamda iz bırakmak gibi bir hayalim vardı ama zamanda kırıklar oluşturmak benim istemediğim bir izdi. Bu sebeple kimseyle konuşmadım veya Hünkar'a da gitmedim. Gelecekte nargileyi merak ediyordum doğrusu ama şu an için buna gerek yoktu. Zaten geleceğe giderek zamanda önemli bir kırılmaya sebep olmuştum. Şu anda iki tane benden olma ihtimali çok yüksekti. Eğer karşılaşırsak zamanın çökeceğini söyleyenler vardı. Ayrıca Ben geleceğe gittiğim anda zamanı kırmıştım. Başka bir zamanda geri geldiğimi hesaba katarsak eğer bir kez daha kırıyordum onu. Yani 3 farklı alternatif zaman çizgisi oluşmuştu bir teoriye göre.

Zamanı da paramparça ettiğime göre rahat bir şekilde uyuyabilirdim. Bu düşünce hafif bir şekilde gülümsememe sebep oldu.  Demek ki aşk olabilmek için Mecnun'un çölleri aştığı gibi benim de zamanı aşmam gerekiyordu. Varsın böyle olsun yeter ki onu bir kez daha görebileyim, ona kavuşabileceğimi bileyim. Yüzyıllar sürse de beklerdim ben.

Ne yapacağımı bilemeyen ben bir yerde oturmak istedim ve Hünkar'a gitmeye karar verdim. Sahipleri değişmemişti ki bu güzeldi. En azından 5 yıl sonra bir şeyin aynı kaldığını görmek güzeldi. Erkan ve Özkan abi ile bir süre sohbet ettik. Bana 5 yıl boyunca nereye gittiğimi sorduklarında yurt dışına çıktım dedim. Yüksek lisans sonra doktora derken anca gelebildim. Yoksa zamanda yolculuk yaptığımı onlara anlatmam oldukça zordu. Hiç yaşlanmamışsın falan dediler tabi bende konuyu geçiştirdim. Biraz sohbet ettik 5 yıl boyunca nelerin değiştiğini öğrenmem gerekiyordu.

Evlenmişler, çoluğa çocuğa karışmışlar. Onlar için sevindim tabi. Kaybettik dediler daha sonra. Sebebini sorduğumda ele geçirildik dediler. Tekrardan sormama gerek yoktu sistem sonunda ülkemizi ele geçirmeyi başarmıştı. "Herkes neden mutsuz" diye sorduğumda bana haberleri okuyup okumadığımı sordular. Belli ki anlatmayacaklardı neden anlatmadıklarını sorduğumda sustular. Belli ki yapamıyorlardı belli ki sistemi eleştirmek yasaklanmıştı. Bende telefonumun saatin bozulduğunu söyledim ve tarihi sordum. Cevap çok ilginçti "17,11,2019." Demek ki 5 yıllık bir yolculuk yapamamıştım ve demek ki sistemin her şeyi ele geçirmesi sadece 4 yıl almıştı.

Boş bir masaya oturdum ve kulaklığımı takip müzik dinlemeye başladım. Acaba hangi yeni albümler çıkmıştı. Yeni şarkıları merakım fazla uzun sürmemişti. Ona dair düşünceler bir anda zihnimden çıktı ve sistemi düşünmeye başladım. 4 yılda nasıl bu hale gelmiş olabilirdik? Ne yanlış yapılmıştı ve sistem zehrini damarlarımıza nasıl enjekte etmişti?

Bu değişimin nasıl olduğunu anlamam gerekiyordu ama sistem gazeteleri, medyayı ve haber alabileceğim her şeyi ele geçirdiği için bunu öğrenmem oldukça zordu. İnsanlar bana anlatabilirdi ama onlara da konuşmak yasaklanmıştı. Daha önce hep yalnız olduğumu söylerdim ama kendimi ilk kez bu kadar yalnız hissediyordum. Sistemin nasıl her şeyi kontrol ettiğini öğrenmeli ve geçmişe dönüp değiştirmeli ve onu bulmalıydım.

Bir diğer taraftan Hünkar'dakilerin beni yıllardır görmemiş olması benim ortalıkta olmadığım anlamına gelirdi. Nereye gitmiş olabilirdim ki? Bir yere gitmek gibi bir planım yoktu. Hatta evden dışarı çıkmak bile istemiyordum. Acaba ne kadar zamandır ortalıkta yoktum? Başıma bir şey mi gelmişti? Ölmüş müydüm? Bunların hepsini öğrenmeliydim. Geçmişi değiştirmek benim elimdeydi.

Geleceğe yabancıydım, şehre yabancıydım, insanlara yabancıydım ve kendime yabancıydım. Tutunabileceğim bir şey bulmalıydım ama bunu yapmak pek mümkün görülmüyordu. Her zaman olduğu gibi yine kendi ayaklarımın üzerinde durmalı ve düşmemeliydim her şey bana çelme takmaya çalışırken. Ayakta durmak zor geliyordu bazen. Sanki yer çekimi Dünya'nın 10 misli olan bir yerde yürümeye çalışmak gibiydi. Düşersem eğer kalkmam mümkün olmazdı.

İlk olarak kendime ne olduğunu öğrenmeliydim. Bulunduğum gelecekte başka bir kendimim olması da ayrı bir tartışma konuydu. Bir teoriye göre ben geleceğe gittiğim anda zaman kırılmıştı ve bu zamanların bir tanesinde başka bir ben varken bir diğerinde başka bir ben yoktu. Başka bir teoriye göre zaman kırılmamıştı ve arada geçen zamanda başka bir ben yoktu. Ancak mantıklı olan teori zamanın kırılacağını söylerdi. Eğer zaman kırılmışssa diğer bene ne olmuştu? Gelecekteki beni bulmayı öncelikler sıralamamda en başa aldım ve onu aramaya başladım.

Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook