Son yolculuk 35


Eğer ağlamayı başarabilseydim o can çekişirken ağlardım. Sanırım tek başına büyümenin sonucu olarak kendimi kapatmayı öğrenmiştim. Üzüntünü veya mutluluğunu paylaşacak kimsenin olmadığını düşün işte bende o durumdaydım. Bu yüzden gülmeyi unuttuğum gibi ağlamayı da unutmuştum.

Bir diğer taraftan onun son sözleri ve cansız bedeni aklımdan çıkmıyordu. Notlarına bile bakmadan onun neden öldürüldüğünü tahmin edebiliyordum. Sisteme karşı olan birisiydi ve bu karşıtlığı canına sebep olmuştu. Bu işaretler benim de tehlikede olduğum anlamına geliyordu. Düşünsene evin her tarafında parmak izlerim vardı. Onu en son arayan kişi bendim ve hala eski oturduğum evde oturuyordum.

Ancak kendimi kurtarmak zerre kadar umursamadığım bir şeydi. Ömrüm sonumu düşünmeye yetecek kadar uzun değildi. Zaten geçmişimi düşünmeye, sorgulamaya alışmıştım. Bu yüzden kahvemi yaptıktan sonra masaya oturdum ve arkadaşımadn kalan notları masaya yaydım. Hepsini okumalı ve ip uçlarını bulmalıydım.

Bazı notlar konuyla alakasızdı ama bazıları vardı ki her şeyi özetliyordu. Mesela küçük kağıtların birisinde "Doğru için savaşarak öleceksem başka ne isterim?" yazıyordu. Gözlerim dolmaya başlamıştı ve yutkunmakta zorlanıyordum. Bir başka kağıtta "İki kere onlardan kurtulabildim ancak bunun çok süreceğini düşünmüyorum." yazıyordu. Bir başkasına "Bana susmamı söylüyorlar utanmadan, doğruları konuşmak suçmuş gibi. Doğruları söylemezsek ne anlamı vardı yaşamanın." yazmıştı. Nefes almak bile zordu benim için.

Doğrular yalanlar dünyasında yasaklanmıştı ve doğru söyleyen kendine gidecek köy bulamıyordu artık. Arkadaşımın canını da sebeple almışlardı. Başka kağıtlarda öldürülen başka isimler yazıyordu. Hepsi sisteme karşı olmanın kurbanıydı. Öfkem giderek artıyordu. İşin bir diğer boyutu ise bu durumun yaptığım zaman yolculuğu ile alakalı olup olmamasıydı. Bunu hiçbir şekilde öğrenemeyecektim belki de ama geçmişe döndüğümde nasıl engelleyeceğimi bulmalıydım.

Yine de her ihtimale karşılık koltuklardan birisini dış kapının önüne koydum, kapıyı kilitledim. Tabi bunlar benim peşimde olan birileri varsa onu durdurmaya yetmezdi ancak yine de insan kendini her ihtimale karşı hazırlamalı bence.

Alında bu zamana gelme amaçlarımın hemen hemen hiçbirini başaramamıştım. Ne onu ne de kendimi bulabilmiştim. Kendime neler olduğu hala çok büyük bir sorundu. Aynı şekilde onun geri döneceğini söyleyip dönmemesi de aynı oranda sorundu. Bir diğer taraftan ülkemde olanlar ve sistemin onu ele geçirmesi hepsinden daha büyük bir sorundu. Bunların hiçbirini çözebilecek durumda değildim. Aynı şekilde gazeteci arkadaşımın katilini de bulamayacaktım. Gerçekçi olmak gerekirse sevmemiştim bu zamanı.

Bu olanların hepsi benim yüzümden olmuş da olabilirdi. Bu yüzden kendimi suçlu hissediyordum. Gazeteci arkadaşımın kanı ne kadar yıkasam da ellerimden çıkmıyordu.

Gazeteci arkadaşımın notlarını okurken koltukta sızmışım. Okuduklarım o kadar korkutucuydu ki hala anlatmaya gücüm yetmiyor. Suikaste kurban gidenlerin sayısı binlerle ölçülüyordu. Bunun yanında bir de ortadan kaybolanlar vardı. Elbette bir toplumu susturmanın en güzel yolu sesi çıkanları ortadan kaldırmak ve kalanları susturmaktı.

Her zaman olduğu gibi fazla rüya görmedim. Sadece gazeteci arkadaşımı gördüğümü hatırlıyorum. Rüyalarımı hatırlayamadığımı daha önce söylemiştim sana.

Bir an yüksek bir sesle koltuktan fırladım ve sesin geldiği yöne doğru döndüm. Giriş kapısının olduğu yerde yoğun bir duman vardı ve ışıklar kesilmişti. O an benim için geldiklerini anlamıştım demek ki gazeteci arkadaşımın notları o kadar önemliydi.

Fazla zaman geçmemişti belki bir kaç saniye. sonra dumanların arasından içeriye giren simsiyah giyinimli üç kişi gördüm. Ve o an üzerime doğru gelen üç tane kırmızı ışık fark ettim. Işıkları takip edip üzerime baktığımda kalbimin üzerinde üç tane kırmızı nokta gördüm. Buraya kadarmış dediğim sırada onların bana doğru ilerlediğini gördüm. Korkmanın bir anlamı yoktu. Doğruyu söylemenin sonu bu ise yapacak bir şey yoktu.

Birkaç saniye sonra peş peşe silah sesleri duyduğumda zaman yavaşladı. Sanki bana doğru gelen kurşunları görebiliyordum. Ancak zamanı fazla yavaşlatabileceğimi sanmıyordum. Kurşunlar bana doğru ilerlerken karşımdakilerin hiçbir öneminin olmadığını düşündüm. Sonuçta hepsi sistemin askerleriydi ve sistem ona karşı çıkan herkesi yok edecek kadar güçlüydü. İsterse insanları tarihten bile silebilirdi eğer tarihi ele geçirmeyi başarmışsa.

Artık bu zamanda yapacak bir şeyim kalmamıştı. Kendimi yere doğru attığım sırada kurşunlardan birisi kolumu sıyırdı ve ben geçmişe döndüm.

Geçmişe döndüğümde aynı bankın üzerinde oturuyordum. Saate baktığımda aynı zamanı gösterdiğini gördüm. Demek ki aynı ana dönmeyi başarmıştım ve kolumdan akan kanın kokusu genzimi yakıyordu.

Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook