Son yolculuk 36

Geri döndükten sonra koluma baktım ve durumunun çok kötü olmadığını gördüm. Sadece biraz büyükçe bir sıyrık vardı ve kanıyordu. Hızlı bir şekilde Beykoz meydanda ki umumi tuvalete gittim ve boş birine girdim. Tuvalet kağıdı ile kolumu bir kaç kat sardım. Kanın durmasına yardımcı olabilirdi ama kan duracağa benzemiyordu. Bir süre boyunca orada kaldım, bekledim. Koluma sardığım kağıt kana bulandıkça yenisiyle değiştirdim. Şansıma o gün koyu bir gömlek giymiştim de koluma kalın bir sargı yaptıktan sonra çıktım ve taksiye bindim.

Eve gitmek istiyordum. Evde kendimi daha iyi tedavi edebilirdim. Bu esnada bayağı bir kan kaybetmiş olmalıyım ki yol boyunca pek kendimde değildim. Taksiciyi tanıyor olmama rağmen konuşmak istemedim o da fazla üstelemedi. İşin ilginci kolumdaki acıyı hissetmiyordum. Aklım gelecekte kalmıştı. Geleceğin korkusu içime işlemişti bir diğer taraftan onun yokluğu yüreğimi parçalıyordu.

Eve gittiğim zaman ilk iş olarak koluma saracak bir şeyler aramaya başladım. Kanlı kağıdı çıkartıp yerine bir kaç tane yara bandı yapıştırdım. Daha sonra beyaz bir bez sardım ve düğümledim. Bu kanamayı durdurabilirdi. Hastaneye gidip kolumu diktiremeyeceğimi düşünürsen neden kendi başıma uğraş verdiğimi anlarsın. Zaten tek başına yaşayan bir insanın bunu yapması şaşırtıcı olmuyor. Tabi tuvaletten aldığım kağıdı koluma sardığımdan ötürü yaramın mikrop kapma ihtimali çok yüksekti ama bu da umurumda olmayanlar arasındaydı.

Kendimi çok yorgun hissediyordum ve bir diğer taraftan son sınavıma da hazırlanmalıydım. Bu yüzden koltuğun üstünde uyuya kalmışım. Yaklaşık olarak 11 saat boyunca aralıksız uyudum. Rüyalarını hatırlamayan ben ilk kez bir rüyasını tüm ayrıntılarıyla hatırlıyordum. Rüyamda onu görmüştüm. Başka hiçbir şeyin hatta karanlığın bile olmadığı bir yerdeydik ve ben ona neden gittiğini soruyordum. Daha sonra göğüs kafesimi açıp kalbimi gösteriyordum ona kalbimdeki yıkılmış bir şehri gösteriyordum  ama o ağlamaya başlıyordu ve ben kendimi suçlu hissediyordum.

Daha sonra o "geleceğim" dedi bana. Sesini ilk kez duyuyordum ve evrenin en güzel şarkısı gibiydi. Sonrasında uyandım. Onu unutmam mümkün değildi, tüm detaylarıyla hafızama kor bir demir ile kazınmıştı. Gelmeyecek olsa geleceğim demezdi bana. Yoksa bir insan başka birisini bir ömür süren bir beklentiye sokmazdı. Ben hiç yapmadım bunu. Gelmeyeceğim zaman avutmak için geleceğim demedim. Gürül gürün yanan bir ateşi söndürüp küçük bir dalı yanar halde bırakmaya benziyordu bu ve ben o ateşi cam bir kapla kapatmadan asla gitmedim. O da yapmazdı bunu, bana neden acı çektirmek istesin ki?

Sabah kalktığımda ilk iş olarak telefonumun saatine baktım. Hangi zamanda olduğumu öğrenmem gerekiyordu. Kendi zamanımda olduğumu anladığımda ince bir gülümseme belirdi yüzümde. Bir kaç saat sonraki sınavıma hazırlanmam gerekiyordu. Bunun için ilk önce kolumdaki yarayı tekrardan bandajladım ve uzun kollu başka bir gömlek giydim. O an sınavı zerre umursamıyordum ama yaşamaya devam etmeliydim.

Bu sebeple yeni elbiselerimi giydim ve çıkardıklarımı çamaşır makinesine attım ve çalıştırdım. Daha sonra kendime bir çay demledim ve küçük bir kahvaltı hazırladım. Kahvaltı da zerre umurumda değildi ama belki sınavı kazanabilirdim yaşadıklarımı düşündüğümde. Nereye baksam arkadaşımı görüyor, onun gidişini hatırlıyordum. O giderken arkasından bile bakamamıştım ben. Belki de bu hayatım boyunca yaptığım en büyük hataydı. Onu son kez görme şansımı kaybetmiştim ve bunun için kendimi affedemiyordum.

Sınava fazla zaman kalmamıştı ve evden çıktım. 45 dakika kadar sürüyordu üniversiteme gitmem. Bu yüzden aceleci davranmalıydım. Kendime yeni bir otobüs kartı aldım ve gelen ilk otobüse bindim. Yolda kulaklığımı taktım ve müzik dinlemeye başladım. Kendimi çok güçsüz hissediyordum ve şansıma "Dragonland, forever walking alone" çalıyordu. Yol boyunca aynı şarkıyı tekrar ve tekrar dinledim. Başka bir şarkı beni bu kadar anlatamazdı diye düşündüm hep "sonsuza kadar yalnız yürüyeceğim."

Üniversiteye gittiğimde sınavın başlamasına birkaç dakika kalmıştı ve ben hızlıca içeriye girdim. Daha sonra boş bir sıraya oturdum. Kısa bir süre sonra hoca geldi ve kağıtları dağıttı. Rengim bayağı bir beyazlamış olmalı ki içeriye girdiğimde sınıftaki insanlardan bazıları neyim olduğumu sordu. Tabi geleceğe gittiğimde vurulduğumu onlara söylemedim.

Sınav kağıdını önüme aldığımda bir süre boyunca bakıştık. Şansıma sosyoloji sınavıydı ve makale yazmam gerekiyordu. Geleceğe dair bir distopya yazmaya başladım. Nasıl olsa onu kendi gözlerimle görmüştüm bu yüzden yazmak sorun olmayacaktı. Yazım kapitalizmin dünya devletlerini ele geçirmesi ile alakalıydı.

Sınavın bitmesine 10 dakika kadar kalmıştı ve ben arkama yaslandım. Derin bir nefes aldım öncelikle. Bir an nerede olduğumu unutmuştum. Gözlerimi kapattım ve kendimi bir yolculuğun içinde buldum. Nereye gittiğimi bilmiyordum ama umurumda bile değildi. Sadece gitmek kaçmak istiyordum. Ne kadar süre boyunca çekildiğimi bilmiyorum ama gözlerimi açtığımda ilk gördüğüm şey yanımdan geçen uçan bir arabaydı.



Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook