Son yolculuk 37

Hangi zamana geldiğimi bilmiyordum ama yolculuğun geçen seferkinden kat ve kat uzun sürdüğünü hissetmiştim. Uçan arabaları gördüğüm zaman bayağı bir zaman geçtiğini anladım. Aslında ben sadece kurtulmak istiyordum anlamsız üniversitenin anlamsız sınavından. Aslında sadece üniversiteden değil her şeyden uzaklaşmak istiyordum. Bunu o kadar çok istiyor olmalıydım ki kendimi bambaşka bir yerde bulmuştum.

Şimdi hangi zamanda olduğumu anlamam gerekiyordu. Bir diğer taraftan bulunduğum mekan da değişmişti. Üniversitedeyken boş bir sokağa gelmiştim. Geçen zamanda üniversite yıkılmış olabilirdi veya ben yolculukta farklı bir yere gelmiş de olabilirdim. Bunun bir önemi yoktu ama. Önce hangi zamanda olduğumu bulmam gerekiyordu. Zaman sorunsalını öncelikler sıralamamın en üst sırasına yazdıktan sonra etrafı incelemeye devam ettim.

Uçan arabalar zamanımdan bayağı bir süre gittiğimi gösteriyordu. Benim zamanımdaki teknoloji ile bu mümkün değildi. Bu yüzden bu gelişmeyi görünce heyecanlandım. Ancak heyecanım yanımdan yürüyen ilk insanı görünce sona erdi. 4 yıl sonra insanlar ne kadar ruhsuzlaşmışsa içinde bulunduğum zamanda onun belki yüz katı daha fazla tükenmiş görünüyorlardı. Başka bir insan görebilmek için biraz daha bekledim. Fazla beklemeden o insan da yanımdan geçti ve yüz ifadesi aynıydı. Sanki yürüyen bir kukla yapmışlardı. Acaba insanımsı robotlar gerçek mi oldu diye düşünmeden yapamadım ama bu teorimi doğrulayan hiçbir şey yoktu.

Teknolojinin ilerlediği bir gerçekti ama insanlar sanki insanlığını kaybetmiş gibiydi. Bu benim gelecek düşüncelerimin arasında yoktu. Bu zamana geleli bir kaç dakika olmasına rağmen soğumuştum bile. Sanki bir distopya romanının içinde sıkışmıştım ve kaçacak hiçbir yer yoktu.

Biraz daha beklediğimde yoldan geçen bir araba gördüm. Benim zamanımın son model arabalarından birisiydi ama şimdi dökülmeye başlamıştı. Demek ki herkesin uçan araba alacak kadar parası yoktu. Hatta bazılarının arabalarını tamir ettirecek kadar parası bile yoktu. Bu gelir dağılımdaki adaletsizliğe işaret ediyordu ki bu nokta da hoşuma gitmeyenler arasına eklenmişti. Demek ki birileri çok zengin birileri çok fakirdi. Havadan ve yerden giden araba sayısına baktığımda bu adaletsizliğin daha da açıldığını fark ettim.

Şimdi bulunduğum zamanı öğrenmeliydim. Bunun en kolay yolu bir büfeye gidip gazetelerden birine (hala kaldıysa) bakmaktı. Elbette bulunduğum yer çok değilmişti. Kocaman binalar gökyüzüne doğru yükseliyor ve büyük bir keşmekeş oluşturuyordu. Yakınlarımda bir büfe bulamadım ama oldukça büyük bir süper markete rastladım. Onun içine girip gazetelere bakabilirdim. Gazete yoksa ürünlerin son kullanma tarihine bakardım böylelikle en azından hangi yılda olduğumu öğrenebilirdim.

Markete girdiğimde dolapların arasında dolaşmaya başladım. Dolaplarda eskisi gibi değildi. Etrafımdaki insanlardan gördüğüm kadarıyla ellerindeki bir ekranı açıyorlar ve bir şeyler giriyorlardı. Kısa bir süre sonra istedikleri ürün bir kapaktan açılıp aşağıya düşüyordu. Yanımda duran birisinin neler yaptığını anlamak için biraz yaklaştım. Oraya ürünün ismini yazdığını gördüm ve o an ürün fotoğrafı ve fiyat bilgileri ekranda belirdi. Daha sonra satın ala bastığı zaman ürünü satın alarak alışverişe devam etti. O an etrafa baktığımda kasanın ortadan kalktığını fark ettim. Teknolojiyi yakından takip eden birisi için çok şaşırtıcı bir gelişme değildi bu ama ortalıkta dolaşan temizlikçi robotları gördüğümde gerçekten şaşırmıştım.

Robotlar yerleri siliyordu ve insanların hareketine göre yön değiştirebiliyordu. Ayrıca bir robota soru soran birisini gördüğümde yapay zeka yazılımlarının olduğunu fark ettim. Acaba bu yapay zeka ne kadar ilerlemişti? İnsanlar bu yüzden mi mutsuzdu acaba? Sadece nefes alıp vermeye hayat mı diyorlardı şimdi? Sorular giderek artarken ben raftaki bir ürünü alamayacağımı fark ettim. Bu yüzden gazeteleri araştırmaya başladım.

Elbette artık gazete kalmamıştı. Bunun yerine benim zamanımın tabletlerine benzeyen ama sadece camdan oluşan kağıtlar vardı ve onlar alıp incelenebiliyordu. Ancak satın almak istenildiği zaman diğer ürünlerde olduğu gibi ellerindeki ekrana gazete ismini yazıyorlar ve gazete cihaza yükleniyordu. Boşta duran bir ekranı aldım ve gazete okumaya başladım. İlk önce tarihi bulmalıydım ki şansıma tarih sağ üst köşede yazıyordu.  "17.11.2053"

Demek ki 38 yıl sonraya gitmiştim. Şimdi gelecek beklentilerimi hesaplayabilirdim. Bu esnada dikkatimi çeken bir diğer şey ise gazetelerin ülkemin dilinde olmamasıydı. Hatta etrafa baktığımda gördüğüm hiçbir şey ülkemin dilinde değildi. O an dünya haritasını çok merak ettim çünkü dünyada nelerin değiştiğini bilmek istiyordum. Tüm markalar değişmişti yani bu ülkede milli olan hiçbir şey kalmamıştı.

Şimdi tekrardan geçmişte neler olduğunu öğrenmem gerekiyordu. Böyle bir zamanda öğrenmenin oldukça güç olacağını düşündüğüm için alternatif yollar bulmam gerekiyordu. Ancak öncelikle etrafı biraz daha incelemeliydim. İşin kötü tarafı ise 38 yıl sonra tanıdığım kimseyi bulamama ihtimalimdi.

Sokakları hiç bu kadar boş görmemiştim. Acaba sokakta yürümek de mi yasaklanmıştı? Sistem insanları bu derece hapsetmiş olabilir miydi? Bu soruların cevaplarını düşünürken bir taraftan da sokaklarda yürümeye devam ediyordum. Neden bilmiyorum ama karanlık bir ara sokağa girmeye karar verdim. Hep belayı çekerim derdim kendime ama insanları buna inandıramazdım. Elbette ben bilmesem de o sokağa girmemin bir sebebi vardı.

Sokağa girdiğimde birkaç el silah sesi duydum ve merağımdan biraz daha yaklaştım. Yaklaştığım zaman gördüğüm görüntü yüreğimi parçaladı. Sokak hafifçe kıvrılarak ilerliyordu ve sokağın başında neler olduğunu görmem için biraz ilerlemem gerekliydi. Kam karşımda eski model arabaların arkasına saklanmış adamlar görüyordum. Onların karşısında siyah giyinimli adamlar vardı ve ateş ediyorlardı. Gazeteci arkadaşımı öldüren adamlarla aynı şekilde giyinmişlerdi.

Ben ne olup bittiğini anlamaya çalışırken karşımdaki adamlardan birisi başından vuruldu ve yere düştü. Siyahlıların kötü olduğunu düşünürsem eğer onlar kötüydü ve diğerleri iyiydi. Siyahlılar sistemin adamı olmalıydı ve benim intikamımı almak için bir şey yapmam gerekiyordu.

Vurulan adam yere düştükten sonra arkadaşları hızlı bir şekilde ateş etmeye başlamıştı. Siyahlı adamlar ise kendilerini korumak için siper almıştı. İşte o an aradığım fırsatı bulduğumu fark ettim. Ölenin silahı yerde duruyordu. Hızlıca koşmalı ve o silahı almalıydım. Daha sonra biraz daha koşup bir binanın köşesine saklanmalıydım. Böylece siyahlılara daha yakın olacaktım ve ateş alanını genişlettiğim için vurma şansımız artacaktı.

Düşündüğüm gibi yaptım. Yerde yatan adamın yanından silahını aldım ve üstünden birkaç şarjorü alarak binanın köşesine saklandım. Benim orada olduğumu bilmiyorlardı ve bu önemli bir avantajdı. Bir süre sonra karşı ateş başlamıştı. Tahminimce 3 kişiydiler ve üzerlerinde her yerlerini kaplayan zırhları vardı. Bu yüzden kaçırma gibi bir ihtimalim yoktu. Silahın namlusunu sağ omzuma yasladım ve yine sağ gözümle vizörden baktım. Tek bir şansım olacaktı. Ateş sesi kesildiği anda saklandığım köşeden çıkıp siyahlılara doğru döndüm ve tetiğe birkaç kez bastım. Daha sonra diğer adama nişan alıp tetiğe tekrar bastım.

Zaman tekrar yavaşladı. Kurşunların namludan çıkışını ve karşımdakilerin yüzlerindeki şaşkınlığı gördüm, çaresizliklerine tanıklık ettim. Kurşunlar yavaşça ilerleyip adamların kasklarının arasından girdi ve beyinlerinden saçılan kanın etrafa yayılmasını izledim. Tam bu anda arkamdakiler çok kısa bir süre sonra ateş etmeye başladı ve kurşunlar geriye kalan siyahlının beynini paramparça etti.

Öyle bir andaydım ki yanımdakilerle göz göze gelmiştim ama kimse ne diyeceğini bilemiyordu. Bu yüzden ilk konuşan ben oldum "iyi misiniz?"

Daha sonra onlarla birlikte ilerlemeye başladım. Artık bazı sorularımın cevabını alabilecektim.

...




Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook