Son yolculuk 38

"Gezmeye devam ediyordum ben. Kendi evimden, zamanımdan çok uzakta özgürce dolaşıyordum. Etrafı inceliyordum aslında, gözlemliyordum. İnsanoğlu nerede yanlış yaptığını bulmak istiyordum.

Kendi zamanımdan 2 milyon yıl kadar geçmişteydim. Bu zamanları daha fazla seviyordum ben. Daha samimi geliyordu. Aslında daha eskiler bu konu daha başarılıydı ama 2000'li yıllarda insanın çaresizliği daha güzel anlaşılabiliyordu. İnsanları izliyor onların acılarına tanıklık ediyordum. Ancak müdahale etmiyordum hiç. Müdahale ettiğim zaman zamanı parçalardım ve gelecekte benim varlığım tehlikeye düşerdi. Müdahale etmemiz yasaktı zaten.

Benim zamanımda insan nesli tükenme noktasına gelmişti. 3 kişi kalmıştık ve geçmişim kendi geleceklerini yok etmişlerdi. Biz de zaman içerisinde dolaşıyorduk. Zamana müdahale etmemek dışında bir kuralımız yoktu. Geçmişe gidip onu seyrediyorduk. Geleceği değiştirmek için değil ama sadece içinde bulunduğumuz zaman yaşanılabilir değildi. Bu yüzden amaçsızca geziniyorduk zamanda.

Yine böyle bir gündü. 2000'li yıllarda geziniyor insanların evlerini ziyaret ediyordum onları daha iyi anlayabilmek için. İstanbul'da senin evine girmiştim çok iyi hatırlıyordum. Evin içerisi biraz dağınıktı. Dağınıklığa bakarak evde tek kişinin yaşadığını tahmin edebiliyordum. Etrafa saçılmış kitaplar, kağıtlar, abur cubur poşetleri vardı. Demek ki genç birisinin eviydi orası. Etrafa saçılan elbiselere bakarak içeride yaşayanın erkek olduğunu tahmin ediyordum. Evi bir süre daha dolaştım. 2 odalı büyük sayılamayacak bir evdi. Odalardan birisi boştu. İçeride çift kişilik bir yatak, içi elbiselerle dolu olan bir dolap ve eşyalar vardı. İçeriye girdiğimde ilk fark ettiğim şey bu odaya kimsenin yıllardır girmediğiydi. Sanki oda kapatılmış kimse ona dokunmamıştı.

Odaya saygı gösterip hiçbir şeye dokunmadan çıktım ve diğer odaya gittim. Küçük bir yatakta genç bir erkek yatıyordu. 20'li yaşların başındaydı sanırım. Ben odaya girdiğimde hafif bir şekilde nefes alıyordu. Etrafı biraz inceleyip onun kim olduğunu anlamak istemiştim. Bunun için kütüphanesindeki kitapları araştırmaya başladım. Daha sonra etraftaki kağıt parçalarını inceledim. "Yalnızlık etrafında kimsenin olmaması değildir." yazıyordu bir kağıt parçasında. Yazının devamında ise "Gerçek yalnızlık etrafında kendinin bile olmamasıydı." yazıyordu.

Demek ki bu insan yalnızlığa gömülmüştü. Başka kağıtlarda aşka dair cümleler yazmıştı. Ben bilmezdim yalnızlığı veya aşkı. İnsanlarda görmüş ancak hiçbir zaman tam anlamıyla anlayamamıştım. Ben tam odadan çıkmaya hazırlanırken adam bir anda yatağından fırladı ve gözlerimin içine baktı. Beni görememesi lazımdı, beni görmesine imkan yoktu ama bana bakmış ve "ben hep seni bekledim" demişti.

Beni tanıyor olamazdım. Beni neden beklemiş olabilirdin ki? Bir insan neden hiç tanımadığı birisini beklerdi ki? Ben beklemenin anlamını bile bilmiyordum. Hayatım boyunca hiç beklememiştim. Ancak sana baktığım zaman hep beklediğini görebiliyordum.

Bana öyle bir bakışın vardı ki bana baktığın anda kalbimden içeriye bir kurşun girdiğini hissetmiştim. Neden böyle hissetmiştim ki ben? Hissetmek yasaktı ve ben hiç hissetmemiştim. Bir süre boyunca bakışmıştık. Kımıldayacak gücüm olduğuna inanmıyordum. O an hareket etmek dünyanın en zor işi gibi geliyordu bana.

Peki ben neden böyle hissediyordum? Neden beni bu hale getirmiştin? gibi sorular zihnimde dolaşıyordu. Anlamaya çalışıyor ama yapamıyordum. İşin garip kısmı ise senin de hareket etmemendi Hiç bir şey söylemeden bana bakıyordun. Hala kendini rüyada zannediyordun ki bu benim için güzeldi. Geldiğim gibi gidebilirdim ama bunu yapmak istemiyordum.

Ne kadar zaman boyunca yaşadığımı bilmiyordum ama bildiğim tek şey ilk kez böyle olduğumdu. Bana olan şeyin adı neydi? Beni görmenin şaşkınlığı mı yoksa insanların duygu adını verdiği şeyi hissetmiş olmam mı bilmiyordum. O an neyi bildiğimden emin değildim. "Ben gerçek değilim" dedim seni rüya olduğuna ikna etmek için. "Sen benim için her şeyden daha gerçeksin" dedin bana. Sustum, konuşamadım. "Bir daha görmeyeceksin" beni dediğimde sesimin çatalaştığını fark ettim. Neden böyle olmuştum ki ben?

Cevabın beni olduğum yere bağlamıştı "seni bir kez olsun gördüm yetmez mi?" Konuşmaya devam ettiği zaman gitme vaktimin geldiğini anlamıştım "İnsan her şeyi görmek için değil, tek bir şeyi görmek için yaşar."

"Gitme" dedin bana. Sanki kelimeyi ilk kez kullanıyor gibiydin. Söylemekte ne kadar zorlandığını gördüm. Bir insan neden bir kelimeyi söylemekte bu kadar zorlanırdı ki?

Ben yine de gittim. O an gitmenin ne kadar zor olduğunu anladım, eski yazarlara hak verdim. Sanki okuduğum tüm kitaplar o an anlam kazanmıştı. Senin yanından gittiğimde bir süre boyunca zamanda amaçsızca dolaştım. Daha sonra tekrardan geri geldim yanına. Tekrar uykuya dalmıştın. Sadece yatağının yanındaki bir deftere "Ben bu gün doğdum. Ben seni gördüğüm gün doğdum." yazmıştın. Gözlerim doldu. İlk kez yaşadığım bir durumdu benim. Daha sonra göz kapaklarımdan aşağıya doğru bir sıvı akmaya başladı. Akan sıvı tuzluydu ve o an gözyaşının nasıl olduğunu anladım. Yanaklarımı avuç içimle sildim ve gittim. Önümde sonsuz bir zaman ve olmak istediğim tek bir yer vardı.

Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook