Son yolculuk 40

Bana ulaşmak için zamanları ve evrenleri dolaşmanı seyrettim. Seni o bankın yanında terk etmek belki de hayatım boyunca yaptığım en zor şeydi ama senin için yapmam gerekeni yapmıştım. Bu yüzden içim rahattı veya kendimi bu şekilde kandırıyordum. Pişmanlık duygusunu da o an tanımıştım.

Duyguların ne demek olduğunu anlamaya başlamıştım. İçimde o kadar büyüyen bir şeyler vardı ki anlamak benim için güçtü. Öyle şeyler vardı ki içimde tek bir anını anlatmak için romanlar yazsam yeterli gelmezdi. İnsanların neden yazı yazdığını anlamıştım böylelikle. Milyonlarca yıl sonradan geliyordum ve seninle geçirdiğim her bir an bana çok şey öğretiyordu. Aslında eksik yaşıyorduk biz hayatı ama bunun farkında bile değildik. Zaman içerisinde sistemin duyguları nasıl yok ettiğini çok daha iyi anlıyordum. Duyguları olmayan bir insan neden yaşardı ki?

Aynı zamanda kendimizi her şeyin üstünde görüyorduk biz. Zaman elimizin altındaydı ve zamanlar içerisinde istediğimiz kadar yaşayabiliyorduk. Eksilmiştik ama kışın ortasında yavru bir köpeği ısıtmak için üstüne örten bir çocuğun ne yaptığını anlayamıyorduk. Aynı zamanda ancak alabildiği bir ekmeği başkalarıyla paylaşan insanlar bizim için anlam ifade etmiyordu. Onu tanıdıktan sonra bu detaylara dikkat etmeye başlamıştım. 

Bir diğer taraftan yazdığın bir yazı aklımdan çıkıyordu. O yazıyı okuduktan sonra onu tanımak istemiştim. Yalnızlığa mahkum olan birisini anlatıyordu bu yazı. Kendini kapattığı yüreğinde içeriye girecek birisini beklediğini ama tüm yolları kapattığını söylüyordu. Damarlarında yalnızlık dolaşan birisini anlatıyordu bu yazı ve bu nedenle onu tanımayı çok istemiştim. Kendi adını değiştirip "yalnızlık" yapmak istiyordun. Ne kadar güçlü bir duyguydu ki bu yalnızlık bu derece güçlü cümleler yazdırıyordu. Seni tanımam gerekiyordu tüm kural kitaplarını hiçe sayarak.

"Beklemek en zor yoluydu yaşamanın" demişti bir yazar ve onun ne kadar haklı olduğunu anlıyordum. Benim zamanım dakikalarla, saniyelerle veya günlerle ölçülemediği için ne kadar beklediğimi hiçbir zaman bilemedim ama onun yokluğunda ömrüm boyunca beklediğimi hissediyordum.

Hissettiğim duygunun adı aşk olmalıydı. "Aşk en büyük acı ve en büyük mutluluğun birleşmesinden oluşur" diye yazmıştı bir başka yazar. Acı çektiğim doğruydu ve onunla mutlu olduğumda doğruydu. Bir psikologa göre aşk 4 parçadan oluşurdu "sevgi, arkadaşlık, yüceltme ve temas." Belki çok iyi arkadaş olamamıştık ama onun benim hakkımdaki her şeyi bilmesini istiyordum. Senin beni sevdiği kadar bende seni seviyor muydum bilmiyordum ama senin için zamanı değiştirmeyi göze almıştım. İnsan sevdiğini gözünde yücelttiğini söylerler. Onun bir gülümsemesi için kitaplar yazılabilir derler belki ben sana romanlar yazmamıştım ama seni gördükten sonra yıldızlar anlam kazanmıştı. Sana dokunduğumda ise tamamlandığımı hissettim. Sanki sana dokunmak cennete dokunmak gibiydi. Sanki biz aynıydık seninle.

Hissettiklerim aşkın tanımları ile birebir örtüşüyordu ama ben aşık mıydım? Yoksa insanların aşk yanılgısı dediği duruma mı yakalanmıştım? İlk kez bu duyguları hissettiğim düşünülürse yanılma ihtimalim çok yüksekti ama içimdeki bir ses bana yanılmadığımı söylüyordu.

Bütün bunlar olup biterken onun etrafında dolaştım durdum. Sen beni hiç göremedin ama. Sana dokunmayı ne kadar istesemde kendimi tutmayı başardım. Yoksa zaman tekrar ve tekrar değişirdi ve her şey kaybolabilirdi. Aslında yapmam gereken şey beni ilk gördüğün zamana gidip beni görmesini engellemekti ama bunu yapamıyordum. İçimdeki büyük savaşın sebebi buydu aslında. Yapmak için görevlendirildiğim şeyi yapamıyordum. Ancak senin değişmene izin veremezdim. Seni bu kadar sevmişken asla izin veremezdim.

Galiba seni sevmiştim ben. Elimi tuttuğunda damarlarımda dolaşan kanın farkına varmıştım. Sanki tenimden içeriye gidip oradan damarlarıma işlemiştin. Daha sonra damalarımın geçtiği her yeri kaplamıştın. Yoksa planımda seninle bir kere görüşüp ayrılmaktı ama yapamadım bunu. Senin sesini bir kere duyunca vazgeçemedim senden. Seni görmek sana dokunmak yaşadığım her şeyden daha güzeldi.

İçimdeki savaşın büyümesi ve iç seslerimin fazlalaşması bu nedenleydi. İçimde 7. dünya savaşı yaşanıyordu sanki. İçimdeki tüm sesler bana karşıydı ve en ölümcül silahlarıyla saldırıyorlardı. Ben ise içimdeki tek bir kelimeye tutunuyor ve kendimi savunmaya çalışıyordum. Neden böyle olmuştum ki ben? Aşk acısı dedikleri şeyi mi yaşıyordum? Aşka ulaşmak için önce yanmak mı gerekirdi? Ben farkında olmadan büyük bir yangının içine atmıştım kendimi ve yangın acı değil keyif veriyordu bana.

Şimdi bu satırları okuduğunu düşünüyorum. Her şeyin başlamasından hemen önce. Tek bir şeyi unutmanı istemiyorum "geri döneceğim ve o gün tarihi değiştirmeyi başaracaksın.

Görüşmek üzere..."



...

Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook