Son yolculuk 41

Gözlerimi açtığımda gri duvarlarla çevrili küçük bir odada buluyorum kendimi. Hareket ettikçe gıcırdayan eski bir yatak, bir lavabo ve alaturka tuvaletten başka hiçbir şey yok. Bir de kapı var ama kapı kilitli. Ne kadar uğraşsam da açamıyorum onu. Hangi zamanda olduğumu bilmiyorum. En son hatırladığım gelecekte olduğum ve orda isyancılarla birlikte yol aldığımdı. Ondan önce de üniversitedeydim.

Onlarla birlikte yol alırken geriye çekildiğimi hissettim ama ben geri dönmek istemiyordum. En azından neler olduğunu öğrenene kadar böyle bir düşüncem yoktu benim. Geri dönmüş olsaydım üniversitede olurdum ama orada değildim. Peki nerdeydim ben şimdi?

Etrafı incelemeye başladım. Tavan kenarlarında ağ ören örümcekleri gördüm. Zaten içeride duvara monte edilmiş tek bir lamba vardı ve içerisi loş bir ışıkla aydınlanıyordu. Lavabodaki musluktan belirli aralıklarla bir damla düşünüyordu ve odadaki tek ses oluyordu. Başka bir ses duymak için dinledim ama bu da mümkün değildi. Demek ki beni hapsetmişlerdi.

Acaba gelecekte yakalanmış mıydım? Yakalansaydım öldürüleceğimi düşündüğüm için bu pek mümkün gözükmüyordu. Neredeydim peki ben? Bana neler olmuştu.

Nerede olduğumu bilmiyordum ve bu bilinmezlik canımı acıtıyordu. Etrafı biraz daha incelediğimde yatağın yayındaki demir boruları gördüm. Bunlar serum asmak için kullanılırdı genellikle. Kollarıma baktığım zaman dirseklerimde delikler fark ettim. Hatta bazı yerler yeşil ile mavi arasında bir renge dönmüştü. Demek ki bana serum bağlamışlardı. O halde hastane gibi bir yerdeydim ama aynı zamanda zindana benziyordu içerisi.

Midemden guruldamalar geldiğimde aç olduğumu fark ettim. Ancak yiyecek hiçbir şey yoktu ve bende yatağımın üstüne oturup beklemeye karar verdim. Kolumda bir saatim olmadığı için geçen zamanı takip edemiyordum. Bütün eşyalarım, elbiselerim benden alınmıştı ve onların yerine mavi bir eşofman giydirilmişti bana; açık mavi, solgun, kullanılmış, yıpranmış.

Beklemek zordu benim için. Hele yapacak hiçbir şey bulamayınca daha da zordu. Benim burada olmamın bir sebebi olmalıydı. O sebebi bulmadan bu odadan çıkamazdım. Zaten çıkabilecek hiçbir yol göremiyordum. Biraz da ters bir şekilde yatmak istediğimde yastığım altında bir zarf buldum. Zarfı açtığımda uzun bir yazı ile karşılaştım. Tam olarak 6 sayfa idi ve okumaya başladım. Çok ilginç bir şekilde kağıtlar o gibi kokuyordu. Bu yüzden derin derin içime çektim kokusunu. Ciğerlerimin onun kokusuyla dolmasına izin verdim.

Bir süre kağıtlara sarıldıktan sonra okumaya başladım. İlk cümlesinda "gezmeye devam ediyordum ben" yazıyordu. Yazdıkları bana çok gerçekçi gelmiyordu. Zamanda gezebilen birisini anlatıyordu mektup. Daha sonra onu ilk gördüğüm zamanı anlatmıştı. İlk görüşmemizde neler hissettiğini yazmıştı satırlarında. Okumak, hatırlamak çok zordu benim için ama devam ettim.

Sanki kalbim yerinden fırlayacakmış gibi geliyordu bana. Yazdığı her satırı tekrar yaşıyordum sanki. Ona "gitme" dediğimde bir anda kaybolmasını tekrardan yaşadım. Bir insanın kalbi iki ayrılığı kaldıramıyormuş bunu anladım.

Yatağın üzerine oturup mektubuna sarılmıştım. Sanki o yanımdaymış gibi kokusunu içime çekiyordum. "Geri döneceğim" yazmıştı satırlarına. O geri gelecekti, düşünebiliyor musun geri gelecekti. Ne zaman döneceğini bilmiyordum ama. Benden sistemi yenmemi bekliyordu anladığım kadarıyla. Geleceği değiştirmemi hatta kurtarmamı istiyordu. Tabi bunları nasıl yapacağıma dair hiçbir fikrim yoktu. Ancak işin güzel tarafı içinde bulunduğum hiçlikte düşünmek için bolca zamanım olacaktı.

Hatta tahmin ettiğimden de çok zamanım vardı. Etrafımda gölgeler ve örümceklerden başka hiçbir şey yoktu. Kendimi tanıyorsam eğer bir süre sonra gölgelerle konuşmaya başlayacaktım. Gölgelerden dost olmaz ama, onlar sinsidir ve tehlikelidir. Korktuğun ne varsa odur gölge. Arkandan sinsizce yaklaşır ve en zayıf noktadan vurur. En azından gölgelerin niyetini biliyorum. İyi bir düşman kötü bir dosttan iyidir demişti birisi. Bende en güzel düşmana sahip olacaktım yani sıkıntı yoktu hiç.

Mektubunu bitirmiş ve ömrümde ilk kez ağlamıştı. Ağlamanın ne kadar güzel olduğunu, gözyaşlarının yanaklarımdan akarken tenimi acıtmasını ama ruhumu rahatlatmasını şaşkınlıkla seyrettim. Yaşlarımı silmedim ama yüzümün yaşlarıma bulanmasına izin verdim. Hayatımda hiçbir şeyi bir kenara atmadım ki ben onları atayım. Burada olmamın bir sebebi vardı ve anladığım kadarıyla onun da benim için planları vardı. Onu yüzüstü bırakamazdım, onu hayal kırıklığına uğratmak şu hayattaki en büyük korkummuş.

Hissettikleri aşk mıydı bilmiyordum ama beni sevmiş olma ihtimali bile her şeye değerdi. Düşünsene o beni sevecekti. Zamanların ötesinden sevecekti hatta. Aldığım her nefesi bilip yine de yanımda duracaktı. Anlatamam ki duygularımı. Dünyanın en iyi yazarının da hislerimin tek kelimesini bile anlatmaya gücü yetmeyecekti. İçimde yeni evrenler doğuyordu onun yazdığı birkaç cümlenin ardından. Ben yeniden yaratılıyordum.

En önemlisi ise onun gerçek olduğunu öğnenmemdi. Yıllarca bir hayali kovalamışken o hayale ulaşabilecektim. Düşünsene hep beklediğini o insanı bir gün gördüğünü. Onu gördükten sonra bir kez dokunsa mesala sana. Kilitlediğin, kapısına tahtalar çaktığın zincirlediğin kalbinin yanına gelip. Çay istese mesela senden. Sonra sen kapıyı açmasan ama korksan. Başkaları yakıp yıkmıştır ya yüreğini onu almaya cesaret edemesen ama o yine de gelse. Yıllardır çay demlenmeyen kalbinde çay demlese sana ve o anda açılmış tüm yaraların kabuk bağlasa. Sen hayatında ilk kez yaşadığını hissetsen mesela. Ne yapardın bir düşün. Tüm dünya karşına gelse vazgeçer miydin sevmekten?

O yanında yokken bile onun olduğunu hayal ettiğini bir düşün. Senin sevgi veya aşk kavramlarınla hiç örtüşmüyor değil mi? Çünkü sen ezbere yaşıyorsun. Sevişmeyi aşk, hoşlanmayı sevgi sanıyorsun. Hayatın boyunca hep yalan söylediler sana. Hep kullandılar seni. Aşk diye satılan bir telefonu nasıl heyecanla aldığını hatırla. Hep kullandılar seni ve sen bunun farkına bile varmadın. Ancak benim yanımdasın ve sözlerimi dinliyorsun. Unutma kaybettiğin her şeyi geri kazanmam mümkün. Sadece uyanmak gerekiyor. Mavi veya kırmızı hapı boş ver, tek bir adım atman gerekiyor. Sistemin dışına doğru tek bir adım.

Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook