Son yolculuk 42

O bir adımı attıktan sonra her şey değişmeye başlayacak. Sadece tek bir adımla tüm ezberlerinden kurtulacaksın. Dünyayı gerçek haliyle görmeye başlayacaksın sonra. Renkler ortadan kaybolacak. Gerçekle yüzleştiğin için acı çekeceksin. Neden bunca zaman fark edemedim diye suçlayacaksın kendini. O zaman geldiğinde yalnızlığın ne demek olduğunu anlayacaksın. Etrafındaki insanların sayısı azalacak ve onların hepsi sana sahte gelmeye başlayacak.

Daha sonra kendine gerçeklerden bir hayal yaratıp ona doğru ilerleyeceksin. O hayal senin her şeyin olacak. Dokunamadığın, bir kez bile göremediğin o hayalin sana gerçek olarak sunulanlardan daha gerçek gelecek. Artık aşk diye satılan telefonların bir anlamı kalmayacak, inanmayacaksın etrafında olup bitenleri. Gerçekleri görmeye başladığın için hangi yöne yürüsen daha fazla görmeye başlayacaksın.

İşte bu zamanlarda uyanıp uyanmama arasında kalacaksın ancak tekrar uyuman mümkün olmayacak. Hep yalnız yaşayacaksın hayatı, etrafında kimse olmayacak ama ilk kez kendini bulacaksın ve başka birisine ihtiyacın kalmayacak. Günün birinde ise o hayale ulaşacaksın. Önceden olsa onu görsen bile tanıyamazdın, o yanından geçip gidecekti ve sen farkına bile varamayacaktın. Sonra sistem seni yok etmeye çalışacak ama yılmayacaksın, değişmeyeceksin. Aynı benim gibi savaş vereceksin ama kelimelerle ama gülümsemelerle, asla vazgeçmeyeceksin.

Anlattıklarımın hiçbirini anlamadığının farkındayım ama tek bir adım atman gerekiyor ve yanımda olarak o ilk adımı attın. Boş ver kırmızı veya mavi hapları, Yapman gereken sadece tek bir adım atmak.

Biraz daha zaman geçti. Yaklaşık olarak 12547 saniye kadar geçti. Evet saydım geçen zamanı. Hem bu sayede düşüncelerden kendimi uzak tutabiliyordum. Sonra kapıda daha önce fark edemediğim bir bölüm açıldı ve siyah giyimli birisi pencereden içeriye baktı. Kapak kapandıktan sonra kapının alt tarafında başka bir bölme daha açıldı ve oradan içeriye bir tepsi bırakıldı. İki tabak ve bir kaşık vardı. Demek ki yemek saati gelmişti. Adamın gitmesini bekledim. Çok aç olmama rağmen hemen yemeğin yanına gitmedim. Bunun bir tuzak olup olmadığını anlamak için bekledim biraz.

Daha sonra yemeğin yanına gittim. Görünüşe bakacak olursak yemek güzele benzemiyordu. Ayrıca yemeğe güvenemiyordum. Kim bilir hangi ilaçları koymuşlardır içine. Bunun için yemeği tuvalete döktüm ve ekmeği yemeye başladım. Ekmeğe ilaç katmak kimsenin aklına gelmezdi diye düşündüm. Kuru ekmek yemek pek sağlıklı değildi ancak yapmam gerekeni yaptım. O an sağlıklı beslenmek umurumda bile değildi.

Ekmeği bitirdikten sonra tekrardan yatağımın üstüne oturdum. Demek ki hapishane benzeri bir yerdeydim. Ancak serumları düşündüğümde başka bir yerde olduğumu düşündüm. Hastanede olsam hastaneler böyle yerler değildi. Aklıma Foucault 'tun sözleri geldi. Ona göre sisteme ayak uyduramayanlar hapishaneler kapatılırdı ve orada bu bireylerin sisteme ayak uydurması sağlanırdı. Eğer hala sisteme ayak uyduramamışlarsa onları akıl hastanelerine kapatırlar ve onları soyutlardı. Akıl hastanesine kapatılanlara deli damgası vurulur ve onların sözlerinin anlamsız olmaları sağlanırdı.

Bu açıdan baktığımda akıl hastanesinde olduğuma emindim. Sisteme bağlı olan bir akıl hastanesindeydim ve bunun sebebi sisteme hiçbir şekilde ayak uyduramamdı. Yemekleri yemediğim için kendimi tebrik ettim çünkü onların içinde kesinlikle ilaç vardı ve beni herhangi birisi gibi yapmak istiyorlardı. Demek ki sistemde ona karşı tehdit olduğumu anlamıştı. Belki bu sebepten dolayı hep benimle uğraştı. Hep beni yok etmeye, değiştirmeye çalıştı. Beni sebepsizce öldüremeyeceğini hesaba katarsak yapması gereken en mantıklı şey beni buraya kapatmaktı.

Düşünmek için bolca zamanım vardı ve bu benim için güzeldi. Bir şekilde sistemi yenmem gerekiyordu. Plan yapmak için bolca vaktim olduğu düşünülürse hiç acelem yoktu benim.

Günde üç kere yemek geliyordu. Hepsi aynı siyah adam tarafından bırakılıyor ve kapıdaki küçük yerden içeriye bırakılıyordu. Ayrıca bir kere beni dışarıya çıkardılar. Orada benim gibi başka insanlar olduğunu da gördüm. Başlarda fazla konuşmadım. Sadece selamlaştık birkaçıyla. İçerinden bazıları ile daha detaylı konuşmam gerektiğini hissettim. Onlarla kuracağım bağlar ilerde bana yardımcı olabilirdi. Elbette aralarından bazıları sistemin ajanı olarak çalışıyor olabilirdi. Bu nedenle onları da önceden fark etmem gerekiyordu.

Dışarıda ilgimi çeken iki kişi olmuştu. Bunlardan birisi iri yarı bir erkekti. Orta yaşlardaydı ve saçları beyazlamaya başlamıştı. Aynı zamanda oldukça kalıplıydı. Etraftaki diğer insanlar ona saygı gösteriyordu. Demek ki burada sözü geçen birisiydi. Aynı zamanda yüzündeki kızgın ifadenin sürekliliği onu tanıma isteğimin artmasına sebep olmuştu.

Bir diğer kişi ise benim yaşlarında olduğunu düşündüğüm bir kızdı. Oldukça güzeldi aslında, kadın strandartlarına göre uzun sayılabilirdi. Beline kadar uzanan kahverengi saçları ve simsiyah gözleri vardı. Onunla göz göze geldiğimizde gözlerinin içinin güldüğünü fark ettim. Yüzü hep gülümsüyordu. İçinde derin acıları olduğunu anlamıştım ama onların üstünü örtmeyi becerebiliyordu. Onun neşesine bu karanlık yerde ihtiyacım olabilirdi.

Bir diğer taraftan bahçenin etrafı yüksek duvarlarla çevrilmişti. Tahminime göre 5 veya 6 metre yüksekliğindeydi bu duvarlar. Duvarların üstünde ise eli silahlı nöbet tutan adamlar bekliyordu. Demek ki oradan kaçışım oldukça zor olacaktı. Bu yüzden güzel bir plan yapmalıydım.

Oraya ne kadar kapatıldığımı bilmiyordum ama 5 kere yemek geldiğine göre 3 gündür orada kalıyordum. Büyük ihtimalle beni daha önceden getirmişler ve beni bir süre için uyutmuşlardı. O esnada bana ilaç vermiş olmaları muhtemel. Ancak yemeklerini yemediğime göre ilaç etkisini kaybetmeye başlamıştır bile. Zaten geçen zamanda daha rahat düşünebildiğimi fark ettim. Demek ki toplarlıyordum kendimi.






Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook