Son yolculuk 45

Hücreme döndükten sonra yatağımın üzerine oturdum. Öğle yemeğini zamanı geçtiği için akşam yemeği sırası gelmişti. Bende beklemeye başladım. Gölge ile biraz sohbet ettik. Daha sonra onun bana yazdığı yazıyı çıkardım ve kokusunu içine çekti. İnsanın böyle zamanlarda bir şeye inanması gerekiyordu. Kalan her şey ona karşı olsa bile tek bir şeye inanıp mücadeleyi asla bırakmamalıydı. Bende ona güvendim ve geleceğine inandım ama onun gelmesi için benim buradan çıkmam lazımdı.

Akşam yemeğim geldi daha sonra uyudum ve ertesi gün oldu. Yemekler aynı saatte aynı kişi tarafından veriliyordu. Bir gün daha geçti. Ben ise bu süre boyunca sadece düşündüm ve hayal ettim. Hayaller dünyayı değiştirebilir demişti bir yazar ve bende ona inanarak hayal kurmaya devam ettim. İnsan hayallerine ulaşabileceğini düşünmek isterdi. Benim hayalim ise ona ulaşmaktı. Kendimi Leyla'sına ulaşabilmek için çöllere düşen Mecnun gibi görmeye devam ediyordum. Bu düşünce bile beni güçlü yapmaya yetiyordu.

Bu esnada gölgenin dost olmadığını anladım. Belki de sistemin bir askeriydi o da, bilemiyordum ama acı çekmemi istediği belliydi. Gerçekten de acı çektiğimi düşünürsek eğer yalan söylemiş de sayılmazdım. Ancak o gölgeyi kandırmak zorundaydım. Yoksa benim hakkımdaki her şeyi gidip sisteme anlatırdı ve bunu yaparsa buradan kesinlikle kaçamazdım. Gölgeyi öldürebilir miydim acaba? Kalbine paslı bir bıçak soksam oluk oluk kan akar mıydı acaba?

Gölgeyi bile öldürmeyi düşündüğüme göre içimdeki öfke giderek büyüyordu ve bunu belirli bir seviyede tutmak zorundaydım. Eğer başarısız olursam dikkat çekerdim ve olmayan planlarım başarısızlığa uğrardı.

Çarşamba günü gelmişti ve dışarı çıkma vaktiydi. Öfkeliyle iletişim kurmaya çalışacaktım ama ona ulaşamazsan hüzünlü ile görüşürdüm. Belki diğer insanlardan bir kaçı ile tanışırdım. Sınırlı zamanımı en iyi şekilde değerlendirmeliydim.

Dışarıya çıktığımda daha önce yaptığım gibi avlunun ortasına doğru yürüdüm ve etrafı inceledim. Öfkeliyi gördüğümde başımla ona selam verdim ve bu esnada gülümsemeyi ihmal etmedim. Gülümsemek aramızdaki bağı güçlendiriyordu.

Hüzünlü ise benimle konuşacak gibi görünmüyordu. Sanki dış dünya ile iletişimini kesmiş ve kendi derinliklerine gömülmüştü. Bu yüzden ona yaklaşmak, rahatsız etmek istemedim. İkisi ile de konuşamayınca biraz moralim bozulmuştı. Bir gün daha boşa geçmiş olacaktı ve benim boşa geçen bir ana bile tahammülüm yoktu.

Bu nedenle etrafta biraz dolaşmaya karar verdim. İnsanların arasından geçtim ve onları gözlemledim. Ancak bunu yapmanın bana fazla bir faydası yoktu sadece zamanı geçirmemi sağlıyordu. Bu yüzdendi adımlarımın hızlılığı. Dışarıda kalmak benim için bir şey ifade etmiyordu. Yalnızken daha mutluydum ben. Hayatım boyunca hep böyle olmuştu bu.

Ben etrafı seyredip yürürken bir anda yaşlı bir adamla karşılaştım. Dökülen saçlarından kalan az sayıda saçının beyaz rengi ve yüzündeki kırışklıkların sayısı yaşını belli ediyordu. Gözlerine baktığımda onun kırgınlığını gördüm. Neye kırgın olduğunu bilmiyordum belki ama bir insanda olması gereken o ışık onda yoktu. Kırgın onu anlatmak için güzel bir sıfattı diye düşündüm.

Tanımak istediğim bir insan ile karşı karşıyaydım. Kendisini daha önce burada görmemiştim. Bu sebeple ona ilgim biraz daha artmıştı. Konuşmayı benim başlatmam gerekiyordu yoksa ilk hamlenin ondan gelmesini çok uzun bir süre bekleyebilirdim. "Merhaba" dedim hafifçe gülümseyerek. Yüzümde onunkine benzer bir kırgınlığın olmasına özen gösterdim. Böylelikle beni kendisine daha yakın hisssedebilirdi.

"Merhaba" diyerek karşılık verdi bana. Yüzündeki ifadesizlik değişmemişti. Ona öyle bir şey söylemeliydim ki konuşmayı devam etmek istemeliydi. Bir anlığına zihnimden binlerce cümle geçti. "Nasılsın" diye sorsam ona "sence nasıl olabilirim?" diye cevap verebilir bana. "Neden buradasın?" diye sorsam olumsuz başka bir cevap verebilirdi. Bu yüzden farklı bir yol seçmeliydim.

"Neden her şey sahte?" diye sordum ona. Aradığım soru buydu, ilgisini çekmiştim. "Çünkü gerçek saklandı ve kimse onu aramıyor" diyerek cevapladı bana. "Gerçeğin peşinde olanları da buraya kapatıyorlar sanırım" dediğimde onun dikkatini çekmeyi başarmıştım.

"Gerçeği yok ettiler artık kimse onu bulamıyor. Gerçek ortadan kaybolunca.." cümlesine devam ederken araya girip "elmalı bir telefonu aşk diye satmaya başladılar" dedim.

Hafifçe gülümsedi, yüzünde o kadar eğreti bir gülümseme vardı ki ne kadar doğru sözler söylediğimi anlamıştım. Konuşmaya başlamadan önce derin bir nefes aldı ki bu söyleyeceklerinin büyüklüğünü gösteriyordu "Aşkı öldürdüler." Cümlesini bitirdiğinde heyecanlanmıştım "Onu kim öldürdü?"

"Yasaklı sorular soruyorsun ama cevabını bildiğini söyleyebilirim" diyerek cümlesini bitirdi. Ben ise fazla dayanamayıp "kanıtın var mı?" diye sordum. Gülümsedi, o kadar farklı bir gülümsemeydi ki bu kanıtının olduğunu anladım ve "onu görmek istiyorum" dedim. Gülümsedi ve ben hücreme doğru ilerlemeye başladım.



Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook