Son yolculuk 46

Tekrardan odama dönmüştüm. Oraya oda demem alıştığımı gösteriyordu. Ancak bu alışma durumu beni esir tutanla karşı sempatimin olmaması ise beni Stokholm sendromundan uzakta tutuyordu. Buradaki kalan bazılarının yüzlerinde hoşnutluk görmüştüm. Demek ki uzun zamandır burada tutuluyorlardı ve onları değiştirmeyi başarmıştı. Acaba ben de buradan kurtulmayı başaramazsam onlar gibi mi olacaktım diye düşünüyordum.

Bir süre sonra kırgının sözlerini düşünmeye başladım. Elindeki kanıt ne olabilirdi bilmiyordum ama o kanıtın onda olması burada olmasının sebebiydi. Anladığım kadarıyla kanıta ulaşamamışlardı ve onu buraya atarak öğrenmeyi bekliyorlardı. Belki de bu sebepten ötürü özel bir odada işkence görüyor olabilirdi. Onu konuşturmak için ilaçlar enjekte edip daha sonra beklemeye başlamış olabilirlerdi. Demek ki kanıt onun yanında değildi. Büyük ihtimalle onu kimsenin bulamayacağı bir yere saklamıştı. Demek ki onu da buradan çıkarıp kanıtının yerini öğrenmem gerekiyordu.

Böyle bir kanıtın olduğunu düşünmek bile beni oldukça mutlu etmişti. Yüzüm tekrardan bir anlığına gülümsemişti. Bu mutluluğu birisi ile paylaşmak istemiştim. İnsanlar hep böyle yapar, mutluluğuklarını başkalarına anlatırlardı. Böylece mutluluklarının arttığını düşünürlerdi. Aslında bu durum kendini kandırmadan ibaretti. Başka bir insan anlattıklarınızdan sizin kadar mutlu olamazdı veya sizin kadar üzülemezdi. Acı çekmeden bahsetmiyorum bile. Ben de gölgeye anlatmak istedim ama ona güvenmemeye başlamıştım ve ona anlatacaklarımın sistem tarafından duyulacağını biliyordum. Bu yüzden konuşmamalı, tüm cümlelerimi içinde tutmalıydım. Neyse ki bu konuda deneyimliydim.

İçimde sistemi yok etmek için yeni bir umut doğmuştu.Tabi ki ben ne kadar anlatırsam anlatayım orada benim neler yaşadığımı asla anlayamayacaksın. Önce anlattıklarımı hissetmen gerekir yoksa beni bunca zaman boşuna dinlemişsin demektir. Eğer karşındaki insanın anlattıklarını hissetmez, kendin yaşıyormuş gibi düşünmezsen o kişiyi asla anlayamazsın. Bunu benden bir tavsiye olarak düşün eğer hayatında gerçekleri arıyorsan gerçek için hep derinliklere bakman gerekir. Aynı şekilde bir insanı tanımak istiyorsan o insanın derinliklerini bilmen gerekir.

Mesela ben sana anlatırken hüzünlünün söylerine başladığım sırada onun güzel olduğundan bahsettim ve sen acaba aramızda bir şey olabilir mi diye düşündün. Biliyorum bunu saklamana gerek yok. Öyle bir yerdeyim ki yemekte sadece kuru ekmek yiyorum, kimsenin olmadığı bir yerde esirim ve gölgelerle konuşuyorum. Tek amacım oradan kaçmak ama sen bunları görmeyip kırgın ile benim aramda bir şey olup olmadığını merak ediyorsun. Açık konuşayım sana bu yüzden kaybediyorsun sen. Aşkı televizyondaki magazin programlarındaki gibi sanıyorsun ve hep kaybediyorsun.

Neyse anlatıma geri döneyim ben en iyisi. Malum zaman azalıyor ve son başlamadan önce hikayemi bitirmek istiyorum.

Uyanık kaldığım vakitlerde düşünüyor, uyudum vakitlerde ise kabus görüyordum. Ben hep kabus gördüğüm için bu yeni bir durum değildi. Ancak kabuslarımda gölgenin var olması ve bana acı çektirmesi yeniydi. Demek ki geçen zamanla birlikte akıl sağlığımı kaybetmeye başlamıştım. Kabuslarımda gölge ve sistem bir olup bana işkence yapıyorlardı. Bir tane kabusumda onu benden almışlardı. Sistem onu benden uzaklaştırırken ben gölge ile savaşmıştım ama silahım yoktu benim. Bu nedenle gölgenin kılıcı tenimi parçalıyor, kesiklerden sızan kanın kokusu genzimi yakıyordu. Onu benden almalarına izin veremezdim asla.

Aynı kabusu tekrar ve tekrar görüyordum. Bunun sebebi onu kurtarmak istemem olabilirdi. Bir diğer yandan o kabusta eksik yaptığım bir şeyler vardı. İlk olarak her seferinde gölgeye yeniliyordum kazanmam için ilk önce onun kılıcını düşürmem gerekliydi ancak bu işe yaramadı. Yani benim de bir silahım olması lazımdı. Silahım olursa eğer gölgeyi yenebilirdim.

Her şeyi sırası ile anlattığım için bu bölüme daha sonra geleceğim. Garip bir biçimde ekmekte farklı bir koku almaya başlamıştım. Demek ki anlamışlardı ve ekmeğime de ilaç kokuyorlardı. Eğer onu da yemezsem daha fazla dayanamazdım. Zaten çok sağlıksız bir şekilde besleniyordum ve giderek güçsüzleşiyordum. Giderek zayıfladığımın farkındaydım ve bunu onlar da görebilirdi. Bir şeyler yemeliydim ama ne yiyeceğimi bilmiyordum. Belki de kuruntu yapıyordum ama hiçbir şeyi şansa bırakmak istemiyordum. Her gün bir başka sorundu benim için.

Neyse ki Pazar günü gelmişti ve dışarıya çıkacaktım. Bu sefer öfkeli ile konuşmam gerekliydi. Onunla konuşup buradan kaçmak istiyordum. Hala bir planım yoktu ama onun da bir zamanı vardı eğer o zaman gelirse. Yoksa bu duvarların arasında çürüyüp giderdim.

Son Yolculuk






Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook