Son yolculuk 47

Tekrar dışarıya çıktığımda gözüm öfkeliyi aradı. Ancak önce hüzünlü ile göz göze geldik ve başımla selam verdim ona. O ise gülümseyerek karşılık verdi bana. Gülümsemesindeki iğneleyicilik hala devam ediyordu ve giderek büyümüştü. Ondan uzaklaşırken kırgını gördüm ve o ise bana daha sonra der gibi bir işaret yaptı. Soracağım soruları biliyordu ve şu anın uygun olmadığını düşünüyordu herhalde. Ancak acelem yoktu benim. Aslında vardı ama yoktu.

Öfkeliyi gördüğümde askerlerden birisiyle tartışıyordu. İşte fırsat bu fırsat dedim ve yanlarına yaklaştım. Öfkeli sol yumruğunu havaya kaldırdığı sırada sağ elimle yumruğunu tuttum "şimdi zamanı değil." dedim. Gözleriyle bana baktı ve o an öfkesini bana yönelttiğini fark ettim ama benim korkacak bir şeyim yoktu. Hafifçe ona doğru eğildim ve "etrafına bir bak, hiç şansın yok ama merak etme her şeyin zamanı gelecek" dedim. Yüzü hafifçe gülümsedi. Onu ilk kez gülümserken görüyordum.

Daha sonra başka askerler geldi ve ikisinin arasına girdi. İki kişi öfkeliyi kollarından tuttu ve yere çöktürdü. "Bir sorun mu var efendim" dediğimde askerlerin başı olduğunu tahmin ettiğim kişi yüzünü bana doğru çevirdi. "Sorun arkadaşın" dedi bana "rahat durmuyor." "O benim arkadaşım değil ama siz onu affedin. Eğer davranışını tekrarlarsa daha ağır bir ceza verirsiniz." dediğimde öfkeli başıyla onayladı ve askerler onu serbest bıraktı.

Askerler uzaklaşmaya başladığında onun yanına eğildim ve kulağına "Merak etme" dedim. "Çok yakında intikamımızı alacağız onlardan. Sadece benden haber bekle"

Ayağa kalktıktan sonra konuşmaya ve gülmeye başladık sanki hiçbir şey olmamış gibi. Aslında çok şey olmuştu ama o an bunların önemi yoktu. Daha sonra kırgın yanımıza geldi ve üçümüz sohbet etmeye başladık. Bu orada gördüğüm ilk birleşmeydi ve oldukça önemliydi. Ancak dikkat çekmemek gerekiyordu ve öfkeli bir süre sonra aramızdan ayrıldı. Onun yüzünde açan gülümsemenin tek bir sebebi vardı "umut" ve o umudu yüreğine ben enjekte etmiştim. Onun nasıl birisi olduğunu merak ettim ama. Bana sorarsan her şeyi kaybetmiş bir adamdı o. Evini, ailesini, sevdiklerini kaybetmiş ve öfkesinden sistemi yıkmayı denemişti. Ancak düşündüklerimin ne kadar gerçek olduğunu bilmiyordum ve bunun bir önemi yoktu.

Öfkeli gittikten sonra kırgın ile yalnız kalmıştık. "Ne yapmayı planlıyorsun" diye sordu bana. " "Hiçbir şey" diyerek cevapladım ve hafifçe gülümeseyerek göz kırptım. Ne demek istediğimi anlamıştı ve "planına beni de dahil et" dedi. İşte mutlu olmamı sağlayacak cümleydi bu. Memnuniyetimi "sensiz adım atmam" diyerek gösterdim ve bunu söylerken elimi omuzuna koydum. Bizi bu şekilde gören hüzünlü ise yanıma doğru yürümeye başladı.

Yanımıza geldiğinde "Siz ne yapıyorsunuz burada?" diye sordu. Demek ki aramızda oluşan bağ onu etkilemişti. "Hiç bir şey halay mı yoksa horun mu çeksek diye düşünüyorduk" dedim. O ise güldü ve "Halay çekelim" dedi. Hepimizde yanımızdakinin serçe parmaklarından tuttuk ve hareket etmeye başladık. Bizi gören başkaları da aramıza katıldı ve giderek genişledik. Karanlığın tam ortasında bir ışık yakmıştık ve bu ışık giderek büyüyordu. Havasında acı olan bu mekanda gül kokusu yayılmaya başlamıştı artık ve insanlar eski günlerini hatırlıyordu.

Elbette bu tehlikeliydi. Bir isyanın başlama noktasıydı ve sistem buna izin veremezdi. Bu yüzden iznimizi erken kestiler ve bizi tekrardan hücrelerimize kapattılar. Artık bize daha dikkat edeceklerdi ama bunun bir önemi yoktu. O gün çok önemliydi çünkü ilk kez insanlar birlikte hareket etmişti ve sistem bundan çok korkardı. İnsanlar bir araya gelirse sistemin karşısında yapacak bir şeyi yoktu. Bu yüzden sistem insanları birlikte hareket etmesini önlemek için onları düşünmekten uzaklaştırmak isterdi. İnsanlar sadece onun istediği zamanlarda bir araya gelebilirdi.

Aynı zamanda bizimle birlikte halay çeken insanlar korkmadıklarını göstermişti. Korkusu olmayan insan her şeyi yapabilirdi bu yüzden sistem bize yeni korkular vermeliydi. Ancak onun için artık çok geçti çünkü insanlar eski günlerini hatırlamış ve hep beraber kahkaha atmıştı. Özgürlük düşüncesi damarlarında dolaşmaya başlamıştı ve bir süre sonra o düşünce damarlarına sığmayacaktı.

Ben ise tekrardan odama döndüm ve gölge ile baş başa kaldım. Tabi artık ekmek de yemediğim açlık dayanabileceğim noktayı çoktan aşmıştım. Bir şeyler yemem gerekiyordu ve odada örümcekler ve fareden başka hiçbir şey yoktu.





Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook